Bölüm 458: Gözdağı Fırtınası

avatar
3832 10

Emperor’s Domination - Bölüm 458: Gözdağı Fırtınası


 

Bölüm 458: Gözdağı Fırtınası

 

O noktada Qiurong Wanxue gökyüzüne bakıp sormadan edemedi: “Bu da ne?”

 

Gökyüzü tüm okyanusu örten kalın bir kan bulutu ile çevrelenmişti. Sanki göğü engelleyen bu bulutların içinde kan akıyordu. Bazen yıldırımlar ortaya çıkıyor ve gökyüzü yarılacakmış gibi duruyordu.

 

Li Qiye kan bulutlarına baktı ve cevapladı: “Bu çok korkutucu bir şey.” Ardından geniş denize baktı ve devam etti: “Gitmek zorundayız. Çok uzun süre oyalandık, İmp çoktan o yere ulaşmış olabilir.”

 

“Uçacak mıyız?” Qiurong Wanxue geniş denize bakarken sordu.

 

“Hayır, bu yerde uçamayız. Eğer zorla uçarsan yıldırımlar seni paramparça eder. Bu yerde yenilmez bir güç bulunduğundan kimse uçamaz. Dalgalara binmek zorundayız.”

 

Bunu duyduktan sonra Qiurong Wanxue uçmayı denedi. Birkaç metre yerden yükseldikten sonra ağrı bir güç onu aşağı doğru itti.

 

“Bu okyanus çok geniş. Eğer dalgalara binersek bu birkaç gün sürecektir. Sana biraz yardım edeceğim.” Li Qiye onun beline sarıldı ve reddetme şansı vermedi. Okyanusun yüzeyinde yıldırım hızıyla sörf yaptı.

 

Li Qiye'nin sağlam eli tarafından beli sarılan Qiurong Wanxue kızarmadan edemedi. Onun sağlam fiziğine yaslandıktan sonra sıcak hissetti ve gücünü kaybederken bedeninde bir uyuşma hissi yayıldı.

 

Qiurong Wanxue'nin gözleri duygu ile dalgalanırken gizlice Li Qiye'ye baktı ancak o ilgisizce dalgalara biniyordu.

 

Ardından Li Qiye'nin omzuna doğru nazikçe yaslandı. Bu geniş boşlukta sadece ikisi olmasa da güvende hissetti ve diğerlerinin bakışlarını önemsemedi. Ona çok daha sıkı şekilde sarılmak istiyordu.

 

Her ne kadar Li Qiye yıldırım kadar hızlı ilerlese de bu deniz aşırı geniş olduğundan kısa sürede kıyıya ulaşamadı. Bu yolculuk boyunca diğer gelişimciler bilinmeyen derinliklere göre pervasızca ilerledi. Bazıları hazine gemilerine biniyor, bazıları su canavarlarını sürüyor ve bazıları Li Qiye gibi dalgalara biniyordu.

 

Ancak hepsi okyanusun derinliklerinde durmuştu. Birçoğu o noktayı farklı yöntemlerle geçmeyi denedi ama hepsi başarısız oldu.

 

Hayalet Keşiş, Altın Çocuk ve Yüz Klan Çocuğu gibi dâhiler bile bu noktada pes etmişti. Titanik Hilal Aziz Çocuğu ve Hayalet Böcek Kötücül Çocuk gibi imparator varisleri bile engellenmişti.

 

Bu kibirli dâhiler birçok yöntem ve birçok hazine kullansa da nafileydi.

 

Herkes hazine dağının diğer tarafta olduğunu hissediyor, bu nedenle kimse gitmek istemiyordu. Hepsi orada kalarak bekliyordu. Birçoğu bu zor engeli geçmek için ittifak kurmaya karar vermişti.

 

Tabii ki de en büyük kamp Hayalet Böcek Kötücül Çocuğu'nunkiydi, sonuçta o bir imparator mirasının varisiydi. Hayalet Keşiş ve Yüz Klan Çocuğu'nun grubu da yüksek çekiciliğe sahipti.

 

Bu denizi nasıl geçecekleri hakkında konuşmalar devam ederken başka bir şaşırtıcı haber tüm Kutsal Cehennem Dünyası'nda yayıldı.

 

“Tian Lunhui gelişim döneminden çıktı ve bu yerin gizemlerini öğrenmek adına Nekropolise geliyor.” Kimse bu haberi bu kadar hızlıca kimin yaydığını bilmiyordu.

 

Bu haber Yeraltı Sınırı ve Nekropolise ulaşmıştı. Sadece genç nesil değil önceki nesil bile oldukça panik olmuştu.

 

Bunu duyduktan sonra önceki nesilden bir hayalet kral bağırdı: “Üç kahramanın arasındaki en gizemlisi Tian Lunhui sonunda harekete geçti!”

 

Tian Lunhui Kutsal Cehennem Dünyası'ndaki üç kahramandan biriydi ve dünyanın korkmasına neden olacak bir güç olarak tarif edilebilirdi. O Tüm Çağ Antik Krallığı'ndan gelmişti ve oranın varisiydi. Bazıları krallığın şu anki hayalet kralının tahtını Tian Lunhui'ye verdiğini ama Tian Lunhui gelişime odaklanmak istediği için bu teklifi reddettiğini söylüyordu.

 

Tüm Çağ Antik Krallığı iki imparatorlu bir mirastı. Her ne kadar sonsuza kadar göz kamaştırıcı olan Sonsuz Kemik Tahtı ile kıyaslanamasa da oldukça kudretliydi. Bazıları onun İmparatorlar Çağı'nın mucizesi olduğunu düşünüyordu.

 

Bu krallıktan çıkan iki imparator arasında bir nesillik boşluk vardı. Bu gerçekten de çok nadir olan bir şeydi.

 

Çok daha sıra dışı olan ise kurucu imparator ile ikinci imparatorun iki çok eşsiz imparatorluk unvanına sahip olmasıydı. Onlar Ölümsüz İmparator Yi Shi ve Ölümsüz İmparator Er Shi olarak anılıyordu! (ÇN: Yi Shi= İlk Çağ, Er Shi= İkinci Çağ.)

 

Söylentilere göre Ölümsüz İmparator Yi Shi Cennet'in İradesi'ni sırtladığında sonsuzluğu elde etmek ve ebedi bir krallık kurmak için reenkarnasyon döngüsünü kontrol edeceğine yemin etmişti.

 

Bu yemin tüm dünyayı şok etmişti. Ebediliği elde etmek için reenkarne olmak çok otoriter bir karardı!

 

Hatırlanamayan zamanlardan beri kimse reenkarnasyon döngüsünü kontrol etmeyi başaramamıştı. Kimse samsara döngüsünde sonsuz olamayacağı için reenkarnasyon da bir efsaneydi.

 

Ancak işin garibi Ölümsüz İmparator Er Shi doğduğunda Ölümsüz İmparator Ye Shi'nin totemine sahipti. Bu tüm dünyanın çalkalanmasına neden olmuştu. Birçok kişi Ölümsüz İmparator Er Shi'nin Ölümsüz İmparator Yi Shi'nin reenkarnasyonu olduğuna inanmıştı.

 

Birçok kişinin tahmin ettiği gibi Ölümsüz İmparator Er Shi gerçekten de Cennet'in İradesi'ni sırtlamış ve bir Ölümsüz İmparator haline gelerek kurucu imparatorun reenkarnasyonu olma düşüncesini kuvvetlendirmişti.

 

Bu nedenle birçok kişi bunun bir reenkarnasyon formu olduğuna inanmıştı. Ancak Ölümsüz İmparator Er Shi'den sonra Tüm Çağ Antik Krallığı'nda reenkarnasyon belirtisi görünmemişti. Sanki o artık başarılı olamamış gibiydi.

 

Bu Tian Lunhui doğana kadar devam etmişti. Doğduğu gün o da Ölümsüz İmparator Yi Shi'nin totemine sahipti.

 

Sıra dışı olmak kaderinde vardı! Onun Ölümsüz İmparator Yi Shi'nin totemine sahip olması tüm Kutsal Cehennem Dünyası'nı şaşırtmıştı. Çok sayıda ata ve efsanevi usta Ölümsüz İmparator Yi Shi'nin bir kez daha başarıyla reenkarne olduğuna inanmıştı.

 

Bazıları Tian Lunhui'ye Ölümsüz İmparator San Shi bile diyordu. (Ç.N: San Shi: Üçüncü Çağ.) O sanki kaderinde yeni Ölümsüz İmparator olmak varmış gibi başlangıçtan beri görkemli ve eşsizdi.

 

Tarikat konusunda Tian Lunhui Sonsuz Kemik Tahtı'ndan gelen Di Zuo'ya denk değildi ancak üç kahraman arasında ünü Di Zuo'dan az değildi.

 

Tian Lunhui ona Ölümsüz İmparator Yi Shi'nin reenkarnasyonu diyenleri hayal kırıklığına uğratmadı. Her ne kadar üç kahraman arasında gelişime en son başlayan olsa da gelişim hızı en yüksek olan oydu. Şu anki gelişimi akıl almaz bir boyuttaydı.

 

Kutsal Cehennem Dünyası'nda bazıları Ölümsüz İmparator Yi Shi'nin bu nesilde bir kez daha Ölümsüz İmparator olabilmek için Tian Lunhui'nin içinde uyandığına inanıyordu.

 

Uzun süredir düşük profilde takılan Tian Lunhui'nin aniden gelişim sezonundan çıkması ve Nekropolise gelecek oluşu büyük dalgalara yol açmıştı. Önceki nesilden hayalet krallar bile Tian Lunhui'den oldukça korkuyordu.

 

“Bu adam bir Ölümsüz İmparator'un bilgisine sahip olmalı. Eğer Nekropolise gelirse belki de onun sırrını açıp hazine dağını elde edebilir!” Bir hayalet kral Tian Lunhui'nun gelişini duyduktan sonra değişen ifadesi ile konuştu.

 

Herkes Tian Lunhui'nin Ölümsüz İmparator Yi Shi'nin reenkarnasyonu olabileceğini biliyordu. Eğer durum böyleyse zengin bilgisi ile Nekropolis'deki gizemleri çözme ve hazine dağını elde etme şansı yüksekti.

 

Tian Lunhui'nin Yeraltı Sınırı'na gitme haberlerini ilk elde eden, bölgenin en büyük mirası olan Sonsuz Kemik Tahtı olmuştu.

 

“Tian Lunhui ortaya çıktığına göre nasıl olur da ben, Di Zuo, ortada gözükmez?” Sonsuz Kemik Tahtı'nın içinde aşırı otoriter bir ses duyuldu.

 

Üç kahramandan biri olan Di Zuo sonunda niyetini açıkladı!

 

Bu mesaj dünyada yayıldı ve birçok genç adamın üzülmesini sağladı. Önceki nesilden Cennetsel Egemen'ler bile usulca iç çekerken yakındı.

 

Di Zuo kibirli olmaya nitelikliydi. Üç kahramandan biri olarak Tian Lunhui'den aşağı kalır yanı yoktu.

 

Her ne kadar doğumu Tian Lunhui kadar şok edici olmasa da Sonsuz Kemik Tahtı'nın varisi olarak yetenekleri açıktı. Bu üç imparatora sahip bir tarikattı ve şeytani dâhileri sokak köpekleri kadar yaygındı. Di Zuo'nun en tepeye yükselip şanını elde etmesi gücünü kanıtlıyordu.

 

Eğer Tian Lunhui cennetin gururlu çocuğu olarak doğduysa Di Zuo da kendi gücünü ve yeteneklerini kullanarak ismini hak etmişti.

 

Krallığın tahtı tıpkı ismi gibi ona aitti. O tek başına yenilmezdi ve şan ile çevrelenmişti. Yetenekleri ve gücü tüm dünyayı caydıracak boyuttayken savaş başarıları diğerlerini solduracak şekildeydi.

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 25341 Üye Sayısı
  • 850 Seri Sayısı
  • 42790 Bölüm Sayısı


creator
manga tr