"Ben Li Qiye'yim ve bu tek başına yeterli." #Emperor's Domination

Elveda ve Bütün O Çaldığın Şeyler İçin Teşekkürler [F5] - 3.Bölüm - Yanlış Istakoz


Önce cadde ve insanlar, sonra binalar, ardından sandalye, sonunda masa gözlerinin önünde belirdi ve kendisini kendi gerçekliğinde buldu.  Zaman, bıraktığı yerden birkaç saniye sonrasında devam ediyordu. Oliric sakince önlüğü gömleğine iliştirdi, bir dakika sonrasında sipariş ettiği Istakoz masasına getirildi. Garson hafifçe başıyla selamlayıp oradan ayrıldı. Oliric bir elinde çatal, diğer elinde bıçakla yavaşça Istakoz'un erimiş peynirin olduğu lezzetli görünen yumuşak kısımdan bir kesik aldı ve çatalı narince ufak parçaya geçirip ağızına attı. Sonrasında çatalı ve bıçağı bıraktı, ağızını, önlüğünde temizledikten sonra iki elini sıkıp, masaya delicesine vurmaya başladı. Tüm dikkatler bir anda üzerine çevrilmişti ve o insanlara aldırış etmeden vurmaya devam ediyordu. 


Müdür hemen Oliric'in masasına hızlı adımlarla yürüdü, "Efendim, bunu yapmamalısınız," dedi öfkesini gizlemeye çalışırken.


Oliric durmadı, bu sefer Müdür daha şiddetli şekilde, "Efendim!" diye uyardı.


Oliric duraksadı, düz ve ifadesiz bakışlarını müdüre çevirdi.


"Size yardımcı olabilmemiz adına sorunu bana söyler misiniz?" dedi Müdür.


"Sorun nedir size söyleyeyim, Pablo Escobar bıyıklı," dedi Oliric, işaret parmağını Müdüre savururken, "sorun, sizin bana getirdiğiniz Istakoz'un benim istediğim Istakoz olmaması."


"Nasıl yani?" dedi Müdür.


"Bu Istakoz nereden temin edildi?" dedi Oliric, sorguya çekercesine.


"Aaa..." diye düşünmeye başladı Müdür, Oliric'in sorgulayarak bakan gözleri yüzünden paniklemişti, "Rıhtımdaki, Puslu Deniz, balıkçısından."


"Peki," dedi Oliric, "onlar bu Istakoz'u yakalamış mı?"


"Evet," dedi Müdür, "galiba."


"Galiba mı?" diyerek daha da üzerine gitti Oliric.


Müdür önce Oliric'den müsaade istedi, hızla içeri koşturdu ve birkaç telefon görüşmesi yapıp geri döndü. "Norveç'den temin edilmiş," dedi.


"Sorun bu," dedi Oliric, "ben, Ege de yaşayan Istakozlardan istemiştim."


"Ama..."


"Aması yok!" dedi Oliric ayaklanıp. "Tarihte yaşanan, toplumun faydası adına yapılmış devrimleri araştırmalısın Escobar. Seçme ve seçilme hakkından haberin yok mu senin?"


"Va-"


"Ben özgür bir insanım ve istemediğim bir şeyi kimse bana zorla yediremez!" dedi ve çekti gitti.


Sonrasında tekrardan restorana geri döndü, "Siz benim kim olduğumu biliyor musunuz!" diye hiddetle söylendi Oliric.


"Hayır..." dedi Müdür korkuyla.


Oliric sakinleşti. "Güzel," dedi, "kim olduğumu bilseydiniz, bu benim için kötü olurdu," dedi ve tekrardan çekti gitti.


Restoranın kapısını öfkeyle savurdu, basamakları indi ve önlüğü kenara fırlattı. Kravatını düzeltti, "Şimdi, son bir iş kaldı," dedi.


Birkaç adım atıp kalabalığın arasına karıştı ve çığlık çığlığa yere yığıldı! İki eliyle boğazına sarılmışken ağızı köpürüyor, gözlerinin rengi soluyordu! İnsanlar panikle kendilerini kenarıya sakınıp Oliric'in yanından uzaklaştı ve kümelenip korkuyla izlemeye başladılar. Oliric kısık sesle yardım isterken yerde can çekişircesine debeleniyordu. Kalabalık gittikçe arttı, karşı caddedekiler de olayın yaşandığı kısma geçti, yoğun kalabalık Oliric'in başına üşüşmüşken herkes farklı şeyler hakkında sonuca varıyordu.


"Kriz geçiriyor!" dedi kalabalıktan birisi.


Başka birisi, "Hayır, zehirlenmiş olmalı!" dedi.


"Su yutmuş olmalı!" dedi bir başkası.


Yine bir başkası bilmişçesine, "Suni teneffüs yapılmalı!" dedi.


Bir adam, kendini kalabalığın arasından cesaretlendirerek ortaya attı ve yavaşça Oliric'e doğru eğildi. Oliric durulmuştu. Adam heyecan içinde Oliric'e dudaklarını uzattı, ağızının ortasına şaplağı yiyip geri savruldu.


"Ne yapıyorsun seni eşcinsel ibne!" diye çığırdı Oliric.


Adam ağızını tutarken, "Yardım etmek istemiştim!" dedi panik içinde.


"Bu kanıya hangi tıbbi bilgilerinle vardın?" dedi Oliric, "ve, hangi gerizekalı su yutmuş olmalı dedi? Kendi tükürüğümde mi boğuldum? Yakınlarda; okyanus, deniz, havuz, gölet, şişme havuz, hadi hepsini geçiyorum su şişesi bile görebiliyor musunuz aptallar!"


Oliric ayaklanıp üstünü temizledi, oyunculuğunu fazla abarttığına yakındı ve bu kaosu neden yarattığını hatırlayıp başını kalabalığın arasında yükselterek kaldırdı, etrafa göz gezdirdi. Bu, onun eski ve çoğunlukla işe yarayan en sevdiği numaralardan biriydi; eğer yoğun kalabalığın olduğu bir cadde de dikkat çekici bir olay yaşanıyorsa ve birisi bu olaya karşı kayıtsız kalıyorsa, ya o kişi heyecan duygularını yitirmiştir, veya o kişinin kendi problemleri o kadar büyüktür ki, problemleri dışında hiçbir şeyi göremiyordur. Ve anlaşılan yine işe yaramıştı.


Bakışları caddenin karşısına, elindeki iş çantasıyla beraber acele adımlarla hareket eden adama kilitlenmişti. "İşte oradasın," dedi Oliric.


Kalabalık yavaşça dağılırken o karşıya geçti ve saati çaldığı kişiyi takip etmeye başladı. Aklındaki binbir türlü kurnazlıklar, planlar varken bir anda önündeki adama dalgınlıkla çarptı.


"Ne yapıyorsun ge-" dediği sırada saati çaldığı kişinin olduğunu fark etti.


"Özür dilerim bayım!" dedi, dilememesi gereken kişi.


"Giyimin yüzünden seni aklı başında, patronların acımasızca emirler yağdırdığı ve bu duruma katlanan kölelerden sanmıştım, çocukmuşsun," dedi Oliric, "saatini düşürmüşsün," deyip bileğine taktığı saati çıkardı ve uzattı.


"Teşekkür ederim bayım! Çok teşekkür ederim!" dedi çocuk, Oliric'in elini hızla sallarken.


Saati aldı, bileğine taktı ve olaydaki tutarsızlığı gördü. "Bayım..." dedi, "eğer saati düşürmüşsem, neden senin bileğindeydi?"


Oliric, elini kötü kokuyu def edermişçesine sallayarak, "Detaylara takılma," dedi.


Çocuk, eğer saati bulmasaydı... diyerek karamsar düşüncelerle iç geçirdi.


"Bu saatin benim için önemini bilemezsiniz bayım," dedi çocuk.


Oliric ufak bir sırıtış attı, "Keşke bilmeseydim," dedi.


Çocuk önce kaşını çattı, sonra sanki elektrik akımı yükseliyormuşçasına kaşları yükseldi ve heyecan dolu ifadeyle, "Siz Thomas Oliric'siniz!" diye bağırdı.


Bazıları anlamsız bakışlarla ona döndü, Oliric hemen kolunu çocuğa doladı ve kalabalık arasında yürümeye başladılar.


"O ismi bir daha sakın sesli söyleme evlat," dedi Oliric, "sadece kim tarafından soyulduğunu bilenler ve güzel kadınlar benim adımı haykırır."



                            ***


Oliric, çocuğu daha önce gelecekte hiç karşılaşmadığı, varlığından bile haberinin olmadığı villa tarzı büyük malikanesine getirmişti. Çocuk, parıldayan gözlerle ve hevesle sorular yağdırırken Oliric sıkkınlıkla geçiştirilmiş cevaplar veriyordu. Çocuk hevesliydi, iyiydi, ama aptaldı. Saf da denilebilir. Aslında pek de önemli değil, diye düşündü Oliric, kendisi dışında aptal görmediği insanın olmadığını hatırlamıştı.


"İlk defa kumların üzerine basmadan dışarıda yürüyebilmek..." dedi Bark heyecanla anlatırken, "bu harika!"


Oliric viskisinden yudum aldı, "Kaç yaşındasın evlat?" dedi ve Bark'ı umursama seviyesini azaltacağına umarak viskiyi dibine kadar içti.


"Onaltı, bayım," dedi Bark.


"Bu soruyu sormam lazım, üzgünüm evlat," dedi Oliric ve derin bir iç çekti.


Bark gerildi ve ellerini sıkıca birbirine kenetledi.


"Hiç karıya gittin mi?" dedi ve Bark'ın önüne viski bardağını bıraktı.


Bark utançla kafasını eğdi ve iki yana salladı. Viskiyi de istemediğini belirterek ittirdi.


"Akraba olmamız ne kadar ilginç değil mi?" dedi Bark neşeyle sırıtarak.


Oliric cümleyi işittiği gibi viskiyi masanın üzerine sertçe vurdu, "Dur bir dakika," dedi, "Neyden bahsediyorsun sen?"


Bark şaşkınlıkla gözlerini devirdi. "Bildiğinizi sanıyordum."


Oliric başını takdir ederek salladı. "İhtiyarda beni kandırabilecek kabiliyet varmış demek," dedi.


"Bay Oliric..." dedi Bark utana sıkıla, "veya size dede, olarak mı hitap etmeliyim?"


"Bana bir daha sakın dede deme evlat."


Bark başını salladı ve ahlak duygusunu, çekiçle dürten içgüdüsüne karşı daha fazla dizginleyemedi, "İyi bir amaç uğruna hırsızlık yapmamızı mantıklı buluyorum," dedi, "ama kendi çıkarımız için hırsızlık yapmak doğru mu?"


"Olaya bakış açın yanlış evlat," dedi Oliric tekrar viski bardağını eline aldı. "Dünya, başlangıçtan beri hırsızlık üzerine kuruludur."


"Ne demek istiyorsunuz?"


"İnsanlar, sahip olmadığı dünyanın topraklarını sahiplendi, ona isim koydu, binalar, evler dikti ve başka topraklarda yaşayan insanlara dilediği gibi o topraklarda gezme hakkı tanımadı.Yani anlayacağın, dünya, 4 milyar yıldır insanların sömürgesi altında."


Bark, "Olaylara böyle bakınca mantıklı geliyor, ama..." dedi tereddütlü ifadeyle.


"Amasını sorgulama. Fazlasını sorgularsan, mantığı bile mantıksız olmakla suçlarsın."


Bark anlamışçasına başını salladı, Oliric ayaklandı, Bark'ın yanına gidip tepesinde dikildi. "Şimdi," dedi, "bana o çantada ne olduğunu göster."


Bark gülümsedi, "Size yardımcı olabileceğimi umuyorum," dedi ve çantasının düğmesini açtı, içindeki tüm fotoğrafları, dosyaları, notları masaya yığdı.




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1434

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1190

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 975

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 902

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 791

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 770

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 712

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 635

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 620

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 569

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 569

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 216

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 200

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 157

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Beyond Eternity
Beyond Eternity
Beğeni Sayısı: 139

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 133

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 128

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 125

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 124

Site İstatistikleri

  • 13889 Üye Sayısı
  • 661 Seri Sayısı
  • 31361 Bölüm Sayısı


creator
manga tr