Hikaye Yarışması - Kuralsız Kırmızı


 

Kuralsız Kırmızı

Her şey, Doğu'nun karşımıza çıkmasıyla başladı. Onu ilk gören, ilk hoşlanan bendim. Aklıma gelmeyecek kadar büyük bir hayranlığa düşmüştüm...

Sonra bir gün ikizim Güneş yüzünde kocaman gülümsemeyle odamdan içeri girdi. Hep çok kırılgan, hep çok naifti. Ama bazen bu tanımlara ters düşecek kadar hırslıydı da. Dışarıdan bakıldığında, kırılmaz yara almaz sanırdınız her zaman.

"Biliyor musun? Bugün Fakülte de bir çocukla tanıştım." Gözlerinin içi parlıyor, kumral saçları havada uçuşuyordu. "Uzun zamandır benden hoşlandığını söyledi."

Ayran gönüllü Güneş'in her zamanki gibi aşk maceraları bitmezken, ikimizin ne kadar farklı olduğu buradan belli oluyordu. Her an istediği olsun, istediği kişiyi avucunun içine alsın... Sonra canı sıkılınca bir kenara fırlatıp atsın isterdi.

"Senin için normal şeyler bunlar Güneş," dedim tek nefeste. "Bende birinden hoşlanıyorum ama henüz tanışamadım." Durağan karakterimin ve mesafeli duruşumun sonuçlarıydı bunlar. Bazen elim ayağıma karışıyordu bazen ise tam tersi koşmak istediğim anlar. Nitekim kendimi ve ikizimi kontrol altında tutma görevi her daim olduğu gibi yine bana kalıyordu.

Güneş'in yüzüne yayılan gülümseme dünyanın tüm yükünü unutturacak kadar güzeldi. İkimizde tıpatıp benziyorduk kumral saçlarımız, ela gözlerimiz, çıkık elmacık kemiklerimiz tıpa tıp aynıydı. Ses tonumuz bile çok iyi bir şekilde dikkat edildiğinde fark edilirdi.

"Bu akşam beni yemeğe çıkarmak istiyor sende gelir misin?" dedi yüzüne yayılan tebessümle. "Lütfen Esin."

Güneş'e hayır demek her zaman en zoru olmuştu, öyle ki; hayır’ın anlamını bile öğrenemediğini düşünürdüm çoğu zaman.

"Tamam, geleceğim."

Akşam olduğunda Güneş hazırdı, üzerine giydiği siyah elbisesinin her detayı düşünülmüş, kalın omuz askılarına parlak taşlar işlenmişti. Topuklu ayakkabılarını giyerken odasına girmiştim, en güzel haliyle karşımda canlı kanlı duruyordu.

"Güneş," dedim üzgünce. "Bu gece sana söz verdiğimi biliyorum ama Ece'nin morali çok bozuk onunla olmalıyım. Buraya geliyor."

Güneş istediği olmadığı zaman hırçınlaşan küçük çocuklar gibiydi, çoğu zaman her istediğini tek lafı ile yaptırır gerisini asla düşünmezdi.

"Beni bu gece tek mi bırakacaksın?" Bu ses tonunu tanıyordum. Bu ses tonu Ece'ye olan nefreti, bana olan kızgınlığının göstergesiydi.

"O bizim arkadaşımız," dedim usulca.

"Bizim birbirimizden başka arkadaşımız, kardeşimiz yok!’’ Öfkesi sıcağı soğuğa çevirecek kadar çoktu.

"Ece benim arkadaşım," dedim şımarıklığına son vermesi için. Dayatmalardan hoşlanmazdım. Hiç bir zaman!

"Bu geceyi asla unutma," dedi gözlerimin içine bakarken. Üzerine en sevdiği kırmızı montunu alıp evden dışarı çıktı. Geri döndüğünde barışacağımızı bildiğim için önemsemedim. Kıskançlıklarına, saman alevi gibi olan öfkesine alışmıştık artık.

Bazen gerçeği görmek o kadar zor olurdu ki, ince bir toz tabakası bile kör ederdi insanı. Göremezdiniz o gözlerdeki karanlığı, göremezdiniz insanın içindeki o acıyı.

Ece dağılmış bir şekilde geldiğinde, yüzünde ki izlere içim acıyarak baktım. Ailesi ile aralarında ki anlaşmazlık bu sonuçları doğuruyordu.

Aile bir çocuğun en büyük şansı, en büyük yazgısıdır. Ya geceni gündüze çevirir ya da tam tersi gündüzü gecene…

"Üzülme Ece," dedim kendime hâkim olmaya çalışarak. "İnan bana bu zamanlar da geride kalacak." Mavi gözleri soluklaşırken baktı yüzüme. Hiçbir şey geçmeyecek der gibi.

Saatler sonra Ece ağlamayı bıraktığında en sevdiğimiz filmlerden birini açıp izlemeye koyulduk. Loş odanın içinde, ikimizde sükûnetimizi korumaya devam ediyorduk.

Saatler geçti. Ece koltukta uyuya kalmış, ben hala gözüm kapıda Güneş'i bekliyordum. O gecenin sabahı, ağlayışlarımın, haykırışlarımın tükeneceğini bilmeden.

Sabah'a karşı Güneş eve girdiğinde ayakta bile zor duruyordu. Saçları darmadağın, ela gözlerine kan kırmızısı çizgiler yayılmıştı.

Güneş'in sarhoş olma ihtimali bile içimi ürpertirken, yalpalayarak salona geldi.

"Burada mı uyudu fino köpeği?" Cümlelerini özensiz seçiyor, Ece'nin acısıyla dalga geçiyordu kendince.

"Saçmalama Güneş, git yat artık. Sabah bu konuyu konuşacağız seninle." İşaret parmağımla kapısını gösterirken yüzünde ki acı içimi eritmişti. Bu kadar sert çıkışlara alışkın olmadığından yüzünü ekşitmiş, burnunu dik tutmaya çalışıyordu.

"Sabah konuşabileceğin bir ikizin olmayacak."

Ne saçmalıyorsun sen bakışları atarken Güneş odasına girip kapısını kilitledi. Alkollü olması bir yana böyle saçmalıkları neden yapabileceğini, nasıl bunları söylediğini anlamıyordum.

İnsanın en büyük acısı, en kara gecede gizlidir. 

????????????????

 

3 Ay Sonra!

"Ne saçmalıyorsunuz siz?" diye bağıran Doğu'nun sesini saklandığım odamdan duyabiliyordum. "Ne demek Esin öldü?"

Kalbinizin tamamen toprağa gömdüğünüz, acısını o toprağın altında tuttuğunuz bir an oldu mu? 

Benim oldu!

Güneş'i değil Esin'i gömdüm ben toprağa!

O değil ben öldüm!

Ben artık Esin Güneş Sönmez olarak devam ediyorum hayatıma.

Kardeşimin giderken bıraktığı satırlarda yazan bunu gösteriyordu.

"Hayatımda ilk defa kendi ruh eşimi bulduğumu düşündüm, ilk defa bir insanın benim gözlerime gerçekten baktığını, ruhuma dokunduğunu hissettim. Beni öperken, tenime dokunurken bana ne dedi biliyor musun? Esin bırak ikimizde yanalım!" 

 

Kardeşimin gözyaşları satırlarına damlamıştı. Göz pınarlarını kurutana dek ağladığına emindim. O gözyaşları beni ateşte yakmaya yetip artmıştı bile.

Ezberlediğim her bir harf beynimin içinde dönüyordu. Her birinde ruhuma bir bıçak darbesi daha saplanıyor, karanlık toprağımın içinde can veriyordum. Kaç defa ölebilirdim daha bilmiyorum. Kaç hecede can verirdi ruhum artık... Tek bildiğim, bunu ona yapandan intikam almak. Tek istediğim, bu acının intikamını almadan ölmemek.

Çünkü bu acı dayanılır gibi değil. Çünkü bu acı benim son savaşım, son ayakta kalma çabalarım.

****

Sona doğru yaklaşırken adımlarım, iki dudağımın arasında gizliyorum bildiğim bir adamın hayatını. Güneş'imin bahsettiği, tenine dokunduğu, benim adımı fısıldadığı… Ona bu yaptıklarını ödetmeye yemin ettim.

"Melih geldi mi?"

Ece istemeyerek de olsa başını beni onaylayan bir ifadeyle salladı. Melih o gece Güneş'i görenlerin, kiminle olduğunu bildiklerini Ece'ye söylemiş, Ece de bana söylemişti.

"Bizim bar da buluşsun bizimle."

Ölümün kıyısına atılan toprak parçaları gibi hissediyordum kendimi. İçim yanıyor, ama yinede buz tutan kalbime engel olamıyordum. Barın yolunu tuttuğumuzdan beri, direksiyona sıkı sıkıya yapışmış ellerim hissizleşmişti. Aynı benim gibi.

Benim tek derdim, kardeşimin kalbini benim adımı söyleyerek parçalayan ona dokunan o adamı bitirecek hamleydi. Arabayı barın arka kapısına park edip, Ece ile birlikte arabadan inip yürümeye başladık. Üzerime giydiğim kırmızı monta sıkıca sarıldım, hala Güneş'in kokusunu saklıyordu içinde. Hala onun gibi kokuyordu.

"Selam Güneş, nerelerdeydin?" dedi Güneş'in takıldığı arkadaşlarından biri. Dedim ya bizim benzerliğimiz ayırt edilemezdi.

"Küçük kaçamaklar, tatiller benim işim biliyorsun," dedim adını bilmediğim kıza.

"Detayları daha sonra alırım," deyip göz kırpınca gülümsemeye zorladım kendimi.

Sırrımı bilen iki arkadaşım, benim aslında Esin olduğumu bilen, sadece iki dostum vardı.

Ece ile Melih. 

Bara girerken, Melih'in yorgun görüntüsüne karşılık benim canlanmaya çalışan yüzümde zoraki gülümsemeler boy gösterdi. Kollarını bana sararken hala yaptığımı onaylamıyor, intikam almanın iyi bir şey olmadığını bana anlatmaya çalışıyordu.

"Sen olsan ne yapardın?" diye sordum kahverengi gözlerinin içine bakarken. Melih elini saçlarıma dokundurup gülümsedi. "Eğer seni huzura kavuşturacaksa, bil ki her zaman yanında olacağım."

Melih iyi bir dost, iyi bir arkadaştı.

"Ne zaman gelir?" diye sordum kendimi zorlayarak. Korkum ve intikamım arasında sıkışıp kalmıştım.

"Birazdan burada olur," dedi eliyle siyah deri ceketini masasının üzerine atarken. Melih'in sahip olduğu barın yönetim odasında içeriyi göstermeyen camın önünde duruyordum. Son üç aydır yaptığım gibi.

Beklediğim kişi barın önünde ki yerine oturdu. Gördüğüm manzara, omuzlarının genişliği ile heybetini ortaya koyarken, yüzünü bizden tarafa çevirdi. Çökmüş yüz hatları, içmekten kızaran gözleriyle etrafa boş bakıyordu. Kanım damarlarımı terk ederken, öylece yüzüne bakıyordum. Siyaha dönük saçları dağılmış, yüzünde ki ifade silinmiş gibiydi. Karşımda duran kişi bu oyundan sağ çıkamayacak kadar zayıf bir ele sahipti.

"Lavaboya gidecek olursa bana haber verin," diye fısıldadım. İlk şokunu bu gün yaşaması gerekiyordu. Ece destek olurcasına sırtımı sıvazlarken, onunda benim kadar yıpranmış  olduğunu fark ettim.

"Doğu Seçkin bugün seninle biraz oyun oynayalım," dedim nefret dolu gözlerle bakarken. Melih hiçbir şey anlamadığını belli edercesine bakıyordu gözlerime.

Doğu oturduğu sandalyeden kalkıp, tüm ihtişamıyla masalardan birine yürürken elinde ki kadehi tek dikişte bitirdi. Yanına bir kız oturduğunda, çarpık bir gülümseme yayıldı dudaklarına, boş bakan gözlerinde şimdi şehvetin pırıltıları vardı. Kendimi bu oyundan kurtaramazdım, bu intikam sadece benim değil Güneş'in de intikamı, kırılmış kalbinin hesabıydı.

"Esin," dedi Melih karşımda dikilirken. Sesi biraz öfke biraz da sitem doluydu. "Çok tehlikeli işlere bulaşıyorsun. Yapma!"

Başımı olumsuz anlamda sallayıp tekrar gözlerimi Doğu'nun olduğu tarafa sabitledim. "Miray'a söyle, bir an önce sarhoş olmasını sağlasın."

Ece yanımızdan ayrılırken içeri Çağlar girdi. Tek dayanağım belki de tek sığınağımdı o. Melih hızla camın önünde ki stor perdeyi indirirken dışarıyı görmesini engelledi. Uzanıp tuttuğum eline indirdim bakışlarımı, ellerimiz birleştiğinde tenimde gezinen öfke ve korku ruhumdan biraz olsun kaybolup, sonrasında Doğu'nun aklıma gelmesiyle daha da karanlığa savruldu.

"Gidelim mi artık?" Sesi tenimi sarıp koruyan bir kalkan gibiydi. İkiye bölünmüş gibi hissediyordum. Çağlar ile ilk karşılaşmamızda, gülümsemiştik birbirimize, gülerken kısılan gözleri ile mest olmuştum.

"Biraz daha dursak," dedim sakince. Hiçbir pot kırmamam gerekiyordu.

Ece "Esin bir dakika lavaboya gelebilir misin?" dedi kapı aralığından içeri bakarken.

"Siz kızlar lavaboya birlikten gitmekten keyif mi alıyorsunuz?" diyen Çağlar'a gülümsedim.

"Biz birlikte çok eğleniyoruz çünkü."

Büyük koridordan geçip lavaboya geldiğimizde Ece durdu. Beni öne çekerken, yüzünde ki ifade az önceki ifadesinden oldukça başkaydı. "Lütfen dikkat et Esin, lütfen."

Tamam anlamında başımı sallayıp kapıyı açtım. Lavabonun içerisinden gelen sesler midemi alt üst etse de Doğu'nun hangi kabinde olduğunu anlamak için kapıları dinledim. Ortada ki kabinde onu bulduğumda Miray'ın sesini işittim. "Yavaş ol."

Tek parmağımı kapıya vurduğumda Miray geldiğimi anlayıp öksürdü. Bu bizim anlaşma şeklimizdi. 

"Ne diye içersin ki bu kadar, önünü zor görüyorsun." Kapı açıldığında Miray kenara geçince bir adım öne geçtim. Doğu'nun başını kaldırmasıyla beni görmesi bir olmuştu.

Gözleri önce beni tanımlamaya çalıştı, ardından kendi kendine delice gülümsemeye başladı. Ayağa kalkmak için hareketlendiğinde sendeledi, kıpırdamadan izliyordum her hareketini.

"Tam üç ay Esin," dedi boğuk çıkan sesiyle. "Tam üç ay, her gün ve her gece, seni nasıl özlediğimi bilmeden geçirdiğim üç ay!"

Diğer elini duvara yaslarken yüzünü yana yatırıp baktı gözlerime.

"Neden kendine de bana da bunu yaptın Esin? Her gün dışarıda, evin sokağın köşesinde seni görüyor olmaktan yoruldum artık. Seni kaybettiğim gibi aklımı da kaybediyorum değil mi? ‘’ Duyduklarım kanımı dondururken kendimle çeliştim. Ben Doğu’nun sokağının köşesinde dışarıda ya da evinin olduğu yerlerde bulunmamıştım ki hiç!

Gerçek olduğumu düşünerek elini kaldırıp dokunmak isteyince bir adım attım geriye yavaşça, kaldırdığı eli boşluğa düşünce klozetin kapağına çöküp oturdu. "O gece Güneş yerine sen gelmiş olsaydın, acaba yine de intihar eder miydin?"

Cümleleri kalbime saplanırken söylediklerini nereden öğrendiğini düşündüm. "Şu an anladım gerçek olmadığını," dedi gülerken. "Blöfümü yemedin."

Soğuk bir ter damlası sırtımdan aşağıya kayarken, elimle Miray'ı çağırıp lavabodan ayrıldım. Doğu o gece orada olanın ben olmadığımı biliyordu. Bile isteye dokunmuştu Güneş'e. Bilerek kalbini kırmıştı. Bilerek ona Esin demişti!

Her şeyi biliyordu! Doğu merhameti asla hak etmiyordu ve etmeyecekti de! O benim kardeşimin kalbini kırmıştı. Bende onun kalbini yavaş yavaş yerinden söküp, yaşarken öldürecektim onu. 

Çağlar'ın yanına gidip çantamı alıp barın çıkışına doğru yürümeye başladığımızda elini belime sardı. Dokunuşu içimdeki huzursuzluğu bir nebze olsun dindirirken kendimi zorladım, konuşmam gerekiyordu bu sessizliğimi sorgulamasına sebep olabilirdi.

"Seninde kardeşin var mı?" diye sordum. Sesimin samimi çıkmasına özen bile gösterememiş, net bir şekilde sormuştum.

"Var," diyerek kısaca cevapladı sorumu.

"O kaç yaşında?"

"Bizden iki yaş büyük," deyip gülümsedi. "Doğu, bizim okulda okuyor." 

Bilerek sorduğum sorular onu gevşetirken beni daha çok karanlığa sürüklüyordu. Çağlar'ın bana karşı hissettiklerinin gerçek olduğunu bilincindeydim kendime izin versem benimde gerçeğe dönüşebilirdi belki ama yapamıyordum. Lanet olsun ki yapamıyordum.

"Ne kadar güzel," dedim iğrenen sesimin tonunu değişmeye zorlayarak. Çağlar'ın arabasına binip yola koyulduğumuzda, suskunluğumuza sarıldık.

"En sevdiğim," dedi Çağlar bir anda. "Kuralsız kırmızı." Anlamayan gözlerle yüzüne bakınca tekrar gülümsemesi yayıldı yüzüne.

"Kırmızı diyorum, sana çok yakışıyor diyorum. Acaba sen benim en sevdiğim yârim misin diyorum?" Çağlar'ın gülümsemesi bana bulaşırken sadece yüzüne bakmakla yetindim.

Yolları geçtikçe içimde oluşan enkazın daha çok derinleştiğini hissettim.  Korku damarlarımda gezinirken ne yapmam gerektiğini biliyor kendimden daha çok korkuyordum. Kafam karışmıştı, Çağlar'a yalan söylemek zorunda mıydım?

"Bana kendinden bahsetmek ister misin? Kafamı oyalayacak bir şeylere ihtiyacım var." Sesimin sakin tınısı onu tebessüm etmeye iterken, kaşlarını kaldırıp yüzüme baktı. Koyu kahverengi saçları dağılmış olsa bile aydınlık yüzünde göz alıcı duruyordu.

Her açıdan bu kadar muhteşem olması, ona da bana da haksızlık mıydı?

"Bildiğin gibi bir kardeşim var, tek başıma yaşıyorum. Sanırım annem bu durumdan oldukça memnun… Doğu ile baya güzel bir ilişkileri var."

Söylediklerinden yola çıkarak ailesi ile ilgili bir sorunu olduğunu düşündüm. "Doğu ile aranız nasıl?" diye sordum hiç vakit kaybetmeden.

"Onun gibi bir kardeşim olmamasını dilerdim. O zaman daha farklı olabilirdi hayatım."

İşte bu beynimin içinde bir ışık yanmasına neden olan cümleydi. Kardeşim olmamasını dilerdim.

"Nasıl farklı?" Temkinlice sorduğum soruma kaşlarını çatsa da cevap verdi.

"Hep bir adım geride kalmak nasıl hissettirir, sonuçları neye gebedir bilir misin?"

Başımı olumsuz anlamda salladım. Çağlar'ın karakterine öfke ve kırılmışlık hâkimdi bunu daha net fark ediyordum. Ama bir ama cümlesi vardı ki beynimi yiyordu.

O an aklıma gelen soru cümlesiyle dudaklarım aralandı.

"Kardeşi mi tanıyor musun?"

Çağlar'ın yüzünden bir ifade geçti, saliselik hatta dikkatlice baktığımda bunun üzüntü olduğunu görebiliyordum.

"Bir ikizin olduğunu bilecek kadar tanıyorum."

O an yemin ederim kanım damarlarımda tur atmayı bıraktı. Kalp atışlarım durmaya ramak kala tekrar milim kıpırdadı göğüs kafesimde.

Çağlar da Güneş'i biliyordu!

Yüzüme yayılan endişeli ifadeyle bakışlarımı camdan dışarıya çevirdim. Şehrimin sokakları artık bana yabancıydı. Ben kendime yabancıydım.

Sonunda restoranın önünde durduğumuz da Çağlar bütün ihtişamıyla arabadan inerken gözlerimle onu takip ettim. Geniş omuzları her bir adımında kasılırken gücü ben buradayım dercesine bağırıyordu.

Saçlarını küçük bir el hareketi ile düzeltip kapımı açtı. Tedirginliğim zirvedeydi, aldığım nefes sanki yeterli gelmiyordu şu sıralar.  Arabadan inip yanında yürümeye başladığımda beni kendine çekip kolunu belime doladı. Tüm bu olanlar sadece acı veriyordu. Eğer küçük bir dilek şansım olsaydı bu hayatta, dileyeceğim tek şey Güneş yerine benim ölmüş olmam olurdu.

Tereddüt bile etmeden.

Tek bir saniye bile düşünmeden.

Restorandan içeri girdiğimizde bizi kapıda karşılayan kız gözlerini Çağlar'ın üzerinde gezdirdi. Beğenisi yüzüne yansımış, çoktan kur yapmaya başlamıştı.

Bunun beni rahatsız etmesi kaçınılmazdı ama  hissettiğim tek şey kıskançlık değildi, onu sahiplediğimi de yeni fark ediyordum... Kıskançlığım öfkemi harlarken tepki vermemek adına yanından bir kaç adım uzaklaştım.

Bu iş gittikçe sarpa sarıyordu!

Parlak taş zeminde ayaklarımın çıkardığı tok seslere aldırış etmeden Çağlar'ın yönlendirmesiyle masaya oturduk. Karşı karşıyaydık. Gözleri yüzümün her milimini keşfederken ifadesizce yüzüne baktım.

"İyi misin Sevgilim?" diye sordu. Sesinde ki duygu yoğunluğu gözümden kaçmazken ısrarla tepkisiz kaldım. İçimde ki o soru cümlesi beni yiyip bitiriyordu.

Bir ikizim olduğunu ona kim söylemişti?

"Seni seviyorum," dedi bir anda. Bir gol yemişçesine oturduğum yerde kas katı kesildim. Gözlerim irice açıldığında masada duran su şişesine uzandım. Ellerimin titremesine engel olamıyordum.

Bunu duymayı istediğim an bu değildi. Bir kaç ay önce ki o zamanlara ait olsaydım heyecandan havalara uçar, kesinlikle boynuna atlardım.

"Sevgi bazen insanı kör eder," dedim usulca anlamasını temenni ederek.

"Bundan sonra sensiz olmam imkânsız Esin," dedi benim gibi tane tane konuşurken. "Sen artık benim tek parçamsın."

Sözlerinin yoğunluğu doğruluğunu kanıtlar nitelikteydi. Öylece baktım yüzünün her bir zerresine. Ben baktıkça gözleri daha da koyulaştı. Tek bir hamlede karşımdan kalkıp yanıma oturdu.

Eli ile ellerimi sararken, diğer eliyle belimden baskı yapıp beni göğsüne bastırdı. "Senin masumiyetini her şeyden daha çok sevdim Esin," deyip yutkunurken beni göğsünden kaldırdı. "Sen bana ait olmalısın."

Ben bu sevgiyi hak ediyor muyum? Diye sorguladım kendimi. Çağların saf sevgisini, benim karanlık yüzüm hak ediyor muydu?

✨✨✨✨

Üzerime giydiğim siyah mini elbisenin, yaptığım koyu tonlarda ki makyajın ruh halimi yansıtırcasına ben buradayım demesi Ece'nin işiydi. Saçlarımı maşayla dalgalandırmış, kenarda toplamıştı.

"Sana bayılacak," dedi Ece neşeyle şakırken. "Sana bayılmazsa, erkekliğinde bir sorun olduğunu düşünürüm."

Gülümsedim. Ben hiç böyle bakmıyordum olaylara. Benim için bir görev niteliğindeydi Çağlar ama onda garip bir şey vardı. Doğu da olmayan bir şey!

Vicdan diye bağırdı iç sesim. Ve merhamet diye de ekledi.

O gün önünde sus pus kalırken, bu gün karşısına çıkışımın tek sebebi olacaktı. Öldürücü darbeyi kardeşine vurmak!

"Melih seni barın içinde ki locada bekliyor," diyen Ece'ye gülümsedim. Bugün o büyük gündü.

Çağlar'ın doğum günü partisi vardı ve Çağlar'ın tek gelmemi istememesi sürpriz olmuştu hepimize.

"Ben çıkayım artık," deyip kapıya yöneldim. Ece ardımdan bakarken yüzünde ki ifade içimin burkulmasına daha çok sebep oluyordu. Aylardır doğru dürüst bir şey yemiyordum. Zayıflamıştım. Üzgündüm. Kahroluyordum!

Taksiye binip gideceğimiz adresi tarif ederken beynimin içindeki tüm düşüncelerden sıyrılmak istedim bir an. Güneş hayatta olsaydı en azından onun şımarıklıklarına, hırslarına boyun eğseydim diye düşünmeden edemiyordum.

Sahi geçecek miydi bu sızı? Geçer miydi bu intikam hırsı?

Partinin olduğu barın önüne geldiğimde derin bir nefes alıp içeriye adım attım. Müziğin yüksek ritmi suratımı buruşturmama sebep olsa da gülümsemeye zorladım kendimi. Güneş'in kırmızı montunu üzerimden çıkartıp kapıda ki görevliye uzattım.

Kuralsız Kırmızı!

İçeriye adım attığımda renkli ışıkların altında toplanan insanları gözlerimle süzdüm. Çağlar görüş alanıma girdiğinde beni fark edip gülümsedi. Bu gülüş içten gelen bir gülümsemeydi. Yapay olan her şeyi ayırt edecek kadar tecrübe sahibi olmuştum artık.

Yanıma doğru yürümeye başladığında lacivert takım elbisesinin içinde nam salıyor, her bir adımından asillik akıyordu. Gülümsemesi iyice yüzüne yayıldığında inci gibi beyaz dişleri göz kamaştırıcıydı.

"Hoş geldin," deyip kollarını açtığında küçük bir manevra ile kollarının arasına girdim.

"Geçen akşam ki yemek için teşekkür," ederim dedim sesimi yumuşak tutmaya çalışarak.

Kollarının arasından çıkıp yüzüne bakmaya başladım. Gördüğüm ifade benim için çok tuhaftı. Çağlar'ın ela gözleri insanı rahatlatacak kadar güzel bakarken dudaklarına bir tebessüm daha yayıldı.

"Sen," dedi bana bir kaç adımda yaklaşıp kulağıma eğilirken. "Asla basit şeyleri hak etmiyorsun Esin."

Cümlesinin güzelliği mi yoksa bana karşı olan tutumu mu beni etkilemişti anlam verememiştim. Çağlar için kötü olan bir durum yoktu ama yinede kendimi suçlu hissediyordum.

"Sen," deyip az önce bana yaptığı gibi kulağına doğru eğildim. "Bu hayatta görüp görebileceğim en mükemmel adamsın. İyi ki doğdun."

Elimi tutup parmaklarımızı birbirine kenetlerken, dudaklarımın üzerine milim kala durdu. Burnunun ucu burnuma değiyor, daha önce hissetmediğim bir his içimi kavuruyordu.

"Sen bu hayatta gördüğüm en mükemmel kadınsın. İyi ki benimsin." dudakları her bir hareketinde dudaklarımın üzerinde dans ederken gülümsedi. "Bu yüzden ellerin benim ellerimin içinde kaybolsun istiyorum Esin."

Sevinsem mi üzülsem mi bilmiyordum. Ben bunu hak ediyor muydum onu da bilmiyordum. Bildiğim tek şey benim Doğu kadar kötü olamayacağımdı.

"Her daim ve her an," dedim elini daha çok sıkarken. "Bunu çok isterim."

Pistin tam ortasına geldiğimizde durup insanların şaşkın bakışlarına karşılık veriyordum. En az bende onlar kadar şaşkındım. "Çağlar Seçkin’in doğum günü partisine hoş geldiniz," diye anons yapan kızın sesi barın içinde yankılandı.

Herkes alkışlamaya başladığında Çağlar gülümseyerek bana bakıyordu. Pastasını kesmeyi bitirdiğinde kollarını bana sarıp bir süre öylece durdu, kokusunu içime çektiğini daha yeni fark ediyordum. Yağmur sonrası gelen toprak kokusu gibiydi kokusu.

Öylesine güzel, öylesine eşsiz!

"Bazı insanların ruhunun bir bütün olduğunu düşünürdüm," dedi çalan müzik slowa dönerken. Elleri bel boşluğuma yerleşip, beni kendine daha çok çekti. "Senin ruhun, benim ruhumun eksiklerini tamamlayıp bir bütün oluşturuyor Esin. Ve ben ilk defa hissettiklerimden korkmuyorum."

Gözümden o an bir damla yaş süzüldü Çağlar'ın göğsüne. O an düşündüm de benim ruhumun bütünü toprak altına gömülmüştü. Ben diğer yarımı kaybettiğimde zaten ölmemiş miydim? Bir insan daha kaç defa ölebilirdi ki?

"Çağlar ben," demiştim ki daha sıkı sarıldı bana. Konuşmama müsaade etmeyecekmiş gibi daha sıkı.

"Acını tahmin edebiliyorum. En önemlisi buna saygı duyuyorum Esin. Sen onlar gibi olamazsın bunu da biliyorum," dediğinde başımı kaldırıp gözlerinin içine baktım. Söylediklerinin ne anlama geldiğini anlamlandıramıyordum.

"Güneş'i tanıyordum. Hatta şöyle ki bir süre önce seninle tanışmak için onunla konuşmuştum. Yani o şeyden önce." Duyduklarımla şoka girerken geriye bir adım atmak için hamle yaptım ama Çağlar beni durdurdu.

"Neyden önce?" diye sordum fısıltıyla.

"Kazadan önce Esin. O gün buluşmaya gelmiş olsaydın bende gelmiş olacaktım."

Bunu beklemediğim için gardımın düşmesi, öfkemin gün yüzüne çıkması bir oldu. "Çağlar sen?"

"Hayır, Esin dinle beni." Artık o da hareket etmiyordu. Benim gibi öylece bakıyordu yüzüme.

"Doğu'nun Güneş ile buluştuğu akşamın sabahında Güneş ile birlikteydik. Sizi ayırt etmek benim için hiç zor olmadı, çünkü senin saf temiz duruşuna karşın onun hırsları ve egosu vardı. Bir de gözlerinde ki o masum bakışı ayırt etmemem mümkün değildi tabii."

Beynimin kenarlarında yankılanan cümleler her bir harfin isyanını üstlenmişti. Çağlar her şeyden haberdardı. Her şeyi en ince ayrıntısına kadar biliyordu. Benim bilmediğim çoğu şeyi de bildiğine emindim.

"Çağlar," dedim üzgünce. "Senin söylediklerin..."

"Gerçek olamayacak kadar doğru Esin. O gece ne oldu bilmiyorum ama Doğu'nun bir şeyler karıştırdığından eminim. Ondan olabildiğince uzak durmalısın."

Sicim gibi akan gözyaşlarıma inat Çağlar uzanıp sildi yüzümde ki yaşları. Parmaklarından tenime ulaşan sıcaklık belki de son üç aydır hissettiğim en büyük rahatlamaydı.

"Gel benimle," deyip beni pistten alıp merdivenlere yönlendirdiğinde sorgulamadım. Demek ki Güneş'in arkadaşıydı. Demek ki o yüzden tanıyordu ikizimi. Yukarı katta ki ilk odanın kapısını aralayıp içeri girip beni de içeri çekti.

Masanın çekmecesine uzanıp bir kaç resim çıkardı. Bunlar Güneş ve Çağların arkadaş grubuyla çekildiği resimlerdi.

"O benim en yakın arkadaşımdı," diye fısıldadı. Sesinde garip bir tnı oluşmuştu. "Bunu sana söyleyecektim ama seni kaybetmekten korktum Esin."

Düşüncelerim saniyesinde birbirine girerken, kızmaktan çok rahatlama yaşamıştım. Çağlar'ın bir suçu yoktu. Gözümden akan bir diğer yaşı da silerken gülümsedi.

"Gel benimle," dedi tekrar uzattığı elini tutmamı beklerken. "Yarım kalmış şu intikamını alalım."

Şaşkınca gözlerine baktığımda, kollarıyla sardı bedenimi. Öylesine güçlü sarılmıştı ki bir an için rüya görüyorum sandım. Bir an için bunların benim hayal ürünün olduğunu sandım.

"Kızmadın mı bana?" diye sordum.

"Senin yerinde olsam ben daha kötüsünü isterdim. Sen benden daha merhametli davranıyorsun. Kendini bana karşı kısıtladığını da biliyorum," deyip dudağımın kenarına usulca bir öpücük bıraktı. "Ama unuttuğun bir şey var, hayat sürprizlerle dolu sevgilim. Hayat bana göre hiç ummadığın mucizelere gebe."

Konuşmama fırsat vermeden tekrar aşağıya indirdi beni. Kendinden emin adımlarıyla yürürken beni de yanında sürüklüyordu.

Pistin ortasına geldiğimiz de sırtımı kapı girişine ters  duracak şekilde çevirdi. "Birazdan çok güzel şeyler olacak ve inan bana sevgilim her bir zerresinden zevk alacaksın."

Dans etmeye başladığında konuşamıyor olduğumu fark ettim. Çağlar anlayışlı davrandığı için hem utanmış, hem rahatlamıştım.

Taa ki duyduğum ses kulaklarımı sağır edene kadar.

"Neler oluyor lan burada?"

Sesin gelmesiyle Çağlar beni göreceği şekilde Doğu'nun olduğu tarafa doğru çevirdi. Doğu tüm hiddetiyle karşımızda dikilmiş öfkeyle bize bakıyordu.

Doğu önce afallasa da yüzünde ki acıyı büyük bir ustalıkla gizledi. Şaşkınlığını umursamaz bir ifadeye dönüştürürken gözlerinde şimşekler çaktığına yemin bile edebilirdim.  Öldü sandığı kız karşısında kanlı canlı duruyordu.

"Kafayı yedim sanırım," dedi Doğu anlık bir masumiyet tınısıyla. "Ben en iyisi biraz daha içeyim."  Şaşkınlığı aptallığı ile karışırken, gözlerini defalarca kez açıp kapattı.  Gittiği yolu döndü tekrar tekrar baktı.  

Sonunda varlığımı kabul edip tamamen geriye dönüp hızlı adımlarla bana doğru yürüyüp tam dibimde durdu. Elini yüzüme doğru kaldırıp, varlığımı hissetmek için dokunmaya çalışıyordu. Gözlerinde ki korkuyu acıyı ve şaşkınlığı görebiliyordum.

"Esin sen," dedi fısıltıyla yüzüne dokunmadan önce. "Sen yaşıyorsun."

"Yaşıyor tabii, yoksa sen ölmüş olmasını mı dilerdin?" Melih'in ne ara yanıma geldiğini anlayamamıştım. Sesinden zehir gibi öfke akıyordu.

"Doğu," dedi Çağlar sesinin her bir tutamından öfke akarken. "O bana ait."

Doğu büyük bir savaştan mağlubiyet almışçasına hepimize teker teker baktı. Olanları anlamaya çalışıyor, çalıştıkça kafası daha çok karışıyordu.

"Ne saçmalıyorsun lan sen?" deyip yumruğunu havalandırdı Doğu. Çağlar kendini bir adım geri çekip beni arkasına alırken Melih'in Doğu'nun kolunu tuttuğunu gördüm.

"Esin iki gün sonra," deyip bana döndü Çağlar. Gözlerinde ki ifade içimi delip geçiyor, benden isteyeceği şeyin onayını istiyor gibiydi. "Benim karım olacak. Değil mi bebeğim?"

Beklemediğim bu hamle ile şaşırsam da Çağlar'ın söylediklerine itiraz etmedim, edemedim...

"İkinizi de öldürürüm," diye hırladı bu sefer Doğu. Sözlerinde yalan ya da blöf yapan hiçbir tını barınmıyordu. Öyle ki bunu yapacağının yeminini gözlerimizin önünde etti.

"Bu oyuna son ver Esin. Bu sefer gerçekten ölmek istemiyorsan bu oyuna bir son ver!"

Gözlerim ardına kadar açılırken Çağlar'ın bileğimi tutan eli sıklaştı. Tenime batışını hissetmiyor gibiydi. Bir adım öne çıkarken artık Çağlar'ın ardında değil tam yanındaydım.

Bu söyleyeceklerim bundan sonra dikiş tutmayacak bir yara bırakacaktı içimde ama yine de vazgeçmedim.

"Senin öldürdüğün ben değil, benim kardeşimdi Doğu. Söylesene daha fazla ne kadar öldürebilirsin beni?"

Çağlar elimden tutup beni bardan çıkartırken konuşmuyorduk. Öylece yürüyorken düşüncelerimin derinliğinde boğuluyordum. Doğu Çağlar ile arasında kapanmayacak bir savaşa imza atmış sebebi de ben olmuştum. Benim sebebim ise Doğu'nun ödemediği bedeli ona fazlasıyla ödetmekti.

"İki gün sonra her şeyi baştan yazacağız," dedi Çağlar. "Sadece iki gün sabret."

✨✨✨✨

İki gün sonra!

"Hala inanamıyorum, Sen Çağlar Seçkin ile evleniyorsun!" Ece'nin ses tonu çocuksu bir mırıltıya sahipken hala anlamadığım bir sürü şey vardı.

Doğu iki gündür ortalıkta yoktu, ben Çağlar'ın evinde, Çağlar ile birlikte kalıyor, Ece'nin getirdiklerini üzerime geçiriyordum. Evliliğin intikamımı almama yetmeyeceği bilsem de her yaptığımın Doğu'nun üzerinde bir enkaz daha yaratacağını biliyordum.

O enkazın içinden sağ çıkamayacak olan ben değildim. Doğu'ydu ve bundan zerre pişmanlık duymuyordum.

Düz beyaz elbisemin fermuarını kapatan Ece neşeyle etrafımda dönerken ıslık çalmayı ihmal etmiyordu. Bu neşenin asıl sebebi beni eğlendirmekti biliyordum ama yine de eğlenemiyordum.

Eksiktim işte. Daha ne kadar eksilebilirdim ya da ne kadar eksik hissedebilirdim ki?

"Nikâh memuru geldi," diyen Melih'in sesiyle düşüncelerimi bir kenara bırakıp kapıya yöneldim. Oda'dan çıktığımda Çağlar'ın smokinini gördüğümde gülümsememek elde değildi. 

"Sen ne ara smokin almaya çıktın?" İki gündür evden sadece yarım saatliğine çıkıp geri geliyordu. Bugün ise sabahtan bizimle Melih'in barına gelmişti. Ne ara halletmişti tüm bunları?

"Hızımdan asla şüphen olmasın sevgili eş adayım," dediğinde bulaşıcı gülümsemesi yüzüme yayıldı.

"Asla bir şüphem yok," deyip Ece'nin nikâh için hazırladığı masaya oturdum.

Nikâh memuru bize sorarcasına bakarken, "şahitler olmadan nikâhı kıyamam, bunu bilmiyor olamazsınız değil mi?" Diye sordu.

Aklıma hiç gelmeyen detayla gözlerimi Çağlar'a çevirdim. Üzgünce yüzüme baktığında bir terslik olduğunu anlamıştım.

"Melih ve Ece olabilir," dediğimde Melih hızlıca yanıma oturdu.

Ece ayakta dikilmeye devam ederken, "Nüfus cüzdanımı yanıma almamışım," diyerek bakışlarını kaçırdı.

Ah hadi ama bütün terslikler bizi mi bulur?

Çağlar aklına bir fikir gelmişçesine, Melih'e baktığında gözlerinin içinde sinsi bir ifade yakaladığıma emin oldum.

"Çağır gelsin," dedi Melih. Ece’nin olduğu tarafa bakmadan.

Çağlar sakin ol dercesine bacağımı sıkarken, kapıdan giren Doğu ile göz göze geldim.

"Şaka mı yapıyorsun?" diye sordum hiddetle ayaklanırken. "Sen kafayı mı yedin Çağlar?"

Benim gibi o da ayaklanmıştı, Doğu'nun gözleri bizimle buluştuğu andan itibaren neler olduğunu anlamaya çalışır gibi bakıyordu etrafına.

"Sen ne yaptığını sanıyorsun puşt?" Doğu hızla bize doğru gelirken korkuyla Çağlar'ı bir adım geri çektim.

"Sonun Güneş gibi mi olsun istiyorsun Esin?"

Yer ayaklarımın altından kayıp giderken, söylediği cümleler keskin bir bıçak darbesi gibi ardı ardına saplandı yüreğime.

Sonun Güneş gibi mi olsun istiyorsun?

Kabuk tutmaya çalışan yaralarımın hepsi bir bir açıldı o anda. Sanki ilk gün yaşadığım acı yeniden benimle buluşmuştu. Zaman hiç geçmemiş gibi, hiç geçmeyecek gibiydi.

"Keşke herkesin sonu Güneş gibi olsa!" Gelen sesi duymamla etrafı gözlerimle aramaya başlamam bir olmuştu. Sanırım ben kafayı yiyordum ve sonum ikizimden daha berbat olacaktı.

"Yapma ama Doğu, kendine biraz saygın olsun!"

Gözlerim Çağlar'ı bulduğunda ona tutunmaya çalıştım. Ellerimle kulaklarımı kapatmak istiyor başaramıyordum.

"Deliriyorum değil mi?" diye sordum ağladığımı fark ederek. "Delirdim değil mi?" Hıçkırıklarım barın boş duvarlarında yakalanırken Çağlar eliyle yüzümü avuçlarının arasına aldı.

‘’Önce evet demen gerekiyor,’’ Nikâh memurunun yanına gidip bir şeyler mırıldandığında öylece duruyordum. Gözümün önünde olup bitenleri göremiyor gibi bakınıyordum.

Duyduğum ses Güneş’in sesi miydi? Sahiden delirmiş miydim?

Nikâh memuru hızlıca sorusunu sorup cevaplarımızı evet olarak aldığında imzalarımızı atıp şahitlere döndü. O ana kadar yan tarafa bakmak aklımın ucuna gelmemişti.

Yan tarafa döndüğümde gördüğüm yüz bu dünyada ki yaşam ile ölüm arasında bocalamama sebep olan ikizimin yüzünden başkası değildi. Benim gibi ağlıyor oluşuna aldırış etmeden iki adımda kapadım aramızda ki mesafeyi.

‘’Öldüm bende değil mi ?’’ titrek sesime karşılık cıvıl cıvıl çıkan sesiyle cevapladı sorumu.

‘’Hayır, bebeğim ölmedik.’’ Güneş’in gözlerinin içine bakarken başımın dönmeye başlamasıyla yere yığıldım.

 

Uyanmaya başlarken etrafımda duyduğum sesler rüya görmediğimin garantisi olmuştu. Güneş’in enerjik sesi, Çağlar’ın endişeli ses tonunu çok net duyabiliyordum.

‘’Beni kesinlikle affetmeyecek,’’ dedi Çağlar üzüntüsünü bastırmadan. ‘’Senin aklına uyup sana yardım ettiğim için asla beni affetmeyecek.’’

‘’Esin herkesi affedecek kadar merhametlidir,’’ dedi Güneş. Yerimden doğrulup kalkarken odada ki tüm gözler bana dönmüştü.

 

‘’Neler döndüğünü hanginiz anlatacak?’’ Çağlar hızlıca yanıma gelip otururken, mahcubiyetle kaçırdı gözlerini. ‘’Güneş anlatsın.’’

Gözlerim Güneş’e döndüğünde o da yanıma gelip kollarını bana sardı. Kokusu hayata tutunmak için yeter de artardı bile.

‘’Esin, inan bana Çağlar’ın bir suçu yok hepsini ben planladım.’’

Şu an ikizime kızmam gerekiyordu değil mi? Kızamazdım. Hiçbirimiz kızamazdık. Üç aydır öldü sandığım kardeşimin yaşıyor olmasını, bunu benden gizlemiş olmalarına kızamazdım…

‘’Sadece anlat.’’

‘’Doğu ile o gece beraber yemeğe çıktığımızda, bana birkaç soru sordu. Biraz garip davranıyordu. Yemekten sonra bir şeyler içmek için onun evine geçtik. Sorularına da devam ediyordu. O ana kadar hiç ismimle hitap etmemişti, bir süre sonra koltukta bana yaklaşmaya başladığında heyecanlanıp kenara çekildiğim de bana senin ismini söyledi. Esin bırak ikimizde yanalım dediğinde benimle oyun oynadığını anlayıp bende ona böyle bir oyun oynadım. Çağlar da bana bu konuda yardımcı oldu.’’

Anlamaz gözlerle baktım yüzlerine. ‘’Ama ambulans geldi, hastanedeki doktorlar seni kurtaramadıklarını söyledi. Güneş ben senin Cenaze törenini yaptım kızım, ben seni gömdüm, her Allahın günü seni gelip ziyaret ettim ben!’’ Bağırışım odada yankılanırken odanın bir köşesinden Melih’in iç çekişini duydum. ‘’Sizde mi?’’ diye sordum.

‘’En az senin kadar bizde şaşkınız.’’ Melih Ece’ye sardığı kollarını sıklaştırdı. Hepimiz şok içindeydik. Kenarda yere çökmüş olan Doğu da dâhil!

‘’Hastaneyi ambulansı ben ayarladım. Mecbur kaldım çünkü Güneş başkasına giderse başı derde girebilirdi,’’ dedi Çağlar.

 

‘’Bu piçin insanlarla oynamaması gerektiğini anlaması öğrenmesi ve ders alması gerekiyordu,’’ diyen Çağlar’a gözlerimi açarak baktım.

‘’O senin…’’ saniyesinde susturdu beni. ‘’Babalarımız ayrı, öz kardeş sayılmıyoruz bile.’’

‘’Artık gidelim mi? Burada ki işimiz bitmiş gibi görünüyor.’’

 

1 yıl sonra!

‘’Ardıç ile markete çıkıyoruz,’’ Güneş’in yine evimizi abur cubur ile doldurmak için Ardıç’ı yanında götürmesine müsaade ettim.

Aile her şeydir dedikleri bu olmalıydı çünkü kardeş demek ruhunun yarısı demekti. Evlat ise her şeyden üstün tuttuğun, uğruna ölümü bile göze alabileceğin nadide varlıktı.

Tabii bir de Eş, tanımlamaya ne cümleler ne tasvirler yeterdi. İyi insanlar ödüldü, kötü insanlar ise ceza. Biz o ceza ile Doğu’nun hayatımıza girişiyle tanışmış kötü bir şekilde tecrübe etmiştik. Şimdi Doğu’nun bir akıl hastanesinde tedavi altında olması tek güvencemizdi.

‘’Çabuk gelin!’’ diye seslendi Çağlar. Her an temkinli davranıyor sanki üvey kardeşinden bir hamle bekliyor gibiydi.

‘’Abartma hayatım, market kapının önünde.’’ Çağlar Yanıma gelirken gülümsemesini gizlemeden baktı yüzüme. Bir gülümseme, bir kıpırtı insanın içini böylesine delip geçebilir miydi? Çağlar bunu başarıyor her seferinde beni kendine daha çok âşık ediyordu.

Merhamet bir insana yakışan en güzel şey ise, Çağlar bu hayatta tanıdığım en güzel en özel adamdı!

Dakikalar sonra kapının yumruk yumruğa çalmaya başlamasıyla koşmaya başladık. Çağlar beni bir adım ardında tutarken kapıyı açtı. Güneş nefes nefese kalmış korku dolu gözlerle bize bakıyordu.

‘’Ne oldu sana? Ardıç nerede?’’ Çağlar’ın Ardıç’ı sorması yüreğimin en derininde ki korkuyu uyandırmaya yeterken Güneş’i sarsmaya başladı.

‘’Ardıç nerede diyorum sana!’’

Güneş titreyen elleriyle uzattığı kâğıdı Çağların avuçlarına bıraktı. O an her şeyin başa dönüşü, hepimizin yıkılışının resmiydi kâğıtta yazanlar.

‘’ İntikam dediğiniz his öyle güçlüdür ki, sabır yollarında ayaklarınız kopana dek ağır ağır yürürsünüz. Ardıç artık benimle, ben senin yerinde olsaydım beni seçerdim Esin, en doğru seçim bendim. Doğu SEÇKİN.’’

 




Yorumlar


Giriş Yap

Premium Seriler

Against The God
Battle Through the Heavens
Coiling Dragon
Heavenly Jewel Change
I Shall Seal The Heavens
Mavi Elma
Swallowed Star
The Dark King
True Martial World

Sosyal

Duyurular


Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 596

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 545

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 464

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 447

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 358

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 324

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 305

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 276

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 251

Chaotic Sword God
Chaotic Sword God
Beğeni Sayısı: 246

Popüler Orjinal Seriler

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 88

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 79

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 55

İmparator: Kara Elf (İKE)
İmparator: Kara Elf (İKE)
Beğeni Sayısı: 52

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 47

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 37

Angoria
Angoria
Beğeni Sayısı: 30

Yazarın El Kitabı
Yazarın El Kitabı
Beğeni Sayısı: 28

Unkown Realm: Discovery
Unkown Realm: Discovery
Beğeni Sayısı: 25

Epik Orkun'un Yükselişi
Epik Orkun'un Yükselişi
Beğeni Sayısı: 24

Site İstatistikleri

  • 4191 Üye Sayısı
  • 148 Seri Sayısı
  • 7700 Bölüm Sayısı


creator
manga tr