Eğer hakim olsaydım, yapacağım ilk şey kölelik ve aristokratik sistemi değiştirmek olurdu. Eğer kanunun karşısında eşitsek, o zaman herkes her şeyde eşit olmalı ve sınıf farklılıkları olmamalı! #The Dark King

Hikaye Yarışması (2017) - İntikam Ateşi


 

 

İNTİKAM ATEŞİ

  Savaşın herkesi derbeder ettiği bir dönemdeydik. Dökük evimizin, salonunda ellerimle kulaklarımı tıkayarak, dışarıdan gelen silah ve bomba seslerini kamu fule etmeye çalışıyordum.

  Annem ve babam etrafta kapıları ve camları kapatacak bir şeyler arıyorlardı. Babam tam bir camı tahtayla kapatacakken büyük bir gümbürtü…

  Cama atılan taş, camın tuzla buz olmasına neden olmuştu. Kendime hakim olamadan yüksek sesli bir çığlık kopardım ve sırtımı dayadığım duvara daha çok sokuldum.  

  Annem, babamın arkasına saklanmıştı. Annemin gözündeki duyguları okuyabiliyordum; endişe, korku ve küçük bile olsa inanç, hala savaşın biteceğine ve bizim kurtulabileceğimize inanıyordu.

  Babama baktığımda kendimi büyük bir boşlukta gibi hissettim. Babamın gözleri boş bakıyordu. Küçük bir duygu kırıntısı bile barındırmıyordu, sadece annemin elini tutmuş ve ona yapmacık bir güven sunuyordu.

  Annemin, babam hakkında düşüncelerini biliyordum. Onu sevdiğini de biliyordum ama o da farkındaydı. Babamın ona sunduğu duyguları biliyordu.  O yapmacık duyguları tanıyordu.

  Biz hala yerde küçük parçalar halinde duran camlar bakarken, dışarıdan bir çığlık duyuldu. Çığlık sayılmazdı fakat kendini duyurmak isteyen biri olduğunu kestirebiliyorum. Bir çığlık daha duyulunca babam annemi kırılan camların arasında bırakarak kapıya yöneldi. Bize doğru, duygu yoksunu bir bakış atıp tekrar kapıya yaklaştı.  Şimdi tam da kapının önünde duruyordu.

  Kulağını uyuşuk hareketlerle kapıya dayadı. Bir süre o şekilde durdu ve bir anda kulağını kapıdan çekti. Bize doğru baktı. Konunun ciddiyetini belirtmesine gerek yoktu. Gözlerinde hayatımda görmediğim kadar yoğun bir duygu görüyordum. Korku…

  Bizim için korkmadığına adım kadar emindim. O kendi için korkuyordu. Ölmekten korkuyordu.

  Konuşmaya başladığında düşüncelerimi doğruladım.

  “Birileri geliyor, ayak seslerini duyuyorum.” Babamın korkusu zamanla daha çok arttı. Her saniye gözlerindeki duygu daha da yoğunlaşıyordu. Anneme baktığımda az önce onda gördüğüm inanç yerini korkuya bırakmıştı. İkisi de korkuyordu. Babamın sadece kendi için korktuğunu biliyordu. Fakat annem… Emin olamıyordum. İkisi de kendileri için yaşıyordu. Kendileri için nefes alıyordu.

  Artık bize yaklaşan ayak seslerini net bir şekilde duyabiliyordum. Hem de çok net.

  Annem bunu fark etmiş olsa gerek, babamın yanına sokuldu.  Artık kendimi görünmez gibi hissediyordum. Dışlanmış, sanki bu Dünya’ da hiç var olmamış gibi…

  Bir anda kapının olduğu taraftan bir gümbürtü koptu. Kafamı annem ve babamdan ayırıp, kapıya çevirdim. Kalbim duracak gibi hissettiğimde neredeyse duvarın içine girmiştim. Tırnaklarım yere ve duvara sürtmekten aşınmış ve griye çalan bir renge bürünmüştü. Kapıdan içeri elleri silahlı dört adam girdi. İlk başta beni görmemiş gibilerdi. Annem ve babama odaklanmışlardı. Kafalarını bana doğru çevirdiklerinde, kendimi çok küçük hissettim. Sanki onlar dev, ben ise onların diyarına izinsiz giren bir karınca gibiydim.

  Aralarından biri, bana doğru yürümeye başladı. Parmaklarından birini çeneme koyup, gözlerine bakmamı sağladı. Gözleri hepimizin gözlerimden daha yoğun bakıyordu. Sanki… Bu duygu… İntikam gibiydi. Gözleri intikam ateşiyle yanıyordu.

  Sanki o gözler zindan gibiydi.  Ateşler içinde yanan bir zindan… İntikam dışındaki bütün duyguları hapseden bir zindan.

  Gözlerimi gözlerinden ayıramıyordum. O da sadece zümrüt yeşili gözleriyle bana bakıyordu. Bana odaklanmıştı.

  Arka fondan gelen sese kadar gözlerini gözlerimden ayırmamıştı. “Dostum, gel şunların icabına bakalım.” Adam zümrüt yeşili gözlerini benden ayırdı ve arkadaki adama döndü.  Onun bakışlarını takip edip, sarışın adama bakmaya başladım. Elinde annem ile babama doğrulttuğu silahı görünce, kendimi kaybetmek üzereydim. Adamın çenemde duran parmağını umursamadan, bütün cesaretimle sindiğim duvardan ayrıldım.

  “Hayır. HAYIR! Sakın!” Cümlemin yarısını bağırarak diğer yarısını işaret parmağımı uyarır gibi önümdeki dört adama sallayarak geçirmiştim.

  Adamlardan biri ben elimi indirir indirmez gülmeye başladı. Diğerleri ona katılana kadar da durmamıştı. Adamın kahkahaları sinir bozucuydu.

  “Sen kendini ne sanıyorsun!”

  Bana az önce gülen adam şimdi konuşmaya başlamıştı. Sesi kakalarından daha sinir bozucuydu. Sesi, kimsede duymadığım kadar pürüzlü ve buğuluydu. Bu ona daha korkutucu bir hava katıyordu. Az önce resmen onlara karşı koymuştum. Şimdi ise onlar ban karşı koyuyorlardı. Sözleriyle ve ellerindeki silahlarla…

  Korkumdan kendimi tekrar duvarın içinde bulmuştum. Az önce bana bakan zümrüt yeşili gözlerin sahibi, şimdi diğer üç adamın yanında annem ile babama silah doğrultuyordu.

  Artık karşı koyacak cesaretim kalmamıştı.

  Tiksindiğim korkutucu adam diğerlerinin yanından ayrılıp bana yaklaşmaya başladı.

  Tam önümde durup, silahı alnıma dayadı. Alnımda hissettiğim soğuk metal, irkilmeme ve gerçeklere dönmeme sebep olmuştu.

  Ne yapacağım hakkın da en ufak bir fikrim bile yoktu. Sadece gözlerimi sıkıca yumdum ve duvardan kayarak yere oturdum. Hala alnımdaki soğuk metali hissediyordum. Gözlerimi hala sıkıca yumuyordum.  Gözlerimden yaşlar akmaya başladığında kendimden utandım. Bu kadar güçsüz olmaktan utandım. Oracıkta, o dökük evde ölmeyi beklerken, bam!

  Yakından gelen bir silah sesi. İlk başta öldüğümü, vurulanın ben olduğumu ben sanmıştım ama yanılmıştım. Vurulan ben değildim. Gözlerimi hızla açtım ve sesin geldiği tarafa baktım. Baktığım yerde bulunan manzara, gözlerimden akan yaşları zorlamaya başladı. Yerde annemin  kanlar içinde yatan bedenini görünce, içimde bir yerde bir şeyler oluşmaya başladı. Öfke mi üzüntü mü anlamıyordum.

  İkinci silah sesinden sonra resmen yok olmuştum. Her şey yavaş çekime alınmıştı. Babamın vücudu kırık camların arasına düşüyordu. Tam yere çarptığında. Camların bedenine girdiğini görebiliyordum. Nefesinin kesilmeye başladığını anlayabiliyordum.

  Babamda, annemin yanında yerini almıştı. Kanlı zeminde birlikte ölü yatıyorlardı. Yanlarında duran boşluk, tahminimce bana aitti. Ölü bedenime…

  Kafamı önümde duran iki ölü bedenden ayırıp, alnıma silah dayayan adama çevirdim. Adam hala bana bakıyordu. Fakat az öncekinin aksine şimdi acımasızca gülüyordu. Tekrardan gözlerimi sıkıca yumdum. Ölmeye hazırdım. Ne de olsa, yaşamak için bir sebep kalmamıştı. Ailem kalmamıştı. Hayatım kalmamıştı.

  Adamın tetiği çekişinin sesini duyuyordum. Tam tetiğin sesi kesildiğinde, yine bir silah sesi daha geldi. Alnımda bir acı beklemeyi umuyordum ama hayır, yoktu. Hala sapasağlam yerimde duruyordum. Yaşıyordum. Gözlerimi tekrar açtığımda, alnımda duran silah yok olmuştu, önümde duran adam da.   

    Kafamı adamı bulmak için çevirdiğimde, yerde yatan üç silahlı adamı gördüm. Üç silahlı ölü adamı. O üç adamın arasında zümrüt yeşili gözleri aradım ama bulamadım. Kafamı diğer tarafa çevirdiğimde, zümrüt yeşili gözleri gördüm. Bana yalvaran biçimde bakan zümrüt yeşili gözleri ve onu boynundan tutup, duvara yaslayan adamı.

  Zümrüt yeşili gözler solmaya başlayınca, kendime hakim olamadım ve ayağa kalkıp, zümrüt yeşili gözlerin sahibinin boğazına sarılan adamı kollarından tuttum. Gözlerine baktığımda. Babamın gözlerinden daha boş olduğunu anladım. Bom boş.  Gözleri göz bebeğinin bile belli olmayacağı kadar siyahtı. Resmen siyahın en koyu tonuydu. Adamın elleri hala zümrüt yeşili gözlerin sahibinin boynundaydı ama gözleri benimkilere kenetliydi. Fısıldayan ve yalvaran bir biçimde konuşmaya başladığımda, adamın gözlerinde sadece saniyeler süren bir mavilik oluştu. “Lütfen.”                                            

    Adamın kolları gevşemeye başladı. Bir süre sonra, yere düşen zümrüt yeşili gözlerin sahibini gördüm.

  Kolumda hissettiğim elle gözlerimi yerde duran adamdan kolumu tutan adama çevirdim. Ne yaptığını bile anlamadan beni kapıya doğru sürüklemeye başladı. Yerde duran adama bakmamaya çalıştım ama nafile ona bakmaktan kendimi alıkoyamıyordum.  Yanımda duran duygusuz adam beni kapının önünde bıraktı ve yerdeki adama yöneldi. Onu da kolundan sürükleyerek yanıma getirdi. Aralık kapıdan dışarı bakmaya başlayınca bizi buradan çıkaracağını anladım. Hemen olduğum yerden ayrılıp, evin içinde odama doğru koşmaya başladım. Arkamdan gelen ayak seslerini aldırmadan, dolabımdan bir çanta kaptım ve içine kıyafet doldurmaya başladım.

  Bir yandan salonumuzda ölü bedenler için ağlıyor bir yandan çantamı hazırlıyordum. Buraya bir daha dönmek istemiyordum. Annem ve babamın öldüğüne üzülüyordum fakat onlar ben ölseydim üzüleceklerini sanmadığım için içimdeki üzüntüyü öfkeyle bastırmaya çalıştım.

  Odamın kapısının gürültüyle açıldığını duyduğumda, istemeden olduğum yerde sıçradım. İçeriye salonda umursamadan bıraktığım iki adam gelmişti. Bir birlerine bir şeyler söylüyorlardı.  İkisini de tam anlamıyordum ama birbirlerini tanıdıklarını görebiliyordum. Ortak bir konuda tartışıyorlardı.

  Bir süre odanın içinde dolanıp bazen fısıldar gibi bazen bağırır gibi konuşuyorlardı. Tam adamalardan biri bir şey söyleyecekken içeride bir gürültü koptu. Salondan gelen ayak sesleri buraya yaklaşıyordu. Anladığım kadarıyla annemlerin odasının kapısını kırmışlardı. Ayak sesleri tam da en net duyulmaya başladığı yerde durunca, salondan bağıran bir ses geldi.

  “Sakın onları bulmadan gelmeyin. Onlar bize lazım.” Odamdaki benden her şeyi gizleyen tanımadığım adamlar konuşan adamı tanıyor olacaklar ki, birbirlerine bakıp benim duyamayacağım bir sesle bir şeyler fısıldadılar. Konuşmalarının arasında duyabildiğim tek şey. “Kız için geldi. Onu istiyor.”

  Kız bendim. Benden bahsediyorlardı. Kim benim için gelmişti? Neden? Hemen odamın kapısının önüne geçtim ve kapının kolunu tuttum. Tam kapıyı açıp beni bekleyen adamı görecekken, biri beni kendine doğru çekti. Resmen bütün sorularımın cevabı ellerimden kaymıştı. Arkamı dönüp beni kimin alıkoyduğuna baktığımda. O… O siyah adam. Şimdi gözleri en parlak kırmızıydı. Bana bakıyordu. Gözlerinin renginin nasıl değiştiğini aklım almıyordu. Onun gözleri siyahtı.

  Hemen beni tutan ellerden kurtulup, tekrar arkamı dönüp kapıya yöneldim. Duyduğum sesle yerime çakıldım.

  “Seni öldürecekler.” Arkamı tekrar döndüğümde bu kez adamın gözleri sarı renge bürünmüştü. Nasıl olduğunu anlayamıyordum. Adamın gözlerinin içine bakıyordum. Bir anda az önce duran ayak sesleri yeniden gelmeye başladı ama ben hala adamın gözlerine bakıyordum. Adamın gözleri sarı renkten yavaş yavaş kırmızıya dönmeye başlamıştı.  Ben hala adamın gözlerine bakarken, biri beni kolumdan çekiştirdi. Kim olduğuna baktığımda, tanıdık zümrüt yeşili gözleri gördüm. Bana bakıyordu. Tam da bana.

  “Birazdan, odana birileri girecek. Onlar içeri girer girmez, gözlerini sıkıca kapatacaksın. Elimi de bırakmayacaksın. Sesler kesilsin veya kesilmesin, kesinlikle gözlerini açmayacaksın.”

  Ne olduğuna akıl erdiremiyordum. Renk değiştiren gözlere sahip bir adam, ölü anne ve baba, iyi olup olmadığına emin olamadığım bir asker, beni bulmak isteyen birisi ve şu an neredeyse kapımızın önünde duran askerler. Bu durumda yanımdaki adama hayır diyemezdim. Bende gözümü kapatıp, başımı olumlu anlamda salladım. Avcumda adamın elini hissettiğimde, ben de onun elini sıkıca tuttum.

  Adamın elini tutmamdan saniyeler sonra, kapının olduğu taraftan bir gümbürtü koptu. İnsanlar bağrışıyordu. Her şey bizim yanımızda oluyordu. Duyduğum kadarıyla, aralarından biri bağırmaya başladı. “Onu bulduk. BURADA!” Kafamda her sesi kesmiştim sadece bana doğru gelen ayak seslerini işitebiliyordum ve silah sesini.

  Bir anda yanımdaki adamın elinin avcumdan kaydığını hissettim. Onu vurmuşlardı. Gözlerimi açmamam gerekiyordu ama açtım ve bana soluk bakan zümrüt yeşili gözleri gördüm. Kafamı yerden ayırıp, gizemli gözleri aradım. Bulduğumda renkleri beyazdı. Onca askerin içinde,  yavaş yavaş yere doğru düşüşünü izledim.

  Şimdi ne yapacaktım ben. Tek başıma. Küçücük odama sığıp beni almaya çalışan onca askerin arasında.

  Pes ettim. Yere zümrüt yeşili gözlerinin sahibinin yanına oturdum. Dizlerimi kendime çektim. Başımı iki dizimin arasına koyup, sadece oracıkta bir sürü askerin arasında oturdum.

  Bir süre kimse bana dokunmadı, kimse kıpırdamadı. Sadece tek duyulan şey, yeri sarsacak şiddette yere basan birinin bana doğru attığı adımların sesiydi. Kafamı hala dizlerimin arasından çekmemiştim. Hala aynı şekilde oturuyordum. Yeri sarsan ayakların sahibi tam önümde durdu. Önümde duran kişinin varlığını hissedebiliyordum. Konuşmaya başladığında şaşırmıştım, o bir kadındı.

  “Merhaba canım. Nasılsın?”

  Kadın resmen benim ile dalga geçiyordu.  Hala kafamı dizlerimin arasından çekmemiştim. Kadın konuşmaya devam ediyordu.

  “Çok üzgünsün değil mi? Seni hiç sevmeyen, annene ve babana bile üzülüyorsun değil mi?”

  Annem ile babam hakkında konuşması sinirimi bozuyordu ama umurumda bile değildi. Hala kafam dizlerimin arasında öylece oturuyordum. Kadın tekrar konuşmaya başlayınca kendime hakim olamadım ve başımı kaldırıp kadına baktım.

  “O ve o” ilk olarak zümrüt yeşil gözlerin sahibinin cesedini sonra tuhaf ve gizemli adamın cesedini gösterdi. “ikisinin de hayatını ve ailesini mahvettim. Aynı sana yaptığım gibi.” Bu yüzdendi, zümrüt yeşili gözlerin sahibi, ilk beni gördüğünde gözleri intikam ateşiyle yanıyordu. Beni değil, şu an önümde duran kadını istiyordu.  Artık dayanamıyordum. Ayağa kalktım. Gözlerimi sıkıca yumdum ve çığlık atmaya başladım.

  “HAYIRR! SAKIN, ONLARDAN VE BENDEN BAHSETME!” Onları iyi tanımıyordum ama benim hissettiğim duyguları hissediyorlarsa, onları çok iyi tanıyordum. Onlarda benim gibiydi. Onların intikamını ben alacaktım ama nasıl?

  Kadın benim bağırışlarıma karşılık olarak sadece gülmüştü.  Bu davranışı artık bardağı dolduran son damlaydı. Öfkem taşmıştı. Ben kadının üstüne doğru yürümeye başlamışken kadın bir süre sonra fısıldar gibi bir şey söylemeye başladı.

  “Gözlerin…”

  Gözlerim… Ne olduğunu anlamam kısa sürmüştü. Gözlerim renk değiştiriyordu. Bundan bahsettiğini anlayabiliyordum. Hala kadının üstüne yürüyordum. Tam önünde durduğumda konuşmaya başladım.

  “Niye ben. Neden başkası değil.”

  Kadın hafifçe sırıttı.

  “Çünkü farklısın. Onlardan farklısın.”

  Elleriyle az önce gösterdiği gibi, zümrüt yeşili gözlerin sahibini ve gizemli adamı gösterdi.

  “Nasıl farklıyım. Asıl onlar benden farklı.”

  Kadın tekrardan sırıtmaya başladı.

  “Git. İzin veriyorum. Git. Onlar ile senin arandaki farkı anladığında beni bulmak isteyeceksin.”

  Kadın resmen bana izin veriyordu. Arkamı döndüm ve hazırladığım çantamı kapıp koluma astım. Arkama bile bakmadan, koridordan onca askerin arasından kapıya ulaştım ve dışarı çıktım. Sokakta, bombaların ve silahların arasından geçerek yolumu bulmaya çalıştım. Savaşın en az uğradığı bir sokak bularak savaşın ortasında başıboş şekilde yürüdüm. Nasıl olacağını bilmememe rağmen bir yer bulmayı ve orada huzura kavuşmayı planlıyordum…

  




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1007

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 932

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 769

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 737

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 620

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 543

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 533

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 500

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 462

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 429

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 230

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 198

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 161

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 160

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 134

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 112

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 95

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 67

Site İstatistikleri

  • 9334 Üye Sayısı
  • 248 Seri Sayısı
  • 14392 Bölüm Sayısı


creator
manga tr