Eğer hakim olsaydım, yapacağım ilk şey kölelik ve aristokratik sistemi değiştirmek olurdu. Eğer kanunun karşısında eşitsek, o zaman herkes her şeyde eşit olmalı ve sınıf farklılıkları olmamalı! #The Dark King

I Shall Seal The Heavens - Bölüm 208


Bölüm 208: Çiçeği Katletmek İçin Göklere Danışma



İri, mor cübbeli adamın içinde acı ve umutsuz bir his yükseldi. Hemen bütün savaşma iradesini kaybetti. Erken Temel Kurulum aşamasında bir Gelişimci olarak Temel Kurulumun büyük döngüsünü tamamlamış birine karşı koyma cesaretinde bulunamazdı.



Meng Hao ona sakince yaklaşırken adam bir kaç adım geriledi. Hiç tereddüt etmeden ellerini kenetledi ve ona selam verdi.



Selamlar, kıdemli.” dedi. Ardından diğerlerine dönerek, “Hey siz, neden kıdemliye saygılarınızı sunmuyorsunuz!?” Kendi kendine mırıldanan ve titreyen İkinci Kardeş Huang hemen oraya geldi ve Meng Hao’yu saygıyla selamladı.



Kalbi korkuyla doluydu. Biraz önce kuzu sandığı birinin aniden şeytani bir iblise dönüşeceğini nereden bilebilirdi ki?



Üçüncü ve Dördüncü Kardeşlerin yanı sıra sarı cübbeli adam da hemen onlara katıldı. Tüm vücutları titreyen beş kardeş Meng Hao’yu defalarca selamladılar.



Aralarında en üzgün ve pişman olan kişi tabii ki sarı cübbeli adamdı….



Mor cübbeli adama baktığında yüz ifadesinin derin bir kinle dolu olduğunu gördü. Sarı cübbeli adamın gözleri karardı ve korkudan neredeyse düşüp bayılacak gibi oldu.



Hafifçe öksüren Meng Hao kristal tahta oturdu. Beş adam o an Meng Hao’nun biraz önce durduğu yerde dikiliyordu….



Yaşlı ressamında gözlerinde korku vardı.



Mor cübbeli adamın kalbi endişeyle dolmuştu ve tüyleri diken dikendi. “Efendim….” dedi. Artık neler olduğunu anlamıştı. Vücudu titredi.



Meng Hao ona bakarak konuştu, “Gelişim Merkezinle ilgili bazı sorunlarının olduğunu görüyorum. Yıllardır tek Tao Sütununda saplanıp kalmışsın. Şuna ne dersin: Elimde senin için oldukça yararlı bir tıbbi hap var.” Elini kaldırdı, içinde bir tane tıbbi hap vardı.

 

Bu hap Temel Kurulum aşaması için oldukça sıradan bir haptı. Fakat, etkisi biraz….



Bunun için kaç Ruh Taşı ödeyebilirsin?” diye sordu Meng Hao sakince.



Uh….” Mor cübbeli adam dişlerini sıktı, ardından depolama çantasını çıkarttı ve onu Meng Hao’ya verdi. Meng Hao hafifçe kaşlarını çattı, bunun üzerine mor cübbeli adam titreyerek diğerlerine döndü ve onlara öfkeli bir bakış attı. Bu bakış dört adamı korkudan titretti. Birer birer depolama çantalarını çıkarttılar. En sonunda mor cübbeli adam yıllardır Ölümsüzler Mağarasında biriktirdikleri bütün eşyaları ve serveti çıkartarak Meng Hao’ya sundu. Tüm bunlar sadece bir tıbbi hap içindi.



Meng Hao her zamanki ifadesiyle çeşitli eşyaları ve diğer nesneleri topladı. Ardından suratı asık olan sarı cübbeli adama, daha sonra da İkinci Kardeş Huang’a baktı.



Burada bir ışınlanma portalı olduğundan bahsetmiştiniz?



Evet, evet.” diye cevap verdi İkinci Kardeş Huang. Hemen konu hakkında bilgi vermeye başladı: “Aslında portalı biz getirmedik, bu Ölümsüzler Mağarasının şans eseri keşfettiğimiz doğal bir fonksiyonuydu. Işınlanma portalı çalışıyor ama sadece tek bir noktaya ışınlanma gerçekleştirebiliyor.” Kalbinde güçlü bir acı vardı, aynı zamanda sarı cübbeli adama karşı kin de barındırıyordu. “Lanet olsun sana Beşinci Kardeş...” diye düşündü. “Sen bu adamı nereden bulup getirdin? O bir çeşit Patrik gibi bir şey!!



Meng Hao başını salladı. Ruhsal Duyusunu kullanarak çoktan ışınlanma portalının yerini tespit etmişti. Beş adama gözleri çevirdikten sonra aniden kolunu salladı. Beş adam hiçbir direnç gösteremeden ortadan kayboldular. Meng Hao’nun Kozmos Çantasındaki kan renkli maskenin içindeki dünyaya girerken tek görebildikleri şey bulanıklıktı.



Her yer kan rengindeydi. O sırada et peltesi, gözleri boş boş bakan zayıf Li Klanı Patriğine eğitim veriyordu. Adam tam bir ölü gibiydi, vücudu kendini koyvermişti.



Et peltesi hemen yanında beş Huang Klanı üyesiyle birlikte ortaya çıkan Meng Hao’yu fark etti. Gözleri heyecanla doldu ve aniden Li Klanı Patriğini bir kenara bıraktı.



Zorbalar!” diye bağırarak oraya uçtu. “Kokularından anladım. Onlar zorba insanlar, hepsi de ahlaksız!!!” Et peltesi papağan kafaları karışmış ve korkuyla dolmuş olan Huang Klanı üyelerinin etrafında bir kaç tur attı. Et peltesinin keyfine diyecek yoktu.



Meng Hao hemen boğazını temizledi ve konuştu: “Kıdemli, bunlar bir kaç gün önce getireceğime söz verdiğim zorba insanlar. Habis yoldan dönmek için senin eğitimine ihtiyaçları var.



Harika, harika...” dedi et peltesi başını sallayarak. “Sen sözünü tuttun, ben de tutacağım. İlk önce onları bir sayayım.” dedikten sonra kanatlarını çırparak iri, mor cübbeli adamın omuzuna kondu.



Bir… İki… Üç…” Et peltesi saymaya başladı, ilk önce mor cübbeli adamdan başladı, ardından İkinci ve Üçüncü Kardeşlerle devam etti. Bakışları Dördüncü Kardeşin üzerine geldiğinde aniden şok içinde bakakaldı. “Bir… İki?” Kanatlarını çırparak sarı cübbeli adama ulaştı. Aniden, öfkeli, aşağılanmış bir ifade takındı. Hemen Meng Hao’ya döndü. “Yalancı!!



Meng Hao et peltesine şaşkın şaşkın bakakaldı.



Bak!” diye kükredi et peltesi öfkeyle. “Bir, iki, üç, bir, iki!! Bana iki tane zorba getirmişsin, ben senden üç tane istemiştim! Ben üç tane zorba istiyorum!!” O sırada gerçekten de kandırıldığını düşünüyordu.



Meng Hao öylece bakakalmıştı. Aniden her şey belli olmuştu. Bu lanet olası et peltesi sadece bir, iki ve üçü mü biliyordu?



Meng Hao hiç tereddüt etmeden sarı cübbeli adamı ve Dördüncü Kardeşi sürükledi. Aniden ortadan kayboldular.



Ufak bir hata yapmışım.” dedi Meng Hao hemen. “Neden tekrar saymıyorsun?



Bunun üzerine et peltesi tekrar dikkatlice saymaya başladı. “Bir, iki, üç… Haha! Üç kişi! Üç zorba insan. Harika, harika.” Tekrar heyecanla dolan et peltesi kanatlarını çırptı ve etrafta bir kaç tur attı. Aniden ondan yıldırım gibi parlak bir ışık Meng Hao’ya doğru fırladı.



Meng Hao bundan kaçınmadı. Yıldırım parıltısı ona vurdu ve Ruhsal Duyusuyla birlikte eridi.



Bu benim yıldırım iradem.” dedi et peltesi, o sırada mor cübbeli adamın omuzuna konmuştu. “Onu kullanarak bir kez şekil değiştirebilirsin. Daha sonra başka zorbalar da getirdiğinden emin ol!” Mor cübbeli adama dostça bir ifadeyle baktı. “Hey. Merhaba. Benim adım Nihai Eziyet. Seninki ne?



İri mor cübbeli adam şaşkındı. Meng Hao adamın cevap vermesini bile beklemeden kan renkli maskenin içinden çıktı. Adam cevap verdikten sonra neler olacağını hayal edebiliyordu. Onları acı dolu günler bekliyordu….



Ölümsüzler Mağarasına dönen Meng Hao oraya oturdu, yüzünde düşünceli bir ifade vardı.



Et peltesi sadece üçe kadar sayabiliyor… Bu oldukça iyi.” Bir süre sonra yüzünde donuk bir ifadeyle oturan yaşlı ressama baktı.



Kıdemli...” dedi yumuşak bir sesle. “Sen hangi köydensin? Seni evine götürebilirim.



Adam korkmuş gibiydi. Bir an tereddüt ettikten sonra titrek bir sesle konuştu, “Ama… Resmim hala bitmedi. Senin resmini çizmem de bir sakınca var mı?” Gözleri beklentiyle doldu.



Meng Hao bir an şaşırdı. Ardından gözleri kısıldı ve yaşlı adama dikkatlice baktı. Adam her yönden bir ölümlüye benziyordu. Meng Hao bir süre sonra başını aşağı yukarı salladı. “Çok teşekkür ederim efendim.” dedi ve kristal tahtta oturmaya devam etti.



Yaşlı adam derin bir nefes aldı ve ardından titreyen elleriyle boya fırçasını kaldırdı. Meng Hao’ya bakarak resmini çizmeye başladı.



Zaman yavaşça akıp gitti. Meng Hao dört saat boyunca sabırla bekledi. Yaşlı adam hevesle resim çiziyor, Meng Hao hareketsiz oturuyordu.



Bir süre sonra yaşlı adam fırçayı elinden bıraktı. Karşısındaki tabloya şöyle bir baktı ve gözleri tatminkar bir ifadeyle doldu. Meng Hao’ya dönerek gülümsedi.



Bitti.” dedi. “Bir göz atın. Size benziyor mu?” Adamın yüzü beklentiyle doluydu.



Meng Hao gülümsedi. Ayağa kalktı ve yaşlı adama doğru yürüdü. Tuvale baktığında etrafı dağlarla çevrili olan genç bir adamın bir sandalyede dik bir şekilde oturduğunu gördü. Resmin iyi olduğu söylenemezdi ama onda doğru görünmeyen bir şeyler vardı. Resimdeki tip Meng Hao’yu sadece yüzde otuz oranında andırıyordu.



Çok iyi.” dedi Meng Hao, gülümseyerek başını salladı. “Şuradaki iki işaret de ne?” Elini kaldırarak tablodaki iki uzun, kalın işarete doğrulttu. Meng Hao onların ne anlama geldiğinden emin değildi.



Hepimizin üzerinde ne var?” diye sordu yaşlı adam gülümseyerek.



Meng Hao şaşırmış bir şekilde adama baktı. Ardından gülümseyerek “Gökyüzü.” dedi.



Biraz daha düşünün.” dedi yaşlı adam cevap olarak. Yüzündeki gülümsemenin ardında bir çeşit gizli anlam var gibiydi. Biraz öncekinden tamamen farklı biri gibi görünüyordu. Meng Hao bir an düşündü ve ardından yukarı baktı. Görüşü Ölümsüzler Mağarasından geçerek yukarıdaki gökyüzüne ulaşırken gözleri pırıldadı.



Biraz zaman geçtikten sonra tekrar kafasını aşağı indirdi. Bunun ardından bir anda göz bebekleri büzüldü. Yaşlı adam.... Ortadan kaybolmuştu!



Aniden Ölümsüzler Mağarasını dolduran kadim bir ses Meng Hao’nun vücudunu titretti. Ruhsal Duyusu bir anda paramparça oldu. “Dünya Ağacının on bin yıllık iradesi sayesinde, benim kalıntı benliğim bugün burada. Bugün buraya gelerek senin resmini çizmem kaderdi. Diriliş Zambağının gerçek formunu mühürledim, onun doğal yeteneğini arıttım ve onu senin ruhunla bütünleştirdim. Mühürlü durumdayken sana zarar veremeyecek. Dahası, Diriliş Zambağının bitki ve ot doğal yeteneğini kullanabileceksin. Yeterli zaman geçtiğinde çiçeğe mühürlenmiş olan kalıntı irademden kurtulabilirsin. Her on bin yılda bir, bir kişiyi hafızama işlerim. Ayrıca, benim hafızamda var olan birisi Ji soy ismine sahip olanların Karmik Bölmesi tarafından yok edilemeyecektir.”



Meng Hao uzun bir sürenin ardından derin bir nefes aldı. Bakışlarını tabloya çevirirken gözleri ışıl ışıl parladı. Şok ve hayretler içinde bakakaldı.



Tablodaki görüntü Meng Hao’ya ait değildi, o… Diriliş Zambağıydı!



Vahşi, isteksiz ve hatta deli gibi bir görünüme sahipti. Tablonun içinde mühürlenmiş gibiydi! Görüntü son derece gerçekçiydi!



Ayrıca tabloda bazı yazılar vardı.



Diriliş Zambağının yedi renkle çiçek açtığı gün, yapraklar düşer, Ölümsüzlüğe Yükseliş bin yılda gelir. Karma, Ölümsüz Dağında gizlidir. Çiçeği katletmek için Göklere danışma.



Güney Cenneti Gezegeninin Güney Diyarında genç dostum için resmedilmiştir.



Shui Dongliu.




R.N: bu adamın ismi 194. ve 197. bölümlerde geçmişti.




Fullbringer Notu: Aldığım spoilerlara göre bu adam baya efsaneymiş dostlar. İşleri bitirince az daha spoiler kasarım.

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1066

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 969

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 811

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 769

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 640

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 587

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 579

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 569

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 511

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 481

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 272

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 200

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 167

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 167

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 135

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 114

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 106

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 78

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 11572 Üye Sayısı
  • 312 Seri Sayısı
  • 16337 Bölüm Sayısı


creator
manga tr