Hikaye Yarışması - Sönmeyen Ateş


 

 

SÖNMEYEN ATEŞ

Yıl 1814 Rouen İmparatorluğunun haşin sularında bir gemi dalgalarla boğuşuyordu.

Çabuk sandalı indirin! 1.Kaptanı derhal kıyıya çıkarıp acil doktor bulun! Dustin gemidekilere bağırarak söylendi.

Damien ise aptallar! Diye sitem etti. Kaptan zaten öldü ölecek, gemideki malları korumamız gerek.

Dustin, Damien'ı dinlemeyerek 1.Kaptanı kıyıya çıkardı ve devriye gezen askerleri görünce yardım talebinde bulundu fakat askerler ateşle karşılık verince işler kızışmaya başladı. Askerlerin gözetimi altında olan bir adam çatışmayı durdurdu ve baylar yaşamak istiyorsanız kimliğinizi açıklayın dedi.

— Efendim ben Dustin, Firavun gemisinin 2.kaptanıyım buda arkadaşım Arthur. Frioul adasından dönerken 1.Kaptanımız Alain hastalandı ve durumu kötü lütfen bize yardım edin.

Bu yetkili kişi hükümeti devrilen ve darbeye uğrayan kişi Andrew'du. Dustin ile özel olarak konuştuktan sonra kendisine bir mektup verdi ve Conrad’a teslim etmesini istedi. Mektubu teslim ederken Arthur gizlice bunu gördü ve Dustin ile aynı odada kaldıkları için mektubu Dustin uyurken okudu ve suratında sinsi bir gülme ortaya çıktı.

Arthur, Dustin'in nişanlısı olan Rosse aşıktı ve sürekli Rosse'a benimle evlen diyerek rahatsız ediyordu.

Aynı gece 1.Kaptan hastalıktan hayatını kaybetti ve böylece kendi adaları olan Kvernar adasına geri döndüler. Dustin her ne kadar acemi olsa da gemiyi ustalıkla limana yanaştırmayı başardı.

Gemiden iner inmez geminin sahibi olan Bouch; Damien'a  neler oldu böyle! diye sordu.
Damien; 1.Kaptan maalesef hayatını kaybetti ve Dustin yetki sınırları dışında kıyıya çıktı.

Bouch; Damien ve Dustin hemen odama gelin!

Damien'ın dedikleri doğrumu Dustin?
Evet efendim. Tüm sorumluluğu kabul ediyorum.

1.Kaptanı kaybettiğimiz için Firavunun yeni kaptana ihtiyacı var. 1.Kaptanlık görevini sana veriyorum Dustin.
Damien; Ama efendim bu nasıl olur? Nasıl olurda benim pozisyonumu düşürürsünüz!
Bouch; Hayır senin pozisyonunu düşürmedim. Hala 1.Kaptanın altında yardımcı olarak devam edeceksin tabi istemiyorsan başka limanda kendine iş bulabilirsin.

Damien, Dustin yetkisi dışına çıktığı halde nasıl 1.kaptan olabiliyor. Gemide malları koruyan bendim!
Bouch, Hayır sen malları değil sadece kendini korudun. Dustin kaptanının hayatını kurtarmaya çalıştı.

Damien bu sözlerden sonra iyice sinirlenmişti çünkü Dustin’i hiç sevmiyordu ve 1.Kaptanlık görevini de o almıştı.

Dustin de 1.Kaptanlık görevini alınca çıldırırcasına sevinmiş ve nişanlısı Ross’u bulmak için koşmuştu. Arthur, sürekli olarak Rosse baskı yapıyor ve kendisiyle evlenmesini istiyordu. Arthur ile Ross’u aynı yerde gören Dustin yanlarına koşmuş ve sevgilim artık 2 yıl beklememize gerek yok 1.Kaptanlık görevini aldım yarın hemen evlenebiliriz!

Yüzü gülen Arthur’un bu haberi duyması üzerine oradan ayrıldı. Dustin de arkasından en iyisi hala sensin dostum dedi. Arthur ise biliyorum diye cevap verdi.

Dustin, Rossle buluştuktan sonra hemen eve yaşlı babasının yanına gitti ve bu sevindirici haberi verdi. Gözü yollarda bekleyen yaşlı adam oğlunu görür görmez hasta yatağından kalkmıştı. Dustin hemen babasına koşarak sarıldı ve Baba ben geldim diyerek maceralarını anlatmaya başladı ve Baba, yarın evleniyorum artık 1.Kaptan olduğuma göre sefil hayatı yaşamayacağız.

Ertesi gün Dustin'n babası Giovanni, Dustin ve Ross güzel bir sofrada yemek yerken Giovanni evlilik konuşması yapıyordu fakat tam bu esnada kapı çaldı ve içeri askerler girdi. Dustin Charneau buradamı?

Dustin, evet benim sorun nedir?
Bizimle gelmeniz gerekiyor detayları açıklayamam gidince öğrenirsiniz.

Dustin zorla götürülürken babası ve nişanlısı ne yapacaklarını bilemedi.

Vali Jean Reno'nun Binası

Bay Dustin neden burada olduğunuzu biliyor musunuz?

— Hayır Efendim

Denizdeyken herhangi bir adaya uğradınız mı?
— Evet Efendim. 1.Kaptanımız… daha cümlesini söyleyemeden vali araya girdi.

Görüştüğünüz kişi Andrew muydu?
— Evet Efendim

Peki ne konuştunuz?
— Konuşmaktan kasıt daha çok o benimle konuştu Efendim.

Sana herhangi bir şey verdimi veya bir şey yapmanı söyledi mi?

— Ceketimin cebinde bana vermiş olduğu mektup var efendim buyrun.

Mektubu okuyan savcının yüz rengi değişmeye başlamıştı.

Bay Dustin mektupta yazılana göre vatan hainliği ile suçlanıyorsunuz. Andrew ve takipçileri şuan ki hükümeti devirip yeniden imparatorluğunu ilan etmek istiyor.

— Bu… Bu.. nasıl olabilir? İmkansız! Bana kimseye zarar gelmeyeceğini söylemiş sadece belirlenen kişiye teslim etmemi istemişti.

Mektubu okuyan savcı bir yandan da mutlu olmuştu çünkü bu mektubu kullanarak şuan ki hükümete sunabilir, rütbe atlayabilir ve daha dolgun maaş alabilirdi.

Bay Dustin, mektup bende kalacak. Sizin masum olduğunuza inanıyorum. Gidebilirsiniz fakat bilginize ihtiyaç duyulduğunda lütfen hemen gelin.

— Yani gidebilir miyim?.

Savcı, Bu arada Bay Dustin bu mektubu kime teslim edecektiniz?
Dustin tam kapıdan çıkmak üzereyken savcı bu soruyu sormuştu.

Dustin hemen cevap verdi. Conrad adlı kişinin beni bulması gerekiyordu efendim.

Savcı bu ismi duyar duymaz titremiş ve öfkelenmişti ama belli etmiyordu. Ciddi bir şekilde söylendi. Kim dedin?

Dustin, Conrad efendim. Bir sorun mu var?
Savcı; hayır Bay Dustin bir sorun yok. Fakat bu mektuptan kimseye bahsettiniz mi?

— Hayır

Kimse okudu mu?
— Hayır

Mektubun kopyası var mı peki?
— Hayır efendim yok.

Peki o zaman. Bu mektubu güvenliğiniz için yakıyorum. Siz gidebilirsiniz arkadaşlar size eşlik edecek.

4 asker Dustin'e eşlik ederken demirden yapılma kafese bindirdiler. Dustin şaşkın bir şekilde ne yapıyorsunuz nereye götürüyorsunuz beni ? Dustin, Valiye dönerek Beni nereye götürüyorlar? diye seslendi.

Vali yüzündeki gülümsemeyle odasına geri döndü. Dustin askerlere sormaya devam etti fakat cevap alamadı. Kafesten iner inmez askerlere saldırdı ve kaçmaya başladı. Kaçtığı istikamet en güvendiği isim Arthur'un eviydi.

Arthur! Arthur! yetiş yardım et bana

Arthur şaşırmış bir şekilde ne oldu Dustin neyin var?

Bu akşam babam, ben ve Ross yemek yerken evimizi askerler basıp beni tutukladılar. Beni vatan hainliğiyle suçluyorlar. Andrewtan bir mektup almıştım sana söylemeyeceğime dair ona söz vermiştim o yüzden sana söyleyemedim üzgünüm. Alçak herif beni kandırdı hükümeti devirip imparatorluğa geçmek istiyormuş!

Şimdi ne yapacaksın? diye söylendi Arthur. Para lazım mı? Ve gitmek istediğin bir yer?
— Evet para lazım ama babana benim durumumu söyleyemez misin bana yardım etsin?
Babam çok hasta ve Pariste o yüzden yardım edemez. Benimle gel, yanında silah var mı?

— Sence olabilir mi?

Askerlerin gelmesi kaç dakika sürer? dedi Arthur.

— Birkaç dakikaya burada olurlar. Sanırım seninde başını belaya soktum çok üzgünüm Arthur.

— Güzel.

Arthur kitaplığın gizli bölmesinden kılıcı çeker ve Dustin'e savurur.

Ne yapıyorsun Arthur beni öldürmeye mi çalışıyorsun?

— Hayır sadece seni burada tutuyorum.

Bırak gideyim Arthur neden böyle yapıyorsun?

— Olmaz. Hak ettiğini buluyorsun. Sana demiştim işler her zaman böyle gitmez.

— Lanet olsun sana Arthur. Dustin de hemen kılıcını çeker ve düello başlar ama Dustin hiçbir silah kullanmayı beceremediğinden Arthur tarafından her tarafı kesilir.

Seni dostum sanıyordum Arthur!

—  Dost mu? Öyleyse sana verilen mektuptan bana neden bahsetmedin? Dostlar böyle mi yaparlar?

Sana söylemiştim Andrew'a söz verdiğim için söylemedim.

— Önemi yok mektubun içeriğinden haberim var.

Sen! Mektubumu okudun? Haberin var mıydı? Öyleyse bunu sen mi yaptın?

— Hepsi Damien'ın fikriydi birlikte plan yaptık

Seni Alçak! Neden benimle uğraşıyorsun!

— Sen köylü çocuğusun hiçbir zaman Kont olamayacaksın işte bu yüzden!

Kısa zaman içinde askerler odaya doluştu ve Dustin'i götürmeye başladılar, giderlerken;

Dustin beni nereye götürüyorsunuz diye sordu

— Denizci değil misin bir bak etrafına

Olamaz! Black Beach hapishanesi?

Kısa süre sonra Hapishanedeki yönetimden sorumlu valinin odasına geldiler.

Sayın Valim klasik olacak ama size bir şey söylemek istiyorum.

— Ben masumum mu diyeceksin.

Evet sayın Valim inanmayacaksınız ama ben masumum.

Çevredeki gardiyanlar gülmeye başladılar.

Savcı, Elbette masumsun. Burada hiçbir suçlu yok eğer suçlu olsaydın Kvernar adasındaki sıradan hapishanelerden birinde olurdun o yüzden masum olduğuna inanıyorum.

Gel bakalım hücren neresiymiş.

Dustin hücresine girdiği zaman duvara oyulmuş ‘’Tanrı Herşeyi Görür ve Her Yerdedir’’ adlı yazıyı gördü ve umudu artmaya başladı.

Bunu gören valinin yüzünde gülümseme ifadesi oluştu ve Dustin Yıl Dönümün kutlu olsun diyerek kollarını kaldırıp duvara zincirledikten sonra havaya kaldırdı ve kırbaçlamaya başladı.

Her yıl dönümünde Dustin vali tarafından işkence görüyordu. Bu süre zarfı içinde duvardaki yazıyı 1 metre derinliğe kadar oymuş bir süre sonra da oymayı bırakmıştı.

Saçı sakalı birbirine karışmış kıyafetleri yırtılmış çirkin bir görüntüsü olmuştu. Her gün gelen yemeğini yemeyi bırakmış hatta kendini asmayı denemişti ama yeterli gücü olmadığı için ve intikam arzusuyla yanıp tutuştuğu için duvardaki yazıya bakarak vazgeçmişti.

Ertesi gün şok edici bir şey olmuştu. Zeminin altında gürültü sesleri geliyordu Dustin kulağını zemindeki taşa dayadı ve ses gittikçe yakınlaşıyordu.

Birden zemindeki taşlar oynamaya başladı ve beyaz saçlı bir kafa ortaya çıktı.

Ahh sonunda amacıma ulaştım ama burası neresi? Yanlış mı kazdım acaba?

Dustin bu durum karşısında çok korkmuştu çünkü hücrede kafayı yemek üzereydi ve şuan ki karşılaştığı manzara karşısında ne yapacağını bilememiş, kendisini hücrenin köşesinde bulmuştu.

— Hey dostum korkmana gerek yok. Hücren denize karşımı bakıyor koridora karşı mı ?
Dustin koridora karşı diyerek yanıtladı.

— Ohh olamaz doğru yere kazdığımı sanıyordum. Sanırım şüphe ettiğim yerin tam tersinde kazmam gerekiyordu. Ahh neyse.

Adın ne evlat?

— Dustin

— Suçun ne?

— Andrew'u ülkenin başına geçirmek

— Ohh Andrew mu? Onun askerlerinden biriydim tabi uzun zaman önce.

— Heyy evlat özgür olmak ister misin?

Özgür olmak mı? Kaçmayı mı düşünüyorsun hahaha. Dustin kafayı sıyırmış gibi gülmeye başladı.

— Yapacak bir işin mi var yoksa? Gördüğüm üzere yok gibi…

Eğer bana yardım edersen sana tüm bilgi birikimimi öğretirim. Ekonomi, Matematik, Felsefe, Silah kullanma becerileri, okuma— yazma ne dersin?

— Okuma yazma mı öğreteceksin? Kitap okuyabilecek miyim?
— Elbette

— Ne zaman başlıyoruz?

— istersen hemen

Dustin'in iyi bir anlama yeteneği vardı. Öğrendiği bir şeyi unutmuyordu. Çabucak ve kolayca öğreniyordu. Dünya tarihini, İngilizce'yi ve daha birçok şey öğrendi. Zaman geçiyor, Dustin yepyeni bir insan oluyordu. Ama Francis değişmişti. Her ne kadar Dustin'le bir arada olmak ve ona bir şeyler öğretmekten zevk duyuyorsa da, gitgide daha üzgün oluyordu. Kafasını kurcalayan bir şey var gibiydi. Bazı kere hiç konuşmadan saatlerce oturuyor, sonra da kalkıp daracık odanın içinde dolaşıyordu. Sonunda Dustin'e kaçmaları için çizdiği bir planı gösterdi ve detaylarıyla anlattıktan sonra hemen ertesi gün çalışmaya başladılar. Ancak muhafızlarının geleceği saatte işleri durdurarak odalarına, dönüyorlardı. Sonunda yeraltı geçidi tamamlanmıştı.Francis Dustin'in odasında kalmaktaydı. Dustin birden onun acıyla bağırdığını duydu. Francis'nın yanına gitti. Adam odanın ortasında duruyordu. Yüzü ölü yüzü gibi beyazdı. Dustin,

— Neyin var? diye sordu. Ne oldu?.. Francis,

— Çabuk! diye karşılık verdi. Sana söyleyeceklerimi iyi dinle. Ben ölümcül bir hastalığa yakalanmış bulunuyorum. Odama geri götür beni. Yatağımı destekleyen

ayaklardan birini çıkar. Orada bir delik bulacaksın. Delikte, içi kırmızı bir sıvıyla dolu bir şişe var.

Dustin böyle anî tehlikeler karşısında nasıl davranması gerektiğini biliyordu.

Adam daha konuşurken onu yeraltı geçidinden çekerek odasına götürdü ve yatağına yatırdı. Zavallı adam kanı donmuş gibiydi.

Şimdi, Dustin'e,

— Teşekkür ederim, dedi. Bu hastalık geldiği zaman bedenim ölü gibi soğur ve kımıldamadan dururum. O zaman ağzımı zorla açıp şişedeki sıvıdan sekiz, dokuz damla dök. Yeniden kendime gelirim. Daha fazla konuşamadı. Yüzüne ölü solgunluğu gelmişti. Dustin o zaman bıçağıyla Francis'nın ağzını zorla açtı, içine dokuz damla sıvıdan döktü. Sonra ne olacağını görmek için korkuyla bekledi. Bir saat geçmiş, henüz bir değişiklik olmamıştı derken adamın yüzüne yavaş yavaş renk gelmeye başlamış, gözlerinde hayat belirtisi görülür olmuştu.

Hasta adam henüz konuşamıyordu. Ama kapıyı gösteriyordu. Bakışlarında korku vardı. Dustin dinleyince muhafızın ayak seslerini hemen duydu. Yeraltı geçidinden geçip odasına çıktı, yatağına uzandı. Muhafız geldiği zaman her zamanki haliyle görmüştü onu. Muhafız çıkar çıkmaz Dustin Francis'nın yanına koştu.

Yaşlı adam zayıf bir sesle,

— Seni bir daha görebileceğimi sanmıyordum, dedi.

— Niye? Öleceğini mi sandın yoksa?

— Hayır. Ama kaçış için bütün hazırlıklar tamamlanmıştı ya, bu şansı kullanarak kaçtığını düşündüm.

Dustin çok kızmıştı,

— Demek seni bırakıp kaçacağıma inanacak kadar az tanıyorsun,beni? dedi.

— Aklım başımda değildi. Bu hastalık bende korkunç bir zayıflık bırakıyor...

Dustin,

— Umudunu kaybetme, gücün geri gelecek.

— Hayır, hayır... İlk rahatsızlığım yalnızca yarım saat sürmüştü. Sona erince açlık duymuştum.

Yataktan yardımsız kalkabiliyordum. Şimdi sağ'kolumu ve bacağımı kaldıramıyorum. Başımda da ağrı var. Üçüncü kez bu hastalık ya öldürür beni, ya da  güç diye bir şey bırakmaz bende.

— Hayır, hayır! diye Dustin bağırdı. Ölmeyeceksin. Birlikte kaçacağız seninle. Hele bir gücün gelsin yeniden.

— Ama yüzemem ki. Kollarımı bile kaldıramıyorum. Hiçbir zaman da kaldıramayacağım.

— Bundan nasıl emin olabilirsin? Öyle de olsa, ben sırtıma alır yüzdürürüm seni.

... . ... — Sen denizcisin oğlum. Bir denizci sırtında böylesi bir yükle yüz metreden fazla gidemeyeceğini bilmeli. Sen benimle vakit geçirme. Kendin git.

— Dinle öyleyse! Tanrı'nın adına söz veriyorum ki, ölüm bizi ayırana kadar yanında kalacağım.

Francis genç arkadaşına sevgiyle baktı. Yüzünden gerçeği söylediğini anlamıştı.

— Teşekkür ederim oğlum!., dedi. Ama şimdi git de kimsenin dikkatini çekmesin. Yarın gelince çok önemli bir şey söyleyeceğim sana.

Dustin ertesi gün Francis'nın hücresine döndüğü zaman onu biraz daha iyileşmiş gördü. Francis önce konuşmamış ama Dustin'e küçük bir kâğıt parçası göstermişti. Bu kağıt parçasında daha önce hizmet ettiği kişi olan spada ailesine aiti. Francis, ben öldükten sonra bu hazineyi senin almanı istiyorum Dustin. Bu hazineyi iyilik yolunda kullanmanı istiyorum.

— Hazine senin sevgili dostum, dedi. Benim onda hakkım yok. Ben senin ailenden

biri değilim.

— Sen benim oğtumsun Dustin. Bu zindanda elimde doğmuş çocuğumsun. Tanrı seni baba olamayacak ve özgürlüğüne kavuşamayacak bir adama sevinç veresin diye gönderdi.

Francis bir daha el ve ayağını kullanamadı. Ama zihin açıklığına ve anlama yeteneğine kavuşmuştu yine. Dustin'e tarih, İngilizce ve öteki konuları öğretmeyi sürdürdü.

Bir gece Dustin, birinin kendisini çağırdığına inanarak birden uyandı. Zayıf bir ses adını söyler gibiydi. Yatağından kalkıp taşı yerinden söktü, yeraltı geçidine daldı. Geçidin öteki ucu açıktı. Lambanın cılız ışığında Francis'i gördü. Yaşlı adamın yüzü bembeyazdı. Yatağın kenarına tutunmuştu. Yüzünde,

Dustin'in tanıdığı korkunç acı vardı. Francis,

— Ah sevgili dostum! dedi. Anlıyorsun ya? Söylemene gerek yok. Ölmek üzereyim.

— Böyle konuşma dostum! Bir kez kurtarmıştım seni. Bir daha kurtaracağım.

Hemen yatağın— ucuna koşarak küçük şişeyi aldı. İçinde o kırmızı sıvıdan hâlâ vardı.

— Bak! diye bağırdı. İçinde biraz var. Ne yapayım şimdi?

— Umut yok. Ama senin için doğru olan bir hayatı kurtarabilmek için her şeyi yapmandır. Eskisi gibi yap ama fazla bekleme. Ağzıma on iki damla akıt.

İyileşmezsem gerisini de boşalt ağzıma. Sonra da beni yatağıma koy.

Dustin, yaşlı adamı kolları arasına alıp yatağa yatırdı. Francis,

— Sevgili dostum, hayatımın neşesi! Eğer kaçarsan hazineyi çıkar ve dilediğin gibi kullan çünkü yeterince acı çektin burada. Tanrı seninle olsun. Bunları söyledikten sonra yatağa yıkıldı. Dustin doğruca kendi odasına geçti. Tam zamanıydı. Muhafız geliyordu. Önce Dustin'in odasına geldi. Sonra da kahvaltı ve giysi götürmek üzere Francis'in odasına gitti.

Biraz sonra Francis'in hücresinden çığlıklar yükselmiş, askerler gelip gitmişlerdi. Dustin geçitten konuşulanları dinliyordu. Sonra sesler kesildi. Bir saat kadar sonra Vali ve başkaları gelmişti. Tanımadığı bir ses,

— Evet. Kesin olarak ölmüş, dedi. Vali,

— Ondan kuşkumuz yok. Ancak hapishane kurallarına göre denetlememiz gerekir.

Kısa bir sessizlik oldu. Biri cesede bakarak ve dokunarak.

— Emin olabilirsiniz! dedi. Ölmüş. Buna hiçkuşku yok... Vali,

— Akşam üzeri, dedi. Muhafız sordu:

— Saat kaçta?

— On, on bir sıralarında.

— Cesedi bekleyecek miyiz?

— Hayır. Gerek yok. Canlıymış gibi kapıyı kilitleyin. Hepsi bu.

Dustin solgun ışıkta, sarı kumaştan yapılmış uzun bir çuval gördü. İçinde arkadaşı Francis'nın cesedi yatmaktaydı. Dustin ve yaşlı dostu birbirlerinden ayrılmışlardı. Dustin kendi kendine üzgün üzgün, "Yalnızım, yine yalnızım" dedi. Bunları söyler söylemez birden durup gözlerini dikti. Aklına tuhaf bir düşünce gelmişti: "Kim gönderdi bu düşünceyi bana. Tanrı mı?" "Şimdiye kadar ölülerden başkası çıkamadı bu zindandan. Ölünün yerine geçeyim."

Düşünmekle vakit kaybetmedi. Francis'nın bıçağıyla çuvalı açtı. Çuvaldan cesedi alıp kendi odasına götürdü. Yatağa yatırıp üzerine de yorganı çekti. Gören, kendisi yatıyormuş, sanacaktı. Sonra öteki hücreye dönüp Francis'yla birlikte yaptıkları dikiş iğnesini aldı. Giysilerini çıkarıp sakladı. Sonra çuvalın içine girdi ve ağzını içerden dikti.

Kapı açıldı. Solgun'bir ışık kumaştan geçerek gözlerine geldi. Yatağın yakınında iki gölge gördü.

Bir başkası da lambayla kapıda duruyordu. Çuvalın her iki ucuna da birer adam geldi. Onlardan biri,

— İncecik bir adam için bayağı ağırmış, dedi. Ayakucundan tutan,

— Kemiklerin ağırlığı her geçen yıl biraz artarmış derler, diye karşılık verdi.

Birinci konuşan, "bağladın mı onu?" diye sordu.

— Bu kadar gereksiz ağırlığı ne diye taşıyacağız? Gittiğimiz yerde yaparım onu.

Dustin soğuk ve açık havaya getirildiğini hissetti. Ayaklarına ağır bir şey doladılar. Dustin'i beş, altı basamak yükseğe çıkardılar. Biri başından biri de ayaklarından tutuyordu. Adamlardan biri "Bir, iki, üç, fırlat!" diye bağırdı.

Dustin havada uçtuğunu, sonra da aşağı doğru indiğini duydu. Sanki yüz yıldır havadaymış gibi geldi kendisine. Sonunda büyük bir fosurtuyla soğuk suya daldı.

Ayağına bağlı ağırlık onu aşağı çekiyordu. Karşı adaya doğru yüzerken bilincini kaybetti uyandığında kendini sahilde buldu çığlık çığlığa sevinirken korsanlarla karşılaştı. Korsanların kaptanı olan Alex, Dustin'e bakarak söylendi. Kıyafetlerine ve saçına bakılırsa bir hırsıza benziyorsun nereden geldin buraya. Kaptanımıza kaybettiğim bir iddia sonunda saçımı ve sakalımı uzatmaya başladım ama çıkan bir fırtına sonucunda gemimiz alabora oldu ve takım arkadaşlarımı bulamadım uyandığımda ise buradaydım dedi.

Alex ise bizde burada kendi gemimdeki bir adamın idamı için buradayız. Kendi takım arkadaşlarından para çalıyordu o yüzden bu adaya uğradık ama baktık ki direk öldürmek çok sıkıcı olacak neyse ki karşımıza sen çıktın biraz eğlenebiliriz.

Dustin, anlamadım ne demek istiyorsun?

Bu karşıda elleri bağlanmış olan adamla dövüşeceksin eğer kazanırsan adamı öldüreceksin kaybedersen de öhömm öhömm.

Dustin, peki ya bu teklifinizi kabul etmezsem?

— O zaman da boğazını keser öldürürüz.

Dustin, pekala o zaman kabul ediyorum.

— Ama dikkat et bu karşında gördüğün adam tanıdığım en iyi bıçak kullanıcısıdır.

— Öyleyse daha çok insan tanımalısın diye cevapladı Dustin.
— Hahahaha seni sevdim.

Kısa bir sürenin ardından müsabaka başladı ve 3 hamlenin sonunda Dustin bıçağı adamın boynuna doğrulttu.

Bu kadar kısa sürmesinin ardından korsanlar tepki göstermişti ve öldür öldür öldür sloganları atmaya başladı.

Dustin, kaptana dönerek Efendim adamınızı öldürmeme gerek yok onu affedin ve beni de aranıza alın böylece sadakatini tekrar kanıtlama şansını elde eden bir adam ve iyi bir bıçak kullanan hırsızı ekibinize katmış olacaksınız. Hem adamlarınızda bu durumu olumlu karşılayacaktır.

Kendisini öldürmediğini gören James, Dustin’e bakarak tüm ölmüş akrabalarımın ve hayatımın üzerine yemin ederim ki ölene dek seni takip edeceğim

Kaptan diğer adamlara baktı, kimsenin sesi çıkmayınca kabul etti. Uzun dolu bir maceradan sonra tayfa Kvernar adasına gelmişti. Özlem dolu gözlerle kıyıya bakan Dustin'in bakışlarını Kaptan fark etmiş ve kendisini ikna etmişti böylece Dustin ve James ikilisi Kvernar’ya adım atmış oldu.

Dustin Firavun gemisi sahibinin evine gelir ve kapıyı küçük bir kız açar bu geminin sahibinin torunudur. Bay…

— Jax.

Bay Jax dedem bu saatte misafir kabul etmeyecektir lütfen başka zaman gelin.

— Lütfen dedenize Dustin'in bir arkadaşı olduğumu söyleseniz belki kabul eder.

— İçeri alabilirsin onu kızım

— Bay Alain nasılsınız? Ve hiç uzatmadan konuya girer. Bay Alain,Dustin hakkında ne biliyorsunuz?

Uzun zaman önce vatan hainliğinden hapse atıldı.

— Peki siz buna inanıyor musunuz?

— Elbette hayır.

Peki Dustin'in babası nasıl ve sevdiği kız vardı sanırım sürekli ondan bahsederdi. Ah babası, oglu vatan hainliğinden içeri alındıktan 5 sene sonra kendisini asarak intihar etti.

Dustin kriz geçirir gibi oldu ama sonra düzelmeye çalıştı.

Bayım iyimisiniz su getirmemi ister misiniz? Kız söylendi.

— Hayır teşekkür ederim.

— Peki ya sevdiği kız?

Ah kontes Ross mu?

— Kontes mi?

— Evet. Dustin ölünce hemen en yakın arkadaşı olan Arthur ile evlendi ve Fransaya taşındılar. Dustin'in gözleri öfkeyle doldu ayrılmadan önce Teşekkürler Bay Alain diyerek masaya 1 kase altın torbası bıraktı.

Dustinle James bunun ardından Fransa’ya gittiler ve burada büyük bir şato aldılar. Herkese de davet göndermişlerdi.

Ertesi akşam şatonun bahçesinde büyük bir şölen hazırlanmış tüm zengin aileler toplanmıştı. Buna savcı ve karısı da dâhildi ama aralarında Ross yoktu. Tanışma faslı geçtikten sonra Jax Li herkesçe tanınmış oldu.

Artık intikam zamanıydı ama ondan önce bir zamanlar en yakın dostu olan Arthura yaklaşması gerekiyordu. Bunun için Jamesya Arthur ve Ross hakkında bilgi toplamasını istedi.

Geldin mi James neler buldun bakalım?

Şeyy… Dustin nasıl söylesem bilemedim.

Ağzında lafı geveleme de çabuk söyle

Arthur ve Rossin Louis adında bir çocuğu var.

— Ne dedin sen!! Lanet olsun. Dustin masayı devirmiş duvardaki aynaları kırmıştı.

Arthur’un durumu ise savaştan sonra gitikçe kötüleşmiş. Her bankaya borcu var ve kumarda çok fazla kaybetmiş, kaybetmeye de devam ediyor.

— Beter olsun! Neyse..  Arthurun krediği çektiği bankaların tümüyle anlaş daha fazla kredi vermesinler. Kimlerle anlaşma yaptıysa hepsine teklif götür bizimle anlaşsınlar.

Baba, baba …

Git başımdan Louis görmüyor musun çalışıyorum.

Oğluma iyi davran Arthur! Kumarhanede birlikte olduğun kadınlardan haberim var unutma ki Arthur senin de oğlun.

Arthur, Rosse’a hem kızgınlık hem de mahcup olmuş bir şekilde baktıktan sonra;

Gel Buraya Louis ne istiyorsun?

Baba sınıfımız Roma gezisi düzenliyor arkadaşlarımla Roma’ya gidebilir miyim?

Ross; hayır gidemezsin. Arthur; Git! Böylece rahat rahat çalışabilirim.

Louis sağol baba diyerek mutluluktan hava uçtu

Ertesi gün yola çıkan Louis ve arkadaşları 2 gün sonra Roma’ya varırlar ve o akşam düzenlenen partiye katıldılar. Louis gözüne kestirdiği kıza sürekli bakıyor ve kadehini kaldırarak gülümsüyordu. Bir süre geçtikten sonra kız Louisi öpüp mekandan ayrıldı. Bu durumdan etkilenen Louis kızı takip etmeye başladı fakat bunun bir tuzak olduğu hiç aklına gelmemişti.

Kızı takip etmeye başlayan Louis sokak aralarında ki bir tünele girdi.

Hadi ama o öpücükten sonra kaçamazsın diyerek gülümsedi ama sesi titriyordu.

Tünele giren Louis korsanlar tarafından yakalandı ve sandalyeye oturtuldu.

— Siz kimsiniz! Alçaklar bırakın beni sizi babama söyleyeceğim.

— Hahaha Babana söylemek mi? Hadi söyle evlat.

— Ne istiyorsunuz fidye mi? Arthur Alonso adına mektup gönderin gereken tutarı size karşılayacaktır.

— Bize inanacak mı sanıyorsun? Mektup gönderip para gelene kadar 2 hafta geçecektir. Belki de inandırıcı olsun diye parmaklarından birini kesip yollamalıyız?

Siz..

Bu sırada Dustin ortaya çıktı ve onu serbest bırakın dedi.

Sen de kimsin ne istiyorsun? Burayı nasıl buldun?

Dustin kılıcını çeker ve korsanlarla savaştı. Louis’i çözdükten sonra dışarda beni bekle der daha sonra Teşekkürler beyler diyerek korsanlara 1 kase altın verdi. Bu korsanlar Dustin'in hapishaneden kaçtığı sırada karşılaştığı korsanlardı.

Bayım yardımınız için çok teşekkür ederim. Korkuyla sevinç duyguları birbirine karışmış olan Louis kekeleyerek söylendi.

Önemli değil Louis daha çok gençsin ama gençliğin ateşine kendini kaptırma.

Tam arabasına binip gidecekken. Bayım siz kimsiniz? İsminizi öğrenebilir miyim?

Bana Jax Liu diyebilirsin. Yarın hala Roma’da olursan evime gelirsen tanışmış oluruz ne dersin?
— Memnuniyetle kabul eden Louis ertesi gün Jax Li’nun evini ziyaret eder.

Kapıda durma Louis içeri gel. Dustin gülümseyerek söylendi.

Teşekkür ederim Bay Jax. Eviniz gerçekten harikaymış.

Hahaha iltifata gerek yok.

Bay Jax mutlaka babamla tanışmalısınız  

Babanız mı? Gördüğün üzere meşgul bir adamım işlerden dolayı pek vakit ayıramıyorum. James! Hangi günler boşum.

— Lütfen efendim bir boşluk yaratamaz mısınız? Size teşekkür etmek istiyorum.

— James!
— Efendim önümüzdeki hafta sonu ‘Spada’ dan mallar yüklenecekti eğer daha erken yüklersek o zaman boşluk çıkmış olur.

— Hımm

Öyleyse Harika! Tam da doğum günüme denk geliyor. Sevinç çığlıkları atan Louis heycanlanmıştı.

Louisin doğum günü için tüm davetliler gelmişti hepsi de ülke çapında tanınan insanlardı.

Jax Li geliyor…!

Salon buz kesmişti kimseden ses çıkmıyordu.

Bay Jax Hoş geldiniz. Gelin sizi babam ve annemle tanıştırayım.

Baba bu kişi Bay Jax, Bay Jax bu da babam Arthur.

Bay Jax Memnun oldum. Arthur, Dustin'i tanıyamamıştı.

Bu sırada dans şarkısı çalmaya başlamış ve Arthur’da Ross’u, Dustin ile tanıştırmak için yanına çağırmıştı.

Dustin ve Rossin bakışları birleştiğinde Ross’un kalp atışları hızlanmıştı.

Bu Bay Jax daha önce sana anlatmıştım. Memnun oldum Bay Jax.

Asıl ben memnun oldum hanımefendi. Bay Arthur, izninizle eşinizi çalabilir miyim?

— Anlamadım?

— Eşinizi dansa kaldırabilir miyim?

— Ahh tabi tabi buyrun.

Arthur, Jax’yu izlerken gözleri savcı Jean’ı görmüştü ve onu görünce yüzü çirkinleşmişti. Kaş göz yaparak yukarı çıkmasını istedi.

Seninle aynı ortamda buluşmayacağımıza dair anlaşmamış mıydık? diye söylendi Arthur sesinde kızgınlık vardı.
— Bay Jax’un daveti üzerine geldim reddedemezdim.

— Jax mı? Hakkında ne biliyorsun

— Hiçbir şey. Söylentilere göre uzak bir yerden gelmiş ve oldukça zenginmiş. Andorra dan geldiğini düşünüyorum.

— Louisin başı Roma’da belaya girmiş ve kendisini özel olarak davet etmiş ve Louis’in söylediğine göre ‘Spada dan gelecek’ mallar demiş. Spada efsanesindeki hazineleri bulmuş olmalı

— Ben de aynı şeyi düşünüyordum çünkü benimle anlaşma yapmak istedi. Yapacağı malların sevkiyatında gümrükte sorun çıkmamasını istiyor fazla vergi alınıyor diye yakınıyordu.

— Öyleyse dostumuza yardım edelim diye gülümseyen Arthur’a savcı Jean’da eşlik ediyordu.

Dustinle dans etmeye başlayan Ross gözlerini Dustin’den alamıyordu.

— Hanımefendi acaba bir sorun mu var?
— Yo Yo hayır herhangi bir sorun yok sadece uzun zaman önce tanıdığım birine çok benziyorsunuz.

— Uzun zaman önce mi peki ne oldu bu tanıdığınıza?

— Uzun zaman önce öldü.

— Ahh kaybınız için çok üzgünüm hanımefendi ama ben o tanıdığınız kişi değilim.

— Evet biliyorum.

Kısa bir dansdan sonra nihayet yemek vakti gelmişti ve tüm katılımcılar yemekten sonra ayrılıyordu.

Dustin de tam arabasına bindiğinde içeride birinin olduğunu fark etti.

Hanımefendi sizin burada ne işiniz var?

Dustin! Senin Dustin olduğunu biliyorum. Dustin'in boynuna atlayıp öpmeye çalışan Ross kendisini kaybetmişti.

Hanımefendi beni başkasıyla karıştırıyorsunuz lütfen arabadan inin ve evinize gidin.

Benden intikam mı almak istiyorsun? Bunumu yapacaksın? İntikam alınca tatmin olacak mısın? Öyleyse intikam almanı bekliyorum.

İyi geceler hanımefendi. Sizin tanıdığınız kişi uzun zaman önce öldü. Bunu söyledikten sonra Ross’unn gözleri doldu ve oradan ayrıldı.

Dustin, James’a baktı ve öfkeli bir şekilde bir daha benim iznim olmadan böyle bir şey yaparsan yarım bıraktığım işi tamamlarım!

James ise elbette tamamlayabilirsin ama unutma seninle tanıştığımdan sonra kalbin hep öfkeli. Paran var zenginsin al kadınını ve mutlu bir hayat yaşa kendine yazık ediyorsun.

Kalbi yumuşamaya başlayan Dustin susmadan önce şunu söyledi. Hepsi tek tek cezasını çekecek!

Ertesi gün savcı Jean saunada tek başına ter atıyordu ve Dustin de buraya gelmişti.

Ahh Bay Jax hoş geldiniz. Anlaşmış olduğumuz gibi limanda herhangi bir sorun çıkmayacağını garanti ediyorum dedi gülerek.

Savcı Jeana güveniyorum dedi ufak bir tebessümle ve direk konuya girerek;
Bay Jean size bir şey sormak istiyorum.

— Elbette sorabilirsiniz.

—  Ölen arkadaşım Dustin hakkında neden onu vatan haini olarak ilan ettiniz?

— Ne.. Ne diyorsunuz siz? Dustin mi? Böyle bir şey olmadı.

— Olmadı mı?

— Elimde onun mektubu var mektupta yazana göre…

— Mektubun içeriğini biliyorum Bay Jean

— Bu.. Bu nasıl olabilir? Bunu dedikten sonra saunadan çıkmaya çalışan Jean kapının kitlendiğini anlayınca;
— Neden kapı kilitli ne yapıyorsunuz. Sıcaklığı arttırmayı bırakın üstünüzde kıyafet var siz de kötü olacaksınız.

— Bay Jean babanızın neden öldüğünü hiç düşündünüz mü?

— Babam şizofreni hastasıydı ve fazla yaşlıydı vücudu hastalığı kaldıramadı.

—  Öyle mi diyorsunuz? Peki ya size gerçekleri biliyorum desem örneğin silahla vurulduğunu?

— Siz..! Bu konuşma dostluğumuza zarar veriyor Bay Jax!

— Hala gerçekleri saklamaya devam mı edeceksiniz savcı Jean? Arkadaşınız olan Arthuran nefret ediyorum eğer gerçekleri söylerseniz sizin hayatınızı bağışlarım.

— Pekala… Arthur bana Rossdan hoşlandığını ve Damien ile yaptıkları planı anlattı. Mektupta Andrew’un babama göndermiş olduğu ayaklanma ile alakalıydı. Dustin’i içeri attırdıktan sonra savaş çıktı ve Arthur, Ross ve ben Parise yerleştik. Babam yüzünden pozisyonum kötü durumdaydı ve ölmesi gerekiyordu. Benim cesaretim olmadığı için Arthur ile anlaşma yaptım. Bu konuşmanın ardından duvarın üzerindeki perde kalkar ve yeni hükümetin askerleri ortaya çıkar. Böylece tüm konuşmalara şahit olmuşlardır. Arthur’u tutuklayan askerler arabaya bindirdi ve bu sırada Dustin, Arthura satranç taşı olan Piyonu vermişti. Arabanın içine de silah koymuştu. Black Beach hapishanesinin tadını çıkarman dileğiyle dedikten sonra Arthur, Dustinin gerçek kimliğini anlamıştı.

Yanında duran silaha baktıktan sonra kahkaha atmaya başlamış ve silahı ağzının içine doğru koyarak sıkmış ama silah patlamamıştı.

Bu kadar kolay ölebileceğini sanıyorsan yanılıyorsun savcı Jean. Hayatın daha yeni başlıyor.

Savcı Jeanun işini halleden Dustinin öfkesi azalsada tamamen dinmemişti sırada bir zamanlar en yakın dostu olan Arthur vardı ama ondan önce Arthur ile işbirliği yapan Damien’ı indirecekti.

Limandan sorumlu olan kişi Damiend’ı. Alainl’i yerinden eden Damien Firavun gemisinin sahibi olmuştu ve Jean— Arthur— Damien üçlüsü bu liman üzerinden ciddi kazanç sağlıyordu.

Bay Damien spada’dan olan mallar geldi nereye indirelim?

Hepsini şuraya koyun birazdan almaya gelecekler. 2 tanesini de bize ayırın Jeanın haberi olmaz diyerek kahkakaha atmaya başlamıştı.

Tam bu sırada askerler geldi ve Savcının izniyle gemide arama yapmak istiyoruz. Gemideki herkes dışarı çıksın.

— Ne demek savcının izniyle? Zaten savcı Jeanın emriyle burada bulunuyorum diyen Damienın etekleri tutuşmuştu.

— Eski savcı Jean vatan haini olarak Black Beach hapishanesine gönderildi bu yeni savcının emirleridir.

Kaçmaya hazırlanan Damienı durduran bir kişi vardı. Bu kişinin gözleri öldürme arzusuyla dolmuş Dustin’den başkası değildi.

Damien sen de kim oluyorsun diyerek sitem etti.

Ben bu malların sahibi olan Jax Li’yim. Hemen kılıcı çeken Damien’ın kaçmak için önce Jax’ı öldürmesi gerekiyordu fakat iki hamlede kılıç ellerinden denize düşmüştü bu sırada geminin yanında olan zinciri Damienın boynuna dolamıştı. Nefes almakta güçlenen Damien yakından bakınca Jaxn’un gerçek kimliğini anlamıştı çünkü ondan ölesiye nefret ediyordu bu nefret kalbine kazınmıştı.

James! Kimliğimi ortaya çıkarmadan önce şunun dilini kes diye söylendi.

Damien bu acıya dayanamayarak zincirle kendisini boğdu ve intihar etti.

Tüm bu olaylar olurken Arthur eşyalarını toplamaya başlamıştı çünkü savcı Jean hapse atılınca sıranın kendisine geleceğini anlamıştı. Ross bu olayı görünce ne yapıyorsun Arthur diye sordu.

Çabuk bavulunu topla ülkeyi terk ediyoruz her şeyi ayarladım. Gittiğimiz yerde bize bakacaklar.

— Neler saçmalıyorsun? Ben hiçbir yere gitmiyorum!

— Öyleyse Louis benimle geliyor.
— Louis de benimle kalacak.

Ross!!

Kendisini zor tutan Arthur kükreyerek bağırdı.

Arthur! Sana söylemem gereken bir şey var.

— Çabuk söyle ve yolumdan çekil.

— Louis senin çocuğun değil Dustinin çocuğu

Ne diyorsun sen! Ne saçmalıyorsun seni o***pu

— Neden Dustin ölünce hemen seninle evlendiğimi anlamıyor musun?

— Sen!! Seni lanet o**pu karı. Demek bu yüzdendi. Belliydi zaten bunun gibi aptal bir çocuğun babası ben olamazdım. Yolumdan çekil! Arthur, Ross’un yanından geçerken ‘Bana yaşattığın güzel anlar için teşekkürler Ross. Çok zevk aldım’

Evinden ayrılan Arthur, Damien ile anlaştığı yere yani malların geleceği yere gitmişti limana yakın bir yerdi ama kimsecikler yoktu.

Arthur hemen sandıkları açmaya başladı ama karşılaştığı manzara karşısında şok olmuştu. Sandıklarda altın yerine taş vardı. En son sandık kilitliydi, eline silahını aldı ve son sandığı kurşun yağmuruna tutarak açtı burada da durum diğerlerinden farklı değildi.

Aniden yaklaşan bir ses duyuldu. Arthur tetikteydi ve karşısına çıkan kişiyi görünce şaşırmadan edememişti.

Bay Jax burada ne arıyorsunuz?

Jax hiç uzatmadan yıllar önce kendisine verilen Şah’ı Arthur’a attı.

Bu… Dustin. Dustin sen misin? Ahh eski dostum hapishaneden mi kaçtın?

— Lafı uzatmada kılıcını çek! Dustin öfkeliydi

Arthur kılıcını çeker çekmez saldırmaya başlamıştı ama Dustinin hamlesi karşısında şok olmuştu. İki kılıç çarpıştığında Arthur’ın elindeki kılıç havaya kalkmış ve Dustin eliyle kılıcı tutup fırlatmıştı tam bu esnada kılıcı Arthur’a saplamak üzereyken Louis ortaya çıktı.
Baba ne yapmaya çalışıyorsun? Bay Jax size değer versem de babama zarar veren alçakları asla affetmem! Hemen kılıcıyla karşılık veren Louis, Dustine saldırmaya başlamıştı

Heyy evlat! Bilmediğin meseleler var, geçmişi bilmiyorsun o yüzden önümden çekil yoksa gözünün yaşına bakmam! Karşılıklı atışmalar devam ederken Louis elindeki kılıcın kontrolünü kaybetti. Gözü dönen Dustin Arthur’ın yanından kılıcı Louise saplamak isterken Louis hemen öne atıldı ve kılıç tarafından kolu kesildi. Bu sırada çığlık duyuldu bu çığlığın sesi Ross’A aitti.

Ross, Louis’e bakarak. Louis sana yıllar önce söyleyemediğim bir şey var. Senin gerçek baban karşında duran Jax yani Bay Jaxdır.

Louis, Arthur’a baktı ve doğrumu bu baba dedi. Arthur ise evet doğru annen bir or**pu sende bir p*ç’in oğlusun.

Bu durumdan faydalanan Arthur silahı Louis ve arkasında duran Dustin’e doğrulttu.

Dustin, Arthur’a bakarak sadece 1 mermin kaldı buradan kaçamazsın. Gitmene izin veriyorum ama doğru tercihi yapmalısın.

James da cebinden bıçağı çıkarmış hazırlanmaya başlamıştı.
Arthur, Dustinin kendisinden daha iyi bir hayat süreceğini düşününce çıldırmış ve tetiğe basmıştı. Tetiği tam bastığı sırada James tarafından atılan bıçak silahın yönünü değiştirerek ateş almıştı.

Anneeee!! Louis hemen Ross’in yanına çökmüştü. Ross den kanlar akıyordu manzara çok korkunçtu.

Dustin her ne kadar kalbi nefretle dolu olsada bu manzara karşısında kendisine hakim olamamış ve gözleri dolmuştu. Kılıcını kaldırdığı gibi Arthur'ın kalbine saplamıştı hatta bunu öyle bir kuvvetle yapmıştı ki kılıç Arthur'ın arkasındaki duvardan çıkmıştı.

Hemen Ross'un yanına dönen Dustin'un gözlerinden yaşlar akıyordu ve Ross'un üzgünüm sesini duyduğunda hıçkırarak ağlamaya başlamıştı o an tıpkı küçük bir çocuk gibiydi.

Ross, Dustin'e bakarak lütfen oğlumuza iyi bak diyerek gözlerini kapamıştı.

Louis annesinin soğumaya başlayan vücuduna sıkıcı sarılıyordu.

Dustin ise her intikamın verdiği hissi doğru bulmadı. Sonuçta elinde hiçbir şey kalmamıştı. Black Beach hapishanesindeki dostunun sözlerini düşündükten sonra zenginliğini iyilik yapma yolunda kullanacaktı.

Ratel notu: Tam 5000 kelimeydi bu hikaye, yazar nasıl başardı hayret ettim :D




Yorumlar


Giriş Yap

Premium Seriler

Against The God
Battle Through the Heavens
Coiling Dragon
Heavenly Jewel Change
I Shall Seal The Heavens
Mavi Elma
Swallowed Star
The Dark King
True Martial World

Duyurular


Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 603

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 552

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 472

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 456

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 364

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 326

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 313

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 281

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 257

Chaotic Sword God
Chaotic Sword God
Beğeni Sayısı: 248

Popüler Orjinal Seriler

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 90

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 80

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 59

İmparator: Kara Elf (İKE)
İmparator: Kara Elf (İKE)
Beğeni Sayısı: 53

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 49

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 39

Angoria
Angoria
Beğeni Sayısı: 31

Yazarın El Kitabı
Yazarın El Kitabı
Beğeni Sayısı: 28

Unkown Realm: Discovery
Unkown Realm: Discovery
Beğeni Sayısı: 25

Epik Orkun'un Yükselişi
Epik Orkun'un Yükselişi
Beğeni Sayısı: 24

Site İstatistikleri

  • 4331 Üye Sayısı
  • 150 Seri Sayısı
  • 7859 Bölüm Sayısı


creator
manga tr