Milyonlarca insanın aynı kötülükleri paylaşması o kötülükleri erdeme dönüştürmez; aynı hataları yapmaları, o hataları doğru kılmaz. #Erich Fromm

Emperor’s Domination - Bölüm 96: Tam Yang Aziz Fiziği (2)


 

“Neden bahsediyorsun?”

 

Su Yonghuang, Li Qiye’nin bir şeyler demek üzere olduğunu fark edip bakmıştı.

 

Li Qiye ağzını kapadı ve başını iki yana salladı:

 

“Hiçbir şey.”

 

Az kalsın, atası olan Su Ru’nun kendisine benzediğini ağzından kaçırıyordu. Sadece gözleri değil, bu kendini feda etme kararlığı da Su Ru gibiydi.

 

Cennet’in Kenarındaki Su Klanı’nda doğmuş on üç yaşındaki bir kız çocuğu birden Temizleyici Tütsü Antik Tarikatı’nın lideri olmuştu… Bu onun için çok zor bir durum olmalıydı. Tarikat iyice düşmüştü ve Cennet’in Kenarındaki Su Klanı tarikattan kat kat daha iyi durumdaydı!

 

Eskiden, Temizleyici Tütsü Antik Tarikatı tüm azametiyle dünyaya hükmederken, böylesi bir prestijin Su Klanı’yla bir ilgisi yoktu. Onlar sadece dünyanın bir ucundaki gizli bir aileydi.

 

Ama bugün, tarikat yerlerdeyken, Su Klanı’nın soyu öne çıkıp tarikatı yeniden canlandırmak istiyordu. Bu on üç yaşındaki küçük kız, gittiği tarikatta hoş karşılanmamıştı ama gene de gelmeyi tercih etmişti.

 

Bunun nedeni, Temizleyici Tütsü Antik Tarikatı’nın kurucusunun kendi kanından olan Ölümsüz İmparator Min Ren olmasıydı!

 

Li Qiye tüm kalbiyle derin bir iç geçirdi.  Geçmişi hatırlamak zihnini yormuştu. Bu konu hakkında konuşmaya isteksizdi.

 

“Elder Gu’nun grubuna bunu açıkça belirteceğim. Yarın, koltuğum senin olacak.”

 

Su Yonghuang tüm kalbiyle açık sözlü ve dürüsttü. Tarikat ustalığı koltuğuna yapışmak gibi bir niyeti yoktu.

 

Tu Buyu arkasında sessizce dinliyordu ve hiçbir şey söylemeden sadece hafif bir iç geçirmişti.

 

Li Qiye gülümsedi ve başını iki yana salladı:

 

“Bu konuda yanlışın var. Sen Ölümsüz İmparator Min Ren’in kanındansın; tarikat liderliği konusunda  senden daha iyi hiç kimse yok. Dahası, tarikatı yeniden canlandırmak senin sorumluluğunda, benim değil. Öyle düşünmüyor musun? Yani bakıldığında sen tarikat ustasısın ben ise hala bir öğrenciyim. Elder Gu’nun grubu konusunda da, inanıyorum ki er ya da geç sana güvenmeye başlayacaklar.”

 

Su Yonghuang bir süre Li Qiye’ye baktı. Sonra hiçbir şey söylemeden ayağa kalktı ve ayrıldı; ama şüphesiz kalmaya karar vermişti.

 

“Ejderha başlarının yükseldiği günde, Su Klanı hala büyük bir onur töreni düzenliyor mu?”

 

Su Yonghuang ayrılmak üzereyken, Li Qiye bu soruyu soramadan edememişti.

 

Su Yonghuang, tam ayrılacakken bu soruyu duyunca, vücudu gözle görülür şekilde sarsılmıştı. Arkasını dönüp Li Qiye’ye baktı:

 

“Bu olayı nereden biliyorsun?”

 

“Parmak hesabı yaptım!”

 

Li Qiye hüzünle iç geçirdi. Su Yonghuang cevap vermemişti ama, cevabı çoktan biliyordu.

 

Ejderha Başlarının Yükseldiği Gün, Ölümsüz İmparator Min Ren’in doğum günüydü, ama Su Klanı’nın çocukları bile bunu bilmiyordu. Su Ru, Min Ren’in yanında ayrılıp uzaklara gitse de, bir daha onu hiç görmese de hala Min Ren’e aşıktı.

 

Bu konu yüzünden Li Qiye her zaman utanırdı. Su Ru’yu Min Ren’i takip etmesi için bizzat ikna etmişti. Ama ne yazık ki sonuç böyle olmuştu.

 

Su Yonghuang tam kapıdan çıkarken, aniden arkasını döndü ve konuştu:

 

“Nereden geldiğini bilmiyorum, ama madem beni arkanda tutacaksın, bir şeyi unutma: benim öğrencimsin!”

 

Sonra da nazikçe uçup gitti.

 

Su Yonghuang ayrıldıktan sonra, Li Qiye gülümsemeden edememişti. En azından bu yönü atalarının büyükannesi olan Su Ru’ya benzemiyordu!

 

“Büyük kardeş, ben de ayrılabilir miyim?”

 

Tu Buyu nezaketle sormuştu. Bin yılını devirmiş yaşlı bir canavar olmasına rağmen, sanki hiçbir gariplik yokmuş gibi Li Qiye’ye büyük kardeş diyordu; gerçekten etkileyici bir adamdı.

 

Li Qiye, sert bir bakış attı ve konuştu:

 

“Durumu ne hale getirmişsin, sonra da ortalığı toplamak bana kaldı. Benim küçük kardeşim, ileride nereye işaret edersem oraya gidersin değil mi? Doğuyu gösterirsem, batıya gitmeye cesaret edemezsin değil mi!?”

 

Tu Buyu’da en ufak bir sinirlenme belirtisi yoktu, neşeyle gülümseyerek konuştu:

 

“Büyük kardeş, bu konuda beni suçlayamazsın. İşin gerçeği tüm bu olan karışık durumun sorumlusu önceki tarikat ustasıydı. Ben sadece ayak işleri yapan oğlandım. Tek yaptığım tüm gayretimle çalışmaktı.”

 

Li Qiye pis pis baktı ama bu yaşlı tilkiyi kontrol etmesinin hiçbir yolu yoktu.

 

Tu Buyu da ayrıldıktan kısa süre sonra, Gu Tieshou’nun grubu daha fazla bekleyemeyip içeri girdi. Li Qiye’yi gören Elder Sun aceleyle sordu:

 

“Nasıldı? Ne üzerine görüştünüz?”

 

“Nasıl geçti müzakereniz?”

 

Li Qiye yavaşça konuştu:

 

“Şerle Kuşatılmış Dağ Sırası, bunu tekrar dikkatlice konuşacağız.”

 

“Şerle Kuşatılmış Dağ Sırası bekleyebilir.”

 

Elder Qian ciddiyetle konuşmuştu ve devam etti:

 

“Bana göre, tarikat liderliği pozisyonu hakkında konuşmalıyız. Fikrim, tarikat liderliğini senin alman. Bu reform döneminde, önce öğrencilerin güvenini almalıyız, sonra da herkese daha güçlü bir şekilde moral olmalıyız!”

 

“Bunun çok mantıklı olduğunu düşünüyorum.”

 

Elder Wu konuşmuştu:

 

“Tarikat ustası her zaman dışarılardaydı ve bu yüzden tarikatta pek itibarı yok. Genel kanının istediği bir lider değil. Büyük yeniliklerimiz için daha istikrarlı bir tutum gerekli. Şu anda, tarikat liderliği Li Qiye’ye geçerse her şey daha iyi olur. Bu iş için biçilmiş kaftansın.”

 

“Tarikat ustamız pozisyonundan çekilmek zorunda kalsa da, hala bir elder olabilir. Şu an zaten bir kişilik boş yer var.”

 

Elder Zhou’da Li Qiye’yi ikna etmek istercesine konuştu:

 

“Tek yol bu da değil. Eğer tarikat ustası çekilme konusunu kabul ederse, onu yüce büyüğümüz yapalım. Şu anda tarikatımızda herhangi bir yüce büyük yok.”

 

Bunlar Elder Wu’nun grubunun kendi çıkarları için istedikleri şeyler değildi. Şu an tarikatın içi çok karışık bir durumdaydı ve dışı da düşmanlarla sarılıydı. Bu reform hareketi ve tarikatı canlandırma işi için, kesinlikle mucizeleri gerçekleştiren ve onlara liderlik eden biri gerekliydi. Şüphesiz Li Qiye bu durum için en uygun kişiydi.

 

Su Yonghuang uzun bir süredir tarikat ustası olsa da, her zaman tarikatın dışındaydı; tarikattaki varlığı çok zayıftı.

 

“Elder Gu’nun fikri nedir?”

 

Li Qiye sakince Gu Tieshou’ya baktı ve sordu.

 

Gu Tieshou etrafındakilere baktık sonra konuştu:

 

“Ne yapabilirim ki? O yıl, tarikat ustası pozisyonunu alması için ben yardım ettim. Şimdi de o pozisyondan geri çekilmesini isteyen benim. Her daim bir kılıç gibi kullanılmıyor muyum? O yıl, ustam beni kullanmıştı, şimdi de sizler beni bunun için kullanmak istiyorsunuz. Sanki her zaman kötü adam rolü bana kalıyor.”

 

“Kardeş Gu, başka bir yol yok. Tarikat içinde, prestijinle de konumunla da, sadece sen bu kılıcı tutabilirsin.”

 

Elder Sun sadece bunu diyebilmişti.

 

Gu Tieshou uzun bir süre sessiz kaldı ama sonunda öfkeyle konuştu:

 

“Eğer gerçekten tarikat içinse, bu rezil duruma bir kez daha katlanabilirim.”

 

Sonra Li Qiye’ye baktı ve konuştu:

 

“Qiye, senin fikrin nedir?”

 

“Şöyle yapalım, şimdi tüm büyükler geri dönsün. Yarın bunu antik odada konuşalım.”

 

Li Qiye devam etti:

 

“Büyüklerim daha önce, atamızın bir portresinin olduğunu söylemişti. Yarın onu da getirin.”

 

Li Qiye büyüklerin bir anlığına kafasını karıştırmıştı. Sonunda hepsi başıyla onayladı ve ayrıldılar. Sadece Gu Tieshou sona kalmıştı.

 

“Antik Topraklar nasıldı?”

 

Gu Tieshou, herkesten daha fazla tarikatın yükselişi ve düşüşü konusunda endişeliydi. Li Qiye geri döndüğünden beri bu konu hakkında konuşmaya fırsatları olmamıştı.

 

“Şimdilik işimiz zor. Biraz daha zaman gerekli. Şu anki durumumuzda, Antik Topraklar meselesini anca bir kenara koyabiliriz. Önce Şerle Kuşatılmış Dağ Sırası konusunu halletmemiz gerekli. Bu bizim için son derece önemli.” Dedi Li Qiye.

 

Gu Tieshou bir an durdu ve sonra konuştu:

 

“Ancak, Şerle Kuşatılmış Dağ Sırası şu anda tarikatımıza ait değil. Tüm dünyaya ait olduğu söylenebilir. Bir kez açıldığında, korkarım ki Büyük Orta Bölge’deki tüm büyük tarikatlar gelecek. O zaman, hâlâ girme şansımız olacak mı?”

 

Bir büyük olarak Gu Tieshou tabii ki de Şerle Kuşatılmış Dağ Sırası’nı geri kazanmayı istiyordu. Ancak, tarikatın gücü şuan buna yetmezdi.

 

“Benim açımdan, Şerle Kuşatılmış Dağ Sırası açıldığında, İlahi Tanrı Tarikatı ve Cennetsel Mücevher Krallığı kesinlikle orada olacak. Ayrıca Güneyli Cennet Krallığı gibi güçlü miraslara sahip klanları da unutmamak gerek. Belki, Masmavi Gizemli Antik Krallığı gibi yenilmez bir dev de gelir.”

 

Gu Tieshou endişeliydi ve devam etti:

 

“Nasıl onlarla rekabet edeceğiz?”

 

“Merak etme büyüğüm.”

 

Li Qiye sakince konuştu:

 

“Bu sefer, Şerle Kuşatılmış Dağ Sırası’nda birliklerimize bizzat ben önderlik edeceğim. Zaten bizim tarikatımıza ait olduğundan, geri almak sadece zaman meselesi. Bu dağ sırasına giden yolda… yolumu kim engellerse, merhamet görmeden ölecek!”

 

Gu Tieshou, Li Qiye’nin kibrinin boş yere olmadığını ve delinin teki olmadığını biliyordu. Ancak, diğer büyük güçlere karşı elinde ne gibi bir kozu olduğunu bilmiyordu.

 

“Pekala, Şerle Kuşatılmış Dağ Sırası’na biz de gitmeye karar verdik. Açıldığı anda, Temizleyici Tütsü Antik Tarikatı olarak kesinlikle gireceğiz!”

 

Sonunda Gu Tieshou da Li Qiye’nin yaklaşımını kabul etmişti.

 

Sonraki gün, beş büyük antik odada toplandı. Li Qiye, Su Yonghuang ve Tu Buyu da oradaydı.

 

“Bugün, tarikat ustası pozisyonunu konuşacağız.”

 

Herkesin toplanmasıyla atmosfer biraz ağırlaşmıştı. Konuşmaya ilk başlayan Li Qiye olmuştu.

 

Böyle bir durum karşısında, Elder Zhou’nun grubu sessizdi çünkü, tarikat liderini pozisyonundan çekilmeye zorlama konusu şerefli bir konu değildi. Su Yonghuang bir tarikat ustası olarak hoş karşılanmasa da, tarikat ustası pozisyonu kesinlikle meşruydu.

 

“Biliyorum ki tüm büyükler, hatta koruyucular ve bölüm liderlerinin tarikat ustası konusunda bazı endişeleri var.”

 

Li Qiye yavaşça konuşuyordu:

 

“Ancak, bugün, tarikat ustasının soyunu kabul etmesi gereken gün.”

 

“Soyunu kabul etmesi mi?”

 

Büyükler bir anlığına donakalmıştı. Bugün konuşacaklarının, Su Yonghuang’ı tarikat ustalığı pozisyonundan geri çekilmeye zorlamak olduğunu düşünüyorlardı.

 

“Doğru. Tarikat ustamızın soyunu kabul etmesi gereken gün.”

 

Li Qiye ciddiyetle ayağa kalktı ve konuştu:

 

“Tarikat ustamız, Su Yonghuang, atamız Ölümsüz İmparator Min Ren’in kanındandır!”

 

“Ne…?”

 

Duydukları haber karşısında tüm büyükler şok olmuştu.

Sonraki Bölümün İsmi: Ataları Kabul Etmek 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1266

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1081

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 893

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 823

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 702

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 663

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 645

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 604

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 553

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 525

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 379

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 205

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 197

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 188

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 143

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 141

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 119

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 100

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 15619 Üye Sayısı
  • 513 Seri Sayısı
  • 21091 Bölüm Sayısı


creator
manga tr