“Göklerin altında tek şeytan. Yeryüzünün üzerinde basit bir tavuk.. “ #Emperor’s Domination

Göklere Doğru - Sezon-2 Bölüm(24): Ay Işığındaki Vampir


Savaş alanı kanlıydı. Şeytanlar üst düzey şeytan Manfred'in öncülüğünde insanların son savunma noktası olan Lunserg şehrine saldırmıştı. Sayı avantajı şeytanlardaydı. Güç avantajı şeytanlardaydı. Buna rağmen insanların duyguları onlara göre çok daha kuvvetliydi. Şeytan birlikleri insanların çoğunu katletmişti ve generalleri Manfred ve Azazel şu anda insanların generalleriyle savaşıyordu. Olayın seyrini değiştirmeyeyse Gezginler olarak bilinen insan birlikleri gelmişti.

"O zaman önce hanginizle başlayalım..Azazel? ya da Manfred?" (Staz)

Peoronel ölüm korkusunun dehşet verici hissinden kurtulmuştu ve kendini toparlayıp ayağa kalkmayı başarmıştı. Yerde yatan Lycan'ı gördüğündeyse öfkeye kapılmamak için çabalıyordu. Staz ve Adolphus ise tam önünde Manfred ve Azazel'e karşı kılıçlarını çekmiş savaşa hazır bir şekilde bekliyorlardı.

"Kararlılığınızdan gerçekten etkilendim insanlar. Abaddon'un neden sizden bu kadar çekindiğini kanıtlamış oldunuz. Ancak bu gün nefes aldığınız son gününüz olacak. Özellikle de sen Adolphus. Şeytanlara ihanetin ne demek olduğunu öğreneceksin." (Manfred)

"İhanetin ne demek olduğunu çok iyi bilen iki kişi var karşında şuan Manfred. Daha işin en güzel tarafı yeni başlıyor." (Adolphus)

"Adolphus sen Lycan'ı ve Peoronel'i alıp Erina'nın yanına götür. Sen geri dönene kadar bunları oyalarım. Hala yaşıyor olursalar belki sen de eğlenceye katılabilirsin." (Staz)

Adolphus kendisine söyleneni sorgulamadan yerine getirdi çünkü Staz'a güveni sonsuzdu. Küçük çocuk yıllar içinde çok güçlenmişti ve bunun altından kalkabileceğine güveniyordu. Lycan'ın yerde yatan ölü vücudunu sırtlandı ve Peoronel'i kolundan tutup hızla uzaklaşmaya başladı.

"İkimize karşı tek başına ne yapabileceğini sanıyorsun küstah melez!" (Azazel)

"Sessiz ol.Çöp." (Staz)

Staz'ın sözleri bittiğinde görüntüsü kayboldu ve aniden Azazel'in önünde belirdi. Kılıcını hızla sol çapraza doğru savurdu ve Azazel'in belinden yüzüne kadar devasa bir kılıç yarası oluştu. Hiç vakit kaybetmeden kılıcını aynı doğrultuda geri çekti ve sonra bir saplama hareketiyle Azazel'in kalbini deşti. Yaptığı her şeye rağmen gözünü bile kırpmamıştı. Duygudan yoksun bir canavardan farkı yoktu. Özellikle de bunları nefret ettiği birisine karşı yaparken.

"Esrarengiz İlüzyon. Biri gitti, diğeri kaldı." (Staz)

"O kadar hızlı değil." (Azazel)

Azazel'in kanlar içindeki vücudu yok oldu ve yerine 14 tane daha Azazel geldi.

"İlüzyon büyün hoşuma gitti çocuk. Seni öldürdükten sonra onu elde etmketen zevk duyacağım." (Azazel)

Staz gözlerini kapattı. Zihninden Masamane'yle iletişime geçti. Masamane'nin ruh gücünü hissedebilmesi sayesinde Azazel'in gerçek vücudunu bulabilmişti ve ne yapacağını çok iyi biliyordu.Gözlerini açtığında üzerine atılan 14 kopyaya aldırış etmeden hızla ileri atıldı ve kılıcını boşluğa doğru salladı. Metalin metal çarpışmasıyla çıkan sesin ardından üzerine gelen kılıcı zar zor karşılamış Azazel'in görüntüsü belirginleşti.

"Lanet olası görünmezlik de işe yaramıyor ha?" (Azazel)

"Azazel hemen kaç oradan!" (Manfred)

"ÇOK GEÇ!" (Staz)

Azazel kendine söyleneni yaptı. Küçük bir patlama büyüsüyle Staz'ın dikkatini dağıtıp son sürat koşmaya başladı. Pozisyon alması yeni bir plan düşünmesi ve onu gafil yakalaması gerekiyordu. Staz'ı dikkatle izlemeye başladı. O sırada bir gariplik sezdi. Daha önceden bulunduğu yerin zemini mor parlamaya başlamıştı ve o anda bir ilüzyonun içinde olduğunu anladı. Her şey için çok geçti. Aniden kendini mor alanın içinde buldu. Üzerinde bir bağlama büyüsü vardı. Olayı kavramıştı. Stazın kılıcıyla kılıçları çarpıştığı anda ilüzyon başlamıştı. Staz ilüzyon sayesinde bağlama büyüsünü gizlemişti ve başından beri bunun olacağını biliyordu. İlüzyon Azazel'in en büyük kozu olmasına rağmen onu yok eden şeyin bu güç oluşu ilginçti ki onu mutlu ediyordu. Staz'ın ağzından dökülen Karanlık Nebula sözlerinden sonra uğursuz büyü karanlık bir sütun halinde patladı ve Azazelden geriye hiçbir şey kalmadı. Öldüğünün kesin kanıtıysa diğer ilüzyonların yok olmasıydı.

"Yednicinin bu kadar çabuk yenilmesini beklemiyordum. Abaddon yanlış kişilere güvenmiş. En azından bu güne kadar işini yaptı." (Manfred)

"Onunla aynı sonu paylaşacak olman çok üzücü...değil mi Manfred?" (Staz)

"Bu ikinci yaşamın ama hala ilkindeki gibi küstahsın insan!" (Manfred)

Staz daha fazla konuşmadan Manfred'in üzerine atıldı. Yaşlı şeytanın yakın dövüştense büyüde daha iyi olduğunu biliyordu ve bunu avantaj olarak kullanabilirdi. Staz bir ruh yiyen kullanıcısıydı. Kılıcı büyüleri yok edip onları ruh özütüne çevirir ve kendini daha da güçlendirirdi. Bunu ona karşı kullanacaktı. Staz'ın düşüncelerini metalin deriye sürtünme sesi bozdu. Manfred elinde uzun bir kılıç tutuyordu. Simsiyah kılıcın üzerinde değişik şekillerde soluk kırmızı işlemeler vardı. Anlaşılan son birkaç yılda değişen tek kişi kendisi değildi. Kılıcını savurduğunda Manfred vampir ve şeytan kanının ona bahşettiği üstün hızla Staz'ın kılıcını havada durdurdu. Saldırısı güçlü değildi. Sadece Manfred'in hızıyla kazandığı ivme saldırıyı güçlendiriyordu. Saf güç konusunda Staz ondan daha üstündü.Staz kılıcını sallamaya devam ederken Manfred aniden saldırılardan kaçmayı bırakıp Staz'ın iyice yakınına yaklaştı. Bu hamleyi beklemeyen Staz gerilemek isterken Manfred'in kılıcı Staz'ın koluna ufak bir çizik atmayı başardı. Yaradan çıkan kanı kılıç resmen emmişti. Kan kılıcın üzerindeki soluk kırmızı işlemelerde dans ediyordu ve işlemelerin rengi daha açık bir kırmızıya dönmeye başlamıştı.

"Tanıştırayım. Bu büyülü kılıç Ketsueki. Canlı bir kılıç da denebilir. Kan emerek güçleniyor. Tıpkı senin şu küçük ruh yiyenin gibi." (Manfred)

"İkiniz birlikte iyi bir eş olmuşsunuz. Muhtemelen o kılıcı bir vampirden daha iyi kimse kullanamaz. Seni yendikten sonra onu hediye etmeyi düşündüğüm birisi var.." (Staz)

"Küçük Rose'den söz ediyorsan o bunu kullanacak kapasitede değil." (Manfred)

Manfred'in siyah kılıcının işlemeleri gerçek kan rengine dönmeye başladı ve Manfred kılıcı savurduğunda bir enerji dalgası savurmuştu. Tıpkı Adolphus'un emdiği büyüyü savurduğu gibi, fakat bu saldırıda lanetli alevler ve kan vardı. Staz üzerine gelen saldırıdan kaçındı fakat enerji dalgası havada yön değiştirdi. Staz son anda kılıcıyla üzerine gelen saldırıyı savuşturmayı başarmıştı. O an sadece bu kılıcın değil kılıcın yeteneklerinin de canlı olduğunu farketti.

"Güzel savuşturdun bücür. Ancak bu kadarı yeterli değil." (Manfred)

Kılıcın işlemeleri tekrardan koyu kırmızıya dönmüştü. Staz kılıcın sadece kan içtiği zaman güçlendiğini farketmişti ve bu enerji dalgası kılıcın kanını harcamıştı. Mantığı kavramaya başlıyordu. Hasar almadığı sürece zararsız sayılırdı. O sırada Manfred hareketlenmeye başlayınca rakibini dikkatle izlemeye başladı. Manfred'in soluk ten rengi iyice solgunlaşmaya başlamıştı ve kılıcının desenleri de tekrar parlamaya başlamıştı ve desenlerin arasında kan dolanıyordu. Staz bunun sebebini hemen kavramıştı. Kılıç Manfred'in kanını içiyordu. Manfred tekrar büyü dalgasını gönderdiğindeyse Staz'ın etrafındaki dünya aniden kapkaranlık oldu. Staz bunun ne anlama geldiğini biliyordu. Aynı şey ruhlar ormanında ormanın koruyucusuyla savaşırken de olmuştu ve daha küçükken de bunları yaşamıştı. Bunlar öngörülerdi. Eski yaşamındaki limitleyici sınavlarının anıları. 5. Kez zırhlı şovalye Samael'i karşısında gördü. Samael kılıcını savurup ona bir enerji dalgası göndermişti. Staz'ın vücudu tamamen kendi isteği dışında yana ufak bir adım attı ve enerji dalgası kolunu teğet geçerek yok oldu. Samael tekrar aynı şeyi yaptı ve Staz her seferinde saldırının nereden geleceğini biliyormuş gibi saldırıdan kaçınıyordu. Bir süre sonra kendisi de artık saldırının nereden geleceğini hissedebildiğini farketti ve tam da o anda gerçeklik tekrar değişti ve üzerine gelmekte olan Manfred'in enerji dalgasını farketti. Bir adım sola attı ve enerji dalgası yanından geçip gitti. Canlı saldırı aniden yön değiştirip Staz'ın arkasından tekrar geldiğindeyse Staz etrafında dönüp kılıcını savurdu ve saldırıyı kesip geçti. O sırada Manfred'in arkasından yaklaşıp savurduğu kılıcını vücudunu hiç çevirmeden kılıcını saldırının geleceği noktaya götürerek karşıladı. Manfred saldırısı durdurulunca ani bir hamleyle geri çekildi fakat gitmek istediği yerde bekleyen Staz'ı ve üzerine gelen kılıcı görünce gözleri fal taşı gibi açıldı. Staz'ın kılıcını zamanında karşılayamayacağını farkedince elini yüzüne siper etti ve sol kolundan akan sıcak sıvıyı hissettiğinde artık sol kolunun olması gereken yerde olmadığını farketti. Üst düzey kan büyüsü sayesinde ise kolu tekrardan iyileşmişti.

"İşte bunu ucuz atlattım." (Manfred)

"Demek çok güvendiğin kan büyün bu. Etkilendim ancak.. yeterli değil. Bunu sonsuza kadar sürdüremezsin." (Staz)

"Maalesef yanılıyorsun Staz." (???)

Staz arkasından gelen tanıdık sese doğru döndüğünde karşısında Rose'u gördü. Bembeyeaz saçları soluk teninin üzerinde rüzgarla birlikte dalgalanıyordu. Kan kırmızısı gözleri Staz'a gülümsercesine bakıyor fakat aynı zamanda egosunu da saklamıyordu. Ay ışığında soluk tenli vampir çok güzel gözüküyordu.

"Rose? Ne demek istiyorsun?" (Staz)

"O bir şeytan-vampir melezi biliyorsun. Muhtemelen bunu sonsuza kadar sürdürebilecek güçte. Kendisi hem üst düzey bir şeytan hem de soylu bir vampir olduğu için buna şüphem yok." (Rose)

"Beni övüyor musun yoksa?" (Manfred)

"AĞZINDAN ÇIKAN SÖZLERE DİKKAT ET SEFİL YARATIK! Benim adım Rose Von Canstiel. Babam Vladimir Von Canstielden başka hiçbir aşağılık varlık ben izin vermedikçe benimle konuşmaya bile cüret edemez. İğrenç sözlerin kendine kalsın. Benim gibi bir soyluyu gördüğüne bile minnettar olman gerekirken böyle küstahça bir davranışta bulunman beni iğrendiriyor." (Rose)

"Dünkü veletler büyümüş de şimdi bize baş kaldırıyor ha? Daha kan büyüsü kullanmaktan aciz bir vampir nasıl kendine soylu diyebiliyor?" (Manfred)

"Kan büyüsü kullanamayan bir vampir mi? Senin ucuz büyülerin benim soylu büyümle boy ölçüşemez. Ufkun o kadar dar ki sefil aklın büyümün kudretini algılayamaz hale gelmiş." (Rose)

"KENDİNE GEL SEFİL ŞEY! Sen ne bir soylu ne de bir asilsin. Sen sadece vampir kontu Vladimir'in evlatlık çocuğusun. Evlatlık bir yetim parçasından başka bir şey değilsin!" (Manfred)

Manfred'in yılan tıslamasını andıran sesi kan dondurucuydu. Buna rağmen Rose'un duruşu bile gerçekten bir asili andırıyordu. Sakince konuşmasını sürdürdü.

"Evlatlık olduğum doğru. Ancak bu benim Vladimir Von Canstiel'in çocuğu olduğum gerçeğini değiştirmez. Staz. Geri kalanını benim halletmeme izin verir misin? Sen git ve diğer askerlere yardımcı ol. Savaşı kaybediyoruz ve desteğe ihtiyaçları var." (Rose)

"Ama Rose... iyi olacak mısın?" (Staz)

"Hıh- ne kadar da küstahça bir soru. Kendine gel lütfen. Vampri Prensesiyle konuşuyorsun." (Rose)

"Hiç değişmiyceksin değil mi.. Dikkat et. Sana güveniyorum." (Staz)

Staz sözlerini bitirince hızla uzaklaşmaya başladı. Rose o anda yıllarca ölmüş olarak bildiği dostunun giderek eski haline ne kadar benzediğini farketti. Sıcacık hissediyordu. Sırtında Staz'dan ödünç aldığı pelerinine sıkıca sarıldı. En zor zamanlarında hep bunu yapardı. Bunun ona iyi geldiğine inanmaya başlamıştı. Kibrili Prenses bile bazen başkalarına güvenmeye ihtiyaç duyuyordu. Eski zamanları özlemişti ve tek isteği bir an önce şu lanet olası şeytanlardan kurtulmaktı. 

"Beni gerçekten bire bir düelloda yenebileceğini mi sanıyorsun Vladimir'in evlatlığı? Bilgin olsun diye söylüyorum eğer şeytan kral olmayı seçmeseydim Vlad'ı öldürüp Vampir Kontu olabilirdim." (Manfred)

"Senin gibi sefil bir soylu babamla kıyaslanamaz bile. Saygısızlığını canınla ödeyeceksin!" (Rose)

Manfred şeytani bir şekilde gülümsedi ve artık sıkıldığını belli edercesine kılıcını çekip Rose'un üzerine atladı. Rose sakince büyülü hançerini çekti. Ay ışığının altında parlayan hançerin kınından çıkışının sesi acıkmış bir yılanın tıslayışını andırıyordu. Manfred'in kılıcı gibi Rose'un hançeri de yaraladığı kişinin kanını emerek güçleniyordu. İkisi de birbirine eşit sayılırdı. Rose Manfred'in kılıç darbelerinden hızlı ve çevik hareketlerle kurtuldu ve hançeriyle yaptığı bir dizi saldırıdan sonra geri çekilip rakibinin üzerine gelmesini bekledi. Çok soğuk kanlıydı ve ilk defa rakibini küçümsemiyordu. Ne de olsa bu adam tüm ailesinin katledilmesiyle dirilmişti ve ondan ölesiye nefret ediyordu. Bir hata yapıp intikam fırsatını batırmaması gerekliydi. Manfred kendi kanını kılıcına vererek bir şok dalgası gönderdi. Rose hançerini üzerine gelen şok dalgasına doğru savurdu ve büyünün içindeki kan ve lanetli alev hançer tarafından emildi. Manfred gördüğü şey karşısında şaşırmıştı ancak buna vakti yoktu. Rose o an gözünün önünden kaybolmuştu ve Manfred bunun ne ara olduğundan emin değildi. Telaşla etrafa bakındığındaysa boynundan bir sıcaklık geldiğini hissetti. Sadece boynundan değil göğsünden kolundan bacaklarından. Her yerinde hançerin bıraktığı kesikler vardı. Ne ara olduğunu anlamadığı kesikler lanetli alev yüzünden iyileşemiyordu. Tek sebebi lanetli alev olsaydı yakında iyileşebilirdi fakat sorun başkaydı. Kan vücudundan akmıyordu. Hançer kanı emmişti ve sadece yara kaldığı için Manfred kan büyüsüyle kendini yenileyemiyordu. Başı büyük dertteydi. O anda Rose karşısında belirdi. Ay ışığı soluk yüzüne vuruyordu. Yüzünde ne bir acıma ne de bir küçümseme belirtisi vardı. Tamamen duygudan yoksundu. Yine de çok güzeldi.

"Ucuz bir numara. Bununla kazanabileceğini sanıyorsan yanılıyorsun." (Manfred)

Rose'un dudakları yukarı doğru kıvrıldı. Gülümsemeye başlamıştı. Bu durum Manfred'i tedirgin etmişti. Rose büyülü hançeri yavaşça yukarı kaldırdı. Hançerin ucundan damlayan kanı yaladı ve ağzında birkaç saniye gezdirdikten sonra tükürdü. Manfred bedeninin kaskatı kesildiğini hissetti. Ne olduğunu tahmin edebiliyordu. Bu kendisinin bile ustalaşamadığı seviyede bir kan büyüsüydü.

"Gerçekten de zehirli kanının tadı midemi bulandırıyor." (Rose)

"Senin gibi bir köylü böyle bir büyüyü nasıl yapabilir! Bu tamamen imkansız." (Rose)

"Senin gibi bir farenin benim gibi bir soyluya köylü deme cesaretinde bulunması çok tuhaf. Özellikle de şu an kapana yakalanmış bir fareyken." (Rose)

"Beni yendiğini sanıyorsun demek? Gerçekten bu kadar kolay olacağını mı sanıyorsun?" (Manfred)

"Yanlış anlama böcek ama benim dengim değilsin. Aramızdaki güç seviyesini anlamak için dahi olmaya gerek yok. Kanının tadı ne kadar aşağılık bir varlık olduğunu anlatıyor zaten." (Rose)

"Seni küçük-" (Manfred)

"-SESSİZLİK! Bir daha kurtulamayacaksın Manfred. Bu sefer ölüm senin ayağına kadar geldi." (Rose)

 

Selam yine ben. Keyifli okumalar sürçü lisan eylediysem affola.

Not: Bölüm uzuuun zamandır gelmiyor sebep? Sınavlar dediğim gibi. Sınavlarım bitti fakat kısa süre sonra tekrar başlayacak ve bu yüzden bu kadar uzun olmasa da tekrar seri aksayacak. Umrunda olan ve okuyan herkesten özür dilerim. Elimde olan bir durum değil. Kendinize iyi bakın gününüz iyi geçer umarım.

 

 

 

 

 

 

 

 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1040

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 949

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 789

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 753

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 628

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 556

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 553

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 553

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 505

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 469

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 246

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 198

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 163

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 163

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 133

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 113

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 106

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 73

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 10855 Üye Sayısı
  • 269 Seri Sayısı
  • 14984 Bölüm Sayısı


creator
manga tr