Bekleyin okuyun ve öğrenin... #Örkün

Emperor’s Domination - Bölüm 280: Hizmetçi olarak Prenses


 

Bölüm 280: Hizmetçi olarak Prenses

 

Li Qiye hazine konusunu düşünürken, Kraliyet Lordu da düşünüyordu. Bir şeyler söylemek istiyordu gibiydi ama tereddüt ediyordu.

 

“Eğer Kraliyet Lordu bir şeyler söylemek istiyorsa, buyurabilir; dolaylı yolları kullanmak zorunda değiliz.” Li Qiye Kraliyet Lordunun çekindiğini görünce konuşmuştu.

 

Kraliyet Lordu hafifçe gülümsedi ve nihayetinde konuştu: “Duydum ki Dao Dostum Temizleyici Tütsü Antik Tarikatı’ndan geliyormuş ve daha Kraliyet Asili ünvanı kendisine bahşedilmemiş. Ah, Aslan Kükreyişi Kapı’mız sadece küçük bir ülke ama, merak ediyorum acaba Dao Dostumu bir asil olarak adlandırabilir miyiz?”

 

Her ülkenin Kraliyet Asili ünvanı konusunda farklı standartları oluyordu. Oldukça müşkülpesent ve katı olanlar olabiliyordu, özellikle Antik Krallıklar genelde böyle olurdu. Kraliyet Asili ünvanı bahşedilmiş gelişimciler Gizemli Kader aleminden oluyordu, bu yüzden bu alemdeki gelişimcilere Kraliyet Asili derlerdi.

 

Ancak her Kraliyet asili Gizemli Kader aleminde değildi. Birçok küçük ulus, büyük kişilerin gönlünü kazanmak için bu ünvanı teklif ediyordu. Ancak ulusların çoğu Gizemli Kader aleminden olmayanlara Kraliyet Asili ünvanını bahşetmezdi. Aslan Kükreyişi Ülkesi gibi küçük bir ulus için büyük yetenekleri çekmek kolay değildi, bu yüzden Kraliyet Asili ünvanını bahşetmek için aradıkları gereklilikler de düşüktü. “Kraliyet Asili’ ünvanını tam olarak bahşetmeye cesaret edemiyorlardı, onun yerine “Asil” ünvanı veriyorlardı. Sadece bir kelime eksik olsa da, bu tedbirli bir önem taşırdı. Gelenekleri basitçe kenara atmaya cüret edemezlerdi.

 

Li Qiye bu teklife sadece gülümsemişti. Bu sırada Kraliyet Asili hemen devam etti: “Dao Dostumuz ülkemizin Asili olursa yine de farklı ulusların ünvanlarını alabilir. Dahası bizim emrimiz altında da olmayacaksın; bir lord gibi davranmana gerek olmayacak ya da seremonilere katılmak zorunda olmayacaksın. Sadece gelecekte ülkemizin başı belada olduğunda Dao Dostumuzun bize yardım eli uzatacağını umuyorum. Eğer Dao Dostum öyle uygun görürse ülkeden bir kısım toprak da alabilir.”

 

Kraliyet Lordunun şartları son derece iyiydi ve kişiye hiçbir kısıtlama getirmiyordu – bu görmesi son derece nadir olan bir şeydi. Aslında Li Qiye’nin kalmasını istiyordu. Li Qiye’nin gelişimi farklı bir konuydu, çünkü bir Efsanevi Simyacı olmadığı halde Kader değişimi yapabilmesi göklere meydan okuyan bir durumdu. Eğer dünya böylesi bir yeteneği duyarsa, sadece Aslan Kükreyişi Ülkesi değil, en büyük tarikatlar ve en güçlü uluslar bile rekabet ederdi! Bu kesinlikle çok rağbet gören bir yetenekti.

 

Li Qiye gözlerini kıstı ve bir süre düşündü, sonra cevapladı: “Hatırladığım kadarıyla Aslan Kükreyişi Kapısı zamanında Ataların İlahi Bölgesi adında bir bölgeyi bloke etmiş.”

 

“Ülkemizin kuzeyindeki bir tımar olarak hala orada.” Kraliyet Lordu hemen cevaplamıştı.

 

Li Qiye gülümsedi: “Tamam, Asil ünvanını kabul edeceğim. Toprak benim için önemli değil, bu yüzden geçici olarak Ataların İlahi Bölgesi’nde kalacağım. Tıpkı söylendiği gibi, eğer gelecekte ülkeye bir musibet gelirse, yardım eli uzatacağım.”

 

Li Qiye’nin şartı Kraliyet Lordunu ve hatta Chi Xiaodie’yi bile şaşırtmıştı. İkisi de Li Qiye’nin eğer unvan alacaksa ülkenin en zengin bölgesini isteyeceğini düşünmüştü; Ataları İlahi Bölgesi’ni seçeceğini hiç beklemiyorlardı.

 

Bu bölge ülkenin kuzey ucundaydı ve merkezi güçten uzak olarak düşünülebilirdi. Dahası oradaki nüfus oldukça seyrekti ve toprakları da bereketli olarak değerlendirilemezdi. Tüm bunlara rağmen Li Qiye bu çorak toprakları seçmişti; Kraliyet Lordu ve Chi Xiaodie nasıl şaşırmasın ki?

 

“Evet, tamam, tamam, Dao Dostum istiyorsa hiç sorun değil.” Kraliyet Lordu aklını başına toplayınca hemen başını onaylar anlamında sallamaya başlamıştı. Bu beklediğinden çok daha iyi bir durumdu.

 

Li Qiye ilgisiz bir şekilde tekrar konuştu: “Ataların İlahi Bölgesi ıssız bir yer ve bir refakatçi eksiğim var. Öyle olsun, Chi Xiaodie beni takip etsin.”

 

Bu sözlerden sonra Kraliyet Lordu’nun ifadesi tamamen değişmişti. Ülkesi küçük de olsa, biricik kızı elindeki en kıymetli yeşimdi. Ne olursa olsun kızının bir hizmetkar olmasına izin vermezdi!

 

“Merak etme, sadece bir görevli eksiğim var, ona hiçbir şey yapmayacağım.” Li Qiye bunu da demesiyle gülümsedi.

 

Bu cümleden sonra Chi Xiaodie adeta öfkeyle alevlenmişti; Li Qiye sanki kendisi çok çirkin bir kızmış gibi bu son cümleyi eklemişti. Bu son cümle kendisini hizmetçi olarak istemesinden de beterdi.

 

“Baba, onu takip edeceğim!” Kraliyet Lordu tam Li Qiye’nin isteğini reddedecekken Chi Xiaodie ayağa kalkmıştı ve Li Qiye’ye soğukça bakarak konuşmuştu.

 

“Bu konu…” Öte yandan Kraliyet Lordu tereddüt ediyordu. Önce Li Qiye’ye baktı, sonra tekrar Chi Xiaodie’ye baktı. Kafası epey karışmıştı; doğal olarak kızının, gözünün nurunun başka birinin hizmetçisi olmasını istemiyordu! Ancak kızı kalkmış ve bu teklifi kabul etmişti.

 

Öfkeli Ölümsüz Aziz Ülkesi’nden Sima Longyun bir teklifle gelmişti. Kızı doğrudan bunu reddetmese de, babası olarak kızının bunu istemediğini biliyordu. Ama şimdi kızı Li Qiye’nin hizmetkarı olmak istiyordu, kafası epey karışmıştı.

 

“Neyse, uygun gördüğün gibi yap.” İşin sonunda Kraliyet Lordu hafifçe iç çekerek razı olmuştu.

 

Daha sonra Li Qiye bahşedilen ünvanı altın taht odasında kabul etti. Kraliyet Lordu Ataların İlahi Bölgesi’nin egemenliğinin işareti olacak büyük mührü Li Qiye’ye verdi. Böylelikle Li Qiye bir anda bu toprakların tek sahibi ve en üstün yöneticisi olmuştu.

 

Li Qiye etrafta oyalanmadı. Ünvanı aldığı ikinci gün doğrudan Chi Xiaodie ile kendi bölgesine doğru yola çıktı. Kraliyet Lordu hala kızının gitmesini istemiyordu; onu bu fikirden vazgeçmesi için ikna etmeye çalışıyordu.,

 

Ancak bilmediği sebeplerden dolayı, hizmetçi olarak da olsa Chi Xiaodie gitmeye kararlıydı. Sonunda elinden bir şey gelmediğini anlayınca hafifçe iç çekmiş ve kızını Li Qiye ile göndermişti.

 

Ne yazık ki Chi Xiaodao vedalaşmaya gelmemişti. Prenses Bao Yun’a klanına dönerken eşlik ediyordu.

 

Li Qiye de, Chi Xiaodao’nun yolunda giden işlerine engel olmak istemediğinden bu haberleri ona söylememişti. Sikong Toutian ise… Dao vaazı etkinliğinden sonra bu velet bilinmeyen yerlere kaçıp gitmişti. Chi Xiaodie bile etkinliğin ev sahibi olduğu halde o gece onu tekrar görmemişti.

 

Li Qiye buna takılmıyordu. Şans Sikong Toutian’ın elindeydi, tıpkı Chi Xiaodie’nin elinde olduğu gibi. Eğer bu fırsatı ellerinden kaçırırlarsa, Li Qiye onlar için yakalayıp tutacak değildi.

 

Li Qiye kraliyet şehrinden ayrılmış ve Ataların İlahi Bölgesi’ne girmişti, ama doğrudan yönetici makamlarının olduğu başkente gitmektense, kuzeye doğru gitmeye devam ediyordu.

 

“Bölgesel başkente gitmiyor muyuz?” Chi Xiaodie de Li Qiye’nin başkente doğru gitme niyeti olmadığını anlayınca şaşırmıştı.

 

“Gitmiyoruz.” Li Qiye bölgenin sahipliği mührünü gelişigüzel bir şekilde Chi Xiaodie’ye fırlattı ve devam etti: “İlerde Ataların İlahi Bölgesi’nin yöneticisi sen olacaksın. Ben ne istersem onu yaparım çünkü sadece kısa bir süre burada kalacağım. Asillik ünvanı – bu da sadece Chi Klanı ve karmik ilişkim olması içindi.”

 

Elinde mührü tutan şaşkın Chi Xiaodie’nin aklını başına toplaması biraz zaman almıştı. İçinden uzunca iç geçirmişti; Li Qiye’nin sözleri kibir doluydu ve kimseyi umursamadığını gösteriyordu ama Chi Xiaodie hiçbir şey söylememişti.

 

Sonunda Li Qiye, Chi Xiaodie’yi düz bir nehre getirdi. Bu düz nehir binlerce mil genişliğindeydi; bir bakışta görülebilen tek şey uçsuz bucaksız genişlikti.

 

Chi Xiaodie, Li Qiye’yi takip etmeye devam etti. Bu bölge üzerine bilgisi oldukça sınırlıydı, ülkenin prensesi olmasına rağmen burayı bilmiyordu.

 

Nihayet nehirde bir zirve görmüşlerdi. Ne çok yüksekteydi ne de çok alçakta. Biraz daha ilerisinde yüksek dağlar ve sisli bulutların olduğu yükselen bir coğrafi manzara vardı; son derece görkemli ve heybetli bir görüntüydü.

 

Chi Xiaodie ileri baktı ve bir değerlendirmede bulundu: “Bu dağlar kesinlikle Cennetsel Dao Akademisi’nin bölgesi içinde.” Sonrasında daha dikkatli bakarak devam etti: “Burası akademinin en güney bölgesi gibi görünüyor, akademinin atalarının topraklarından çok uzakta.”

 

“Doğru. Bu dağların karşısı Cennetsel Dao Akademisi’nin toprakları.” Li Qiye ileri baktı ve başıyla onayladı.

 

Chi Xiaodie biraz şaşkındı. Li Qiye’nin neden buraya kadar geldiğini bilmiyordu. Eğer akademiyi ziyaret etmek istiyorsa doğuya doğru gitmeliydi çünkü atalarının toprakları epey doğuda kalıyordu. Önünde gördüğü bölge de akademiye ait olsa da, akademinin öğrencileri bu kadar güneye gelmezdi.

 

Li Qiye ve Chi Xiaodie daha sonra biraz yüksek bir tepeye tırmandı. Tepeye tırmanırken, zirvede terk edilmiş bir tapınak olduğunu fark etmişti.

 

Bu terk edilmiş tapınak uzun zamandır ziyaret edilmiyordu ve son derece eskimişti. Duvarları ve çatısı rengini kaybetmişti; dahası, eski sarmaşıklıklar ile birlikte her yöne doğru yayılmış yabani otlarla kaplıydı. Burası fare ve yılan gibi küçük yaratıklarla dolu olmalıydı.

 

Terk edilmiş tapınağa girdiklerinde örümcek ağlarına eşlik eden kalın toz katmanlarının biriktiğini gördüler. İçerde dururken görülebilen tek şey iki heykeldi.

 

“Ataların İlahi Tapınağı.” Li Qiye biraz duygulanmıştı, yıkık dökük salonun ortasında dururken hafifçe iç geçirmişti.

 

Chi Xiaodie’nin kafası karışmıştı. Li Qiye’nin neden başkent yerine bu harabe olmuş yere geldiğini anlayamamıştı.

 

“Burayla ilgilen. Korkarım ki bir süre burada kalmak zorundayız.” Etrafa biraz baktıktan sonra Li Qiye, Chi Xiaodie’ye emretmişti.

 

Chi Xiaodie şaşıp kalmıştı. Her taraf toz ve örümcek ağı içindeydi; böyle bir temizliği kendisi gibi altın bir kız daha önce hiç yapmamıştı.

 

Chi Xiaodie derin bir nefes aldı ve kan enerjisini kanalize etti. Kıyafetinin kollarını kıvırdı ve tapınağa doğru bir fiske vurdu. Aniden bir rüzgar kükredi ve tozlar her yere uçuşmaya başladı. Sadece bir anda ikisi de tamamen tozla kaplanmıştı.

 

“Atalarına saygısızlık etme. Ellerinle temizle.” Li Qiye sakince bir uzaysal keseyi fırlattı ve ekledi: “Günlük ihtiyaçların için gerekli şeyler içinde mevcut. Burayı iyice bir temizle, ben biraz dışarıda olacağım.” Li Qiye uzaysal kesesini arkasında bırakarak ayrıldı.

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1150

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1029

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 843

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 791

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 674

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 624

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 618

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 586

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 531

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 507

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 313

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 202

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 182

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 168

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 136

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 114

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 111

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 87

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 13319 Üye Sayısı
  • 396 Seri Sayısı
  • 18151 Bölüm Sayısı


creator
manga tr