Beni öldürmek istemiyor musunuz? İşte buradayım! Beni öldürmeniz için tam burada duruyorum! Bana ufacık bir çizik bile atabilirseniz, hepinizi yetenekli sayacağım. #Qin Yun - S.T.F.S.P.

Hikaye Yarışması (2017) - Kızıl Canavar


 

 

Kelepçeli ellerini masanın üstüne koyup birleştirdi. Sesli bir şekilde nefes alıp verdi. Onu bu sorgu odasına tıktıklarından beri hiç kimse yanına uğramamıştı. Hiç kimse... Birleştirdiği ellerini açtı, parmkalarını masaya vurarak gergin bir ritim tutturdu. Biliyordu, onun için kimin geleceğini biliyordu ve bunu bilmek kafayı yemek üzere olmasına sebep oluyordu.

Buradan canlı çıkabilecek miydi?

Kendi kendine kıkırdadı. Onu dışarıdan gören biri onun deli olduğunu düşünürdü, öyleydi. Fakat şu anda tamamen canavarın merhametine kaldığını bilecek kadar da aklı başındaydı. Canavar... Kızıl Canavar... Sadece canavarın hızla canını alacak kadar merhametli olmasını diledi. O merhamati hiç hak etmediğini ve canavarın asla ona merhamet göstermeyeceğini biliği halde.

Kapı açıldığında içeri sadece bir kişi girmişti, sadece o. Canavarın saçları en son gördüğünden bu zamana hafif uzmıştı, oysa bu kurallara aykırıydı. Saçları her zamanki gibi sarıydı. Ona kızıl canavar denmesinin sebebi dış görünüşü değildi, düşmanlarının kanının onu kızıla boyamasıydı. Dış görünüşü ve canavar kimlilğiyle tek uyuşan özelliği mavi alevler gibi parıldayan gözleriydi. O gözler onu nefretle süpürüyordu, içini titretecek kadar soğuktular.

Ondan korkuyordu. Hayatı boyunca üç kişiden korkmuştu. Küçükken babasından korkardı, liderleri Zahir korktuğu ve aynı zamanda saygı duyduğu tek kişiydi. Kızıl Canavar ise korktuğu tek düşmanıydı. Yine de bunu ona belli edecek değildi.

“Selam Binbaşı.” dedi yüzünde pis bir sırıtmayla.

Kızıl Canavar ona aynı pis sırıtmayla karşılık verdi. Ağır adımlarla ona yürüyordu. Onun her adımı kalbinin boğazında atmasına sebep olmuştu. Hissettiği son sey saçlaeına geçen parmaklar ve tüm yüzüne dağılan ağır bir acıydı. Kulaklarını ise acıyla eş değer bir ses doldurmuştu. Burun kemiğinin kırılma sesi.

“Selam Laksas.” diye fısıldadı canavar kulağına.

Ağzına dolan kanı tükürdü ve gülmeye başladı. Kızıl Canavarın inindeydi ve onu bekleyen şey acı dolu bir ölüm olacaktı. Bu bir intikamdı. Kızıl Canavar intikamını almadan onun ölmesine izin verecek değildi. Eh, o zaman ölümünü ona yakışır bir şekilde taçlandırmalıydı. O bir sanatçıydı, ölümün sanatçısı. Muhteşem ölümler yaratırdı, cestler onun eserleriydi. Kendi ölümü onun en büyük başyapıtı olacaktı, tek bir farkla, bu sefer fırçayı o değil, binbaşı tutacaktı.

“Binbaşı görüyorum ki hala öfkelisin. Oysa üzerinden iki yıl geçti.”

“İki yıl, beş ay, on iki gün. O öleli iki yıl, beş ay, on iki gün geçti ve ona yaptığın her şey hala aklımda. Onun ölümünün her bir saniyesi hala gözlerimin önünde.”

“Ah, onunda gözlerinin önündeydi. O ne muhteşem bir ölümdü. Binbaşı’nın gözlerinde geçmişin izlerini görebiliyordu.

**

Binbaşı Ramses gözlerini açtığında kelimenin tam anlamıyla zincirlenmişti. Kollarıyla ayakları zincirlerle yere ve tahtadan bir iskeleye bağlanmıştı. Zincirleri biraz zorladığında oradan kendi gücüyle kurtulmasının imkansız olduğunu anlamıştı. Şimdilik odada yalnızdı ama odaya herhangi biri girdiğinde işkence görerek öleceğini tahmin etmek için bir dahi olmaya gerek yoktu.

Kısa bir süre sonra kapının açılıp kapanma sesini duydu. Kapı onun arkasında olmalıydı, gelen kişi onun önüne geçene kadar kim olduğunu göremedi. Maskeli adam önüne geçtiğinde azrailinin Zalmur olacağını anlamıştı. Problem değildi. Ona ne yaparlarsa yapsınlar bağırmayacaktı. En azından sonuna kadar gururunu koruyarak ölecekti.

"Selam Binbaşı Ramses. Sonunda seninle yüz yüze tanışabilme fırsatını elde edebildik." dedi adam.

Ramses'in yüzünden hafif bir gülümseme geçti. "Beni onlarca insanın hayatıyla tehdit edip, bayıltıp zincirledikten sonra karşıma çıkabilme cürretini gösterebildin, oldukça cesursun doğrusu."

Zalmur de aynı şekilde Ramses'ya gülümsedi. Ona doğru yaklaşıp sağ yumruğunu Ramses'nun yüzüne gömdü. Ramses yumruğun etkisiyle dilini ısırmış ve kanatmıştı. Ayrıca alt dudağı da patlamıştı. Zalmur'nin eli kesinlikle hafif değildi.

"Doğrusu Binbaşı hala iplerin kimin elinde olduğunun farkında değilsin. Sorun değil birazdan bize durmamız için yalvarırken çığlıklarını zevkle dinleyeceğim."

"Sanki kendimi o şekilde küçük düşürürmüşüm  gibi." dedi Ramses sinirle. Bu adamın ona üstünlük taslamasından nefret etmişti.

"Bunu göreceğiz." dedi Zalmur yüzünde iğrenç bir gülümsemeyle. Ramses o gülümseyişten nefret etmişti. Oldukça sinsi bir gülümsemeydi. Sanki Ramses'in bilmediği bir şey biliyormuş gibi kendini beğenmiş bir havası vardı adamın. Bu Ramses'i içten içe rahtsız etmişti ama yüzüne yansıtmadı. Onlara sahip olduklarından daha fazla öz güven veremezdi.

"Neden burada olduğunu biliyor musun Binbaşı?" diye sordu Zalmur.

"Belli değil mi? İşkence ve ölüm." dedi Ramses umursamazlıkla. Ramses onunki gibi bir meslekle bir gün başına böyle bir şey gelebileceğinin farkındaydı ve kendini böyle bir şeye çok önceden hazırlamıştı.

"Doğru bugün burada göreceğin şey kesinlikle işkence ve ölüm olacak ama bu senin sandığından biraz daha farklı olacak." dedi yine o yüzündeki aynı senin bilmediğin şeyler biliyorum gülümsemesiyle.

"Ne demek istiyorsun?" diye sordu Ramses. Kafası karışmıştı.

"Bugün burada Zahir efendimizin değimiyle gerçek acının ne olduğunu öğreneceksin Binbaşı. Hata yaptın, durmalıydın, diğer Binbaşı öldüğünde. Bu size verilen bir uyarıydı ama sen ne yaptın, ekibin başına geçtin, üyelerimizi katlettin hemde en vahşi şekilde. Bunun bedelini elbette ödeyeceksin seni lanet piç  kurusu!" diye bağırdı Zalmur ve hırsını alamayarak Ramses'in midesine oldukça sert bir tekme geçirdi.

Ramses'in tekmenin etkisiyle nefesi kesilse de tıslamaktan başka tepki vermedi.

"Ne yapmamı bekliyordun? Siz benim ekip arkadaşımı öldürdüğünüzde intikamını almayacak mıydım? Göze göz, dişe diş."

Zalmur tek kaşını havaya kaldırdı. Ramses'e tekrar yaklaştı ve sağ eliyle yakasını tutup yüzüne yaklaştırdı. "O zaman Binbaşı birazdan yapacaklarımızdan dolayı bizi suçlayamazsın. Zahir efendimiz de intikam almaktan en az senin kadar çok hoşlanır. Ne demiştin göze göz, dişe diş."

Zalmur elini cebine götürdü ve bir telsiz çıkardı. "Kızı getir." dedi.

Ramses kaşlarını çattı. Ne kızından bahsediyordu bu lanet olası.

Karşı odanın ışıkları yandı. Evet, karşısındaki duvar aslında bir duvar değil odaydı. Bu düzenek Ramses için oldukça tanıdıktı. Sonuçta onların sorgu odaları da aynı düzeneğe sahipti. Karşı odanın kapısı açıktı ama oda boştu. Kapıdan içeri biri odanın ortasına fırlatıldığında Ramses'nun kalbi bir atış kaçırdı. Bu kişi onun sadece tanıdığı biri değildi, onun kalbinin sahibiydi. En sevdiğiydi, evleneceği kadındı. Bunca yıllık ömründe ilk aşkıydı. Gözlerinden düşen bir damla için dünyayı yakacağı canından kıymetlisiydi.

"Ne yaptığınızı sanıyorsunuz siz!?" dedi öfkeli bir tıslamayla.

Zalmur ise bu sefer zevkle gülümsedi. "Belli değil mi? Bugün göreceğin tek işkence ona yapılan işkenceler olacak, göreceğin tek ölüm ise onun ölümü. Zahir efendimiz asla merhametli bir insan olmadı. Senin acın herkese ders olacak. Bugünden itibaren sen yaşayan bir ölü olacaksın Binbaşı Ramses."

"Sakın!" dedi Ramses. Sesi yüksek değildi ama sesi adeta üzerinde bir zehir taşıyordu. Kan donduran bir zehir. "Ona zarar verirseniz sizi mahvederim. Beni yaşayan bir ölü haline getirmek mi? Bugün beni öldürmediğin için her gece bu güne lanet ederek yatarsınız, her gece bu günü lanetleyerek kabus görürsünüz ve her güne bu güne lanetleyerek başlarsınız?"

Zalmur tek bir kelime bile etmeden tüm hırsıyla karşısındakine saldırdı. Adamın bu durumda bile ona üstünlük taslaması sinirlerini zorluyordu. Tüm hırsını alana kadar onu tekmeledi ve yumrukladı. Son bir yumruk attıktan sonra saçlarını tuttu ve kafasını yukarı kaldırıp gözlerinin içine baktı. Gökyüzü mavisi gözler en koyu tonuna dönüşmüştü, o gözlerde hala bir meydan okuyuş vardı. Üstelik adamda onca dayağa rağmen tek bir acı göstergesi yoktu. Bu onu daha da sinirlendirdi.

"Sen hala nerede olduğunun farkında değilsin ama sorun değil. Başla Laksas." dedi telsize.

Ramses oldukça sert küfürler etmekten geri durmadı. Biliyordu ki bunu durdurmak için elinden boş tehditlerini savurmaktan başka bir şey gelmiyordu. Bu lanet olası çaresizlikten ve acizlikten nefret etti.

"Yemin olsun ki onun kılına bile zarar verirseniz, sizi ölmek için yalvaracak hale getiririm. Size üç gün üç gece yorulmadan işkence ederim. Yemin olsun ki köpeği olduğunuz Zahir bile sizi elimden kurtaramaz."

Zalmur Ramses'nun zaten çoktan zarar görmüş ve incinmiş göğsüne bir tekme daha indirdi. "Bugünden sonra nefes almaktan başka bir şey yapabilecek halde bile olmayacaksın çünkü onun başına geleceklerin hepsi senin suçun. Onun ölümün suçlusu sensin. Eğer seninle nişanlanmasaydı bunlar başına gelmezdi. Eğer sen bizimle uğraşmak yerine bizimle anlaşsaydın yine bunlar başına gelmezdi. Tüm bunların tek bir suçlusu var o da sensin."

Zalmur bunları söylerken Ramses endişeyle karşı odayı izliyordu. Laksas ona yaklaşırken elleri ve ayakları bağlı olan Ramses’in nişanlısı sürünerek geri gitmeye çalışıyordu.

"Benden ne istiyorsunuz?" dedi kadın, sesi korkuyla titriyordu. "Eğer istediğiniz paraysa babam bunu size hemen verir."

"Para mı? Ondan istemediğin kadarına sahibim." dedi Laksas. "Üstelik ben paraya önem vermem, ben sadece sanatıma önem veririm. Kanlı sanatıma." dedi ve bıçağını çıkarıp kadının yanağında hafif bir çizik açtı. Kadın acıyla tısladı.

Ramses'nun ise içi gidiyordu. Zincirleri bileklerini acıtsa da zorlamaya devam ediyordu.

"Bana neden bunu yapıyorsunuz?" diye sordu kadın. "Bırakın gideyim, benim nişanlımın kim olduğunu biliyor musunuz? Bana zarar verirseniz bunu yanınıza bırakmaz."

Laksas çılgın bir kahkaha attı. "Bu halde olmanın sebebi o çok sevdiğin ve güvendiğin nişanlın güzelim. Kızdırmaması gereken insanları kızdırdı. Birini suçlamak istiyorsan beni değil onu suçla. Birazdan başına geleceklerin tüm sorumlusu ben değilim, o."

Bıçağını kızın omzuna sapladı. Ölümcül yerlere zarar verip bu oyunu hemen sonlandırmak istemezdi öyle değil mi? Sonuçta bu onun bu güne dek yaptığı en büyük sanat olacaktı. O kendini beğenmiş binbaşı tüm bunları izlerken onun kadınına çığlıklar attıracaktı.

Kadın çığlık atarken bıçağını daha da derine sapladı ve bıçağı omzunun içindeyken çevirip omzunu oydu. Kadın çığlığı sonlanmadan yeni bir çığlığa başlamıştı. Laksas bıçağını çıkardığında Kadın acıyı bastırabilmek için dişlerini sıkıyordu.

"Nasıl hoşuna gitti mi? Bu sadece sana yapacaklarımın ön gösterimiydi." dedi Laksas.

"Bana istediğini yap ama bil ki Ramses gelip beni bu halde bulduğunda bin beterini sana yapacak." dedi tüm acısına rağmen bu kelimeleri hiç kekelemeden kurmuştu.

Laksas hoş bir kahkaha atarken, odanın diğer tarafında Zalmur "Ne kadarda çok güveniyor sana. Onun için geleceğine, onu buradan izlediğini bilse ne yapardı acaba?" diye sordu.

Ramses zincirleri sonuna kadar zorluyordu ama tek yaptığı kendine zarar vermekti. Lanet olası oda düzeneği yüzünden o sevdiği kadına yapılan her şeyi görebilmesine rağmen o, onun buradaki varlığından bile habersizdi. Ne onu görebilir ne de duyabilirdi. Ona her şeyin iyi olacağını bile söyleyemiyordu. Lanet olsun ki bunu söyleyebilmekten bile acizdi. Tek umudu ekiptekilerin bir an önce onları bulup bu cehennemden çıkarmasıydı.

"Onun seni kurtarabileceğini mi sanıyorsun? Seni elimden hiç kimse kurtaramaz." dedi Laksas.

"Hayır, bulacak. O her zaman beni bulur ve korur." dedi kararlılıkla kadın.

"Bakalım daha ne kadar ona inanmaya devam edebileceksin?" dedi Laksas kaldığı yerden devam etti. Yaralı omzunun koluna bıçağını sapladı ve yeniden çıkardı, sapladı ve yeniden çıkardı. O kadar hızlı bir şekilde yapmıştı ki saniyeler sonra sol kolu delik deşik olmuştu.

"Lanet olası orospu çocukları!" diye bağırdı Ramses. "Çekin onun üzerinden ellerinizi. Ona zarar vermeyin."

Laksas kadının çığlıklarını zevkle dinlerken aynı zamanda Zalmur hem kadının çığlıklarını hemde Ramses'in bağrışlarını zevkle dinliyordu.

"Yalvarırım... Yalvarırım bırakın beni." dedi kadın, Laksas bıçaklama işine ara verdiğinde, bağırmaktan sesi çatlak çıkmıştı.

"Nişanlına olan güvenini ne çabuk kaybettin." dedi Laksas.

"Ona olan güvenimi kaybetmedim ama bu acıya katlanmak çok zor."

"Ah güzelim, mızıkçılık yapıyorsun. Oyuna daha yeni başladık." dedi ve önceden çizdiği yanağının üstüne çapraz bir çizik atarak çarpı işareti yaptı. kadın yine acıyla tısladı, bu kolundaki acıyla kıyasla daha hafifti. O acıyla inlerken Laksas odadan  çıktı. Kolları bağlı olduğu için diğer koluyla yaralı kolunu bile tutamıyordu. Tek yapabildiği acıya katlanmaya çalışmaktı ve odayı terk eden adamın geri dönmemesini ummak.

"Yalvarırım." dedi Ramses. "Onu bırakın."

Zalmur tek kaşını kaldırdı. "Sonunda yola gelmeye başladın. Söyleyeceklerinin hepsi bu kadar mı?"

"Yalvarırım, onu bırakın. Söyle Laksas'ya onu serbest bıraksın. İsterseniz her bir hücremi tek tek bıçaklayın, her uzvumu koparıp atın, diri diri yakın, bana aldığım her nefesi işkence haline getirin ama ona daha fazla acı çektirmeyin."

"Hmm... Bir düşüneyim. Hayır."

"Lanet olasıcalar! O, bu kadar acıya katlanamaz. Hiç mi vicdanınız yok? Hiç mi acımanız yok? Hiç mi insanlığınız yok?" dedi.

İçi acıyordu. Kalbi acıyordu. Göğüs kafesi kalbini eziyordu adeta, öylesine çok sıkışıyordu kalbi. Onu bu halde görmek işkencelerin en beteri, ölümlerin en kötüsüydü. Evet, Ramses ölüyordu. Onu böyle görüp hiç bir şey yapamadığı her saniye ölüyordu.

Onu bırakmaları için düşmana yalvarmak mı? Gururun canı cehenneme! Onu kurtarmak için Zalmur'nin ayaklarına bile kapanırdı. Onun dokunmaya bile kıyamadığı sevdiceğine bunların yapılmasını izlemek onu her saniye mahvediyordu. Aldığı nefes ciğerlerini yakıyordu.

Zalmur onu döverken kaburga kemikleri kırılmıştı, zincirleri zorlamaktan bilekleri kanamıştı ama o bu acıların hiç birini hissetmiyordu. Ruhuna aldığı acı her saniye kat ve kat güçleniyordu çünkü.

Zalmur ona hahladı. "Biz kötü adamlarız Binbaşı. Bizim kalbimiz ve vicdanımız yok."

"O zaman beni hemen şimdi öldür."

"Hayır, sen yaşayacaksın. Tüm bunları izleyeceksin. Sevdiğin kadın yavaş yavaş ölürken izleyeceksin. Onunla birlikte her saniye sende öleceksin ama nefes almaya devam edeceksin ve sonunda yaşayan bir ölüden farkın kalmayacak. Bugün gördüklerini kimseye anlatamayacaksın. Konuşma yetini bile kaybedeceksin belki. Sadece düşüneceksin, bugün olanları her saniye. O zaman aklından şunlar geçecek; lanet olsun, Zahir’i düşman edinmek en büyük hatamdı, ben sevdiğim kadının ölümüne sebep oldum."

Ramses'nun gözünden bir damla yaş aşağı indi.

"Doğru Binbaşı Ramses. Bugün olanların en büyük suçlusu sensin. Sen sevdiği kadını koruyamayacak kadar aciz bir adamsın. Buna rağmen Zahir'e kafa tutmaya çalışacak kadar da büyük bir aptal."

"Kızıl canavar mı? Kimin umrunda? Sen Zahir karşısında fırtınaya kapılmış bir karıncadan farksızsın. Sen aciz, güçsüz bir zavallıdan başka bir şey değilsin. Şu haline bak, az önceki kendine güvenen bağırıp çağıran halinden eser yok. Sen çoktan kırıldın. Üstelik şimdiye kadar gördüklerin birazdan göreceklerinin yanında sadece bir hiç."

Zalmur'nin sözleri Ramses'ya verdiği fiziksel acıdan daha fazla zarar verirken Laksas geri dönmüştü. Laksas kucağında bir mangalla geri dönmüştü. Laksas mangalı yere bırakıp maşayla bir köz aldığında hem Ramses'nun hem nişanşısının gözleri korku ve endişeyle büyümüştü.

"Yalvarırım, yapmayın." dedi Ramses ama Laksas onu zaten duyamazken Zalmur de duymazdan gelmişti.

Kadın o ana kadar attığı çığlıklara bir yenisini eklerken Ramses'nun tek yaptığı yaşlı gözlerini kapamak ve yapmayın diye yalvarmak oldu.

Kadın bilincini kaybedip bayılmak ve daha fazla bu acıya katlanmak istemiyordu ama çektiği acı bilincini açık tutuyordu. Acının ara sıra durduğu yarı bilinçlilik durumunda "Ramses lütfen çabuk gel." diye mırıldanıyordu. Biliyordu ki  onun Ramses'i onu korumak için her şeyi yapardı. Şuanda her yerde onu arıyor olmalıydı. Onu bulacak ve bu cehennemden kurtaracaktı.

Onun "Ramses çabuk gel." mırıldanmalarını Ramses duyuyordu ama ona gidemiyordu. Tek yapabildiği ona uzanabilmek adına zincirle bağlı olan elini ona doğru uzatmaya çalışmaktı. Göz yaşları görüşünü bozuyordu ama o duyduğu sese doğru uzanmaya çalışıyordu.

Zalmur telsizine uzandı. "Dur artık. Sana işaret vereceğim birazdan." dedi ve Ramses'e döndü.

"İşte bu Binbaşı Ramses, Zahir efendimizin sana göstermek istediği gerçek acıydı. Sevinmelisin artık sonuna geldik. Birazdan her şey bitecek ve senin bu bitik halin herkese bir ders olacak. Ne sen ne de bir başkası bir daha Zahir efendimize kafa tutmaya cürret edemeyecek. Biz Zahir’in fedaileriyiz. Biz yok olmayız yok ederiz." dedi.

Ramses'nun saçlarından tutup başını kaldırdı. Böylece Ramses'in bakışlarını karşı odadan kaçırmasını önledi. "Şimdi sevdiğin kadının ölümünü izle."

"Hayır, hayır, hayır..." diye mırıldanmaya başladı Ramses duyduklarıyla.

Zalmur boştaki eliyle telsizini açtı ve "Şimdi." dedi.

Laksas silahının güvenlik kilidini açtı. Bu sesi duyduğunda kadın acıdan kapanan gözlerini açtı. Bu sefer farklı bir şey geldiğini o da fark etmişti. Sona gelmişlerdi artık. Silahın doğrudan onun üstüne doğru tutulduğunu gördüğünde gülümsedi. Artık acıları son bulacaktı. Ramses yetişemese de sorun değildi, artık bu acıya katlanmak zorunda değildi ya, o yeterdi. Biliyordu ki Ramses onu bulmak için elinden geleni yapmıştı, yetişemediği için suçlamayacaktı.

"Söylemek istediğin son bir şey var mı? Seni kurtarmaya gelmediği için o çok güvendiğin nişanlını lanetleyebilirsin mesela."

Kadın gülümsedi. Acısının ona uzun cümleler kurmasına izin vermeyeceğini biliyordu. Bu yüzden sadece iki kelime söyledi.  "Teşekkür ederim."

Ailesine teşekkür ediyordu, onu güzelce yetiştirdikleri ve sevdikleri için. Abisine ve kız kardeşine teşekkür ediyordu, onu hep sevip kolladıkları için.Arkadaşlarına teşekkür ediyordu, zor zamanlarında onun yanında oldukları için. Ramses'e teşekkür ediyordu, onu sevip ona aşkı öğrettiği için. Son olarak Tanrı'ya teşekkür ediyordu, onu bu acıya daha fazla katlanmak zorunda bırakmayıp canını yanına aldığı için.

Laksas kadının son sözlerinin anlamının ne olduğunu anlamasa da, beklediği lanetlemeleri duyamadığı için sinirle tetiğe bastı. Ta ki silahta kurşun kalmayıncaya dek.

"Hayır!" diye bağırdı son kez Ramses, Laksas silahını ateşlediğinde.

"Sonunda sonuna geldik." dedi ve "Nasıl hissediyorsun?" diye sordu mutlulukla. Fakat sorusuna cevap gelmedi. Ramses tamamen tepkisizdi. Elini Ramses'nun gözü önünde salladı ama tepki yoktu. Gözleri açık olmasına rağmen şoka girmiş ve bilinci kapanmış olmalıydı.

Bu sırada Laksas yanına gelmişti. Ramses'in son halini kendi gözleriyle görmek istiyordu. Hemen yan odadaydı zaten.

"Şoktan bilinci kapandı." dedi Zalmur, Laksas odaya girdiğinde.

Laksas Ramses'in önüne geçti. "Vay canına! Zahir efendimiz haklıymış. Şu haline bak, eski halinden eser kalmamış."

"Hadi onu çözelim. Zahir efendinin emirlerini unutma. Amaç onu öldürmek değil, yaşayan ölü haline getirmek. Bence görevimizi mükemmel şekilde yerine getirdik."

"Kes sesini! Zaten sen benden daha iyi bir konumdaydın. Hem onun tepkisini gördün hemde kadının çığlıklarını dudun."

"Üzülme, bir daha ki işkence görevimizde de, işkence sırası sende olur. Bugün o kadar eğlendim ki sana sıramı verebilirim."

"Gerçekten mi? Sonra caymak yok ama."

Ramses'in zincirlerini çözüp onu indirirken bir yandan da bunları konuşuyorlardı. Görevleri Ramses'i bir köşeye bırakıp, Sonia'nın cesedini bilinmeyen bir yere gömmekti. Böylece Ramses'in başında ağlayabileceği, yas tutabileceği bir mezar bile olmayacaktı. Ramses'in kendine gelmeyeceğinden o kadar emindiler ki rahatça sohbet bile ediyorlardı.

Oysa bilinci yerinde olmayan Ramses bile böyle bir durumda oldukça tehlikeliydi. Ona bütün gün ruhsal işkence yaptıktan sonra bilinç altının derinliklerindeki canavar onların böylece bu işten kurtulmasına izin verecek değildi. Zincirlerinden kurtulan canavar harekete geçmek için bir saniye bile beklemedi.

Canavar bir eliyle Laksas'nın başını tutarken diğer elini onun gözüne geçirdi. Parmaklar Laksas'ın tek gözünü oyarken Laksas bir yandan çığlık atıp bir yandan da kendini kurtarmaya çalışıyordu.

Zalmur ise bu sahne karşısında bir an donup kalmıştı. Sabahtan beri Ramses'nun çaresizliğine ve acısına bizzat şahit olmuştu. Ondan böyle bir atağı bekleyecek son kişi bile değildi. Laksas'ın gözü kanlar içinde kalıp tamamen oyulurken kendine geldi. Ramses'i koltuk altlarından tuttu ve geri, kendine doğru çekti. Ramses ise kafasını geri arkasına doğru savurup yüzüne geri kafa atmış ve burnunun kırılmasına sebep olmuştu. Zalmur acıyla onu bırakırken, Ramses geri dönüp elini ve tırnaklarını Zalmur'un yanağına geçirmişti. Ramses elini öyle bir güçle sıkmıştı ki Ramses'in uzun tırnakları Zalmur'un yanağında dibe doğru batmış ve derince yırtmıştı. Ramses'nun avcunun içindeki dudaklarından uzun acı dolu bir çığlık çıkarken Ramses onun karnına dizini geçirmişti, hemde defalarca. Zalmur acıdan iki büklüm olmasına rağmen Ramses'in yüzündeki elleri yere düşmesini engelleyip yüzünde daha derin yaralar açıyordu. Laksas ise oyulmuş gözünü tutarken şokla karşısındaki sahneyi izliyordu.

Laksas artık bu adama neden kızıl canavar denildiğini anlamıştı. Davranışları bilinçli değildi bunun farkındaydı. Yaşadığı şokla vücudu tamamen kendiliğinden hareket ediyordu. Buradan kaçmalıydı, hazır canavar onu unutmuşken ama bacakları hareket etmeyi bırakmıştı.

Ramses Zalmur’u tüm gücüyle iki odayı ayıran cama çarptı. Cam parçaları Zalmur’un yüzünü ve gırtlağını parçalarken iki odayı ayıran camda parçalara ayrılmıştı. Ramses’in gözleri diğer odada yerde yatan nişanlısı ile buluştu. Onu görmek, bu katlıyamı durudurabilecek tek şeydi o an için.

Ramsesi'n ise nişinlısını görür görmez bilinci yerine gelmişti. "Sonia." diye fısıldadı ve gözlerinden bir yaş daha düştü.  "Sonia." diye fısıldadı, bir kez daha. Kırılan cam parçarının açtığı boşluk geçmesi için yeterince güçlü değildi. Çıplak elleriyle camı geçebileceği kadar büyüklüğe kadar boşluk açmak için parçaladı. Göz yaşları çoğalmış, ağlarken hıçkırmaya başlamıştı.

Onun yanına gitmeliydi. Ayakları onu zor taşıyordu ama Sonia'sına ulaşabilmek için dayandı.  İşte oracıkta yerde yatıyordu sevdiceğinin bedeni. Onu böyle görmeye ne yüreği dayanabildi ne de bacakları. Titrek bacakları onu daha fazla taşıyamadı ve yere düştü.

Zorla taşıdı bedenini kanlar içindeki sevdiceğinin yanına. Kanlar içinde bile güzel görünen sevdiğine yakışmıyordu böyle bir son. Titrek Parmaklarını ona doğru uzattı, yanağındaki yarayı okşadı. O dokunmaya bile kıyamazken nasıl kıymışlardı, onun sevdiğine. Son kez sarıldı sevdiğine, onun bedeninde kalmış son sıcaklığa.

Laksasonun hareketlerini sessizce izlemişti, onun dikkatini çekmeye o bile cürret edememişti. Elinden gelen en sessiz ve en yüksek hızla odayı ve o binayı terk etmişti. Binanın dışına çıktığında kahkahalarla gülmeye başlamıştı. O an canavarı görmüştü, o günden sonra kaybettiği bir gözünü saklamak için saçının perçemlerini kullanacaktı.

**

Ramses’in ekibi elinden gelen her şeyi yapmasına rağmen onları bulmaları kaçırıldıkları günün ertesi günü sabah on sularına kadar sürmüştü. Arama yaptıkları binada Samir bir odadan içeri girdiğinde donup kalmıştı. Yanında bir iç çekme duyana kadar kendine gelemedi. Bu iç çekiş Luis’e aitti. Bina o kadar da büyük değildi ve odaya gelen herkesin gösterdiği ilk tepki aynı olmuştu, donup kalmak.

Sonia ve Ramses bir kan gölünün içindeydiler. Ramses, Sonia'nın başını elleri arasına almış ona sarılıp ağlıyordu.  Gelenleri fark etmemişti bile.

Samir yavaş adımlarla onlara doğru ilerledi. "Ramses." diye seslendi. Fakat Ramses'den herhangi bir cevap alamadı. Onu Sonia'nın bedeninden uzaklaştırmak için uzandığında Ramses onun ellerini ittirdi ve Sonia'nın bedenini kucağına çekip daha çok sarıldı.

"Ramses." diye seslendi Sasuke tekrar. Artık Ramses'in onun burada olduğunun farkında olduğunu biliyordu. "Özür dilerim." dedi gözleri yaşlı. "Geç kaldığımız için özür dilerim." Derin bir nefes aldı ve ekledi: "Onu ailesine götürmeliyiz." dedi titrek sesiyle. "Annesi ve babası onu özlemiş olmalı."

Ramses bu sefer dönüp ona bakmıştı ama gözleri çok boş bakıyordu. Sanki Samir'in sözlerini anlamıyor gibiydi. Sadece gözlerinden aşağı bir damla daha süzülmüştü.

"Onu burada daha fazla tutmayalım." dedi Samir. "O bu pis yerde durmayı hak etmiyor, onu ailesinin yanına götürüp ona layık olduğu şekilde uğurlayalım."

Ramses bu sefer Sonia'yı kucağına alıp olduğu yerden kalktı. Ayakları onu zor taşımasına rağmen kimsenin ona yaklaşıp onu Sonia'dan ayırmasına izin vermedi. Yavaş adımlarla onu ekip arabasına kadar taşıdı. Samir arabanın kapısını açtığında içeri geçip oturdu ve adeta küçük bir kız çocuğumuş gibi Sonia'yı kucağına oturtup ona sarıldı. Bir eliyle uzun siyah saçlarını okşarken anlına ufak buseler bırakıyordu. Gözlerindende sanki göz pınarlarında sonsuz sayıda güz yaşı varmış gibi damlalar akıyordu. Fakat tek bir çıt bile çıkarmıyordu, sessizce ağlıyordu.  Bu hali ekibi korkutsa da kimse böyle bir durumda ses çıkarmaya cesaret edemiyordu.

Ekip arabası bir hastanenin önünde durduğunda, kimse ne deyip de Ramses'i hastanenin içine götüreceklerini bilememişti ama bu durumda en doğrusu ilk önce hastaneye gelmekti. Ramses ruhsal yaralarının yanında fiziksel yaralara da sahipti ve Sonia'nın otopsi için hastaneye getirilmesi gerekiyordu. Neyseki kapı açılınca Ramses kendiliğinden indi ve kucağında Sonia ile aşağı indi. Fakat bir kaç adım atmaya kalmadan kucağındaki Sonia ile birlikte yere yığıldı. Bedeni çöken ruhunu daha fazla taşıyamamıştı.

**

O olaydan sonra Ramses'in mesleğe tekrar dönmesi biraz zaman almıştı. Her şeyden önce fiziksel yaralarının iyileşmesi gerekiyordu. Daha sonra da zihinsel açıdan mesleğe geri dönmesinde bir problem olmadığını kanıtlaması. Birçok psikoloğa gitmiş fakat hiç birine neler gördüğünü ya da ne acılar çektiğini anlatmamıştı.

İşine devam edebilmek için o olayı atlattığını kanıtlamalıydı. Bu yüzden gülmeyi öğrendi Ramses, kalbi acırken gülmeyi. Çünkü alınmayı bekleyen bir intikamı vardı. Bu sefer geride hiç kimseyi bırakmayacaktı. Zahir ve tüm köpeklerini yakıp kül edecekti.

**

Kırılma sesi odayı doldururken Laksas’ın kolu garip bir açıyla duruyordu çünkü Ramses az önce Laksas'nın kolunu çıkartmıştı. Ramses Laksas'nın kolunu yerine oturttu. Hangisi daha acı vericiydi? Kolunun kırılması mı yoksa tekrar kaynaşması mı?

Laksas zorlukla güldü. "Öl.. dür... be.. ni.." dedi gözlerini binbaşıya dikerek.

Ramses az önce yerine taktığı kemiği tekrar çıkardı. "Ne o yoksa acıya katlanamıyor musun? Peki ya benim acılarım?"

Ramses'nun gözünden bir damla yaş akmıştı, Laksas'nın bir sonraki kemiğini kırarken.

"Aaaaaaaaa........... " Laksas'nın bağırmaktan sesi kısılmıştı. Sesli çığlıkları kısa sürede sessiz çığlıklarla yer değiştirmişti.

Sonrasında Ramses yavaş yavaş tüm kemiklerini kırmıştı. Neredeyse tüm kemiklerini... Laksas hırıltılı bir sesle zorlukla nefes alıp veriyordu. Çoktan herhangi bir ses çıkaracak mecali kalmamıştı. Bacağındaki kemik derisini delmiş ve dışarı çıkmıştı. Çirkin ve acı dolu bir görüntü oluşturuyordu.

Laksas gözlerini zorluka Ramses'e kaldırdığında henüz onun bitirmediğini gördü.

Ramses döndü ve dirseğini sertçe göğüs kafesine geçirdi. Bu hareket Laksas'ın bir an için nefesini kesmişti. Kırılan kemikler akciğeri delmişti ve aldığı her nefesi ona işkence haline getiriyordu.

Çoktan iç kanamadan ölmesi gerekmez miydi? Ölmek neden bu kadar uzun sürüyordu? Canını alması için inanmadığı Tanrı'ya yalvarmaya başlayalı çok olmuştu. Fakat içten içe biliyorduki ölüm zamanına kızıl canavar karar verecekti. Tıpkı onun, yıllar önce onun nişanlısına yaptığı gibi.

Ramses cebinden bir bıçak çıkardığında "Daha ne yapabilirsin ki?" diye mırıldandı Laksas zorlukla.

Ramses onu duymuştu. "Benden kalbimi söküp aldınız. Karşılığını almalıyım, değil mi?"

Bıçağı Laksas'nın göğsüne sapladı ve yavaşça aşağı kaydırarak göğsü yardı. Kırık göğüs kafesini açıp her şeye rağmen hala atan kalbi söktüğünde Laksas çoktan ölmüştü.

Ramses kalbi masanın üstüne bıraktı. Ramses tekrar ona bakmaya bile tenezzül etmeden sorgu odasını terk etti. Kapının önünde bekleyen arkadaşı Samir bile ona şokla bakmıştı. Ramses ayrılıp giderken bile onu izliyordu. Ne yapıpta o hale geldiğini merak ettiği için sorgu odasına girdi. Gördüğü görüntü karşısında zihninde tek bir cümle yankılandı.

"Kızıl Canavar Gerçekten Var."

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 918

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 865

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 716

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 680

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 562

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 500

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 469

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 469

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 412

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 412

Popüler Orjinal Seriler

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 174

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 136

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 136

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 133

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 119

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 114

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 48

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 47

Angoria
Angoria
Beğeni Sayısı: 42

Site İstatistikleri

  • 7783 Üye Sayısı
  • 165 Seri Sayısı
  • 12013 Bölüm Sayısı


creator
manga tr