"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

I Shall Seal The Heavens - Bölüm 166


Bölüm 166: Nihai Eziyet bir Efendiye Bağlanıyor!



Antik kayıtlara göre, bu Nihai Eziyet.” dedi Mor Elek Patriği. “Asla bir efendiye bağlanmamıştır, gök gürültüsünü sever ve yıldırım yer. Fakat onu en çok heyecanlandıran şey yıldırım değil insan vücudundaki elektriktir!



Yüz Ruh Kulesinin içindeki yüzlerce Gelişimcinin Gelişim Merkezi güçlerinin yanı sıra Tao Sütunlarının içinde elektrik var. Bu şey, daha önce bu kuleden yayılan muazzam, soyut aura gibisiyle karşılaşmadı!” Adam yavaş yavaş geri çekilen et peltesine baktı.



Mor Elek Patriğinin yanındaki orta yaşlı güzel kadın da ona bakıyordu. İkisi de Gelişim Merkezlerini döndürmeye başladılar. Her an hareket etmeye hazır gibilerdi.



Nefes nefese olan Mor Elek Patriği güzel kadınla iletişim kurmak için Kutsal Duyusunu kullandı: “Biraz daha bekle. Bu şey çok hızlı, eğer kaçmaya yeltenirse bir Tarikat Patriği bile onu canlı yakalayamaz. İnanılmaz bir aurası var ve eğer ele geçirilirse kendi kendini yok ederek reenkarnasyonunu bekleyebilir. Eğer bu olursa, tekrar ortaya çıkması kim bilir kaç bin yıl alır…



Onun Yüz Ruh Kulesini tüketmesini beklemeliyiz. İçeride, dışarıdaki üç Patriğin yaptığı büyüyle desteklenmiş bir mühür var. Bu mühür onun kendini yok etme gücünü devre dışı bırakacak. Ardından da biz onu canlı bir şekilde yakalayabileceğiz!!



Et peltesine bakan Meng Hao’nun kaşları kırıştı. Tahminlerine göre bu et peltesi oldukça uğursuz bir eşyaydı. Kazanın içinde bir çok insanın ölümüne neden olmuştu. Hatta en sonunda konuşarak Meng Hao üzerinde tuhaf bir hissiyat yaratmıştı. Meng Hao bu şeyi gerçekten sevmemişti.



Demek Siyah Elek Tarikatının peşinde olduğu şey buymuş.” Meng Hao on nefeslik süre boyunca düşüncelere daldı. İyi şans efsunu neredeyse etkinleşmek üzereydi ve kullanılabilir hale gelmek üzereydi. Meng Hao sakin bir ifadeyle olanları izlemeye devam etti. İçten içe, bir anda oradan ayrılmaya hazır haldeydi.



Yukarıda, et peltesi aniden tehditkar bir uluma sesi çıkarttı. Bunun karşısında Yüz Ruh Kulesi yıkılacakmış gibi titredi. Ondan elektrik arkları ateşlendi, bu durum Gelişimcilerin hissedemediği ama et peltesinin hissedebildiği ölümcül cazibeye sahip bir auraya neden oluyordu. Et peltesinin burnu seğirdi ve gözleri iyice açıldı. Mor Elek Patriğinin heyecanlı bakışları altında ileri doğru fırlayarak Yüz Ruh Kulesine yanaştı. Ağzını kocama açarak büyük bir ısırık aldı.



Bu ısırıklar devam ettikçe et peltesinin yüzeyindeki suret daha da mutlu oluyordu. Hatta memnun iniltiler bile çıkartmaya başlamıştı. Arka arkaya ısırıklar aldı ve en sonunda kulenin yarısından fazlasını bitirdi. Aniden, kulenin geri kalanı patladı!



Bir gümbürtü eşliğinde kule olduğu yere devrildi ve ardından et peltesine doğru fırladı. Et peltesi çok korkmuştu. Yıkılan kule devasa bir zincire dönüşmüş ve inanılmaz bir hızla hareket ederek et peltesini sarmalamıştı.



Bunun üzerine et peltesi korku dolu çığlıklar atmaya başladı. Hemen havda geri doğru zıplamayı denedi, ama yapamadı, sanki sınırlanmış gibiydi. Tam o sırada, Kutsal Toprakların dışında, siyah kapının yanında, Siyah Elek Tarikatı tarafından getirilen heykel gizemli bir parıltı yaymaya başladı. Karanlık parıltının içinde, üç figür eski bir postun üstünde meditasyon pozisyonunda oturarak onu kontrol ediyorlardı.



Kutsal Toprakların içinde kulakları sağır eden feryatlar havayı dolduruyordu. Meng Hao havda zincir tarafından bağlanmış olan et peltesine bakıyordu. Üzerindeki büyülü suret ölümüne bir panik halinde gibi görünüyordu. Kaçmak istese de zincir tarafından sıkıca tutuluyordu. Herhangi bir yöne zıpladığında, zincir onu uzun bir kuyruk gibi geri çekiyordu.



Tam o sırada, Mor Elek Patriğinin gözleri parladı. Bir adım ilerledi ve ardından vücudu ortadan kayboldu. Sonraki an et peltesinin yanında tekrar ortaya çıktı. Elini kaldırarak onu tuttu.



Eş zamanlı olarak güzel kadın da harekete geçmiş ve et peltesinin diğer tarafında ortaya çıkmıştı.



Et peltesinin büyülü suretindeki korku daha da büyüyordu ve durmadan acınası çığlıklar atıyordu. Vücudu aniden sarsılmaya başladı ve içinden dalga dalga yıldırım çatırdadı. Yer ve gök sarsıldı ve Mor Elek Patriğinin yüzü titreşti. Bir adım geri çekildi. Güzel kadının gözleri kısıldı ve o da geri çekildi, yıldırıma dokunmaya cüret edemedi.



İkili geri çekildiğinde, zincirlenmiş et peltesi yüzünde çaresizlik ve umutsuzlukla beraber kaçmaya yeltendi. Zincir yüzünden çok hızlı hareket edemiyordu. Onun arkasındaki Mor Elek Patriğinin gözleri ışıldadı ve soğukça homurdandı.



Kaçamazsın!” dedi, sesi havayı doldurmuştu. “Bugün, Siyah Elek Tarikatı buraya senin için geldi!” dedikten sonra bir adım attı ve elini uzattı. Güzel kadın da soğuk bir homurdanmanın ardından elini kaldırdı. Göz açıp kapayıncaya kadar kadının vücudu yıldızlar tarafından çevrelenmiş gibi oldu ve ardından çok renkli bir ışına dönüşerek et peltesinin etrafını çevirdi.



Et peltesi titreyerek uçmaya devam etti. Üzerindeki büyülü suret, yaşlı bir adama benzeyen kadim bir sesle konuştu: “Bunu yapamazsınız…



Bu sözleri duyunca, etraftaki binlerce Siyah Elek Tarikatı öğrencisinin yüzleri şaşkınlıkla doldu. Bu nesnenin bir insan sesiyle konuşabileceğini hiç düşünmemişlerdi.



Demek gerçekten de Nihai Eziyet sensin.” dedi Mor Elek Patriği gülerek. Güzel kadınla birlikte ileri fırladı. Gözlerindeki gizemli parıltıyla beraber vücutları ışık ışınlarına dönüşerek et peltesinin etrafını sardılar.



Sadece bu da değildi. Daha sonra, Siyah Elek Tarikatı öğrencilerinin arasında bulunan sekiz Nüve Formasyonu Gelişimcisi hep bir ağızdan bağırdılar. Diğer öğrenciler ise bir yazıt ilahisi söylemeye başladılar.



Bu ilahi binlerce öğrencinin ağzından monoton bir sesle çıkmaya başladığı sırada, Güney Diyarındaki on binlerce Siyah Elek Tarikatı öğrencisi de meditasyon pozisyonunda oturmuş aynı ilahiyi söylüyorlardı. Siyah Elek Tarikatının On Bin Dağının üzerinde, havada devasa bir burgaç dönüyordu. Burada söylenen yazıt ilahisi sesleri içine alıyor ve Kutsal Topraklara aynı şekilde iletiyordu. Bu yazıtın gücü her şeyin titremesine ve sarsılmasına neden oluyordu.



O sırada et peltesinin büyülü suretinde kaygılı bir bakış belirdi. “Siz ahlaksızsınız. Siz gidip o kuşu çevirmeye çalışmalısınız, beni değil…” Sesi korkuyla doluydu ve bir feryat daha koparttı. Aniden, üzerinden devasa mavimsi bir aura yayılmaya başladı.



Acınası çığlıklar atan et peltesi ileri doğru fırladı, yüz ifadesi umutsuzdu. Kaçmak istiyordu. O anda, gökyüzünü muazzam bir gürleme sesi doldurdu. Yukarıda, devasa bir kafes belirdi.



Bu kafes, üzerinde sayısız büyülü mühürleme sembolleri olan simsiyah demir çubuklardan oluşuyordu. Bu kafesin verdiği baskı öyle güçlüydü ki yeryüzünde büyük çatlak ve yarıklara neden olmuştu.



Kafes, ışıl ışıl parlayarak et peltesine doğru fırladı, onu canlı bir şekilde yakalamaya ve sıkıca kilit altına almaya hazırlanıyordu. Kafesin çubuklarından siyah bir aura yayıldı. İçinde, tamahkarlıkla coşmuş olan sayısız yüzün olduğu görülebiliyordu.



Tüm bunları betimlemek uzun zaman alsa da, aslında bir anda olup bitiyordu. Meng Hao çok yakın değildi, buna rağmen ruhuna kadar sarsılmıştı. İyi şans efsunu neredeyse hazırdı. Burada olup bitenler şaşkınlık verici olsa da, gerçekten çok önemsemiyordu ve şu an tamamen kaçmaya odaklanmıştı.



Ama… Aniden, yukarı doğru zıpladı ve geri doğru çekilmeye başladı.



Şu lanet olası et peltesi niye bana doğru geliyor?” Meng Hao hiç tereddütsüz geriye doğru çekilmişti, et peltesi Meng Hao’nun bakışları altında yönünü değiştirmiş ve hiçbir nedeni olmaksızın ona doğru ilerlemeye başlamıştı.



Meng Hao, onun kendisini sadece geçip gideceğine inanmıyordu. Onun kazanın içinde yaptıklarını gören Meng Hao, doğrudan kendisi için geldiğine emindi.



Meng Hao’nun kafası uyuştu. İki Gelişen Ruh tuhafını, yazıt ilahisinin tuhaf melodisini ve gökyüzünden düşen devasa kafesi düşündü. Bu et peltesine olan siniri giderek artıyordu.



Ama Meng Hao sadece bir Temel Kurulum Gelişimcisiydi. Ne kadar hızlı kaçarsa kaçsın, iki tane Gelişen Ruh Tuhafının, daha doğrusu tüm Siyah Elek Tarikatının peşinde olduğu bir eşyayı atlatamazdı. Et peltesi zincirli olsa da hızı hala inanılmazdı. Bir nefes önce çok uzaklarda olmasına rağmen sonraki nefeste tam Meng Hao’nun karşısına dikilmişti. Yavaşça Meng Hao’nun kafasına kondu.



Meng Hao’nun yüzünü bir şaşkınlık ifadesi bürüdü. Hemen uzanıp onu aldı ve mümkün olduğunca uzağa fırlattı.



Et peltesi atıldığı an, tekrar Meng Hao’ya doğru hopladı, ağzını açtı ve onun kolunu ısırdı.



Eğer ben kaçamazsam...” diye inledi, “Sen de kaçamayacaksın, seni ahlaksız herif…



Mor Elek Patriği ve güzel kadın oraya yaklaştıklarında, gördükleri manzara karşısında gözleri yoğun bir öfkeyle fal taşı gibi açıldı.



Ne cüretle!” diye köpürdü mor cübbeli Patrik. Onun kükremesi Göklere ulaşmıştı ve tüm bölge sallanmaya başlamıştı. Onun hızı inanılmazdı ve bir anda Meng Hao’nun karşısında dikildi, yüzünde tarif edilemez bir öfke vardı. Avucu Meng Hao’ya doğru indi.



Boom!



Gürleme yankılandığı sırada, Meng Hao’nun etrafında ışıltılı bir kalkan vardı. Bu kalkanı yaratan Meng Hao değil, et peltesiydi. Dahası, Meng Hao geri çekilmeye başlamıştı ama bu durum kendi iradesiyle değil et peltesinin onu kolundan çekmesiyle gerçekleşiyordu.



Et peltesi, Meng Hao’nun kolunu ağzıyla sıkıca tutuyordu ve onun kanamasına neden oluyordu. Et peltesinin vücudu titredi ve artık yarı saydam değildi. Şu an biraz bulanık görünüyordu.



Çok iğrenç, çok iğrenç, çok iğrenç… Berbat, berbat, berbat…” diye sızlandı. Buna seyirci kalan Mor Elek Patriği ve güzel kadının ifadeleri inanamamışlık ve öfke karışımıydı.



O… Bağlandı… Bir efendiye mi bağlandı?



Artık bir efendiye bağlandım.” diye bağırdı et peltesi, bu sırada Meng Hao’nun kafasına hopladı ve bir şapka şekline aldı. “Bu herif artık benim efendim. İşe yaramaz! Artık beni ele geçirmeniz bir işe yaramaz. Sizi ahlaksız insanlar, ben çoktan bir efendiye bağlandım! Artık ne uçma ne de kalkan becerisine sahibim. Sakatlandım, öleceğim! Sizi aptallar sürüsü, çok kötüsünüz! Ben, ben, ben, ben…” Et peltesinin ilgisi bir anda Meng Hao’ya kaydı. “Hey, ışınlanmak için neyi bekliyorsun?



Fullbringer Notu: Aldığım bilgilere göre serinin en efsane ve en mükemmel ve en komik karakterlerinden biri bu bölümle geliyor. Ayrıca tahminlerimde haklıymışım. …. gerçekten de… imiş. Neyse ileride açıklanınca şeyederim yine.

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1257

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1081

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 890

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 822

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 702

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 658

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 643

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 602

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 552

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 523

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 374

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 205

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 194

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 188

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 143

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 141

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 118

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 98

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 15546 Üye Sayısı
  • 507 Seri Sayısı
  • 20913 Bölüm Sayısı


creator
manga tr