“Dövüşte usta olanlar öfkelenmez, kazanmakta usta olanlarsa korkmazlar. Dolayısıyla akıllılar dövüşmeden önce kazanır, cahiller kazanmak için dövüşürler.” #Zhuge Liang

Hikaye Yarışması (2017) - Deli Rom


 

 

-Deli Rom-

 

Sessiz yabanıl bir ovada, dağ yamacında kurulmuş, huzurlu ve ıssız sayılabilecek bir taşra kasabası vardı. Bölgede yaşayan az sayıdaki insan topluluğu, yaşamlarına devam etmek için güven duydukları tarlalara sahipti.

İlkbahar yelinin uğuldadığı, rahatsızlık vermeyen hafif bir yağmurun çiselediği dağ yamacında, bulutlar yüzünden gece vakti epey karanlıktı.

Birçok ekinin yükseldiği bu zamanlarda her tarla sahibi işlerini bitirmiş, çocuklar oyunlarından yorulmuş, kadınlarsa ev işlerini bitirmiş halde yataklarına çekilmişti.

İnanılması güçtü lakin böyle rayihalı bir gecede;

Huysuz bakışlarının buruşuk suratıyla uyum içinde olduğu kır saçlı ihtiyar bir sima, öfkeyle sessiz küfürler eşliğinde toprağı adımlamaktaydı.

İhtiyarın yaşlı ve çökük bedenini kaplayan siyah bol cüppe yırtık ve deliklerde doluydu. Kurumuş lekeler temizlenmeden yerine yeni çamur lekeleri dâhil olmuştu bile.

Çaputları ise tuhaf görünüyordu. Yumuşak toprağa basmak için abartılı kalınlıkta ve katman katmandı. Dışarıdan dev ayaklara sahipmiş gibi hissettiriyordu.

Çatık kaşlı huysuz adam çevreye göz gezdirdikten sonra, iki koluyla sımsıkı sarıldığı büyük ahşap kovaya bakış attı.

Kovanın içinde, yer yer yeşil bazı kısımları ise mor renkli iğrenç görünen bir sıvı birikintisi vardı.

İğrenç görüntüsüyle uyum içinde pis ve mide bozan kokusu sürekli havaya karışıp bölgeyi lanetli bir yere çeviriyor gibiydi.

Adam ise bundan etkilenmemekle kalmıyor birde sıvıyı sevecen bakışlarla süzüyordu. Tavırları değişken ve anlaşılmazdı!

Birisinin gözü manzaraya takılsa bu adamın şüphesiz büyücü olduğunu iddia ederdi.

Lakin aksine bu ihtiyar büyücü değildi. Huysuzluk içinde nefret dolu olan bu herif ancak anormal bir deli olabilirdi.

Birbirlerine mesafeli evlerden birinin önünde bulunan, genişçe bir tarlanın önüne gelince durdu.

Sinsi bir gülümsemeyle cüppesinin içinden küçük tahtadan yapılma bir kepçe çıkardı.

Kepçeyi nahoş sıvıya daldırdığı gibi fidanların ve toprağın üzerine serpiştirmeye başladı. Hareketleri ancak bir yılanda görebileceğiniz sinsiliğe sahipti.

Tarlanın bir ucundan işine başladı fakat henüz kısa bir alana ulaştığında tarlanın sahibini ağırlayan evden bir gürültü koptu.

İhtiyar hareket etmeyi kesip ürkmüş bakışlarıyla evin kapısına göz gezdirdi. Tam rahatlama dolu bir nefes verecekti ki kapı sertçe ardına kadar açıldı.

Dışarı çıkan orta yaşlı adamın elinde demir uçlu çapa vardı. Adamın gözleri muhteşem bir öfke taşıyordu.

“Seni… Seni piç.. Rom! Seni geberteceğim!! Yemin ederim bu sefer seni geberteceğim!! Yine mi toprağı zehirliyorsun o… çocuğu!!”

Adam öfkeyle kükrerken aynı zamanda ihtiyara doğru koşmaya başlamıştı. Elindeki çapayla nasıl vuracağını göstermek istiyormuş gibi ileri geri sallıyordu.

İhtiyar korkuyla elinden geldiğince hızla kaçmaya başladı. Yine de amacından vazgeçecek gibi değildi. Koşmadan önce elindeki kovayı tarlanın ortalarına doğru fırlattı.

Korkuyla kaçıyor olmasına rağmen kovanın toprağa düştüğünü duyunca geniş bir gülümsemeyle kıkırdadı.

Bunu gören adam yaşına göre hızlı olan ihtiyara doğru çapayı fırlattı. Çapa hızla dönüp ihtiyarın yakınına saplanınca yaşlı adam irkilip hızını arttırdı.

Kovalamaca uzun sürse de ihtiyar kurtulmuştu. Her zaman kurtulurdu. Diğerlerinin uzağındaki, ormanlık alanın derinlerinde olan kulübesine giden yola onlarca tuzak kurmuştu.

Oraya ulaştıktan sonra kimse devam etmeye cüret edemezdi…

-----

Yıkılmak üzere gibi görünen ürkütücü görüntüye sahip küçük kulübeye sağ salim ulaşan ihtiyar kendini sandalyeye bıraktı. Kısa süre nefeslendikten sonra neşeli bir kahkaha attı. Kahkahaları tufana dönene kadar birbiri ardına devam etti.

“Seni lanet olası! Benimle uğraşmak ne demek göstereceğim sana! Hahaha! Bir insana karşı kaybedeceksin…” Adam uğursuz sesiyle boşluğa mırıldandı.

Nefreti, eksik dişleri arasından dökülürken gözle görülmesi mümkün gibiydi. Göründüğünün aksine bu adamın nefreti onu kovalayan öfkeli tarla sahibine falan değildi.

Eğer kulübenin dışındaki araziye bakarsanız bu sonsuz nefretin kime değil neye karşı olduğunu az çok anlardınız.

Kulübe yıkık dökük olsa da normal görünüyordu. Onu ürkütücü gösteren şey çevresiydi…

Bölgedeki toprak simsiyahtı! Her yanı tuhaf zehirli sıvılarla beslenmiş ve neredeyse bataklığa dönüşmüştü. Eskiden bu bölgede envaiçeşit hoş çiçeklerin yetiştiğine ve huzur veren bir görüntüye sahip olduğuna kimse inanmazdı…  

Bölgedeki toprak türlü türlü işkencelere uğramış ve tecavüz edilmişti..

Oyulmuş, zehirlenmiş, kazıklar saplanmış vaziyette bırakılmıştı ve ağaçlar bile kuruyup gitmişti. Heybetli ağaçlar köklerinden yeterli güç alamayınca zamanla yıkılmış bataklığa karışıp gitmişti.

Eğer cehennemde sadece ateş yoksa o halde burası, kesinlikle cehennemden fırlamıştı. Alanda nefes almak bile oldukça zordu…

İhtiyar burada zaferi elde etmişti. Ondan sonra, diğer insanları bu yaratık hakkında uyarmaya çalışmıştı lakin herkes onu deli yerine koymuştu.

Kimse ihtiyarı dinlemeyince, o da kendi topraklarına yaptığı gibi! -Evet, bu alanı bu şekle getiren bizzat kendisiydi- diğer tarlaları da yok etmeye karar vermişti. Bu sayede insanlar kaçıp gidecekti.

İhtiyar insanları kovaladıktan sonra tüm bölgeyi mahvedecekti. Tek hedefi buydu. İntikamın, kemik donduran ateşi bedenindeki her hücreyi ele geçirmişti.

Bu intikam arzusuyla uyuyor onunla uyanıyordu. Hiç aklından çıkmayan tek düşünce rakipsiz düşmanını, kendisi ölmeden önce yok etmekti.

Arsız gözleri öfkeyle dönüp dururken ansızın durdu. Bakışları karşıdaki duvara odaklanmış gibiydi.

Koyu renkli ahşap üzerinde, yeteneksiz bir ressamın tebeşirle çizdiği sanattan uzak bir resim şekillenmişti.

İhtiyar resme bakınca gözleri doldu. Birkaç damla gözyaşı sessiz bir iz bırakarak teninde kayıp gözden kayboluverdi. Ağlamasını durduramıyordu çünkü resim küçük kızı tarafından çizilmişti.

Çirkin resim bir şekilde insana huzur veren cinstendi… Resimde, bir adam, bir kadın ve küçük bir kızın gülen simalarıyla el ele tutuştuğu bir an tasvir edilmişti.

Yaşlı adam daha fazla dayanamıyormuş gibi nemli gözlerini kaplayan öfkeyle kafasını başka bir tarafa çevirdi.

Özlem, kalbini tarifsiz bir acıyla sızlatıyordu… Nefret ise ruhunu kemiren bir fare gibiydi…

Aklı bilinçsizce o günlere geri döndü.

On yıl kadar önce güz mevsiminde, geç saatlere kadar eve dönmeyen eşini aramak için dışarı çıktığında saatlerce gezindi.

Onu bulduğunda kadıncağız toprağa kıvrılmış bir şekilde yatıyordu. Çoktan can vermişti…

Neden öldüğüne dair hiçbir iz yoktu. Acısı yüreğini dağladı. Lakin kızı için dayandı.

Ve beş yıl önce bu akıl almaz nefret uyandı.

Eşinin ölümünden sadece beş yıl sonra, kışın gelişigüzel bir gününde küçük kızı kaybolmuştu.

Çok geçmeden onu da bulmuştu.

Serin toprakta kıvrılıp yatan küçük cansız bedenini…

Nasıl ölmüştü? Niye ölmüştü? Hiçbir iz yoktu!

İhtiyarın mahvolan ruhu ve zihni zamanla kendi cevabına ulaşmayı başardı. Onlar öldürülmüştü… Ve onların canını alan kalpsiz katil bu topraklardan başkası değildi!!

Toprak bunu nasıl becermişti adamın hiçbir fikri yoktu lakin inanmıştı bir kere…

Sizde aynı şeyleri yaşasanız kimse yanlış düşündüğünüzü iddia edemezdi sonuçta. Çevredeki insanlarda edemedi…

Adam nefrette kavruldu. Tüm öfkesini toprağa döktü. Ondan tiksindi. Ve onu mahvedeceğine, intikamını alacağına yemin etti.

Yıllarca zehirli şeylerle uğraşıp bin bir türlü şey üretti. Hepsini toprağa zorla yedirdi.

Evini çevreleyen toprağı, karısını öldüren toprağı, kızını söküp alan o toprağı yok etti.

Yeter miydi? Asla… Gücü yettiğince tüm bölgeyi mahvedecekti…

İşte bu intikam hiçbir şeye benzemiyordu. Bu intikam, kalbi kırık bir delinin, toprağa hatta yeryüzüne olan savaşıydı.

-----

“Salak herifleri kurtarmaya çalışıyorum birde bana yaptıklarına bak… Arsız ahmaklar!”

İhtiyar, ormanı komple başarılı şekilde imha etmişti. Sonrasında tekrar dışardaki köyün tarlalarına birkaç saldırı daha yapmıştı fakat bu akşam birilerine yakalanmış iyi bir dayak yemişti.

Her yani ağıyordu. Açılan birçok yarasını sararken yine öfkeliydi ve sürekli söyleniyordu.

“Aslında kendi hallerine bırakacaksın ki, Ah! Kadınlarını, çocuklarını kaybedince görürüm ben onları…”

Köylülere dargındı. Eskiden bu ihtiyarların, çocukların hepsi onu sever sayardı. Lakin şimdi onu dinlemedikleri yetmiyor gibi birde azarlayıp dövüyorlardı.

Tek yaptığı onları kurtarmaya çalışmaktı… Düşüncesi buydu.

Köylüleri ona karşı öfkelendirende toprağın kendisiydi! Bu düşünce tekrar öfkesini yükseltti.

“Seni piç! Onları patates, havuç vererek kandırmaya mı çalışıyorsun? Siktir oradan! Senin, için, zehirli…! Onlar sana tohum vermese nasıl vereceksin patatesi ha? Sinsi, oyunbaz katil! Herkesi kandırabilirsin ama beni asla… Sonunda nasılsa bir ot bile yetiştiremeyeceksin! Hahahha!”

Toprağa olan küfürleri bitince rahatlamıştı. Onu tehdit etmekse büyük keyif veriyordu.

----

Yaraları eskisi gibi hızlı kapanmıyordu. Çevredeki havada zaten iyi değildi. Bu yüzden üç beş gün sonra az biraz kendini toparlayınca sabaha karşı tekrar yola koyuldu. Etraf sakinken yavaşça ilerliyordu.

Ağrıları yüzünden bastonuyla dışarı çıkmıştı. Dikkatle çevresine bakınıyordu çünkü bu sefer kaçması çok zor olabilirdi.

Karşısında beliren onlarca tarlaya keyifle baktı. Sırıtıyordu çünkü iki tanesini çoktan alaşağı etmişti.

İçlerinden birine yavaşça yaklaşırken kulakları çınlatan metalik bir ses duyuldu. İhtiyar korkuyla yere attı kendini. Hemen bir adım önünde koca bir demir kapan, canavar ağzı gibi kuvvetle kapanmış ve bastonunu kâğıt gibi parçalamıştı.

Yüreği ağzına geldi. Elindeki kovayı tarlaya fırlattığı gibi arkasına bakmadan kaçmaya başladı.

Peşinde kimseyi görmese de yavaşlamadan eve geri ulaştı. Yaralarından bazıları tekrar açılmış, ağrıları nüksetmişti.

Acıyla suratını buruşturup yaraları tekrar sarmaya koyuldu.

----

Günler günleri, aylar ayları kovaladı. İhtiyar adam sürekli aynı şeyleri yapmaya devam ediyordu. Defalarca yataktan kalkamayacak kadar sopa yemişti. Onun yaşındaki birisinin bu dayaklardan sonra hayatta nasıl kalabildiğine kimse anlam veremiyordu.

Adam sanki sürekli yeniden canlanıyor gibiydi. Hatta ailelerin bazıları ona olan korkularından, köyü terk edip yakındaki diğer köylere yerleşmişti.

Evini ve arsasını terk edenlerin bölgelerini tespit eden ihtiyar bir süre diğerlerine bulaşmadı. O kısımları mahvetmeye devam etti.

Birkaç kez mevzu, cadı avına kadar büyümüştü. Onlarca köylü toplanıp evine doğru meşaleleri, kazmaları, çapaları, harman dövenleriyle gelmişti. Hatta bazıları bölgeyi ateşe vermeye bile çalıştı.

Ne onlar bu bataklığa girmeye cesaret edebildi. Ne de alevlerin alanı yakmaya gücü yetti.

İhtiyar, hem insanlara hem de toprağa karşı kazanıyormuş gibi hissediyordu.

Onu dinleyip giden aileleri düşününce çok mutlu oluyordu. O ailelerin huzurlu bir hayat geçirmelerini sağlayabilmişti.

Kendiyle gurur duyduğu nadir şeylerden biride buydu. Birkaç ailenin hayatını kurtarmış gibi hissediyordu.

-----

Eşinin on altıncı, kızının on birinci ölüm yıldönümünde, sonbaharın ölü sarımtırak yaprakları, lodosun kuvvetli rüzgârlarıyla her yöne savruluyordu.

Güçlü rüzgârlar bu gece ihtiyara geçit vermiyordu. Gerçi dışarıda olmasının nedeni de buydu zaten.

Kimsenin dışarı çıkmayı düşünmediği böyle bir havada tabi ki o, serbest kalmış bir yaratık gibi toprağı tarumar etmeyi kafasına koymuştu.

Rüzgârla boğuşan güçsüz bedeni ter içinde kalmış vaziyetteydi. Fakat Rom, muhteşem iradesi ve enerjisinin el verdiği kadarıyla işine devam ediyordu.

Yeni ürettiği, burunlara işkence eden sarı tozu eski zehirli sıvıya karıştırarak yeni bir kademeye taşımıştı.

Zorluğa rağmen keyfine diyecek yoktu. Tek bir gecede son altı ayda mahvettiğinden çok daha büyük bir bölgeye elindeki bulamacı boşaltmayı başarmıştı.

Boşalan kovasını son bir kez daha doldurmaya gideceği sırada beklenmedik bir şey yaşandı.

Dengesini kaybettiren bir zelzele toprağı sertçe sarstı.

Bir kez daha, sonra yine…

İhtiyar korkuyla çevresine bakındı. Toprak suya özenmiş gibi dalgalanıyordu. Görüntü korku vericiydi.

Yaşlı adam ilk kez bir depremin sesini duyuyordu ve şaşkındı. Boğuk, güçlü bir sürtünme sesi kulaklarını tırmalıyordu.

Bu sırada etrafta tuhaf küller savrulmaya başladı.

Köyde yaşayan insanlar korkulu bakışlar ve çığlıklarla evlerinden dışarı akın etti.

İhtiyar ise onları umursamıyordu.

Cehennem vari manzaraya bakakalmıştı. Toprak dalgalanıp çatlıyor, ateşli küller rüzgârla her yana uçuşuyordu.

İhtiyar tuhaf bir hissiyata kapılmıştı. Sanki öfkeli bir cümbüş seyrediyor gibiydi.

İnsanlar korkuyla kaçışıyorken, bu ihtiyar çok, çok uzun zamandır ilk kez eşsiz bir şekilde gülümsemeye başladı.

Neşesi içine sığmıyordu.

Aniden ayağa fırladı. Uğultulu geceye doğru kahkaha basıp kükredi.

“KIZDIN MI? HAHAHA! SENİ MAHVETMEME DAYANAMADIN DEĞİL Mİ? HAH! CEVAP VER! SENİ YOK EDECEĞİMDEN KORKTUN DEĞİL Mİ? HAHAHA!! BEN KAZANDIM SENİ PİÇ!”

Neşeli kükremeleri geceyi dolduruyordu. Toprak ona sinirlenmişti, şimdiyse öfkeyle kuduruyordu! Kendi kendisini yırtıyordu! Nasıl mutlu olmazdı ki!

Kaçışan insanlar bile ihtiyardan ürktü. Çoğu onu görmezden gelip köyü terk ediyordu. Çıplak ayaklarıyla koşanlar bile vardı.

Köyde neredeyse kimse kalmayana kadar ihtiyar bağırıp çağırdı. Neşesi daimiydi. Ruhu serbest kalmış gibi hissediyordu.

Ayakta durmasına izin vermeyen deprem silsilesi o kadar kuvvetlenmişti ki gözünün önünde toprak devasa yarıklarla birbirinden ayrılıyordu.

“HAHAHA! GEBER! YOK OL!”

“SİKTİR GİT!”

“ARTIK KİMSE BURADA YAŞAYAMAYACAK!”

“KİMSEYİ ÖLDÜREMEYECEKSİN!”

“KARIM VE KIZIMDAN BAŞKA KİMSEYİ ALAMADIN!”

“HALİNE BAK!”

“HAHAHAHA!”

Ansızın muazzam bir patlama duyuldu. İhtiyar güçlü ses yüzünden biran korkmadan edemedi.

Sanki gökler yarılmış gibiydi. Hoş onun göklerle alıp veremediği yoktu. Toprak parçalandığı sürece hiçbir şey umurunda değildi…

İhtiyar karşısındaki dağa baktı. Patlamayla birlikte dağın sivri ucu parçalanmıştı. Ve kral tacını andıran uçtan devasa ateş ve kaya parçaları fışkırdı.

Yaşlı adam hala olanı biteni keyifle seyrediyordu. Fırlayan devasa kayalar uzağa, yakına, sağa, sola her yere düşüyor toprağı tarumar ediyordu.

Ve sonra muhteşem bir ateş denizi dağın tepesinden vadiye akmaya başladı.

İhtiyar büyülenmiş gibiydi.

Sanki ilahi bir güç ona yardım ediyordu.

Sanki Tanrı bizzat bu toprakları yok etmeye karar vermiş gibiydi.

İhtiyarın gözleri yaşardı. Sanki yıllardır biriken hüznü bu yaşlarmış gibi sonu gelmez bir şekilde akmaya başladılar.

Titreyerek ağlayan yaşlı adam muhteşem bir gülümsemeye sahipti.

Öleceğini biliyordu.

Lavlar ortalığı yok ederek ona doğru geliyordu.

Yakınlarına sürekli, yanan kayalar isabet ederken sadece gülüyordu.

Öleceğini biliyordu ama ne olmuş yani?

Tekrar mırıldandı.

“Ben kazandım. Sion, Alein görüyor musunuz? İntikamınızı aldım. Hehehe! Hemen yanınıza geliyorum. Biraz daha sabredin, yok oluşunu görmek istiyorum…”

Yaşlı adam gözlerinin önünde yok olan toprak parçalarını huşu içinde seyretti.

Her yanı sonsuz yarıklar ve kayalarla dolmuştu. Geri kalan kısımları ise lavdan eriyip kavruluyordu.

Son kez çevresine göz gezdiren yaşlı adam üzerine doğru gelen alevli devasa kayaya baktı.

Fazla zamanı yoktu. Samimi bir gülümsemeyle son kez gökyüzüne baktı.

Ah, gökyüzü ne kadar güzeldi!

Sanki Tanrı’nın suretini görebiliyormuş gibi huzurla konuştu.

“Teşekkür ederim.” Dedi. Sesinde büyük bir saygı vardı.

Çok şanslı bir adam olduğunu düşündü.

Nasıl teşekkür etmezdi ki?

İntikamını bizzat Tanrı almıştı…

-THE END-

 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1007

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 932

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 769

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 737

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 620

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 543

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 533

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 500

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 462

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 429

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 230

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 198

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 161

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 160

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 134

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 112

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 95

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 67

Site İstatistikleri

  • 9334 Üye Sayısı
  • 248 Seri Sayısı
  • 14392 Bölüm Sayısı


creator
manga tr