Bekleyin okuyun ve öğrenin... #Örkün

Göklere Doğru - Sezon-2 Bölüm(6): Kunger Dağı


------------------------------------------------------------------------------------- 1 Yıl Sonra Abaddon'un Üssü

"Onları bulmanızın üzerinden 1 yıl geçmesine rağmen nasıl oluyor da onları bulamıyorsunuz." (Abaddon)

"Efendim.. her yeri ara-" (Yedinci)

"DEMEKKİ HER YERİ ARAMAMIŞSINIZ Kİ ONU HALA BULAMADINIZ!" (Abaddon)

"Elimizden geleni yapıyoruz efendim." (Yedinci)

"Elinizden gelen yeterli değil... Hemde hiç yeterli değil. Şu an onlarla uğraşmanın vakti değil. Bana Lupin'i bul." (Abaddon)

"Efendim Lupin'in nerede olduğunu şu an kimse bilmiyor." (Yedinci)

"Bakalım doğru anlamış mıyım. Kıytırık bir insan büyücünün koruma büyüsü yüzünden Staz'ı bulamamanız yetmemiş gibi bir de 8 Lanetin en güçlüsü Lupin orlıkta yok öyle mi?" (Abaddon)

"Evet efen-" (Yedinci)

"SANA KONUŞABİLECEĞİNİ SÖYLEMEDİM YEDİNCİ! Git ve Liz ile Grendor'u işini yapması için gönder." (Abaddon)

"Emredersiniz efendim." (Yedinci)

"Cehenneme bir asker gönder ve Beşinciyle Altıncıyı çağırttır. Artık onların gücüne başvurmanın vakti geldi. Kaybedecek vaktimiz yok. Eğer Lupinden haber alırsan her şeyi bırakmasını ve buraya dönmesini söyle." (Abaddon)

Abaddon sinirliydi. Liz ve grendor'un gölge yansımalarının Staz ve diğerleriyle savaşmasından sonra gruptaki büyücünün yaptığı gizleme büyüsünden sonra bir daha izlerine rastlayamamışlardı. Bir yıl boyunca boş boş onları aramışlardı ve bu da işlerini yavaşlatmıştı. Tüm bu karmaşanın ortasında bir de Lupin kayıptı. Lupin 8 Lanetin en güçlü üyesi olan bir numaraydı ve gücü muhtemelen Peoronelden biraz daha fazlaydı. Fazla değişik bir kişiliği vardı ve kafasına ne eserse onu yapmaktan hoşlanırdı. Fakat ne olursa olsun yine de bu güçlü olduğu gerçeğini değiştirmezdi..

------------------------------------------------------------------------------------- Toluen Kıtasının Kuzeyi

Ratel,Rose,Staz ve Erina bir yıldır Erina'nın yaptığı gizlenme büyüsü sayesinde 8 Lanetten gizlenerek arayışlarına devam etmişlerdi. Taşrada gezmedikleri köy ve kurtarmadıkları insan kalmamıştı. Artık hedefleri gidilecek en zorlu yerlerdi. Toluen Kıtasının en kuzeyinde denizden biraz uzakta sıradağlar şeklinde Kunger Dağları olarak bilinen ve hava şartlarının zorlu olmasının yanında tehlikeli yaratıklarla dolu olduğu söylenen bir yer vardı ve burası belki de Staz'ın ikiz kardeşi hakkında ipucu bulabilecekleri bir yerdi. 

Yavaş yavaş dağa yaklaşıyorlardı. Zorlu ve yorucu bir yolculuk olacaktı. Uzun zamandır konuşmuyorlardı ve Rose sessizliği bozmuştu.

"Hey Staz. Bu üstümdeki pelerin.. Bana geçmişteyken sen vermiştin, yanii... Bunu senin alman daha doğru olacaktır." (Rose)

"Birkeresinde Ratel bana soğukta kibirli konuşamadığını söylemişti, ayrıca senin üzerinde güzel duruyor, bence sende kalması daha iyi olur sevimli ve huysuz Rose'un gitmesini istemeyiz." (Staz)

"13 yaşındaki bir çocuğa göre ağzın güzel laf yapıyor Staz fakat gittiğimiz yerde ağzın değil kılıcın çalışsın unutma zorlu olacak gibi." (Ratel)

Dağa çok yaklaşmışlardı. Dağ tam önlerinde dikilen, sanki gök yüzüne ulaşacakmış gibi uzanan devasa bir kaya parçasını andırıyordu. Staz ve Ratel dağı gördüklerinde aynı şeyi düşünüyorlardı. Lanetli Kıtada gördükleri Trollerin kaldığı dağa çok benziyordu, fakat ikisi de aynı şeyi düşündüğünün farkında değildi. Dağın eteklerine geldikçe hava gitgide soğumaya başlamıştı. Kar yağmadığı için dondurucu soğuk yüksek rüzgarla birlikte iliklerine kadar işliyordu. Herkes dikkatle etrafına bakıyordu fakat kimse aslında tam olarak ne aradıklarından emin değildi. Yükseklere çıktıkça soğuk havanın yanına kar eklenmeye ve rüzgar tipiye dönmeye başlamıştı. Yollarının üzerinde geniş bir mağara vardı ve biraz ısınıp kamp kurmak için ideal gözüküyordu. 

Grup halinde mağaraya girdiler. İçersi leş gibi kokyurodu ve her dört adımda bir çeşitli hayvan kemikleri net şekilde gözükebiliyordu. Mağaranın tavanında bir tek örümcek ağı yoktu. Bu da büyük ihtimalle bu mağarayı sadece onların kullanmadığı anlamına geliyordu. 

"Biz Stazla mağarayı araştıracağız. Muhtemelen yalnız değiliz. Siz de dikkat edin ve bir ateş yakın. Sonra da.... Yapın bir şeyler işte." (Ratel)

"O da ne öyle bir sineğin sesiydi galiba tam net duyulamadı. Madem öyle görev dağılımı yapmak gerekiyor. Staz ve Sinek mağarayı araştırsın biz de ateş kurup bir şeyler yaparız." (Rose)

"..." (Ratel)

"Her zaman böyle miydi?" (Staz)

"Şu an soğuk bir yerdeyiz Staz. Bu en iyi hali...." (Ratel)

Ratel ve Staz mağaranın derinliklerine doğru ilerlemeye devam ediyordu. İlerledikçe tiksinç koku şiddetleniyor ve etraf ısınıyordu. Duvarda binlerce yıllar önce oluşmuş kristal parçaları vardı ve etrafa ışık saçıyordu. Burayı kullananlar kimse insan olmadıkları kesindi. Genelde insanlar bu kristalleri satmak için toplardı aydınlatma için kullanmazdı. Kısa bir süre sonra karşılarına bir yol ayrımı çıktı. İki tünelin de sonu gözükmüyordu ve Ratel ayrılmanın en mantıklı fikir olduğunu düşündü. Ne kadar Staz şu an 13 yaşında bir çocuk da olsa yetenekli bir savaşçıydı ve 18 yaşına yaklaştığı her vakit güçlerini geri kazanmaya devam ediyordu. 

Staz yoluna kendinden emin bir şekilde devam ediyordu. Ratel'in ne halde olduğunu bilmiyordu fakat tiksinç koku artık dayanılmaz bir hal almıştı. Önüne baktığında mağarayı dolduran ışığın arttığını gördü. Büyük ihtimalle tünelin sonuna yaklaşmıştı. Artık daha yavaş ve temkinli adımlarla yürümeye başladı. Çocukluğunda geyik avlamak için sessiz yürüme üzerinde iyice ustalaşmıştı ve sessiz yürürken aynı zamanda belli bir tempoda hızlanabiliyordu. Tahmin ettiği gibi tünelin sonuna gelmişti. Tünelin sonunda mağaranın girişine göre geniş denebilecek odayı andıran bir yer vardı ve içerisi bolca kristalle doluydu. Odanın her yerinde onlarca kemik vardı ve çirkin yeşil bir sıvı tüm odayı kaplamıştı. Aniden zihninde hissettiği sesle irkildi.

"Hey çocuk. Beni duyabiliyor musun?" (Masamane;Staz'ın Kılıcı)

"Evet, ne oldu?" (Staz)

"Yakınlarda kötü bir güç hissediyorum ve yanındaysa benim gibi canlı bir silah var. Hem de içinde binlerce ruh var. "(Masamane)

"Bizim şu anki ruh sayımız kaç?" (Staz)

"1354" (Masamane)

"Anlıyorum. Fazla yavaşım... Üzgünüm, seni hayal kırıklığına uğratacak bir sahip olduğum için." (Staz)

"Merak etme velet kesinlikle seninle geçirdiğim vakitten şikayetçi değilim. Sadece dikkatli ol." (Masamane)

Staz'ın zihnindeki ses kesilmişti. Bu oda tamamen çöplükle doluydu. Staz bir anlık dalgınlıkla kokuyu unutmuştu ve tekrar kokuyu hissettiğinde neredeyse koşarak odadan çıktı ve Ratel ile ayrıldıkları yolun  başına geldi. Birkaç dakika onu bekledi fakat gelmeyince merakına yenik düştü ve Ratel'in gittiği tüneli izlemeye başladı. Tünel birkaç adım sonra inanılmaz derecede genişliyor ve yükseliyordu. Genişliği belki de 10 insanın sığabileceği kadardı. Yüksekliğiyse en az 5 metreydi. Mağaradan çok bir labirenti andırıyordu. Yolda ilerledikçe her on adımda bir yerde trol cesetleri görüyordu. Ratel burada resmen bir katliam yapmıştı ve bunların hiç birini Staz duymamıştı. Büyük ihtimal duvarlar neredeyse ses geçirmezdi. Staz adımlarını hızlandırdı ve önceki tüneldeki gibi bu tünelin de sonuna, yani parlak olan odaya vardı. 

Ratel eğilmiş ve yerdeki yığınla parşomen ve diğer türlü malzemeleri araştırıyordu. Hemen yanındaysa neredyse 3 metre boyundaki diğerlerinden çok daha geniş ölü bir trol vardı. Muhtemelen Trol Şefi buydu. Staz yavaşça yaklaşınca Ratel aniden ayağa kalkıp arkasına döndü ve yumruğunu savurdu. Yumruğu Staz'ın burnunun ucunda durmuştu ki Ratel rahatlamış gibi bir 'Oh' çekti.

"Daha fazla sıkıcı Trol geliyor sanmıştım. Neyse gelmen iyi oldu bir el at şunları taşımam lazım." (Ratel)

Ratel ve Staz birkaç parşomenle birlikte diğerlerinin yanına döndüler. Parşomenleri açıp teker teker incelediler. Bunlar Maceracılar Loncası ilanlarıydı. Bu dağdaki bir eşya için konmuş ödül için ilanlar. Muhtemelen çoğu daha bu Trollere takılıp ölmüştür diye düşündü Staz. Görevde istenen şey dağdaki bir Buz Wyvern'inin kuyruğu,kanatları ve kalbi olarak bilinen 'Gerçek Buz' denen çok değerli malzemelerin ele geçirilmesiydi. 

Birkaç saat orada durdular ve sohbet edip kafa dağıtmaya çalıştılar. Ardından artık yeterince beklediklerine karar verip dışarı çıktılar ve dağa tırmanmaya devam ettiler. Artık tipi şiddetini iyice artırmıştı ve etraflarını neredeyse göremiyorlardı. Tabiki Rose'un vampir gözleri her zamanki gibi onlara yardımcı oluyordu fakat bu sefer bir fark vardı. O kadar soğuktu ki Rose kibirli davranmak bir kenara zar zor gözlerini açabiliyordu. Dakikalar sonra tipiye rağmen önlerinde üç büyük karaltı belirdi. Rose görebilmek için kendini zorladı ve karşılarında üç adet Yeti olduğunu görebildi. Beyaz postlu gorilleri andıran bu vahşi yaratıklar insan etini çok sever ve genelde yırtıcılıkları ve ezici güçleriyle bilinirdi.

Yetiler küçük grubun üzerine doğru geliyordu ki Staz kimseye bir şey demeden öne doğru atıldı. Kılıcı Masamune'yi çekti ve önüne çıkan ilk karaltıya doğru salladı. Kılıç yetinin sert postunda derin bir kesik bırakmıştı. Staz hiç vakit kaybetmeden kılıcını afallamış yetinin kalbine soktu ve ölümünü izledi. Diğer yetiler arkadaşlarının ölüşünü görünce şaşırmış olacak ki Ratel'in arkalarında olduğunun bile farkına varamadılar. Hissettiklerindeyse artık çok geçti. Ratel iki elini de kurt formuna dönüştürmüş ve pençeleri yetilerin göğüs kafesini parçalamıştı.

Ratel Amansız Takip yeteneğini kullandı. Bu yetenek özellikle görüş alanının bu denli kısıtlı olduğu alanlarda kusursuz işliyordu. Kurt adam çevikliğinin verdiği hızla kısa bir anlık atılmayla rakibin görüş alanından çıkıp hızla önünde belirdiğinizde gözden kaybolmuş gibi oluyordunuz. Ratel amansız takibi yetilerin arkasına geçmek için kullandı. İki elini de kurt formuna dönüştürdü ve pençeleriyle yetilerin göğüs kafesini parçaladı. Bunu gören Staz yerinde duramadı ve son yetiye doğru atıldı. ılıcı Masamune'yi çekti ve tüm gücüyle salladı. Ölümcül ve devasa bir yara yetinin karnından göğsüne kadar uzanıyordu fakat işini tek seferde bitirememişti. Yeti acıyla çığlık attı. Çığlığı duyan grup panikledi çünkü her an çığ düşebilirdi, fakat bu çığlık çığı tetikleyecek kadar güçlü değildi. Yeti yavaş yavaş öldü. Belki ölmeden önce herkesi çok korkutmuştu fakat çığlığı aslında bir işe yaramıştı. Gökyüzünden devasa bir kükreme sesi geldi. Yetinin çığlığı dağdaki Wyvern'i uyandırmıştı ve Wyvern'in çığlığıysa devasa bir çığın grubun üzerine düşmesine yol açmıştı....

 

Selamlar. Bu da böyle bir bölümdü. Bu arada artık kelime sayısını azaltıp daha sık bölüm atmaya çalışacağım. Yani 2000 kelime falan değil de büyük ihtimal 1200-1600 arası olur. Belki kendimi kaptırır 2000i de geçerim bilmiyorum. Mesela bu bölüm 1406 kelime sizce yeterli mi yoksa daha uzun mu olmalı?

Yorumlarınızı önerilerinizi ve eleştrilerinizi bekliyor ve keyifli okumalar diliyorum. Sürçü lisan eylediysem affola




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1301

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1108

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 919

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 843

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 732

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 684

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 662

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 615

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 562

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 534

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 424

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 208

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 190

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 145

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 143

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 112

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 74

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 16670 Üye Sayısı
  • 452 Seri Sayısı
  • 22410 Bölüm Sayısı


creator
manga tr