"Ben Li Qiye'yim ve bu tek başına yeterli." #Emperor's Domination

Göklere Doğru - Sezon-2 Bölüm(25): İnsanlığın Direnişi


Yarım saat. Staz Manfredle ilgilenmesi için Rose'u orda bırakalı yarım saat olmuştu. Bu sırada yenilen birliklerine yardıma gitmiş ve savaşta az da olsa kazanan taraf olarak gözüküyorlardı. Sayı avantajı hala şeytanlarda olmasına rağmen güç dengesi birbrine yakındı. Savaşın kaderi iki tarafın komutanlarının yenilmesine bakıyordu. Manfred ve Adolphus dahil şeytanalrın ordusunda  5 general vardı. Buna rağmen Adolphus taraf değiştirmişti. Yine de Manfred diğer dörtlüden ayrı seviyedeydi, eski bir şeytan kral ve asil soydan gelen bir vampirdi. Nereden bakılırsa bakılsın kazanmaları imkansız gibi gözükse de onların tarafında hala umut vardı. Rose Manfred'le savaşıyordu. Erina ise başka bir generali almıştı. Staz'ın karşısında ise diğer üçünden farklı olarak eski bir tanıdığı olan üst kademe general Glorndal vardı. Peoronel'i ve Lycan'ın ölü bedenini karargaha taşıyan Adolphus ise işi biter bitmez savaş alanına geri dönmüştü ve son generalle de o ilgileniyordu.

Staz rakibini saygı dolu gözlerle süzüyordu. Glorndal şeytan krala en sadık olarak bilinen generallerden biriydi. 8 Lanete girebilecek kadar güçü olmasına rağmen bunu reddedip zamanında kralın şahsi koruması olmuştu. Saygı değer bir rakipti ve Staz onun yeteneklerini yıllar önce meleklerin tarafında bir şeytan kasabasına baskın yaptığı sırada keşfetmişti. Bir ruh büyücüsü ve savaşçıydı. Çağırdığı her ruhla koordineli şekilde savaş şeklini değiştirirdi. 1.64 boylarında en az 1400 yaşında bir şeytandı. Şeytanlara göre bile uzun bir yaşamdı bu. Tecrübesi sınırsıza yakındı. Siyah kısa saçları vardı. Gözleri alışılmadık şekilde sarıydı. Bu gözler gerçek bir ruh büyücüsü olduğunun kanıtıydı. Kısa boyuna rağmen tehlikeli bir savaşçıydı. Silahlarını lanetli alev üzerindeki sonsuz hakimiyetile şekillendirirdi. Her türlü silahı kullanabilirdi. Sınırsız tecrübesinin ve yaşamış olduğu senelerin getirdiği yeteneği tamamen saygıdeğerdi. Buna rağmen Staz ne pahasına olursa olsun kazanmalıydı. Çok fazla kayıp vermişlerdi ve daha fazlasını vermeyi düşünmüyordu. Lycan'ın ölümü onu etkilemişti. Eskiden olduğu kişi olsaydı muhtemelen öfkeden delirirdi fakat soğukkanlı olması gerektiği yerleri biliyordu. Öldükten sonraki bu yeniden dirilişi onu değiştirmişti. 

"Üzgünüm Glorndal ancak seni burada durdurmam gerek. Şeytanlar içinde karşılaşmayı son isteyeceğim kişi sensin fakat, bunu yapmak zorundayım." (Staz)

"Demek ismimi hatırlıyorsun genç adam. Nasıl hissettiğini anlayabiliyorum ama sırf buyüzden kendimi tutacağımı düşünme." (Glorndal)

Glorndal'ın sarı gözleri parlamaya başladı. Vücudundan sarı bir aura yayılmaya başladı. Staz olacaklar için hazırdı. Limitleyicileri tamamen serbestti ve Öngörü sayesinde gelecek şeyin ne olduğunu biliyordu. Glorndal eliyle bir kılıç tutar gibi yaptı ve lanetli alevlerden bir katana elinde belirdi, etrafındaki sarı aura kılıcını sarmaya başladı ve Glorndal kılıcını savurduğunda bir enerji dalgasını Staz'a doğru fırlattı. Staz limitleyicisinin ona bahşettiği güçle enerji dalgasının geleceği yeri görüp yana kısa bir adım atıp saldırıdan kaçındı. Kaçındığı yerde Glorndal'ı gördüğündeyse hızla kılıcını çekip lanetli alevden katanayı durdurmayı başardı. Glorndal küçük bedenine göre fazla hızlıydı ve bu hız saldırılarını güçlendiriyordu. Kılıçları çarpışır çarpışmaz Glorndal gözden kayboldu ve Staz kendi etrafında dönüp hızla kılıcını savurdu. Kılıç kör noktasında kalan Glorndal tarafından savuşturuldu ve ikisi de birbirini izlemeye koyuldu. Glorndal hala bir ruh çağırmamıştı ve sadece kendi gücüyle savaşıyordu. Staz ise Öngörü yeteneğiyle Glorndal'ın saldıracağı yerleri görüp kaçınıyordu fakat her şey bu kadar değildi. Glorndal elini yumruk yaptı ve yumruğunu yere vurduğunda etrafında bir mühür oluşmaya başladı.  Etrafındaki sarı aura mührün etrafını çevreledi. Bir ruh çağırıyordu.

"Seni uyarıyorum genç adam. Bu sefer her şeyimle geliyorum. Bu ruhu yenebilirsen beni yenmek için hiçbir engelin kalmayacak. Kendini hazırla. Bu sahip olduğum en güçlü ruh." (Glorndal)

Sarı aura artık şekil almıştı ve Staz karşısında gördüğü şekilden hissettiği büyü gücünün çok tanıdık olduğunu farketmişti. Zihni sanki o şekli hatırlamak için çırpınıyordu. 2 metreden daha uzundu. Hafif soluk morumsu ten rengi vardı. Sol omzundaki siyah "1" rakamı ona çok şey ifade ediyordu. 8 Lanetin 1 numarası. İşin ilginç yanı ise karşısındaki kişi Lupin değildi. Tamamen farklı birisiydi. Kızıl uzun saçları olan devasa bir erkekti. 

"Ama bu imkansız. 8 Lanetin 1 numarası başkası ve hala hayatta." (Staz)

"İşte altın kelime de bu Staz. Hayatta. Karşındaki kişi eski 1 numara Maloch, Ateşin Maloch'u. Lupin onu öldürmeden önce 1 numara oydu." (Glorndal)

Staz bundan hiç hoşlanmamıştı. Karşısındaki rakip düşündüğünden çok daha güçlü olabilirdi. Onu rahatlatan tek şey Lupinden daha güçsüz olmasıydı çünkü Lupin tek başına insanlığın tüm direnişinden çok daha güçlü olabilirdi. Yine de tedbiri elden bırakmamak gerekliydi. Eski 1 numara olacak kadar güçlü birisi olduğuna göre en azından Grendor ve Liz'den daha güçlü olmalıydı ve bu da yeterince korkutucu bir şeydi. Masamane'yi kavrayıp rakibinin üzerine gelmesini bekledi. Maloch o sırada sol elini yumruk yaptı ve yumruğunun etrafında devasa bir alev topu oluştu. Alev git gide büyüdü ve en sonunda lanetli alevlerle çevirlerek daha da korkunç bir hal aldı. Staz'ın kılıcı Masamane ne kadar büyüyü engelleyebilse de Staz bu denli korkunç bir büyü kapasitesini sadece Erina'da görmüştü. Glorndal lanetli alevlerden şekillendirdiği katanasını çekip savaş moduna geçtiğindeyse Staz önce hangisinin geleceğini beklemeye başladı. Öngörü ona bunun kim olacağını söyleyecekti ve o anı dikkatle bekklemeye başladı. Önce Maloch gelecekti ve sol elindeki alev topuyla ona güçlü bir yumruk atacaktı. Tetikte beklemeye başladığı sırada limitleyicisinin sınırlarını öğrendi. Maloch solunda dikilmişti ve devasa alev topu son sürat üzerine geliyordu. Saldırının geleceğini görmüş olmasına rağmen tepki bile verememişti. Yediği yumruğun üzerine metrelerce savruldu ve o sırada Öngörü tekrar çalıştı. Daha yere yeni düşmüştü ki Maloch tam tepesinde ayağını havaya kaldırmış ve ayağında oluşturduğu devasa alev topuyla birlikte öldürücü darbeyi vurmaya hazırlanıyordu. Kılıcıyla alev topunu kesmeyi denedi fakat kılıcını savuramıyordu. Kafasını sağa çevirdiğinde Glorndal kılıcının üzerinde duruyordu. Ölecekti. Eğer bir şey yapmazsa ölecekti...

-------- 15 Dakika önce 

 

 

Adolphus Peoronel ve Lycan'ı karargaha götürmüştü ve savaş alanına geri dönmüştü. İlk gözüne çarpan şey krokunç şeytan üstünlüğünün azalmasıydı. Muhtemelen Staz sıradan şeytanlarla ilgilenmeye başlayınca sayılarında ani bir azalma olmuştu. Şimdi tek yapması gereken dişine yaraşır bir rakip bulmaktı. Zihninden bu düşünceler geçerken gördüğü manzarayla yüzünde rahatsız edici bir gülümseme oluştu. Karşısında generallerden biri olan Shwan vardı. Daha yeni general olmuştu ve bir çömezdi. Muhtemelen biraz deneyim kazanması için gönderilmişti. Onu bu kadar mutlu eden şeyse Shwan'ın öfke dolu suratıydı. Nefret ve hayal kırıklığı dolu suratı. 

"Hey ufaklık. Bu kızgın olma erken yaşlanacaksın." (Adolphus)

"Sen....SEN BİZE İHANET ETTİN!" (Shwan)

"Evet evet biliyorum. Olur böyle şeyler, sonuçta biz hain şeytanlarız unuttun mu." (Adolphus)

"Bana bir söz vermiştin. Ben, ben... hep seni idolüm olarak gördüm. Ulaşmaya çalıştığım hedefim. Daha ufak bir çocukken bile senin kadar güçlü olmak istemiştim ve sen beni eğitmeyi kabul ettiğinde ne kadar sevinmiştim hayal edebiliyor musun? Senin böyle bir hain olduğunu bilmek...SENDEN NEFRET EDİYORUM VE EMİN OL SENİ KESİNLİKLE ÖLDÜRECEĞİM!" (Shwan)

Shwan şeytanlara göre daha çocuk sayılabilecek yaştaydı. 463. yaşını daha yeni doldurmuştu. Öfkeli kırmızı gözleri ve sarı saçlarıyla Adolphus'a nefretini kusuyordu. Adolphus bu çocuğu onda gerçekten bir potansiyel gördüğü için yanına almıştı. Yaklaşık 12 sene boyunca birlikte eğitim yapmış ve bir baba oğul kadar samimi olmuşlardı. Adolphus ona gerçekten değer veriyordu ve böyle adaletsiz bir savaşta ölmesine izin vermeye niyeti yoktu.

"Shwan. Şimdi burada sana aramızdaki güç farkını göstereceğim. Daha çok yolun var, yaşayacak uzun bir ömrün." (Adolphus)

"Evet haklısın. Yaşamıma anca sen öldükten sonra devam edebilirim!" (Shwan)

Shwan kılıcını çekmiş öfkeyle Adolphus'un üzeirne atılmıştı. Adolphus ruh yiyen kılıcını kınından çıkardı ve üzerine gelen bu tecrübeden yoksun, toy çocuğun saldırılarını karşılamaya başladı. Ne bir teknik ne bir tecrübe. Shwan'ın tüm saldırılarının kaynağı saf nefretti ve Adolphus bunu gördüğünde sinirlenmişti. Ona bir hayat dersi verme zamanı olduğunu hissetmişti. Gerçek bir öğretmen olma vakti gelmişti.

"Çok güçsüz! Çok yavaş! Kendini bu kadar belli etme! Öldürme isteğini sakla ki düşmanın saldıracağın yeri tahmin edemesin! SANA DİYORUM DİNLİYOR MUSUN BENİ! Düşünmeden saldırma! Bir amatör bile senden daha iyi dalga mı geçiyorsun benimle! Gerçekten de yıllarımı seninle boşa harcamışım, benim tanıdığım Shwan öfkesine kendini kaptırmaz. Benim tanıdığım çocuk böyle güçsüz değil. Benim tanıdığım çocuk bu kadar iradesiz değil!" (Adolphus)

"SUS ARTIK SUS!" (Shwan) 

Adolphus üzerine gelen kılıcı savurup Shwan'ın karnına sağlam bir yumruk geçirdi ve çocuk dizleri üzerine düştü.

"BANA BAK! GÖZLERİMİN İÇİNE BAK! Kimseye güvenme çocuk. En yakınındakine bile. Herkese her an sana bir şey yapabilecekmiş gibi şüpheyle yaklaş. Şeytanlar artık yozlaştı ve gözleri kör oldu. Onlar sadece nefret ve intikamla hareket ediyor. Kendini bu zayıf duygulara kaptırma! Şimdi git. Güçlen ve benim öğrencim olmaya layık olduğunu kanıtlayacağın zaman geri gel. Böyle boktan bir savaş alanında ölecek çocuk değilsin sen." (Adolphus)

"Neden. Neden hala bana bir şeyler öğretmeye çalışıyorsun. Öldür beni." (Shwan)

"Çünkü sen bu şeytan bozuntularından çok daha fazlasısın. Şimdi git buradan." (Adolphus)

"Hayır. Buraya ölmeye geldim. Ya ölürüm ya da öldürürüm!" (Shwan)

"Sonra görüşürüz eski öğrencim. Tıpkı o zamanlardaki gibi iyi birisi olduğunda tekrar gel, seni affedeceğim." (Adolphus)

Adolphus sözlerini bitirdiğinde kılıç tekniklerinden birini kulandı Boyutsal Kesiş kılıcından bir enerji dalgası çıktı ve Shwan'ı kesti. Bu kesişin amacı onu öldürmek değildi. Boyutsal gücü kullanarak zarar vermektense onu savaşın dışına, çok uzaklara ışınladı. Ne kadar bir şeytan da olsa öğrencisinin canını alabilecek iradeye sahip değildi çünkü o çocukta hala ışık vardı.

Savaş bittikten sonra etrafta başkalarını aramaya başladı. Başka bir general daha düşürebilecek kadar gücü olduğunu hissedioyrdu ki devasa bir büyü gücü hissetti. Sıcaktı. Muazzam büyü gücünün kaynağı ateş olmalıydı. Son sürat büyünün kaynağına doğru gittiğindeyse karşısında gördüğü manzara onu şoka uğrattı. Staz yerde yatıyordu. Tam üzerinde eski bir numara Maloch bitirici bir darbe indirmeye hazırlanmıştı ve yan tarafta da Glorndal Staz'ın kılıcını engellemişti. Kılıcını çekip olaya müdahale etmeye gitmeyi düşünse de aslında buna gerek olmadığını farketti. Staz'ın yüzündeki o tanıdık gülümsemeyi görüp uzaktan izlemeye karar verdi. 

-----Staz'ın Gözünden 

Staz çıkmazda kalmıştı. Maloch'tan aldığı ilk darbeyle yere yıkılmştı ve ikinci darbe onu öldürmek üzere geliyordu. Glorndal ise onun kılıcını kullanmasını engllemişti, ya da herkes böyle sanıyordu. Maloch öldürücü darbeyi vuracağı sırada Staz gözden kayboldu ve Glorndal ile Maloch'un bulunduğu zemin siyah parlamaya başladı. Karanlık Nebula'nın korkunç büyü gücü hissedildi ve patlamak üzereydi.

"Gerçekten de çok yaşlanmışım. Güzel savaştı genç adam-" (Glorndal)

Glorndal sözlerini bitirdiği anda devasa patlama gerçekleşti. Maloch'un yok oluşuyla Glorndal'ın ölümünü doğrulamış oldular. Staz nefes nefese kalmıştı. Esrarengiz İlüzyon'u bir saniye geç kullanmış olsaydı belki de sonu gelmiş olabilirdi. O sırada tanıdık bir büyü gücü  hissetti ve kendine yaklaşmakta olan Adolphus'u gördü. 

"Biraz güçlenmişsin sanırım. Seni hakladıklarını düşünmüştüm." (Adolphus)

"O kadar da kolay değil Adolphus. Ufak bir çocuk gibi görünebilirim ama bundan çok daha fazlasıyım." (Staz)

"İnan bana bunun farkındayım. Neyse. Az önce ben de generallerin birini hallettim." (Adolphus)

"Yani geriye Manfred ve bir general daha kaldı." (Staz)

"Sence Erina'ya mı yoksa Rose'a mı yardıma gitmeliyiz." (Adolphus)

"Bence ikisi de başının çağresine bakabilir." (Staz)

"Haklısın fakat çok riskli. Ben askerlere yardıma gideyim. Staz sen de Rose'un yanıana git. Manfred'in kirli bir oyun yapmadığına emin ol. Erina'nın işi bittiğinde onu da alır gelirim. Tabi Manfred o zamana kadar yaşarsa." (Adolphus)

"Güzel plan. O zaman gidelim." (Staz)

------ O Sırada Rose

Rose Manfred'i üstün kan büyüsüyle yakalamayı başarmıştı. Bu büyü kanının tadını aldığı kişiyi hareket edemeyecek şekilde donduran bir büyüydü. Manfred'in tüm eklemleri ve kasları işlevini yitirmişti. Bu çoğu vampirin elde etmek için ömrünü harcadığı fakat başarılı olamadığı bir büyüydü ve Rose bunda usta olan sayılı vampirlerdendi fakat bu büyünün sınırı sadece bu kadar değildi ve Rose hala o aşamaya ulaşamamıştı.

"Beni sadece bu kadarıyla yenebileceğini sanıyorsan çok yanılıyorsun ukala velet." (Manfred)

"Ahh Manfred iğrenç sesini duymak midemi bulandırıyor. Emin ol sonsuza kadar susmanı sağlayacağım." (Rose)

"Kolaysa yap bakalım. Hala şu ufak büyün sayesinde üstün olduğunu düşünüyorsun değil mi? Limitleyicimi unutmadın umarım. Böyle bir büyüden kurtulmak çocuk oyuncağı" (Manfred)

"Kurtulda görelim o zaman sefil fare!" (Rose)

Rose daha fazla oyalanmaması gerektiğinin bilincindeydi. Hançerini çıkarıp hızla Manfred'e doğru atıldı fakat işler beklediği gibi gitmedi. Aniden kaskatı kesildi. Hançri Manfred'in boğazına kadar gelmişti ki donakaldı. Ne olduğuna anlam veremiyordu ki Manfred kahkahalar atarak hareket etmeye başladı. Büyünün onu durdurması gerektiği halde hareket edebiliyordu.

"Ama nasıl? Bu imkansız" (Rose)

"Ah küçük kibirli çocuk sana büyünün kusursuz olduğunu düşündürten de neydi? Limitleyicim Kural ihlali bazı büyülerin sınırlarını aşabilmemi sağlıyor ve evet tahmin ettiğin gibi senin büyün kanıma bulaştığında aslında senin büyünü aştım ve etkisinden çıktım, hatta şu an kendi büyünle seni ele geçirdim."(Manfred)

"Kirli bir numara daha!" (Rose)

"Öyle deme lütfen. Tek yaptığım şey biraz hile. Bu büyüyü artık anlamaya başlıyorum. Kestiğin kişinin kanına kendi büyünden bir parça bırakıyorsun ve onun kanını emdiğin zaman onu kontrol altına alıyorsun, bunu bilmiyordun değil mi? Sadece onu durdurabileceğini sanıyordun ama hayır hayır. Çok daha fazlası. Bedenin şu an benim elimde!" (Manfred)

 

Manfred'in sözleri bittiğinde elini Rose'a doğru uzattı ve Rose aniden ona doğru istemsizce hareket etmeye başladı. Vücudu onu dinlemiyordu ve kendi kafasına göre hareket ediyordu. Hançeri yavaşça kendi kalbine doğru çevirdi. Durum kötüydü ve daha da kötüye gidiyordu fakat Rose gülümsüyordu. Hala bir kozu vardı.

"Manfred. Biliyor musun bir vampir kontu nasıl seçilir." (Rose)

"En asil soyun en güçlüsü başa geçer, beni oyalamaya çalışıyorsan bunu başaramayacaksın." (Manfred)

"Yanılıyorsun. En asil soyun en yeteneklisi başa geçer çünkü kont olmanın şartı budur. Vampirler arasında kan büyüsünde ustalaşmışların kullanabildiği bir büyü vardır ve bu vampirin soyluluk seviyesine göre güçlenir. Bunu kullanmak için de en yetenekli seçilir ve bunu sadece kont kullanabilir." (Rose)

"Mutlak İtaat evet bahsettiğin büyü bu. Sadece bir kont bu büyüyü kullanabilir ve kendinden daha düşük soylu olan birisine emir verdiğinde o mutlak olur. Bunun bizimle alakası ne?" (Manfred)

"Biliyorsun ki Kont Vladimir öldü. Peki sence ondan sonra en soylu ve kont olmaya layık olabilecek kişi kim?" (Rose)

"Hayır. Bu imkansız." (Manfred)

"Ah evet doğru tahmin. Ailesi ve yine biliyorsun ki Vladimir'in ailesi sırf SEN yeniden dünyaya gelebilesin diye katledildi. Biri hariç." (Rose)

"Sen bir evlatlıktan başka bir şey değilsin. Bu yalana inanmıyorum!" (Manfred)

"Öğrenmek ister misin? İtaat et sefil köle. Büyünü hemen serbest bırak." (Rose)

Rose'un sözleri bittiğinde Manfred'in göz bebekleri küçüldü ve bomboş bakmaya başladı ve büyü etkisini kaybetti. Rose artık özgürdü.

"Emredersiniz Kontes Rose" (Manfred)

"Kontes Rose? İşte bunu sevdim. Sana ölmeni emrediyorum. İğrenç varlığın artık bu dünyada daha fazla bulunmayacak." (Rose)

"Emredersin Kontes!" (Manfred)

Manfred elindeki kılıcını kaldırdı ve gözünü bile kırpmadan kendi kalbine soktu. Bir vampir kan büyüsünde ne kadar ustalaşırsa ustalaşsın kalbine alacağı ölümcül bir darbe onu sıradan bir insan gibi öldürebilir ve Manfred artık yolun sonuna gelmişti. Cansız ve soluk bedeni yavaşça yere düştü ve kıpırdamamaya başladı. Gerçekten de ölmüştü. O sırada Rose tanıdık bir ses duydu.

"Bu gerçekten inanılmazdı."  (Staz)

"Staz? eh işte benim gibi bir Kontesten başka ne beklenirdi ki." (Rose)

"İyi misin? Yaralandın mı? Kötü gözüküyorsun." (Staz)

"Ben iyiyim. Diğerleri nasıl?" (Rose)

"Senin sayende çok daha iyi. Manfred'in ölümü galibiyeti neredeyse garantiledi. Ben ve Adolphus diğer iki generali düşürmüştük ve sen de üçüncüyü öldürdün. Geriye kalan son general ise Erina'nın ellerindedir şuan." (Staz)

"Aslında... onun da işi bitti." (Erina)

"Erina? Başardın demek." (Staz)

"Evet Adolphus'un da biraz yardımı dokundu ama ben tek başıma da idare ediyordum. Sadece işi hızlandırdı. Sen iyi misin Rose yorgun gözüküyorsun." (Erina)

"İyiyim küçük prenses. Hem de çok iyiyim." (Rose)

------- 1 Hafta Sonra

Savaşın üzerinden 1 hafta geçmişti. Savaştan önce 3.000 kişi olan orduları artık 1.000 kişiyi zor buluyordu. Buna rağmen şehir başarıyla savunulmuştu ve şeytanların güçlü ve büyük bir birliği yok edilmişti. Generallerin ölümünden sonra kalan askerleri bir bir avlamışlardı ve hiçbirini hayatta bırakmamışlardı. O sırada ölen insanlar ve Lycan adına bir anma töreni düzenlenmiş ve şehrin mezarlığına gömülmüşlerdi. Gezginler'in Lupinle ve Manfredle yaptıkları savaştan sonra yaralananlar bu sürede iyileşmişti. Zor, ağır fakat çok önemli bir galibiyet almışlardı. Peoronel Lycan'ın ölümünden sonra kendini toparlamayı başardığındaysa boyutsal büyüsüyle Abaddon'a bir mektup yollamıştı. Onu kızdıracağını düşünüyordu ve tabiki bir de hediye yollamıştı.

Savaştan 1 hafta sonra şehirde bir konsey toplamaya karar verdiler. Bu konsey onların geleceğini planlayacakları yerdi. Toplantı odasında Erina, Alice, Rose, Ratel, Staz, Grendor, Liz ve Peoronel vardı. Genel olarak konuşan kişi Aliceten başkası değildi.

"Savaş sonucu aldığımız yaralar hepimiz için çok büyük fakat bunlarla daha fazla oyalanamayız. Biliyorsunuz ki Abaddon hala çok büyük bir tehdit. Gezginlerin görevinin aynı kalması gerektiğini düşünüyorum. Kehanete göre Staz'ın ikiz kız kardeşini bulmamız lazım. Başka fikri olan?"

Rose elini kaldırdı ve konuşmaya başladı.

"Bu bir fikir değil, sadece söylemem gereken önemli bir şey. Biliyorsunuz ki Staz 18 yaşına geldiği zaman eski olduğu kişiye geri dönecek ve eğer bu olursa ikizini bulmamız daha kolay olur diye düşünüyorum ve Staz'ın 18 olmasına sadece birkaç ay var. Bence bu kısa sürede boş yere çırpınmaktansa şehirde kalıp hem güvenliği hem asker eğitimini sağlamalıyız." (Rose)

"Çok daha mantıklı. Başka fikri olan?" (Alice)

Kimseden ses çıkmamıştı.

"Madem öyle o zaman karar verilmiştir. Gezginler Staz 18 yaşına gelene kadar şehirde kalacak ve ondan sonra eski görevlerine devam edecek. Bu kadar." (Alice)

Toplantı bitmişti. Yapılacak şey belliydi. Kehanet yerine getirilecek ve Abaddon yok edilecekti. Staz verilen kararın doğru ve mantıklı olduğunun bilincindeydi fakat, tekrar eski haline döndüğünde şu anki hali yok olacaktı. Yok oluşun eşiğindeyken garip hissediyordu. Herkese düzgünce veda etmek istediğini farketti fakat onları gereksiz yere endişelendirmeye gerek yoktu. Son güne kadar beklemeye karar verdi....

 

Selam yine ben. Biliyorum okuyan herkes 2 ay bölüm gelmeyince bitti sandı ama HAYIR ^^ dediğim gibi okuyucu sayısı 1 olsa bile devam edicem. 0 olursa da giderim :P 

Neyse ciddileşelim. Okul okul okul. Okulla çok fazla vakit harcadığım için buraya zaman ayıramıyorum. Seri umrunda olan ve önemseyen herkesten özür dilerim ve anlamanızı rica ediyorum. Vakit buldukça bölüm yazmaya çalışacağım. Okul vakti 300-400 kelimelik kısa ve saçma bölümlerle size gelmek istemiyorum. Gerçi böyle de sanki bir şey oluyor ama yani en azından çabalıyorum inanın. 

Tekardan özür dilerim ve keyifli okumalar dilerm.

Sürçü lisan eylediysem affola!

 

 

 

 

 

 

 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1320

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1120

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 930

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 851

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 737

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 690

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 668

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 619

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 573

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 540

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 439

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 210

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 195

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 146

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 146

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 121

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 115

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 84

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 72

Site İstatistikleri

  • 17135 Üye Sayısı
  • 476 Seri Sayısı
  • 23125 Bölüm Sayısı


creator
manga tr