“Dövüşte usta olanlar öfkelenmez, kazanmakta usta olanlarsa korkmazlar. Dolayısıyla akıllılar dövüşmeden önce kazanır, cahiller kazanmak için dövüşürler.” #Zhuge Liang

Heavenly Jewel Change - Bölüm 41.2 : Fei Li Askeri Akademisi (2)


Çevirmen : Clumsy 

 

 

Shangguan Bing’er sinirli bir şekilde konuştu: “Bana bunlarla gelme. Gidip kızlara mı bakmak istiyorsun yoksa çöpleri temizlemek mi? Biz kızları da siz erkekler gibi pis mi sanıyorsun? Az önce odama baktım ve senin odandan çok daha temizdi!”

 

İkili tam bu gergin anı yaşarken dışarıdan bir gürültü duyuldu. Bir anda bang sesleri eşliğinde kapı açıldı ve yedi genç odaya adım attı. Sekiz kişi için tasarlanan oda böylece tüm üyelerine kavuşmuştu. Zhou Weiqing’i şaşırtan şey ise içlerinden birini tanıyor oluşuydu, tanıdığı kişi de geçen gün tekmelediği iri çocuk Ma Qun’du.  

 

Yedili içeriye girip Zhou Weiqing ve Shangguan Bing’er’i gördü, özellikle de, Shangguan Bing’er’in dolapları temizleyişini izlemek onları şok etmiş, afallatmıştı.

 

İçlerinden zayıf, kısa bir öğrenci ağzı açık kalarak sordu: “Cennetler! Erkek yurdunun çok pis ve dağınık olduğunu duymuştum, ama bayağı iyi görünüyor! Hey kardeş, bu senin kız arkadaşın mı?”

 

O anda, Shangguan Bing’er’in arkası dönüktü ve hiçbiri esas güzelliğini görememişti, gözleri de doğal olarak sandalyede oturmakta olan Zhou Weiqing’e kaymıştı. Zhou Weiqing de yılışık bir şekilde kafasını sallayarak yanıtladı : “Evet! Siz de mi bu odada kalıyorsunuz?”

 

Zayıf küçük çocuk başını salladı: “Evet öyle. Kayıt olurken aynı odaya atandık. Birader, gerçekten şanslı görünüyorsun ve biz de senin şansından faydalandık. Hadi, kendimizi tanıtalım, benim adım Kou Rui.”

 

7 kişi aynı anda odaya girdiği için oda bir hayli sıkış tepiş hale gelmişti. Zhou Weiqing, Shangguan Bing’er’e bakarak,  “Bing’er, neden sen önden gitmiyorsun, biz burdaki işi bitiririz.” dedi.

 

Shangguan Bing’er bu kez ısrarcı olmadı ve hafifçe başını sallayarak önünü döndü. Odadan çıkmadan önce de 7liye bakarak gülümsedi.

 

Bu gülümseyişle, bütün oda sessizliğe gömüldü. Daha önceden onu gördüğü için hazırlıklı olan Ma Qun dışındaki altılı, kızın saf güzelliği karşısında şaşkına dönmüştü. Hayatları boyunca böyle baş döndürücü bir güzellikle karşılaşmamışlardı ve bu nedenle ne diyeceklerini bilemiyorlardı. Kendilerine gelmeleri için Zhou Weiqing’in birkaç kez öksürmesi gerekti. Artık ona kayan bakışları kıskançlık doluydu.

 

Zhou Weiqing ranzalardan birinin alt katını seçti ve Ma Qun da hızlıca üst katına yöneldi. Tam valizini koymak üzereyken Zhou Weiqing onu hafifçe tekmeledi ve durdurdu: “Cheh, başka ranzaya git. Şu boyutuna ve kilona bak, ya üstümde yatarken tüm şey üzerime devrilirse.”

 

Diğer altılı bir kez daha şoka girdi. Ma Qun’la birlikte gelmiş olmalarına rağmen onun iriliği ve Cennetsel Cevher Ustası oluşu nedeniyle ondan çekiniyor, hatta biraz korkuyorlardı. Odaya girdikleri anda başka birinden tekme yiyeceğini nerden bileceklerdi.

 

Ve altılı, tam bir kavga çıkacak diye beklerken daha da şaşırtıcı bir şey yaşandı.

 

Ma Qun sırnaşık bir şekilde konuştu. “Patron, sadece sana daha yakın olmak istemiştim. O zaman senin yanındaki ranzanın alt katına yerleşeyim.”

 

“En, peki.” Zhou Weiqing ayağa kalkıp tembelce gerindikten sonra konuşmaya devam etti: “Gençler, benim adım Zhou Weiqing. Siz eşyalarınızı açadurun, ben bir turlamaya çıkıyorum.”

 

Dürüst olmak gerekirse, bu kadar insanla aynı odada olmaya alışkın değildi, özellikle de hepsi eşyalarını açmaya odaklandığı için ortalık bir kez daha pazar yerine dönmüştü.

 

Zhou Weiqing gittikten sonra, Kou Rui ve geri kalanlar Ma Qun’a farklı bir şekilde bakmaya ve şöyle düşünmeye başladı. Yani bu herif iyi gözükse de zayıf bir herifmiş! Ne kadar da korkak.

 

Ma Qun üzerindeki bakışları hissederek onlara baktı. “Hepiniz neye bakıyorsunuz? Kavga mı arıyorsunuz? Size hatırlatayım beyler, bu yurdun patronu Büyük Kardeş Zhou ve ben de *Lao Er’im. Anlaşıldı mı?”

*##Lao Er, patronun yardımcısı gibi bir kalıp. Aynı zamanda penis için de kullanılıyormuş.

 

Anlık bir sessizlikten sonra herkes aynı anda bir kahkaha koparttı. “Sen kesinlikle Lao Er’sin. Hahaha.”

 

Ma Qun ancak o zaman sözlerindeki yanlışlığı fark etti ve hüzünlü bir suratla ayağa kalktı. Yurt odasında gerçekten şamatalı, gürültülü bir sahne yaşanıyordu.

 

 

 

Zhou Weiqing, ana okul arazisinde  gezerken sonu gelmeyen bir birinci sınıf kalabalığı gördü. Bir yandan da bu kalabalığı tarayarak güzel kızlar arıyordu. Onları bedenlerine, göğüs kaplarına göre vs ayırıyordu ve her seferinde yüzünde ilgisiz bir ifade taşıyordu. Eğer gözlerini takip etmezseniz neyin peşinde olduğunu anlamak mümkün değildi.

 

Zhou Weiqing, bir süre araştırmasını sürdürdükten sonra oldukça hayal kırıklığına uğramıştı. Akademiye kaydolan kızların sayısı azdı ve daha da az bir kısım güzel olarak değerlendirilebilirdi. Ortalamanın üzerinde birkaç taneye rastlamıştı, ancak Bing’er’le kıyaslayınca aradaki fark dünya ve cennet gibiydi.

 

“Neye bakıyorsun sen?” Arkasında duyduğu ani ses ödünü koparttı. Çevresine pek dikkat etmiyor olsa da bu kadar yakınındaki birini fark etmemiş olmak büyük bir sürpriz olmuş ve gözbebekleri büyümüştü.

 

Arkasını çevirip sesin sahibine baktı ve tanıdık bir yüz gördü –Fei Li Tanrı General, Ming Yu!

 

Zhou Weiqing ona bakmış olsa da yanıt vermedi.

 

Ming Yu konuşmaya devam etti: “Bu yılın birinci sınıflarında gerçekten kız kıtlığı var, senin kız arkadaşın kesinlikle kaymak tabaka.” Gözlem yeteneği oldukça iyiydi ve doğal olarak Zhou Weiqing’in neyin peşinde olduğunu anlamıştı.  

 

“İsmin Zhou Weiqing, değil mi? Geçen gün yanıtını gördüğümde neden şaşırdığımı biliyor musun?” Ming Yu, Zhou Weiqing’in tavrını önemsemiyor ve konuşmaya devam ediyordu.  

 

“Neden?”  Bu konuda gerçekten meraklı olan Zhou Weiqing sormadan edememişti.

 

Ming Yu’nun gözlerinde bir ışık parladı ve etkileyici bir aura yayarak cevapladı: “Çünkü bu olay, benim yakın zamanda başıma gelen bir şeydi. Küçük şehirlerden birinde devriye görevindeydim ve düşmanlarımız yerimi tespit etti. Wan Shou İmparatorluğunun yüz bin güçlü askeri bir şekilde ilerleyerek bize o köyde saldırdı, Fei Li İmparatorluğumuzun yaklaşık yüz bin vatandaşı da öncü olarak gönderildi. O zaman, yanımda yalnızca beş bin kişilik birliğim vardı.”

 

Zhou Weiqing’in merakı iyice kabarmıştı: “Sen ne yaptın peki?”

 

Ming Yu yanıtladı: “Aşağı yukarı senin cevapladığın şeyi. Anında saldırı emri verdim. Sayısız sivil vatandaşımız bizim ellerimizde öldü... ama seçim şansım yoktu. Senin de söylediğin gibi, eğer narin olup tereddüt etseydim ölenler yalnızca siviller olmayabilirdi. Ne yazık ki, akademideki pek çok öğretmen masabaşı görevliler, Wan Shou İmparatorluğu ordusunun kana susamışlığını ve gaddarlığını nerden bilecekler. O gün yalnızca ölüm emri vermekle kalmadım, şehirdeki tüm sivilleri toplayıp onlara duvarların yakınında büyük delikler açtırdım ve ellerine keskin çubuklar verdim. Gece çöktüğünde, bir intihar ekibi belirleyerek bin adamımla birlikte şehirden çıktım ve düşmana saldırdım. Ölümüne savaşmak istemiştim ama yapamadım, belki de paniktendi. Mücadelemi verip geri dönmeyi başardım, ancak askerlerimin ancak 47si benimle birlikte geri dönebildi. Yine de, erzaklarının çoğunu başarıyla yakmayı başardık.”

 

“Benim sinsi saldırıma sinirlenen Wan Shou İmparatorluk ordusu, şehir duvarlarına bir intihar saldırısı daha düzenledi. Gece olması bizim lehimizeydi, ancak ona rağmen ancak on binin üzerinde kişiyi öldürmeyi başarmışken içeri girdiler. Neyse ki onları bekleyen sayısız tuzak ve okçu vardı. Sonunda, tüm evleri ve ambarları yakma emri verdim, kalan birlikleri de savaşa dahil ettim. 2 gün ve 2 gece boyunca savaştık, onları elimizden geldiğince oyaladık. Sonunda destek kuvvetlerimiz vardı ve 3 gündür açlık çeken Wan Shou İmparatorluk Ordusu kolayca yenildi, yalnızca otuz binden azı kaçmayı başardı. Beş bin kişilik birlik ve sivil dolu bir şehirle, yetmiş bin askeri oyalayıp öldürmeyi başardık. Ben bir mucizeyi başardığımızı hissediyorum. Sen ne düşünüyorsun?”

 

Ming Yu olanları açıklarken ses tonu oldukça sakin ve tutkusuzdu, ancak Zhou Weiqing’in kalbi alev alevdi, bu imkansız olasılıkları tartarken kanı kaynıyordu. Ming Yu detay vermemiş olsa da, yaklaşımı Zhou Weiqing’in yanıtıyla hemen hemen aynıydı ve Zhou Weiqing o kanlı savaşın içindekinin kendisi olduğunu hayal edebiliyordu.

 

“Tabii ki bir mucize. Düşman ordusunun 12de 1inden az bir kalabalıkla, düzgün bir koruması olmayan küçük bir şehri dört gün boyunca korumak ve düşmanın yemeklerini yakmak! Bu mucize değilse, başka ne olabilir?”

 

Ming Yu acı bir gülümsemeyle karşılık verdi: “Ne yazık ki, dört gün içinde sadık Fei Li İmparatorluğu Vatandaşlarımızın 180bini hayatını kaybetti. Geri kalan 200 asker de bana cellat dedi. Onların üçte birinden fazlası delirdi ve gerçekten kurtulmayı başaranlar ise benden ölümüne nefret ediyor. Kariyerim de bu işten etkilendi, neden ön cepheler yerine burdayım sanıyorsun?” 

 

Zhou Weiqing’in keskin gözleri Ming Yu’ya doğrultulmuştu. O anda, ona duyduğu kötü hisler yok oldu. Ming Yu’nun saygınlığını kanla ve terle kazandığını, sayısız ölüme tanık olup pek çok zorluk aştığını anlamıştı.

 

Ming Yu ise iç çekerek konuşmaya devam etti: “Askeri komutanın üst kademelerinin birçoğu beni cezalandırmak istedi, benim adıma konuşanlar bile bunu daha önceki eser ve katkılarımdan dolayı yaptı. Kaç tanesi beni gerçekten tanıyor ki? O gün senin cevabını okudum ve sözlerini duydum… Senin benimle aynı tipte bir insan olduğunu biliyordum. Ne yazık ki, Fei Li İmparatorluğundan değilsin, yoksa seni yanıma katıp birlikte savaşmanın bir yolunu bulurdum.”

 

Zhou Weiqing gülümseyerek yanıtladı: “Fei Li İmparatorluğunun bir vatandaşı olmamam birlikte savaşamayacağımız anlamına mı geliyor? Cennetsel Yay İmparatorluğunun Fei Li İmparatorluğuyla dost olduğunu unutma. Tek sorun şimdilik seninle birlikte savaşacak yetkiye sahip olmamam.”

 

Ming Yu kahkaha attı: “Bir gün olacağını umalım o zaman. Savaş alanı, bugün, bu yaştaki gerçek erkeklerin sahnesi.”

 

Zhou Weiqing sessizce başını salladı ve gözlerini Akademinin girişine kaydırdı.

 

Bir anda gözleri açıldı ve şaşkınlıkla konuştu: “Ehh? Şu kız hiç fena değil!”

 

Ming Yu onun bakışlarını takip etti ve beyaz elbiseli kızı gördü…

 

 

 

#Tanrı General abimiz esaslı bir delikanlıya benziyor. Bizim keratayla iyi anlaşmaya başlamaları sevindirdi.
Zaten böyle bir adamla dost olması kendi hayrına olur.

Peki bakalım beyaz elbiseli kızımız kimin nesiymiş.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere!




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1150

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1029

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 843

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 791

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 674

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 624

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 618

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 586

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 531

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 507

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 312

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 202

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 182

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 168

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 136

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 114

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 111

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 87

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 13315 Üye Sayısı
  • 396 Seri Sayısı
  • 18148 Bölüm Sayısı


creator
manga tr