Milyonlarca insanın aynı kötülükleri paylaşması o kötülükleri erdeme dönüştürmez; aynı hataları yapmaları, o hataları doğru kılmaz. #Erich Fromm

Emperor’s Domination - Bölüm 72 : Hayalet Köşk (2)


Bölüm 72 : Hayalet Köşk (2)

 

Li Qiye, önünde duran kendinden genç çocuğa baktı. Sakin tavrı ve her zamanki ifadesinden, bu küçük çocuğun desenlerin ne olduğunu bildiği anlaşılıyordu.

 

Nedir o?

 

Li Shuangyan sormadan edemedi.

 

Bu dahi, cennetin gururlu kızı Li Shuangyan, kendini asla küçümsemezdi. Ancak uzun süre gözlem yapıktan sonra bile bu gizemli desenleri tam olarak anlayamamıştı. Li Qiye’nin bunları çoktan bilmesi, kendisini biraz çaresiz hissettirmişti. Karşısındaki bu küçük çocuk, gerçekten Ölümlü Fiziğe, Ölümlü Yaşam Çarkına ve Ölümlü Kader Sarayı’na mı sahipti?

 

Li Qiye yoğun bir şekilde işlenmiş sayısız desene baktı. O anda, gözleri anlaşılabilir şekilde derinleşti ve nazikçe fısıldadı:

 

Zither melodileri.

 

O an Li Shuangyan, karşısındaki kişinin tamamen başka biri olduğunu hissetti. Sanki karşısındaki kişi, sayısız iniş çıkışları tecrübe etmiş, sayısız ayın doğup battığını görmüş biriydi.

 

Bu hayattaki en üzücü şey, samimi bir arkadaşın eksikliğidir.

 

(ÇN: Buradaki ‘samimi’ sözcüğü iki karakterden oluşuyormuş, birinin anlamı müziğini anlayan kişi, diğerinin anlamı ise en iyi arkadaşın.)

 

Önündeki küçük çocuğun ağzından böyle zarif ve tarifsiz bir cümle çıkmıştı.

 

Li Shuangyan üzerine gitmeden edemedi:

 

Bunların zither melodileri olduğunu nereden biliyorsun? Arkasında yatan gizemler neler?

 

Ah, içindeki gizemler çok eski bir hikaye.

 

Dahi ve cennetin gururlu kızı sanki hevesli bir öğrenciye dönüşmüştü.

 

Li Qiye gülümseyerek konuştu:

 

Şimdilik nasıl bildiğim konusuna gelirsek, parmak hesabı yaptım.

 

Li Shuangyan bir kez daha çaresiz hissetmişti. Bu küçük çocuğun aklından geçenleri anlayamıyordu. Önündeki bu zither melodileri konusunda, kendisinin diğer dahilerin anlayışlarından hiçbir eksiği olmadığını biliyordu. Ancak bu küçük çocuk bir bakışta ne olduğunu anlamıştı. Bu biraz fazla şeytancaydı! Önündeki küçük çocuk acaba gerçekten insan mı diye düşünmeye başlamıştı.

 

Sonunda Li Qiye, Koruyucu Mo ile konuştu:

 

Hepiniz dönün, sessizce kendimi dinlemek istiyorum.

 

Nan Huairen ne yapacağını bilemedi, meditasyonu sırasında onun gözlemcisi ve korumasıydı, Koruyucu Mo’nun ona göz kulak olma sorumluluğu vardı. Çekinerek konuştu:

 

Ama, burası güvenli bir yer değil.

 

Eğer burası güvenli değilse, burası dışında her yer tehlikelidir.

 

Li Qiye’nin yüzünde bir gülücük açmıştı ve tekrar Koruyucu Mo ile konuştu:

 

Göreviniz beni korumak değil, Cao Xiong’u dikkatle izlemek, anladınız mı?

 

Koruyucu Mo, Li Qiye’ye baktı ve sonra başını kabul eder gibi salladı. Sözcüklerle arası pek iyi olmasa bile, durumun farkındaydı. O anda, hemen Li Qiye’nin emrinin ne olduğunu anlamıştı.

 

Sen de geri dön, yalnız başıma iyiyim.

 

Sonunda, Li Shuangyan’a da geri dönmesini söyledi. Bu mekanda Li Shuangyan’ın korumasına ihtiyacı yoktu. İşin aslı, Li Shuangyan varken büyük balığı yakalaması zor olurdu.

 

Herkes çıktı ve sadece Li Qiye kaldı. Büyük salonda gözlerini kapayıp meditasyon yapmaktan başka bir şey yapmadı.

 

Güneş battı ve ay yükseldi. Gecenin perdeleri çekilmişti ve tüm tepe kasvetli bir gölge ile çevrelenmişti. O anda hiçbir yerden ses çıkmıyordu. Tepenin dışından zayıfça kurt ulumaları duyuluyordu.

 

Gecenin altında, dağlar, ağaçlar ve asmalar vahşileşmiş gibi gözüküyordu. Bu alanda bir dönüşüm vardı; sanki şeytani bir aura yerden sızıyordu ve topraktan uğursuz bir şeyin yükselmesini istiyordu.

 

Whoooooshh…” O anda, Hayalet Köşk’ün içini uluyan bir rüzgar doldurdu. Ama hemen ardından kara bir sis yükseldi; sanki mekan cehenneme dönüşüyordu.

 

Hahahahaa…” Aniden köşkün içinde kötü niyetli bir kahkaha yükselmişti. Sanki şeytani bir hayalet, gölgelerin içinden gizlenmiş, Li Qiye’ye bakıyordu.

 

Li Qiye meditasyon pozunda oturmuşken, hemen gözlerini açtı. Sakince gülümsedi ve zarifçe konuştu:

 

Herhangi bir şey yapma niyetinde değilim. Sadece bir sorum var: Zither nerede?

 

O anda Li Qiye, Nan Huairen’in kendisine verdiği zitheri tutuyordu ve beş parmağı tellerin üzerinde geziniyordu.

 

Hahahaha…” Li Qiye’nin sorusuna gelen cevap, daha pis bir kahkaha olmuştu. Ardından, kemiklerin gıcırdaması gibi ruhani bir ses havayı doldurdu.

 

Bu sefer Li Qiye gözlerini odakladı ve inceledi. Hayalet Köşk artık yoktu. Boş, bilinmeyen, el değmemiş ıssızlığın ortasındaydı. Gözün görebildiği yere kadar sonsuz çorak topraklar vardı.

 

Daha korkutucu olan şey ise yerin altındaydı. Dalgalar halinde sürünen iskeletler vardı. Kim bilir bu iskeletler kaç yıldır buradaydı. Yavaşça ayağa kalktılar ve kırık kılıçlarıyla Li Qiye’ye doğru ilerlemeye başladılar. Ortada kalan Li Qiye, sayısız iskeletten oluşan bir iskelet deniziyle sarılmıştı.

 

Böyle bir illüzyon, benim için kahvaltı etmek gibi bir şey, anlamı yok.

 

Phoosh…” İskeletlerden biri kılıcıyla Li Qiye’ye vurdu. Li Qiye sabit kaldı, kılıç bedenini deldi geçti ve kanlar fışkırmaya başladı; ancak Li Qiye duygusuzdu, hala gülümsüyordu.

 

Gıcır, gıcır…

 

Dalga dalga gelen iskelet ordusunun çıkardığı ürkütücü sesler, normal insanları kafa derilerini sızlatacak kadar korkuturdu. Başka biri olsaydı çoktan arkasını dönmüş kaçıyordu.

 

O anda, bir çok iskelet Li Qiye’ye doğru sürünüyordu. Bazıları elini, bazıları da ayağını yakalayarak kaldırdı. Dört yöne doğru dönüp çekmeye başladılar. Görünüşe göre Li Qiye’yi parçalara ayırmak istiyorlardı.

 

Birçok iskelet tarafından parçalanan Li Qiye, dalga dalga acı hissetti; kanların fışkırması bunu takip etti.

 

Phooosh

 

Kolları ve bacakları iskeletler tarafından koparılmıştı. Vücudu da ikiye bölünmüştü vücudundan fışkıran kanlar bağırsaklarıyla beraber havalanmıştı. Kafası uzaklara yuvarlandı.

 

Başka biri olsa, iskeletlerden kendini savunmak için saldırmaya başlardı, ama Li Qiye hala sakindi ve kafası yuvarlansa da gülümsüyordu.

 

Yuvarlanan kafa Li Qiye konuştu:

 

Sadece bir soru soruyorum, zither nerededir? Eski bir arkadaşın hatırına, başka bir şey yapmayacağım. Eğer harekete geçersem, sonuçları tahmin edilemez olur.

 

Aniden manzara değişti. İskeletler yok olmuştu ve bedeni zarar görmemiş haline geri dönmüştü. Li Qiye önceki gibi Hayalet Köşk’te oturuyordu.

 

Boom…” Aniden, Li Qiye bedenini uçan bir ölümsüz gibi hisseti, arkasından kanatlar çıkmıştı. O anda gökyüzünde ilahi bir kapı belirdi. Li Qiye başka seçeneği olmadığından, o ilahi kapıdan geçti.

 

Li Qiye, kapıdan geçince ölümsüz sahnelere dalmıştı. Ölümsüz sarayda ölümsüz zitherin uçtuğunu, ilahi dağların yukarı aşağı sallandığını, ışıklar saçan sarayları, ilahi silahları, tanrısal hazineleri ve sayısız eşyayı gördü. İçerideki ilahi taşlar, sayısız gelişimcinin ağzının suyunu akıtırdı.

 

Bu sahneyi görenler cennette olduğunu düşünür ve hislerini kaybederdi. Dalga dalga ilahi sesler havayı doldurdu. Zayıf ve narin iki grup ilahi peri dans etmeye başladı. Dans ederek Li Qiye’nin etrafını sarmışlardı.

 

Her peri, korkutucu bir güzelliğe sahipti. Li Shuangyan müthiş bir güzellik olarak bilinirdi, ama bu peri grubuyla kıyaslanırsa yarım bir sanat eseri gibi kalırdı.

 

İnsanın aklını kaçırmasına sebep olabilecek diğer bir şey ise, bu perilerin sadece ince ipekten yapılma peçe gibi şeyler giymeleriydi, dans eşliğinde hiçbir şey ile kıyaslanamayacak güzellikteki çıplak tenleri bir görünüp bir gizleniyordu. İki grup perinin dansı davetkar bir şekilde hızlanmaya başladı; dansları son derece erotik ve sıra dışıydı. Gören insanların kanının kaynamaması imkansızdı…

 

Bu dansa şahit olan tüm erkeklerin, hatta kadınların bile zihni dalgalanmaya başlardı!

 

Olağanüstü dans hareketleri…

 

Li Qiye az önceki gibi yerinde sabitti ve konuştu:

 

Eski bir arkadaş gibi görünüyor!

 

Dans daha da hızlandı ve baştan çıkarıcı bir hal aldı. Ölümsüzler bile bu erotik danstan etkilenirdi, ama Li Qiye yerinde durmuş sessizce bu sahneyi takdir ediyordu.

 

Doğal olarak Li Qiye karşısında illüzyonlar faydasızdı. Aniden sahne tekrar değişti. Li Qiye bir çölün ortasında yolculuk ediyordu ve tepesinde yakıcı güneş vardı…

 

İllüzyonlar birer birer değişmeye devam etti. Her illüzyon isanın yedi duygusuna ve altı arzusuna saldırıyordu. Her gelişimci, bir illüzyonu geçse bile diğerlerinde kalırdı… Bir kişi insanlığını kaybetmediği sürece, bu arzuları doğal olarak taşırdı.

 

Ama ne yazık ki bu illüzyonlar Li Qiye ile yüzleşiyordu. Li Qiye’nin irade gücü sarsılmazdı, sayısız ayın yükselmesini ve batmasını izlemiş biriydi. Hangi tür acı verici illüzyonla yüzleşmemişti ki?

 

Bir illüzyon başka bir tanesine dönüştüğünde, Li Qiye’nin sabrı taştı ve sonunda ağzını açtı:

 

Görünüşe göre bir hamle yapmamı istiyorsun!

 

Zheng… Zheng… Zheng…” Li Qiye’nin beş parmağından zitherin sesi duyuldu; tüm illüzyon bir anda çöktü.

 

Zheng… Zheng… Zheng…” Dalgalanan zither melodileri havada dağılıyordu. O anda, Li Qiye’nin melodisinde Hayalet Köşk’ün içindeki yoğun desenler vardı.

 

İllüzyon yok olduğu anda koca bir canavar köşkün içinde belirdi. Kafası devasaydı; bir boğanın boynuzuna sahip olduğu görülüyordu, kanlı gözleri vardı ve bir yılanın bedenine sahipti, arkasında bir kartalın kanatları vardı ve kalın, kanlı, uzun dili dışarı sarkmıştı.

 

Li Qiye canavara baktı ve rahatça konuştu:

 

Gerçek bedenin nerede?

 

Hırrr…

 

Canavar kükredi. Canavarın kükreyi karşısında Li Qiye’nin parmakları oynadı ve zitherin sesi duyuldu. Hayalet Köşk’ün melodi desenleri kuvvetli ve yüksek sesle duyulmuştu.

 

Bang

 

Bir patlama oldu. Aniden, büyük salon’un ortasında bir çatlak oluştu. Kadim bir zither, melodi desenleriyle aniden yükseldi.

 

Kadim Zither son derece eskiydi ve görkemli bir şekilde hareket ediyordu. Havalandı ve hemen Li Qiye’nin ellerine düştü.

 

Huaaarrrrr!

 

Kadim zitherin Li Qiye’nin ellerine düştüğünü görünce, canavar vahşice kükredi ve Li Qiye’ye doğru koştu.

 

Li Qiye gözlerini kıstı ve ciddi bir şekilde konuştu:

 

Geri…

 

Beş parmağı kadim zitherin tellerini çekti. “Zhang…” Zither melodisi bir kılıç gibiydi. Bir anda, Hayalet Köşk’ün içindeki tüm melodi desenleri parladı ve korkutucu kılıç enerjilerine dönüştü.

 

Phoosh” Kılıç enerjisi devasa canavara vurdu. Vurulduktan sonra canavar uzağa uçtu. Korku dolu iki kanlı göz, Li Qiye’ye doğru bakıyordu.











Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1220

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1054

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 872

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 812

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 688

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 643

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 625

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 599

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 548

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 518

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 346

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 204

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 192

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 179

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 138

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 114

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 97

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 14822 Üye Sayısı
  • 455 Seri Sayısı
  • 19495 Bölüm Sayısı


creator
manga tr