"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

Esans Gardiyanı - Bölüm 4:Dört Cepheli Savaş


Netes, her ne kadar ihtiyacı olmasa da dövüşten sonra yorgunluğunu atmak amacıyla geminin güvertesinde, depodan bulduğu yastığı kafasının altına sokuşturup uyumaya başladı. Yüksek sesle horlamaya başlamıştı uyumasıyla birlikte, Crist artık bu horlamaya alışkındı. Diğer üyeler de ses çıkarmaya gerek duymuyordu.

Bronion geminin erzak dolabını açıp incelemeye başladı, kendisi yemek yemeyi çok severdi. Bu yüzden yemek yapmayı sever ve iyi bilirdi.

Erzak dolabında bulduğu, bütün kuzu etini sırtlayıp mutfağa götürdü. Etin yağlarını teker teker etten ayırmaya başladı etin daha güzel olması için. Yağları ayırma işlemi bittikten sonra eti dört kişi için dört parçaya böldü, ardından büyük bir gümüş tabağa nane, kimyon ve karabiber baharatlarını dökerek karıştırdı, etin üzerine yağ döktükten sonra baharat tabağında iyice baharatlayarak, altı esans'ın oluşturduğu ateşle yanan ocağa attı.

Et yaklaşık on beş dakika boyunca kızardıktan sonra hazır olmuştu, etleri dört tabağa yerleştirdi ve üstüne birkaç tutam yeşillik serpiştirdi yavaşça, ardından güverte de bulunan masaya yerleştirmeye başladı.

''Beyler, gelin bakayım. Yemekler hazır...''

Yemeği duyan Crist ve Rawley hemen ayaklanıp masaya doğru yönelmişlerdi, önlerinde güzel bir et olduğunu görmeleriyle birlikte ise yemeğe karşı direk saldırıya geçmişlerdi.

Etler o kadar güzel kokuyordu ki derin bir uyku da olan Netes bile kokuyu almış ve uykusundan uyanmaya karar vermişti.

Crist, Lyaon'dan aldığı buzlu çantasının içerisinde bulunan, önce ki adadan aldığı asitli içeceği çıkardı ve masaya koydu yemeğin içeceği olarak.

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Dörtlü güzel bir ziyafet çektikten sonra bir görev planı yaptılar, Netes geminin kaptanı ve dümenden sorumlu olan kişi, Bronion aşçı, Rawley gözcü ve Crist teknik iş sorumlusu olmuştu. Planlamanın ardından Netes, Crist'i yanına çağırdı, bir şey konuşmak istiyordu.

Crist hızlıca yanına gitti.

''Ülkeyi kurtarmaya gidiyoruz, her ne kadar seni şu an esans konusunda eğitemeyecek olsamda artık esans hakkında birkaç şey öğrenmenin gerekli olduğunu düşünüyorum.''

''Haklısın ihtiyar, iyi olacaktır.''

''Öncelikle, esansı üretmenin temeli duygularını kontrol etmeye bağlanır, duygularını kontrol edebilen bir varlık bilinçli olarak esans da üretebilir, ürettiği esansı kontrol de edebilir. Bu kontrol ettiği esansı belirli amaçlar için kullanabilir, bu amaçlar içinse belirli teknikler kullanabilir. Fakat öğrenilmeyecek ve kopyalanamayan sadece tek bir teknik vardır. O da esans özelliğidir, herkesin, kendine özgü ve farklı bir esans özelliği bulunur. Bu özellik o kişiye has olur ve başka biri onu ne öğrenebilir ne de kopyalayabilir.''

Derin bir soluk aldı.

''Bu kadar, daha zor bir anlatıma başkente sağ salim varırsak kavuşacaksın, şimdilik bu kadarı yeter. Antrenman falan yap...''

Kalktı ve esansını odaklamak amacıyla meditasyon yapmaya gitti.

Crist ise birkaç tahta parçasını kılıcıyla keserek şekil verdi ve bir hedef tahtası oluşturdu. Arbaletini çıkarıp antrenman atışları yapmaya başladı.

O sırada Rawley gözcü kulesine çıkmış, gitarı eline almış ve kendince bir şeyler söylemeye başlamıştı.

''Dört kişi çıktık biz bu yola,                                                                                                                                               
Gidiyoruz ülkemizi kurtarmaya.                                                                                                                                      
Kaldırın ellerinizi havaya,                                                                                                                                                   
Haykırın içinizde ki tüm çoşkuyla.''

O söylerken güverte de aylak aylak oturmakta olan Bronion'da şarkıya biraz eşlik etmişti.

Gemi'de neşeli havalar geçmekteyken yeterince atış talimi yapmış olan Crist, etrafta Netes'i aramaya koyulmuştu.

Netes güvertenin kenarında parmaklıklara dayanmış, düşünceli bir şekilde denizi izliyordu. Aklına bir şey takılmış gibi bir tavrı vardı.

Netes'i bir süre izledikten sonra bu halinin nedenini sormak amacıyla yanına doğru ilerledi.

"İhtiyar, neye takıldın?"

"Crist, şu denize bir bak. Gelip geçen dalgaları bir süre izle, belli bir dalga örtüntüsü var ve bu örüntü sürekli tekrarlanıyor. Sence de garip değil mi?"

Crist parmaklıklara dayandı ve izlemeye başladı. Netes'in dediği doğruydu, denizde bulunan dalgalar hiç değişmiyordu.

Crist'in de fark etmesiyle artık Netes emin olmuştu, şuan muhtemelen bir saldırı altındalardı ve etraflarının daha kolay sarılması için bir ilüzyonun içine alınmışlardı.

"Bu bir ilüzyon, saldırı altındayız. Hazırlanın beyler"

Diye bağırdı Netes.

Rawley ve Bronion'un bağırmayla birlikte ikilinin yanına koşması bir olmuştu.

Netes'in ilüzyonu fark etmesiyle birlikte ilüzyon bir anda kalkmıştı, etraflarında dört tane tek kişilik yelkenliler vardı.

Yelkenlilerin üstünde ki kişilerin giyimleri simsiyah olmasıyla birlikte rahatsız ediciydi.

Bu unsurlardan anlaşılabileceği üzere bu kişiler kara el üyeleriydi.

"Kara el... düşman imparatorluk onları altınla tutmuş olmalı. Para için yapamayacakları kötülük yoktur.

Dedi Netes.

Dörtlü bir anda gemiye atladı, geminin alt katına atlamışlardı.

"Beyler, hiçbirinizin ne kadar güçlü olduğunu tam bilmiyorum, nasıl dövüştüğünüzü de. Fakat size güveniyorum, ülkemiz için."

Crist ok kılıfını Netes'e doğru tuttu.

"İhtiyar, güçlendir"

Netes okları tuttu, oklar sapsarı parlamaya başladı o gün ki gibi, ardından hep birlikte düşmanlara doğru koşmaya başladılar.

Bu dört cepheli bir savaştı.

Rawley cephesi:

Rawley gruba sadece bir müzisyen olarak girmişti, fakat kendisinin savaşma gücü de vardı. Kendisi geçmişinde esans kullanmasını öğrenmişti, ve zamanla esans özelliğini de keşfedip kendine bir savaşma stili oluşturmuştu.

Gemi de herhangi bir düşman bulma amacıyla ilerliyordu.

Güverte de dövüşmek istediğinden dolayı yavaş yavaş ilerlerken düşmanı önüne çıkmıştı bile, simsiyah, beline kadar gelen bir kıyafet, altında ise yine siyah, kumaş bir tayt. Rawleyin önüne geçip kızıl saçlarını savurarak bir anti-esans kılıcı çıkardı. Kılıç, Estenia'nın güneyinde ünlü olan katanaydı, fakat demir yerine anti-esans bulunmaktaydı.

''Güzel bayan, neden böyle kötü şeyler yapıyorsunuz?''

''Ben kötü şeyler yapmıyorum canım. Doğru yol bu, doğru yol esanssızlık...''

''Lanet olsun, böyle bir durumda karşılaşmak istemezdim. Merak etme bebek, sana hafif davranırım.''

''Aynısını ben söyleyecektim.''

Kadın bir anda üzerine doğru koşmaya başladı, eli kılıcında ve savurmaya hazırdı. Rawley'in dibine gelmişti fakat dibine gelir gelmez suratına bir esans dalgası yiyip geri savrulmuştu.

Bu esans dalgası gitardan gelmişti, en başından beri elinde tuttuğu gitardan.

"Bunu süs mü sanmıştın yoksa? Bu benim silahım"

Gülümseyen Rawley neşeli bir melodi çalarken kadın sinirle ayağa kalktı ve kılıcını savurdu uzaktan, kılıçtan havayı yaran bir anti-esans dalgası Rawley'e doğru yatay bir şekilde gitmeye başlamıştı. İlk dalganın ardından birkaç dalga daha göndermişti.

Rawley gitarı bırakmadan kıvrak haraketlerle birkaç dalgadan sıyrıldı, en sonuncusu için de takla attı. Taklayla beraber kadının yakınına gelmişti, yerden kalkmadan bir çelme takmaya çalıştı.

Kadın hızlıca havaya zıplayarak çelmeden kaçındı ve kılıcı Rawley'in göğsüne saplamaya çalıştı.

Kılıç darbesi gelirken hızlıca gitarını suratına çekti.

"Esans dönüştürme:Demir"

Gitar demire dönüşmüştü, böylece kılıç gitarın içinden geçmemişti, hızlıca yana takla atıp kadından uzaklaşmıştı.

Normalde içinden geçmesi lazımdı çünkü bu esans ile yapılan bir teknikti ve anti-esans, esans içeren bir şeyi direk yoksayarak yoluna devam edebiliyordu fakat bu teknik direk maddenin yapısını değiştirmekteydi.

Rawley bir melodi çalmaya başladı, çaldığı melodi sert ve gürültülü bir şeydi, çaldıkça havaya doğru mavi esans gülleleri uçuşuyordu, hepsi yavaş yavaş gitardan çıkıp oluşup havada güçleniyorlardı.

Kolunu son bir kez kaldırıp tellere sertçe vurmasıyla tüm gülleler kadına doğru uçmaya başladı sertçe çarpmak için.

"Bunu göstermek istemezdim fakat anti-esans özelliğim senin zayıf özelliğine üstün gelecektir"

Kadın kılıcını ileri doğru tuttu, kılıç altıya ayrıldı ve esneyip uzamaya başladı, bükülebiliyordu da. Gülleleri teker teker takip ederek hepsini vurdu.

Rawley hızlıca uzayarak kendisine yaklaşan kılıçlardan birini tuttu.

"Esans'ı nesnelerine aktarabilirim, hem de atomuna kadar. Kılıcının üzerinde ki anti-esans bir kaplama, senden güç alıyor ve bulunduğu kılıcın esansını sıfıra indiriyor, peki ben esans yüklersem"

Kılıca esans yüklemeye başladı, bir süre sonra kılıcın etrafında ki siyah tabaka yok olmuştu, kılıcı ise demirden tahtaya dönüştürmüştü.

Kılıcın tahtadan bir kılıca dönüşmesiyle kadının da anti-esans özellikleri de gitmişti. Anti-esans sadece silah olarak kullanılabileceğinden dolayı silahın gitmesi özelliğin de gitmesi demekti.

Kadın dizlerinin üstüne çöktü.

"Teslim oluyorum."

Rawley gülümsedi.

"Doğru tercih, canını acıtmama gerek kalmadı"

Güverte de bol bol bulunan iplerden birazını aldı, kadının el ve ayak bileklerini birbirine, ardından elini parmaklıklara bağladı ve diğerlerini aramaya başladı.

Bronion cephesi:

Kendisi ekibin en yeni üyesiydi, üye olmasının sebebi vatan sevgisiydi, çocukluğunda ülkenin askerleri tarafından kurtarılması sonucu oluşmuştu bu sevgi.

Şimdi de bu vatan için düşman pataklayacaktı.

Geminin toplarının olduğu kısma bakıyordu ki küçük bir adam buldu, adam yaklaşık yüz metre falan gözüküyordu.

Gıcık edici sesiyle konuşmaya başladı.

"Oo, koca adam, ölümünü tatmaya mı geldin?"

"Bücür şey, o boyunla bana laf etmeye korkmuyor musun"

Küçük adam siyah, kolsuz kıyafetini çekiştirip karşısında bir gev gibi duran Bronion'a doğru ilerlemeye başladı. İlerlerken ucu sivri siyah ayakkabıları tıngırdayarak yüksek bir ses çıkarıyordu.

''Birazdan laflarını yedireceğim biliyor musun?''

Adamın ayakkabıları anti-esans ile kaplandı, adamın silahı cidden ayakkabılarıydı. 

''Savaşmak için ne garip bir yol bücür...''

''Senin silahın bile yok, mankafa seni.''

Küçük adam bir anda zıplamaya başlamıştı, bütün odada zıplayarak sekiyordu, zıpladıkça ve sektikçe ivme kazanıyor ve gittikçe hızlanıyordu. Kafasının üstünde yuvarlak bir şapka bulunuyordu ve muhtemelen kafasını o şapka koruyordu çarpışmalar sırasında.

Bir süre ivme kazandıktan sonra iyice hızlanmıştı, gözle zor görülebilir bir hale gelmişti. Bu kadar hızlandıktan sonra Bronion'a doğru ilerlemeye başladı, iyice ilerleyip dibine kadar geldi, birkaç santim daha ilerlemesiyle anti-esans ayakkabıları Bronion'un sert vücuduna çarpmaya başladı, her çarpışında hem vücudu çürütüyor hem de acıtıyordu.

Herhangi bir açık bulmak için direnmeye çalışarak izleyen Bronion, bir süre sonra gücünü açığa çıkarmaya karar verdi.

Ortasında bulunan ve mavi bir şekilde parlayan taştan birkaç taş parçası koptu, parçalar büyüdü ve gözleri dışında tüm vücudunu kaplayan, kayadan bir zırh oluşturdu. Oluşan zırhla birlikte artık darbeler canını pek acıtmıyordu bile.

Bir süre haraketlerini inceledikten sonra doğru zamanı bekledi ve o zaman geldiğinde hızlıca kolunu kaldırarak adamı sertçe duvara doğru fırlattı.

Duvara çarpan adam duvardan sekip yere düşmüştü, zar zor soluk alıyordu. Bronion adama doğru koşup yerdeyken tekmelemeyi denedi, fakat adam bir anda ortadan kaybolmuştu, yere doğru bakıp küçük adamı göremeyince şaşıran Bronion bir anda arkasından bir darbe yemişti, duvara doğru sürüklenmişti. Darbe yediği yöne baktığında küçük adamı görmüştü, adamın ayakkabıları anti-esans yayarak havaya doğru uçuyordu, havada öncekinden daha hızlı süzülüyordu.

Kendini toplamaya çalışırken hızlıca uçan adamdan tam karnına bir darbe daha yemişti Bronion, tam karnına yediği darbeyle tahta duvarı kırarak diğer odaya geçti, ancak yerde yuvarlanarak kendini durdurabilmişti.

O sırada belli olmayan bir yerde uçan küçük adamın gıcık edici kahkahaları oda da yankılanıyordu.

"Golemi kullanamıyorum, lanet olsun. Gemi biraz daha büyük olsaydı..."

O sırada küçük adam odada hızla süzülmeye başladı, bilerek Bronion'a çarpmıyordu, avını tedirgin etmek istiyordu.

Gerilen Bronion içinden yirmiye kadar sayıp sakin olmaya çalışmaya başladı, sakinleştikten sonra bir plan düşünmeye başladı, birkaç saniye de aklına güzel bir plan gelmişti, riskliydi ama tek yolu buydu.

Bronion'un öylece durduğunu gören küçük adam işini bitirmeye karar vermişti, ayakkabılarında yeterince anti-esans biriktirdikten sonra bir topun ucunda ki gülle gibi Bronion'a fırladı

Çarpar çarpmaz geri sendelemişti koca adam, bir ayağı havaya kalkmıştı fakat son gücüyle zar zor yere tekrardan yere basıp sağlam durmuştu, giydiği kaya zırh bir anda açılmıştı, küçük adamın alnına kadar olan yerini içine alıp tekrar kapanmıştı.

"Ne? Bu ne şimdi mankafa?"

Adam geri gidemiyordu, fakat yapabileceği bir şey vardı. Ayakkabılarından anti-esans yaratmaya devam etti, Bronion'u itiyordu duvara doğru.

Duvarı kırıp geçtiler birlikte, ardından bir duvar, ardından bir duvar daha. Son duvardan sonra ayaklarını yere sabitledi zorla, hızlıca adamın vücudundan tuttu ve zırhından çıkarıp yere vurdu.

Vurulmayla birlikte birkaç kemiği kırılıp ağzından kanlar akmaya başlayan adama bir tekme daha gelmişti daha gözünü açamadan, tekmeyle birlikte bir camı kırıp okyanusa düşmüştü.

Bronion ise zırhını çıkarıp etrafa baktı ve gezinmeye başladı.

"Diğerlerini bulmalıyım."

Netes Cephesi:

"Bir lanet günde iki dövüş..."

Elleri cebinde, kaburgası hafif bükülmüş kambur bir şekilde ilerlerken önünde belli belirsiz bir silüet görmeye başladı, kapkaranlık bir şekilde gözüken silüet sanki yoğun bir duman gibi oda da yavaşça yayılıyordu, çok yavaşça.

Bir süre sonra silüetin kafasında bir çene belirmeye başladı, bir süre sonra iyice belirginleşen, kalıplı ve kalın çenesi silüetin tek gözüken yeriydi, silüetin gerisi de bir süre sonra belli olmuştu ama tek belli olan yer simsiyah bir tek parça kıyafetti.

"Gizli kalmayı seviyorsun anlaşılan, gizli gizli de öleceksin."

Adam sessiz kaldı, boş konuşmaya girmeyi pek sevmeyen bir tipti anlaşılan, üstüne giydiği kıyafet yavaş yavaş anti-esans ile kaplanmaya başlamıştı, kıyafeti bir silahtı.

Kıyafetinin arkasında ki pelerini tutup Netes'e doğru savurdu, pelerinden keskin bir anti-esans dalgası çıkmıştı.

Netes hızlı davranarak bir esans bariyeri oluşturdu, bariyer ile dalga birbirlerini yok ettiler. Çarpışma gerçekleşir gerçekleşmez adama doğru koşmaya başladı Netes, adama dalıp havaya zıplayarak bir yumruk geçirmeyi denedi.

Yumruk adamın içinden geçmişti, bir anda oda sisle dolmuştu, sis yavaş yavaş karanlıklaşmıştı, adam sise dönüşmüştü.

"Demek bu tip bir yetenek..."

Diye düşündü Netes, kollarını sise uzattı ve kolunu fırtınaya dönüştürüp sisi dağıtmaya çalıştı, sis git gide artarak dağılıyordu fakat hızlıca kendini toplayabiliyordu sis. Bir süre daha böyle devam ettirdikten sonra sisin böyle dağılmadığını anlayan Netes kollarını çekti, dizlerini büküp sağlam bir duruş aldıktan sonra iki elini birleştirdi ve daha büyük bir fırtına yaratmaya kalktı, oluşturduğu fırtınadan dolayı sisi göremiyordu, bir süre daha devam ettirdikten bıraktı ve odaya baktı, sis yok olmuştu.

''Bu kadar basit olamaz...''

Demesiyle birlikte iki kolunun içinden sisler çıkmaya başladı, çıkarken kollarını yarıp ciddi bir biçimde kanamasına sebep oluyordu.

''Seni şerefsiz, fırtınamın içinde ki havaya karışıp kollarıma girdin demek...''

Planını kurmuştu bile, fırtınasının henüz göstermediği bir gücüyle yenecekti düşmanını.

Adamın yemi yiyeceğini düşünerek bacağını havaya kaldırarak küçük çaplı bir fırtınaya dönüştürdü bacağını, dikkatlice sisi izliyordu ve düşündüğü gibi sis fırtınanın içine girmeye çalışmıştı.

''Yemi yuttun...''

Bir anda fırtına alevlenmişti, evet Netes fırtınaya element ekleyebiliyordu, alevli fırtınanın içinde kalan düşman birkaç saniye sonra yanarak insan formuna geçti ve kaçmaya başladı, fakat bu başarısız bir girişimdi, alevli fırtına adamı takip etti ve hızla yakalayarak sert bir şekilde belinden vurarak tavana çarptı.

Netes, ellerini cebine attı ve ıslık çalarak yürümeye başladı.

''Sonunla yüzleşmeye ne dersin.''

Yaklaştıkça adam daha da çok geriliyor ve yüzünde ki gerilme ifadesi artıyordu. Dibine geldiğinde, sapsarı gözleri dışında yüzü tam gözükmeyen korkunç bir surat duruyordu karşısında. Son gördüğü şey de bu olmuştu.

BUM

Netes'in tam gücüyle attığı bir yumruk ile adam ölmüştü. Öldürdükten sonra geminin içinde diğerlerini aramaya başladı.

Crist cephesi:

Yine bir aksiyona girecekti, ve yalan söylememesi gerekiyordu çünkü bu aksiyonları seviyordu. Dövüşler sırasında kaldığı zorlu durumlar sırasında yapması gereken seçimler ve girdiği fiziksel aksiyonlar kendisinin gelişmesine olanak sağlıyordu.

Sağlam bir odun cinsinden yapılmış ve normal insanlar için pahalı olan arbaletini çekti ve güçlendirilmiş oklardan birtanesini yerleştirdi, tetikte bekleyecekti.

Geminin en kenarında bulunan uzun bir koridora sahip kısımda sessizce yürümekteydi, çizmeleri her adımında çok ses çıkarıyordu ve bundan rahatsız oluyordu, düşmanının kendisinin sesini duyup süpriz bir saldırı yapmasını istemiyordu. Bu sırayla çizmeleri çıkardı ve bir kenara koydu, sonra bulabilirdi.

Çizmeleri çıkarmasıyla birlikte kat sallanmaya başlamıştı, ciddi anlamıyla deprem olur gibi sallanıyordu kat, ve sallantı git gide artmaktaydı.

''Bir şey, geliyor. Büyük bir şey...''

Biraz daha bekledikten sonra gelen şeye baktı, gelen şey. Kafasından boynuna kadar kaplayan bir siyah maske, siyah bir pantalon ve siyah bir ayakkabı giyen neredeyse dört metre bir dev Crist'e doğru koşuyordu.

Crist devin ani gelişiyle korktu fakat sakinliğini korumaya çalışarak hızlıca hazırda beklettiği arbaletini ateşledi, tam olarak devin karnında.

Dev karnına saplanıp patlayan okla birlikte kalçasının üstüne düştü, kocaman elleriyle patlamanın bulutunu kolayca dağıttı ve sinirle böğürmeye başladı.

''SEN NAPTIN KÜÇÜK ADAM!''

''Bir şey yapmadım...''

Diyerek korkuyla yutkunduktan sonra kaçmaya başlamayı denedi fakat dev ona kısa süre de yetişmişti, tek eliyle kafasına bir yumruk atmaya çalıştı, zaten sadece eli kafası kadardı.

Yumruktan son anda sıyrılabilen Crist takla atarak duruşunu düzeltebildi, dev adamın ise yumruğu tahta zemini kırıp geçmişti fakat yumruğu sıkışmıştı, çıkaramıyordu.

Bunu fırsat olarak kullanmak isteyen Crist kılıcını çekip üzerine doğru koşmaya başladı fakat adamın dev ayağından bir tekme yiyerek savruldu ve duvara çarptı.

''Sanırsam birkaç kemiğim kırıldı...''

O sırada dev yumruğunu çıkarabilmişti, çıkarır çıkarmaz sinirle bağırdı ve Crist'in vücuduna doğru bir yumruk geçirmeyi denedi. Bunu da son saniye eğilerek kurtarabilmişti, adamın eli yine tahtayı delmiş ve yine sıkışmıştı, duvarın öbür tarafı okyanustu.

Crist hazır adamın altındayken hızlıca arbalete üç tane güçlendirilmiş ok yükledi ve adamın toplarına dayadı, ardından acımadan tetiği çekti.

Patlamanın ardından Crist patlamaya çok yakın olduğu için biraz hasar görmüştü fakat pek ciddi değildi yarası. Ayağa kalktı ve devin durumuna baktı, dev ise bir yerde durmuş iki eliyle deli gibi kanayan toplarını tutuyordu.

''Anti-esansını kullanamayacak kadar acizsin, geber...''

Kılıcıyla savunmasız dev adamı doğradı ve canını aldı.

Devam edecek...




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1039

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 950

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 789

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 752

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 628

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 555

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 553

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 552

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 505

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 469

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 244

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 198

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 163

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 163

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 133

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 113

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 106

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 73

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 10751 Üye Sayısı
  • 268 Seri Sayısı
  • 14938 Bölüm Sayısı


creator
manga tr