1.9- Katılma

avatar
94 0

Gelişimin Üç Yolu - 1.9- Katılma


Adam Utku'yu sokağın ucunda bekliyordu. Utku yanına vardıktan sonra birlikte yürümeye başladılar. Bu sırada Utku sordu.

"Efendim, sizinle hiç doğru dürüst konuşamadık. Birbirimizin ismini bile bilmiyoruz. Bu sırada bana biraz Çelik Tapınağı'ndan bahseder misiniz?"

Adam Utku'ya baktı. Elini sallayarak konuştu.

"Senin ismin çok önemli değil. Ama bana Büyük Usta Altan diyebilirsin."

Utku'nun ağzı seğirdi.

"Bu adam için o kadar değersizim demek."

"Zamanla tapınak ile ilgili her şeyi orada öğreneceksin zaten. Onun dışında şuan bilmen gereken bir-iki şey var. Yeni katılanlara bir tören yapılır. Orada bir takıma atanacaksın. Size takım olarak görevler verilecek. Ayrıca orada kendine bir usta da seçeceksin. Sana gelişiminde yardımcı olacak."

Utku bunu duyunca gözleri parladı. Tapınağa katılmak hiç de fena bir fikir değildi. Utku hep gelişimdeki bilgisizliğinden şikayet ediyordu. Eğer ona yol gösterecek birisi olsaydı gelişimi hızlanırdı.

"Geri kalanını sonra öğrenirsin. Bu gecekondu mahallelerinde olmasa da şehre yayılmış bir çok geçit var. Onlardan tapınağa giriş yapıyoruz. Muhafızlara dikkat etmemiz lazım. Senin yaşadığın yer boş ama şuan gittiğimiz geçidin çevresinde devriyeler olabilir."

Yağmur biraz hafiflemiş gibiydi. Birlikte dönüp bir caddeye girdiler.

Neredeyse yarım saate yakın yol almışlardı. Derme-çatma evlerin yerine yosunla kaplı, eski ama tuğladan ve taştan yapılmış evlerin ve dükkanların olduğu bir yere geldiler.

Altan Utku'ya gülümsedi.

"Şanslıyız Hakan'ın adamlarına denk gelmedik. Şuan bir handa içki içip kaytarıyorlardır kesin. Şu eve gireceğiz."

Altan, eliyle işaret ettiği eve yaklaştı. Çevreye bakıp izlenmediklerinden emin oldu. Eski taştan yapılmış evin kapısını bir anahtarla açıp içeri girdi. Utku da hemen peşindeydi.

"80 yıl önce Uzunkaya'yı kaybetmiş olsak da Çelik Tapınağı hala ayakta. Bunun sebebi tapınağın başka bir boyutta olması. Bu geçitleri tapınağın ustaları izin vermeden kimse geçemez. Yabancıların kullanmaya çalıştığı geçitler hemen yok edilir."

"Farklı bir boyutta mı?"

Utku bunu anlamadı. Boyut sözcüğünün bu anlamını bilmiyordu, böyle kullanıldığını da duymamıştı.

Evin içi sıradan bir ev gibi döşenmişti. Altan içerideki bir sandalyeye oturdu ve eliyle Utku'ya yanındaki boş sandalyelerden birini gösterdi.

Utku da oturduktan sonra Altan konuştu.

"Elini masanın üstüne koy. Sakın çekme. Yoksa boyutlar arasında parçalanabilirsin ya da öyle bir şey."

"…"

Utku masanın kenarını iki eliyle sıkı sıkı tuttu.

Bir ışık odanın içinde bir anlığına parladı. Oda tekrar karanlığa döndüğünde içerde Utku ve Altan yoktu.

Küçük bir odada beyaz cübbeli bir adam vardı. Adam önündeki paneldeki yanıp sönen uyarıya baktı.

"Birisi giriş izni istiyor. Bu Büyük Usta Altan'ın kimlik numarası!"

Kim olduğunu görünce beyaz cübbeli adam hemen önündeki paneldeki ışıklara tıklamaya başladı. Biraz sonra yandaki odada iki kişi belirdi.

Biri çocuktu diğeri ise yaşlıca bir adamdı. Çocuk yere düşerken adam oturur pozisyondan kalkıyordu.

Beyaz cübbeli adam küçük odanın camından Altan'a başıyla selam verdi ve sonra tekrardan ışık saçan panele odaklandı.

Bu sırada Utku düştüğü yerde otururken içinde bulunduğu odayı izliyordu. Kocaman bir tavanı ve devasa bir kapısı vardı. Yan tarafta ise bir pencere ve küçük bir kapı vardı. Pencereden önündeki ışık saçan panelle uğraşan beyaz cübbeli adamı görebiliyordu.

Utku çevresini incelerken Altan konuştu.

"Burası giriş odası. Işınlanmalar doğrudan buraya oluyor. Eğer tapınağa yabancı bir güç girmeye çalışırsa ve bir şekilde geçitleri kullanmayı başarırsa ikinci bir savunma hattı buradaki kapı."

Sonra Altan kendisine başıyla selam veren adamın bulunduğu küçük odayı gösterdi.

"Orası ise Geçit Kontrol Odası. Oradaki usta, geçitleri kullanmaya çalışanların kimlik numaralarını kontrol eder. Ben geçidi açarken ona numaramı ilettim. O da buna göre bize izin verdi. Çıkarken bu saatlerde geleceğimi söylemiştim."

Altan'ı dinledikten sonra Utku geçitlerin nasıl çalıştığını az çok anlamıştı.

Utku'nun yere düşmesi Altan'ı şaşırtmamıştı.

"Geçitleri geçerken ne durumda olursan ol ayağa kalkman gerektiğini unutma. Bazen oturarak ışınlanacaksın bazen yatarak bazen de ayakta. Her geçidin kendi kuralları var. Böylece yanlış şekilde ışınlanmaya çalışanları fark edince tapınaktan olmadıklarını anlıyoruz."

Daha sonra Altan kocaman kapıya gitti ve cübbesinden çıkardığı küçük bir taşı kapıya doğrulttu. Taş hafifçe parladı ve büyük bir gürültüyle kapı hareket etmeye başladı.

Utku hayatında bu kadar büyük bir kapı görmemişti. İlgiyle kapının yavaş yavaş açılmasını izledi. Sonra Altan'ın peşinden içeri girdi.

Bu sırada içerde büyük bir çimenlik alanda bir çok kişi toplanmıştı. Aralarında ustalar da vardı.

"Son üç ayda ilk defa yeni birisi geldi. Böyle giderse halimiz ne fena!"

"Doğru diyorsun eskiden her yıl kayıt zamanında onlarca genç tapınağa koşardı. Ama şimdi ustalar çıkıp yeni elemanlar için avlanmak zorunda."

"Hakan denen itin şehirdeki kontrolü her geçen yıl güçleniyor. Artık sıradan insanlar Çelik Tapınağı'nın varlığından bile haberdar değil. Böyle giderse savaşmadan eriyip yok olacağız."

Alanın başka bir yerinde daha farklı bir muhabbet vardı.

"Nasıl birisi acaba bu yeni gelen? Yetenekli birisi olsa da görevlerde biraz rahatlasak."

"Duyduğuma göre Büyük Usta Altan bu genci bulmuş. O yüzden çok umutlanma."

"Niyeymiş o? Büyük Usta Altan'ın neyi var?"

"Bilmiyor musun? Son iki yıldır bir tane bile genç getirmedi tapınağa. Kesin sokakta gördüğü ilk kişiyi bulmuştur."

"Yapma be. Geçen görevde Giray'ı kaybettikten sonra bir kişi açığımız var. Kesin bizim takıma atanır bu genç."

Bu sırada alana doğru iki kişi yaklaşıyordu. Onları görünce kalabalığın oluşturduğu uğultu yavaşça dindi. Herkes gelen iki kişiden genç olanına odaklanmıştı. Onu inceliyorlardı.

Bu sırada Utku çevresine şaşkın şaşkın bakıyordu. Burası normal dünyaya çok benziyordu. Tek farkı gökyüzünün simsiyah olmasıydı. Yıldızsız bir geceye benziyordu.

Üzerinde oldukları patika ve kalabalığın olduğu alanın çevresi ışık saçan taşlarla çevrelenmişti. Bu nedenle karanlık gökyüzüne rağmen etraf aydınlıktı.

Altan kalabalığın içine girmedi ve dönüp başka bir yere gitti. Utku ise tek başına alana yaklaştı.

Onun gelmesiyle kalabalık ikiye bölündü ve Utku alanın ortasındaki platforma doğru yürüdü. Platformun üstünde iki tane usta vardı. Beyaz cübbeleri ile gri cübbeli tapınağın talebelerinden ayrılıyorlardı.

Utku'nun ıslak kıyafetleri geldiği yerin ekonomik durumunu herkese gösteriyordu.

Onlarca kişinin gözlerini üzerine dikmesi Utku'nun daha önce deneyimlemediği bir şeydi. Heyecandan kalbi duracak gibiydi. Yavaşça platforma çıktı.

Platformdaki ustalardan biri yumuşak bir tonda konuştu.

"Merhaba genç talebe. Çelik Tapınağı'na hoş geldin!"

Utku adama baktı. Bu usta diğerine göre daha gençti. Yüzü temiz ve düzgündü. Gülümsemesi içten ve cana yakındı. Utku hemen bu adama ısındığını hissetti.

Bu sırada diğer adama baktı Utku. O biraz daha sert duruyordu. O da konuştu.

"İsmin nedir evlat?"

"Ben Utku, efendim."

Utku'nun bir soyadı söylememesi kimseyi şaşırtmadı. Üzerindeki kıyafetten belliydi parlak bir aileden gelmediği.

Genç usta tekrar konuştu.

"Hadi bakalım Utku. İlk yapman gereken bu andı içmek."

O sırada platforma bir başkası çıktı. Elinde bir tepsi vardı. Tepsinin üstünde içi dolu bir kadeh ve süslü bir bıçak duruyordu.

"Bu bıçakla sol bileğini keseceksin ve kanını bu kadehe akıtacaksın. Bu sırada da bu yemini edeceksin. Yemin bittikten sonra kadehtekileri tamamen içeceksin, tamam mı?"

Utku hemen ciddileşti. Önemli bir törene benziyordu bu. Orta yaşlı olan usta ona bir kağıt uzattı. Kağıdın üzerinde bir yemin yazılıydı.

Tepsiyi tutan talebe Utku'nun önünde durdu. Utku dikkatlice bıçağı aldı ve sol elini kadehin üstüne getirdi. Bileğini kestiğinde kanı aktı ve kadehteki gümüş rengi parlak sıvıyı kızıllaştırdı.

Utku ustanın tuttuğu kağıda bakarak üzerinde yazan yemini yüksek sesle okumaya başladı.

"Bugünden sonra topraktan ve çelikten gelen çağrıları duyan ve gören Resul'ün emirlerine uymak için her türlü şandan ve şöhretten, paradan ve puldan, candan ve güçten, dosttan ve aileden vaz geçmekten çekinmeyeceğime, keyiflere aldanmayacağıma ve hazlara düşmeyeceğime, kolaylıkta şımarmayacağıma ve zorluklarda yıkılmayacağıma adım ve soyum, yüzüm ve şerefim uğruna ant içerim."

Utku'nun yemini okuduğunu duyan alandaki talebelerin hepsi kendi antlarını hatırlamıştı. Herkeste garip bir bağlılık duygusu oluştu. Ortamdaki hava ağırlaştı.

Utku yemini gür bir sesle okuduktan sonra tereddüt etmeden kadehi aldı ve kafasına dikti.

Kadehin içindeki sıvı ateş gibiydi. Boğazını yakarak midesine indi. Daha sonra midesindeki gözeneklerden çıkarak kana karıştı. En son bütün sıvı karnındaki noktanın çevresinde gümüş bir halka olarak toplandı.

Utku bu halka ile aldığı büyü akışının oldukça hızlandığını hissetti. Daha yemini bitirip resmi olarak tapınağa katılmasının üzerinden 2 saniye bile geçmemişti ama tapınağın artılarını almaya başlamıştı.

Utku bundan oldukça hoşnuttu. Artık tapınak Utku'nun hayatta kalması ve gelişmesi için alan, kaynak ve bilgi sağlayacaktı. Utku ise tapınak için görevler tamamlayıp onun için savaşacaktı.

Bu gelişimci olarak yeni yaşamıydı.







Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18160 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37433 Bölüm Sayısı


creator
manga tr