Lafla pilav pişerse deniz kadar yağı benden. #Atasözü

Emperor’s Domination - Bölüm 97: Ataları Kabul Etmek (1)


 

“Bu mümkün değil…”

 

Bu duydukları şey şok ediciydi. Büyükler buna inanamamıştı. Elder Wu ayağa kalktı ve konuştu:

 

“Atamız ömrü boyunca hiç evlenmedi, nasıl kanından oluyor?”

 

“Evet, böyle bir şey olmasına imkan yok. Tarikatın kayıtlarında atamızın kanından hiç kimse gözükmüyor.”

 

Elder Qian da konuşmaya atlamıştı.

 

“Gerçek birdir.”

 

Su Yonghuang’ın yanındaki Tu Buyu konuşmuştu:

 

“Büyüklerin güveni altında, atamızın soyunu bulmak için ayrılmıştım. Tarikatın resmi kayıtlarında yazmasa da, birkaç el yazmasında bazı kesin ipuçları vardı.”

 

Tu Buyu, Elder Gu’ya bakarak konuşmasına devam etti:

 

“Elder Gu, bin altı yüz yıl kadar önce, Liu Dede ile tanışma şansına sahip olduğunu hatırlıyor musun? O zaman, önceki tarikat ustasıyla gelmiştin. Ama sadece Liu Dede yoktu, ben de oradaydım.”

 

Gu Tieshou, Tu Buyu’ya baktı. Bir süre sonra aniden ayağa kalkıp heyecanla konuştu:

 

“S-sen Liu Dede’nin kalkmasına yardım eden gençsin!”

 

“Unutmamışsınız büyüğüm.”

 

Tu Buyu başını salladı ve konuştu:

 

“Doğru, ben Liu Dede’nin onursal öğrencisiydim. O zamanlar,  büyük bir sorumluluğum vardı ve adım tarikat öğrencilerinin kaydında yoktu.”

 

“Liu Dede mi? Hangi Liu Dede?”

 

Diğer büyükler titriyordu çünkü bu tarikatta sadece bir kişi Liu Dede diye biliniyordu.

 

Gu Tieshou hafifçe iç geçirdi. Sonra oturdu ve konuştu:

 

“Liu Dede, Temizleyici Tütsü Antik Tarikatı’nın bir numaralı siperi, Atamız Liu San Jian.”

 

“Liu San Jian mı!?”

 

Gu Tieshou’nun ağzından çıkan bu sözler, diğer büyükleri şok etmişti.

 

Mu Shaodi’den sonra, Liu San Jian bir numaralı Siper olarak tarikattaki en ünlü kişiydi. Temizleyici Tütsü Antik Tarikatı, İlahi Tanrı Tarikatıyla savaşırken, tarikatın en büyük gücü Liu San Jian’dı.

 

“Liu Atamız hâlâ yaşıyor mu?”

 

Bu haberler koltuklarındaki büyükler için son derece sarsıcıydı. Elder Qian’ın nutku tutulmuştu çünkü eğer Li Ataları hayattaysa, hala İlahi Tanrı Tarikatı’nın Atasıyla rekabet edebilecek biri var demekti.

 

“O, Liu Dede’yi son görüşümdü.”

 

Gu Tieshou başını iki yana salladı ve konuştu:

 

“O zamanlar, o Liu Dede’nin gerçekten de atamız olan Liu olduğunu bilmiyordum. Çok gençtim ve kendisini daha öncesinde hiç görmemiştim. Ustamı takip ederek, saygıdeğer dedeyi ziyaret ettim. Ancak, o an, Liu Dede’nin durumu pek iç açıcı değildi. Eski yarası onu çok zorluyordu. Oturup kalkmak için bile yardım alması gerekiyordu. Ondan sonra Liu Dede’yi hiç görmedim.”

 

Tüm büyüklerin gözü Tu Buyu’ya dönmüştü. Tu Bu Yu, Liu San Jian’ın öğrencisiydi; sadece onursal öğrenci olsa da, mevkisi Elder Gu’nun grubundan daha üstteydi.

 

“İşin aslı, o benim de ustam ile son görüşmemdi. Ondan sonra, bir daha hiç görmedim.”

 

Bunu duyunca büyüklerin yüzü asılmıştı. Liu San Jian’ın artık hayatta olmadığını anlamışlardı.

 

Tu Buyu konuştu:

 

“Otuz bin yıl önceki savaşta çok feci kayıplarımız oldu. Liu Dede yanlışlıkla atamızın kanından insanlar olduğunu öğrenmiş. Ben öğrencisi olduğumda, durumu kötüydü, bu yüzden bana atamızın soyunu bulma görevini verdi. İpuçları çok kısıtlı olduğundan, her zaman dışarıda seyahat etmek zorunda kaldım. Böyle bir sorumluluğum olduğundan, bu konuyu hiç kimseyle konuşmadım ve öğrenci listesinde de adım yoktu, sadece önceki tarikat ustasıyla bağlantı kuruyordum. Elder Gu da beni birkaç sefer görmüştür.”

 

Gu Tieshou başını sallayarak onayladı. Tu Buyu’nun dışarıyla irtibat kuran haberci bir öğrenci olduğunu düşünmüştü. Tu Buyu o zamanlar çok genç olduğundan, sadece bir öğrenci olduğunu düşünmüştü, hiç böyle büyük sorumluluklar altında olduğunun farkında değildi.

 

“Atamızın soyunu bulmak için, bin yıl boyunca bir göçebe gibi oradan oraya sürüklendim. Zaman bu samimi kalbime ihanet etmedi; sonunda atamızın soyunu bulmuştum.”

K.N: Şu adamı çok taktir ettim.

 

Tu Buyu önündeki büyüklere anlatıyordu.

 

Büyükler birbirlerine baktılar, sonra da Elder Zhou sordu:

 

“Bu… Tarikat ustasının atamızın kanından geldiğini nasıl kanıtlarız?”

 

Tu Buyu sorun değildi ama peki ya Su Yonghuang’ın atamızın bir öğrencisi olduğunu nasıl kanıtlayacaklardı? Sonuçta her şeyden önemlisi buydu.

 

“Atamızın kanı ve atalığının kabulünü, atamız bana rüyamda söyledi.”

 

Sonunda Li Qiye konuştu:

 

“Bu yüzden siz büyüklerimden atamızın portresini getirmenizi istedim.”

 

Büyükler bir kez daha birbirlerine baktı ve sonunda, birinci büyük Gu Tieshou, çok ciddi bir şekilde, kadim bir tahta kutu çıkardı. İki eliyle saygılı bir şekilde bu kutuyu taşıyordu.

 

“İmparatoriçe, atamızı ömrü boyunca takip etmiş olan Tanrısal General Su idi. Onun tarikatımızın ve krallığımızın kuruluşuna olan katkıları asla silinemeyecek kadar fazladır. Atamız Cennetin İradesini omuzladıktan sonra, General Su onun zirveye ulaşacak olan adımlarını ve ölümsüzlüğe olan arzusunu engellemek istemedi. Bu yüzden atamızın soyunu gözlerden ırak bir yere getirdi ve atamızdan ayrıldı.”

 

Li Qiye çok saygılı bir şekilde konuşuyordu:

 

“Dünya bu konudan habersizdi, tarikatımız da öyle. Ama dün gece atamız bana rüyamda bunları söyledi.”

 

O yıl, Su Ru’ya resmi bir unvan vermekte başarısız olmuştu. Su Ru hayatı boyunca hayal edilemeyecek kadar çalışıp çabalamıştı ama sonunda gözlerden ırak bir şekilde yaşamak zorunda kalmıştı. Tüm dünyadan uzak bir şekilde yaşarken bile asla kendisi için çıkarlar ya da resmi ünvanlar istememişti. Kara Karga olan Li Qiye’nin o zamanlar bu yüzden kalbi acırdı. Bugün bu planı kullanarak Su Ru’ya resmi bir unvan verebilecekti. Çok geç kalmış olsa bile, sonunda Su Ru’nun soyu kabul edilecekti!

 

Li Qiye’nin söyledikleri karşısında büyükler ne diyeceğini bilememişti. Sonunda Elder Gu ciddiyetle başını sallayarak konuştu:

 

“Atamızın geçmişini okumuştum. O zamanlar, Tanrısal General Su, atamızın yanındaki eşsiz bir kadın generaldi. Atamızın yanına ilk katılanlardan biriymiş; katıldığında çok gençmiş. Atamız Cennetin İradesini omuzladığında, Tanrısal General Su Ru hariç tüm generallere unvanlar verilmiş. Sonrasında neler olduğu ve Savaş Tanrısı Su’nun nereye gittiği ile ilgili hiçbir şey yok. Demek ki, Tanrısal General Su, İmparatoriçe olduğundanmış!”

 

Li Qiye yavaşça konuştu:

 

“Bu mesele konusunda kanıt yok, sadece söylediklerimizden ibaret. Büyükler Atamızın portresine sahip olduğumuzu söylediğinden, bunun doğru mu yanlış mı olduğunu, tarikat ustasını portreyle kıyaslayarak hemen anlarız. Portre bizzat atamız tarafından çizildiği için içinde imparator gücü ve ölümsüz niyeti gizli. Tarikat ustası kanını kullanarak ailenin kan bağını test edebilir!”

 

Li Qiye’nin söylediklerinden sonra büyükler afallamıştı. Neden bunu düşünememişlerdi? Sonunda, Gu Tieshou’nun dikkatli ellerinde kadim kutu açıldı ve portre dışarı çıkarıldı. Portre çok eskimişti; çizildiği günden sonra sayısız yıl geçmişti.

 

Portre çözüldüğü anda, yüksek bir ses duyuldu. İmparatorun aurası öfkeli bir şekilde portreden yayılmıştı. Bu aura sadece Ölümsüz İmparator’lara ait olabilirdi!

 

Portrede orta yaşlı bir adam görünüyordu. Çok fazla fırça darbesi ve mürekkep olmasa da, sadece birkaç çizgi bile eşsiz yenilmezliği ortaya çıkarıyordu!

 

İmparatorun aurası portreden dalgalar gibi yayılıyordu. Aura hiç kimseyi bastırmıyor olsa da, o anda havada akıyordu ve herkesi ruhuna kadar titretmişti. İnsanlar buna huşuyla ibadet etmekten başka bir şey yapamazdı. Tabloya ruhun en derinliklerinden korku ve saygı duyuluyordu.

 

Atalarının görünümüne ve aurasına şahit olan büyükler, son derece hürmet ve özveriyle onu tutuyorlardı. Atalarının yüzü ile Su Yonghuang’ın yüzünü kıyaslıyorlardı.

 

Su Yonghuang son derece güzel bir kadındı. Portreyi titizlikle inceleyince, gerçekten de ona bakınca Ölümsüz İmparator Min Ren’i anımsamamak çok zordu.

 

Min Ren’i herkesten çok gören kişi Li Qiye’ydi. Kendi gözleriyle Min Ren’in gelişimini izlemişti. Gerçekten de Su Yonghuang’a bakınca, Ölümsüz İmparator Min Ren’i düşünebiliyordu.

 

“B-Bu… çok benzer, özellikle de kaşları. Kaşlarındaki bu cazibe, gerçekten de atamıza çok benziyor. Sanki aynı kalıptan yapılmış gibiler!”

 

Dikkatle karşılaştırınca büyükler gerçekten donakalmıştı. Özellikle o kılıç gibi kaşlar Min Ren’inkilere çok benziyordu.

 

Li Qiye’yi en derinden etkileyen şey de buydu. Su Yonghuang’ın gözleri Su Ru’ya çok benziyordu, ama kaşlarındaki çekicilik aynı Ölümsüz İmparator Min Ren gibiydi.

 

“Tarikat ustası kanını damlatıp aile bağını kabul edebilir. Bu portre bizzat atamız tarafından yapılmış. Rüyamda da söyledi, eğer tarikat ustası gerçekten kanındansa, imparatorun gücünü ve ölümsüz niyeti onu kabul eder.”

 

Li Qiye yavaşça konuşmuştu.

 

Su Yonghuang, Li Qiye’yi süzdü. Aslında, esasen Li Qiye’nin atalarını rüyasında gördüğüne inanmıyordu, ama öyle olmasa, nasıl bu kadar şeyi bilecekti?

 

Su Yonghuang atasının portresini görünce daha fazla duygularını dizginleyemedi, kalbi heyecanla atıyordu. Su Klanı’nda da Min Ren’in portresi vardı vardı ama bizzat Min Ren tarafından çizilmemişti. Çok benzeseler de, onda imparatorun aurası yoktu; bu aura ancak Ölümsüz İmparator tarafından çizilebilirdi!

 

Sonunda Su Yonghuang parmağına küçük bir delik açarak portreye bir damla kanını akıttı. Bir anda kan portre tarafından özümsendi.

 

“Boom…” Göz açıp kapayıncaya kadar, imparatorun gücü ve ölümsüz niyeti vahşice patlamıştı. Portreden bir gölge geliyordu. Gölge belirdiği an, dokuz cenneti ve on dünyayı zapt edebilirdi, Tanrıları ve Şeytanları süpürebilirdi!

 

Yenilmez gölgenin korkutucu aurası dünyaya akın etti! Bu Tanrısal baskının altında, güneş ve ay ışığını kaybetti. Gök ve yer parlak renklerinden yoksun hale geldi!

 

O anda, Büyük Orta Bölge’deki sayısız yüce kişi, yenilmez imparatorun aurasını hissederek bir anda telaşa kapılmışlardı.

 

“İmparator’un aurası…”

 

Sayısız kadim varlık iki gözünü birden açmıştı, ama imparatorun aurası hemen kayboldu, bu yüzden yerini belirleyememişlerdi.

 

Temizleyici Tütsü Antik Tarikatı’nda ise, aura her şeyi süpürmüştü, tüm öğrenciler auranın baskısıyla yere yapışmıştı.

 

Antik odanın içinde, büyükler yerde uzanıyordu. Bu gücün altında, asla saygısız olamazlardı!

 




Yorumlar


Giriş Yap


    Duyurular

    Popüler Seriler

    Against The God
    Against The God
    Beğeni Sayısı: 1459

    King of Gods
    King of Gods
    Beğeni Sayısı: 1199

    Tales of Demons & Gods
    Tales of Demons & Gods
    Beğeni Sayısı: 988

    True Martial World
    True Martial World
    Beğeni Sayısı: 907

    Emperor’s Domination
    Emperor’s Domination
    Beğeni Sayısı: 801

    I Shall Seal The Heavens
    I Shall Seal The Heavens
    Beğeni Sayısı: 780

    Martial God Asura
    Martial God Asura
    Beğeni Sayısı: 719

    Coiling Dragon
    Coiling Dragon
    Beğeni Sayısı: 638

    Swallowed Star
    Swallowed Star
    Beğeni Sayısı: 633

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 597

    Popüler Orjinal Seriler

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 597

    KAREN
    KAREN
    Beğeni Sayısı: 217

    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    Beğeni Sayısı: 200

    DİPTEN EN TEPEYE
    DİPTEN EN TEPEYE
    Beğeni Sayısı: 158

    Beyond Eternity
    Beyond Eternity
    Beğeni Sayısı: 151

    Yıldızlar Kralı
    Yıldızlar Kralı
    Beğeni Sayısı: 150

    Acemi Ölümsüz
    Acemi Ölümsüz
    Beğeni Sayısı: 136

    SAHİPKIRAN
    SAHİPKIRAN
    Beğeni Sayısı: 129

    THEODEN
    THEODEN
    Beğeni Sayısı: 129

    Lord Of The Demons
    Lord Of The Demons
    Beğeni Sayısı: 124

    Site İstatistikleri

    • 15206 Üye Sayısı
    • 717 Seri Sayısı
    • 33313 Bölüm Sayısı


    creator
    manga tr