“Göklerin altında tek şeytan. Yeryüzünün üzerinde basit bir tavuk.. “ #Emperor’s Domination

I Shall Seal The Heavens - Bölüm 32: Bu Parmak Bana Aşağılanma Getirdi. Bugün onu Sakatlayacağım!


 

Çeviri: Ratel Düzenleyici: Fullbringer

 

//https://www.youtube.com/watch?v=FKXsdcE1A_Q

 

Meng Hao’nun uçan kılıçları ve Wang Tengfei’nin özel büyü teknikleri çevredeki geliştiricileri dehşete düşürmüştü. Artık Meng Hao’ya yukarıdan bakmıyorlardı, dahası onun büyülü eşya koleksiyonundan etkilenmişlerdi.

 

Sadece onlar değil, Shangguan Xiu, Yüce Elder Ouyang ve hatta Tarikat Lideri He Luohua ilgiyle ona bakıyorlardı.

 

Wang Tengfei geliştirici akranları arasında korku salmaya yetecek kadar güçlüydü. Herkes bunu biliyordu, Meng Hao ile Wang Tengfei’nin kafa kafaya savaşması, izleyen herkesi elektik çarpmışa döndürmüştü.

 

O anda 40 uçan kılıç farklı yönlerden önüne doğru toplandı ve yoluna çıkacak her canlıyı paramparça edebilecek bir kılıç fırtınası şeklini aldı. 6. seviye Qi Yoğunlaştırmadaki normal birinin buna karşı durması çok zordu.

 

Meng Hao biraz daha kan öksürdü. Ayakta kalmasını sağlayacak tek şey durmadan Şeytani Çekirdekleri özümsemesiydi.

 

Meng Hao’nun 40 kılıcıyla Wang Tengfei’nin ikinci parmak saldırısı karşılaştığında bir patlama sesi yankılandı. Kılıçların yarısından çoğu parçalanmıştı ancak parmak saldırısı Meng Hao’ya biraz daha kan öksürtmekten daha fazlasını yapamamıştı.

 

Başka biri olsa bunları gördükten sonra Meng Hao ile uğraşırken daha dikkatli olurdu, ama Wang Tengfei her zamanki gibi kayıtsızdı. İleri doğru bir adım attı ve parmağını üçüncü sefer savurdu.

 

Meng Hao’nun ruhsal enerjisi neredeyse tükenmişti. Ama kendini yenilemek için kullanabileceği pek çok şeytani çekirdeği vardı. Tüm bu süre boyunca ruhsal enerjisini neredeyse aynı düzeyde tutmayı başarabilmişti. Wang Tengfei’nin üçüncü hamlesini izlerken, su kabağı şişeyi parçalayan o saldırıyı hatırlamadan edemedi. Gözlerindeki öldürme niyeti güçlenmişti. Geri çekilmedi, tam aksine ileri doğru bir adım attı, elbisesinin uçları büyülü hareketlerle dalgalandı. Depolama çantalarının üçü yada dördü titremeye başladı ve sonra izleyicilerin meraklı bakışları altında aniden birbiri ardına kılıç auraları belirdi.

 

Kollarını sallayarak bir dalga, iki dalga, üç dalga uçan kılıç gönderdi. Kılıçlar göz kamaştırıcı bir kılıç yağmuruna dönüştüler. Bir kılıç, on, yirmi, otuz kılıç… Dört dalganın içinde toplam yetmiş kılıç vardı, inanılmaz bir kılıç aurası Wang Tengfei’ye doğru uçuyordu.

 

Meng Hao durmadan kan öksürüyordu, ardından tıbbi hapları özümsüyordu. Gözleri tamamen kan çanağına dönmüştü ancak içindeki öldürme niyeti hiç olmadığı kadar güçlüydü. Ruhsal enerjisi tamamen tükense bile elinden geleni ardına koymayacaktı!

 

Wang Tengfei soğukça öksürdü. Bu kadar insan bakarken saldırıdan kaçınmak istemiyordu ama ona doğru gelen çok fazla uçan kılıç vardı. Düz bir hatta yaklaşıyorlarmış gibi görünüyorlardı ancak saldırıyla ilgili bir şeyler canını sıkıyordu. Eğer saldırıyı atlatmaya çalışırsa yine de kendi ölümüne yürüyeceğini söyleyen kötü bir hisse sahipti.

 

İlk kez Wang Tengfei’nin gözlerinin içinde bir şeyler titriyordu. Parmağını tekrar kaldırdı ve aceleyle hareket ederek dördüncü saldırısını yaptı. Önünde bir dalgalanma oluştu ve yayılmaya başladığı anda, Meng Hao’nun parmakları hareket etmeyi durdurdu ve el ayalarını tam önünde birleştirdi.

 

“Rüzgar Düzeni: Kılıç!” bu kelimeler Meng Hao’nun dudaklarından dökülür dökülmez, yetmiş uçan kılıç aniden birbirleriyle birleşmeye başladı.

 

Dördüncü dalga hızlanıp üçüncü dalgayla birleşti ardından bunlar beraber ikinci dalganın içine karıştılar, son olarak da tüm bu kılıçlar ilk dalgadaki kılıçlarla bir bütün oluşturacak şekilde kaynaştı. İzleyiciler şok içinde nefessiz kalmışlardı. Sonra süpürücü bir rüzgar 70 kılıçlık bütüne her yönden baskı yaparak onu düzgün bir şekle soktu! Uzaktan devasa bir uçan kılıç gibi görünüyorlardı.

 

Bu, Meng Hao’nun Rüzgar Kılıcı yeteneğinin yardımıyla yarattığı Uçan Kılıç Matrisiydi. Bu, siyah dağda yaşadıklarından sonra yarattığı bir kılıç tekniğiydi. Wang Tengfei’ye doğru durdurulamaz bir güçle fırlatılmıştı. Wang Tengfei’nin yarattığı dalgalanma devasa bir güç tarafından sıkıştırılmışçasına titremeye başladığında sağır eden bir ses çıktı. Bu da Wang Tengfei’nin ilk defa geri adım atmasına neden oldu.

 

“Beni geri adım atmaya zorlamak ne kadar da küstahça.” Bu savaşın başından beri Meng Hao ile ilk konuşmasıydı. Sol eliyle depolama çantasını tokatladı ve parıldayan, kristal bir heykel ortaya çıktı. Bu canlı ve gerçek gibi görünen bir at heykeliydi, tamamen enerji ve ruhla dolu gibi görünüyordu.

 

Bir kişneme sesi havayı kapladı ve kristal heykelcik hayat buldu, ardından Wang Tengfei’nin avucundan Meng Hao’nun devasa kılıcına doğru uçtu. Çarpıştıkları anda, devasa kılıç uçtan içe doğru çökmeye başladı. Kılıçlar tabaka tabaka soyuluyor ve kristal at tarafından yok ediliyordu. Bir anda devasa kılıcın büyük bir bölümü yok edilmişti ve geriye kalan tek şey kabza kısmıydı. Uçan kılıçlar her yöne saçılmıştı.

 

Bunu gören izleyicilerin kalpleri yerinden çıktı ve demin neler olduğunu zihinlerinde işlemek için çok az zamana sahiplerdi. İnanabileceklerinden çok daha ötesinde şoke olmuşlardı.

 

Ve sonra, tam devasa kılıç kabzasına kadar eridiği sırada, diğer kılıçların ortasından başka bir kılıç fırladı. Tahtadan yapılmış bir kılıç, kristal ata doğru hedeflenmişti ve ikisi çarpıştığında savaş boyunca çıkmış bütün seslerden daha gürültülü bir patlama sesi duyuldu. Ses defalarca yankılandı.

 

Şu anda tahta kılıç Meng Hao’nun kontrolündeki tek kılıçtı. Şu ana kadarki diğer her şey bu tahta kılıcı saklamak ve onu sürpriz bir saldırıda kullanmak içindi.

 

Bir zamanlar Wang Tengfei’nin almaya niyetlendiği kılıç Meng Hao’nun ellerindeydi. Wang Tengfei’ye göre bu bir hazineydi ancak Meng Hao’ya göre bu silah 2000 Ruh Taşı değerindeydi. Ne kadar güçlü olursa olsun, bu silah Meng Hao’nun elindeki en güçlü şeydi, tabii ki kullanmak zorundaydı.

 

Sağır edici patlamanın ortasında, kristal at sarsılmaya başladı ve yüzeyinde çok sayıda çatlak belirdi. Sonra basitçe parçalarına ayrıldı.

 

Wang Tengfei’nin yüz ifadesi anında değişti. Kalan uçan kılıçları da beraberinde taşıyan tahta kılıç ona doğru fırlatılmıştı. Kılıçlar yaklaşırken refleks olarak elini kaldırdı. Gelişim merkezini parmağında odaklayarak başka bir patlayıcı güç oluşturdu. Güç tüm uçan kılıçların yön değiştirip savrulmasını sağladı, ama tahta kılıcın değil. Tahta kılıç yoluna devam edip Wang Tengfei’nin parmağına saplandı ve onu kanlı parçalara ayırdı. Ardından uçarak Meng Hao’nun yanına dönüp havada asılı kaldı.

 

“O parmak bana aşağılanma getirdi,” Meng Hao yavaşça konuştu. “Bugün onu sakatlayacağım!” Büyük miktarda kan tükürdü, geriye doğru birkaç adım attı. Ağzının köşelerinden kan damlıyordu.

 

K.N: Evet sayın okuyucular yine bir beton yetmezliğiyle karşı karşıyayız. :D

 

Wang Tengfei parmağındaki ağrıyı görmezden gelerek geriye doğru birkaç büyük adım attı, gözleri inanmazlıkla doluydu. Meng Hao’nun yanında havada asılı duran tahta kılıca bakıyordu. Meng Hao’nun demin dediği şeyler kulaklarında çınlıyordu. Ve ardından içini kelimelerle ifade edilemeyecek bir öfke doldurdu.

 

Bu kılıcı tanıyordu!

 

Wang Tengfei’nin parmağının parçalara ayrıldığı sırada meydandaki tüm geliştiriciler şok olmuşlardı. Konuşma uğultusu tekrar yükseldi.

 

“Meng Hao, Büyük Kardeş Wan Tengfei’nin parmağını parçaladı. Bu… Bu olamaz!”

“Büyük Kardeş Wang yaralandı. O seçilmiş olan ancak Meng Hao onun parmağını koparttı… Meng Hao...”


“Bu kadar fazla uçan kılıcının olması korkutucu. Ve onlardan yetmiş tanesini devasa bir kılıç yapmak için kullandı. Ne kadar nefes kesici!”


Shangguan Xiu derin bir nefes çekti. Olmakta olan her şey hayal almayacak düzeydeydi. Şaşıran tek kişi o değildi. Yüce Elder Ouyang ayağa kalkmış ve Meng Hao’ya bakıyordu, Gözlerinde derin bir takdir ve yoğun bir beklenti vardı.

 

Doğu Dağının tepesindeki He Luohua bile parıldayan gözlerle Meng Hao’ya bakıyordu.

 

Konuşmaların sesleri Wang Tengfei’nin kulaklarına ulaşıyordu ama bunları hiç duymuyormuş gibi onları hiç önemsemiyordu. Gözleri öfkeyle yanıyordu ve Meng Hao’nun çevresinde dönen tahta kılıca canice bir ifadeyle bakıyordu.

 

“Yani o sendin!” Wang Tengfei bir zamanlar parmağının olduğu yerden sızan kanı durdurmaya tenezzül bile etmedi. Daha önce hayatında sadece bir defa sinirlenmişti o da o mağaraya girdiğinde yıllardır peşinden koştuğu hazinenin çalındığını anladığı zamandı. İçten içe yaşadığı aşağılanma, delilik ve bu gizemli hırsıza olan nefreti o gece kemiklerine kadar kazınmıştı.

 

Bu mesele onun en büyük pişmanlığıydı. O günkü tiz çığlıkları hala zihninde yankılanıyordu. Sık sık gecenin derin sessizliğindeki meditasyonlarından sarsılarak uyanıyor, kalbi kanıyor, aptal gibi hissediyordu. Bu konuyu düşündüğünde her defasında delirme dürtüsüyle savaşıyordu.

 

//Hao reis fena koymuş :D

 

Bugün hayatında ikinci defa öfkeleniyordu. Kılıcı tanımıştı. Onun gözünde bu kılıç ona aitti, dünyaya ve göklere hükmetmekte kullanacağı değerli hazinesi. Ve bugün… O burada, Meng Hao’nun kirli ellerindeydi.

 

“Yani o sendin!” Wang Tengfei’nin gözleri cinayet sahneleriyle doluydu. Meng Hao’yu öldürme isteği daha güçlü olamazdı. Bu bakış onun her zamanki sakin duruşundan o kadar farklıydı ki çevredeki geliştiriciler birbirlerine bunun hakkında bir şeyler fısıldamadan duramadılar.

 

“Benim hazinemi çalan sendin!” Wang Tengfei tahta kılıca bakıyordu, gözlerinde cinayetler dönüyordu. Meng Hao’yu parçalarına ayırmaya dair baskıcı bir arzu hissediyordu. Aniden gülmeye başladı, gülüşü bütün meydanı kaplarken daha da korku saçan bir hal almış gibiydi.

 

“Büyük Kardeş Wang’ın neden bahsettiğine dair hiçbir fikrim yok.” dedi Meng Hao soğukça, ağzının kenarındaki kanı silerken. “Bu kılıç senin mi? Karıştırmadığına emin misin?” Ağzına birkaç tane şeytani çekirdek attı.

 

“O kılıcı almak için yıllardır plan yapıyorum. O dünya üzerinde türünün tek örneği. Yüzeyindeki altın çizgileri Cennetler tarafından kazındı. Tabii ki karıştırmıyorum, aptal çocuk.” Wang Tengfei gökyüzüne baktı ve güldü. Bu kötücül bir kahkahaydı, çevredeki herkesi üşütecek kadar soğuk bir kahkaha.

 

//Kitap sonuna 75 bölüm kaldı.

//Sevgiler selamlar Ratel-nim geri döndü...

//Fullbringer’i de yanında getirdi...

 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1301

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1108

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 916

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 843

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 732

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 683

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 661

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 615

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 561

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 534

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 423

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 208

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 190

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 145

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 143

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 112

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 74

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 16619 Üye Sayısı
  • 452 Seri Sayısı
  • 22374 Bölüm Sayısı


creator
manga tr