"Ben Li Qiye'yim ve bu tek başına yeterli." #Emperor's Domination

Düşüş - Bölüm 5: Zincirlenmiş Prens (2)


Prens Sargon üç gündür aralıksız uyuyordu. Bilge Kral ve Yaşlı Montis genç prensin başından bir an olsun ayrılmıyordu. 

''Uyandı.'' 

Uzun süredir dalgın olan Bilge Kral, Montisin sesiyle irkildi ve oğluna yaklaştı.

‘’Usta… Şu gözlere bak.’’

‘’Biliyorsun kaç yaşımda olduğumu bilmiyorum evlat. Bu uzun ömrümde ilk kez kızıl gözler görüyorum ve gördüğüm en güzel gözler.’’

Onaylarcasına başını sallayan Bilge Kral derin bir ah çektikten sonra ‘’Güzel olduğu kadar da korkutucu.’’ Dedi ve odanın çıkışına yöneldi. 

‘’Ataların Dağına dönmek istediğini biliyorum ama son bir kral daha eğitmeni rica etmek zorundayım.’’ Dedi ve uzun süre dönmemek üzere oğlunun odasını terk etti.


Kızıl Dağın doruklarında on dört yaşına gelmiş olan prens ve ustası Montis eğitim dövüşündeydi. Montis ilk defe bir öğrencisi on sekiz yaşına varmadan eğitim dövüşü yapıyordu.

Bunun nedeni Yaşlı Montisin gücünü ne kadar kısıtlarsa kısıtlasın öğrencilerine fazla gelmesiydi. Eğitim dövüşleri ustanın öğrenciye attığı dayağa dönüşüyordu.

Ancak Sargon farklıydı. Çok hızlı öğreniyordu ve yaşıtlarına kıyasla onlarca kat güçlüydü. Birkaç on saniye de olsa Montisle dövüşebiliyordu.

Bu süre bir şeyler öğrenmek için az gözükse de her dövüşün ardından güçleniyordu. Her seferinde dövüşün uzunluğu artıyordu.

‘’Bu çocuk beni mi kopyalıyor?’’

Montis uzun süredir bu konu hakkında düşünüyordu. çünkü genç prens birşeyleri öğrenmekten ziyade kopyalıyormuş gibi gözüküyordu.

Montis dövüşleri hızlandırmaya başladı. Amacı Sargonun sınırlarını zorlamaktı. Dövüş birkaç saniyede bitmişti ama Montisin ilgisini çeken bir şey fark etti. Bir anlığına Sargon'un gözlerinde bir  parıltı belirmişti ve parıltının ardından Montis'in yumruğundan kaçınmaya çalışmıştı.

Bir yumruktan kaçınmaya 'çalışmak' çok zor gözükmeye bilirdi ama bu yumruğun Montis tarafından atıldığı göz ardı edilemezdi. Bilge Kral'ın on dört yaşındaki hali bu yumruktan kaçınmayı düşünemezdi bile. 

Sargon da aynı şeyi fark etmişti. Bir saniyeliğine olsa da Montisin yumruğunu görmüştü. Aslında yumruğu görmemişti, yumruğun rotasını görmüştü. Montis daha yumruk atmadan yumruğun nereyi hedeflediğini anlamıştı. 

''Bu günlük eğitimi burada keselim. Artık sadece vücudunu geliştirip antrenman dövüşleri yapacağız. Serbestsin.''

Sargon, Montisten öğrenebileceği her şeyi öğrenmişti. Vücudunu geliştirme işlemi için pasif ve aktif olmak üzere iki tür eğitim yapmaya başlayacaktı artık. 

Kıyafetlerinin altında Montis tarafından verilmiş bir zincir zırh vardı. Sargon savunma amaçlı sanmıştı bu zırhı ama eline aldığında zırhın asıl amacını anlamıştı. Montisin cani eğitimlerinin parçasıydı bu zırh. Zırhın ağırlığı yüzlerce kiloyu aşıyordu. 

''Usta böyle bir şeyi giyerek yaşamam imkânsız. Bu gerçekten gerekli mi?''

''Merak etme çocuk ağır olan zırh değil. Zırhın yapıldığı materyal öz depolayabiliyor. Zırhın içinde benim özüm var.''

''Hala anlamadım usta.''

''Benim yeteneğimin ne olduğunu biliyor musun?''

''Sadece çok güçlü olduğunu biliyorum.''

''Belli bir oranda nesnelerin ağırlığını değiştirebiliyorum.''

Sargon'un yeni zırhı içinde Montis'in özünü uzun süre tutabiliyordu. Bu  sayede Montis zırhın ağırlığını değiştirebiliyordu. Günün büyük bir kısmında bu zırhla dolaşan Sargon, pasif olarak fiziksel gücünü arttırıyordu. 

Geceleri de Montis'in verdiği çalışma programına görede antrenman yapıyordu. Gündüzleri ise teorik derslere çalışıyordu. 

Geceleri antrenman yapmasının nedeni gün içinde kendine boş zaman yaratmak istemesiydi. Çünkü içinde büyüdüğü sarayı gezmek ve yeni insanlarla tanışmak istiyordu. Sonunda Montis'in ağır eğitiminden kurtulduğu için sarayı rahat rahat gezecek zaman kazanmıştı artık.

Prens olarak öz güveni yüksek biriydi Sargon. Bu yüzden gördüğü herkesle arkadaş olabileceğini düşünüyordu. Büyük umutlarla odasının kapısını açtı ve sarayı gezmek üzere odasından çıktı.

Prens gördüğü herkesle iletişime geçmeye çalışıyordu ancak herkes kendisinden kaçınıyordu. Muhafızlar ise Sargonu her gördüklerinde selam durmaktan başka birşey yapmıyordu.

Sonunda sinirlenen prens kendisinden kaçan hizmetçilerden birinin peşine takıldı. İlk başta hızlı hızlı yürüyen hizmetçi iyice korkuya kapılmış, koşmaya başlamıştı. Kendini tutmaktan vaz geçen prens genç hizmetçinin üstüne atladı.

‘’Neden?! Neden benden kaçıyorsunuz?!’’

Genç hizmetçi korkudan ve öfkeden titremeye başladı ve genç prensi üstünden atmak için prensi yumruklamaya çalıştı.

‘’Şeytan! Şeytan bırak beni! Beni de mi öldüreceksin?!’’

Ne olduğunu anlamaya çalışan genç prens genç hizmetçiyi bırakmıştı. Hizmetçi daha beş adım atmıştı ki karanlıktan beliren üç siluet yolunu kesti.

‘’Kızıl Dağın Prensine el kaldırdıktan sonra nereye gitmeyi planlıyorsun?!’’

‘’Bana… saldır…’’

‘’ Kızı bırakın!’’

Hizmetçinin sözlerini kesen ve karanlıkta beliren siluetlerin karanlığa karışmasına sebep olan ses Yaşlı Montise aitti.

‘’Benimle gel Sargon.’’

Birkaç dakika sonra Sargon ve Yaşlı Montis kimsenin olmadığı bir odadaydı.

‘’O kız neden benden o kadar korktu?’’

‘’O kızın annesini öldürdün.’’

Hayatı boyunca kimseyi öldürmemiş olan Sargon şaşkın bir ifadeyle ustasına bakıyordu.

‘’Doğduğunda çok fazla öz absorbe ediyordun. O kadar fazla öz absorbe ettin ki odada bulunan herkes öldü. Odadakilerden biri de o kızın annesiydi.’’ 

‘’Peki annem? Annem bir uyanmış değil miydi?‘’

‘’Doğumun verdiği yorgunluk yüzünden dayanamadı. Aslında o gece olanları gizlemeye çalıştık ama bir şekilde duyulmuş. Kızıl Dağın Prensinin bir şeytan olduğuna dair dedikodular çıktı. Sonuç ola...'’

''Annemi... Ben mi öldürdüm?''

''Evet.''

‘’Bir çocuk için çok mu fazlaydı acaba?’’

Prens verdiği tepki ise kalkıp odadan çıkmak oldu. Prens odadan çıktıktan sonra odanın içinde beş gölge belirdi.

‘’Uzaktan izleyin. Tehditleri imha etme yetkisine sahipsiniz’'

‘’Emredersiniz!’’

Prens ne yapacağını bilmiyordu. Ne de olsa küçük bir çocuktu hala. Nefesinin daraldığını hissediyordu. Dışarı çıkması istiyordu. Açık havaya ihtiyacı vardı.

Sarayın kapısına doğru yöneldi. Kapıyı korumakla görevli olan muhafızları görmezden gelerek kapıları zorla açmaya çalıştı.  Ancak kapı kendisinin bile açamayacağı kadar ağırdı. 

''Kapıyı açın!''

''Saraydan çıkmanız yas...'' 

Prensin kızıl gözlerinde anlık bir parıltı belirdi. 

''Bu bir emirdir!''

Bir anda prensten yayılan auranın etkisiyle ne yapacaklarını bilemeyen muhafızlar hızla kapıyı açtı.

Genç prensin aklında tek bir düşünce vardı.

‘’Ben annemi mi ölürdüm? Neden?’’

İlk kez gördüğü kalabalık şehrin sokaklarında nereye gittiğini bilmeden koşuyordu.

Önüne bakmadan koşan bu kızıl gözlü genç adam sokaktaki kalabalığın da ilgisini çekiyordu. Genç prens çok geçmeden her attığı adımda daha fazla rahatsız olmasına sebep olacak bir şey duymaya başladı.

‘’Ucube!’’

‘’Şu gözlere bak! İnsan mı bu?’’

‘’Önüne bak lan ucube!’’

Duyduklarına dayanamayan Sargon ilk bulduğu ara sokağa daldı.

‘’Neden? Neden? Neden? Neden?’’

Sargon kafasındaki sorunun ağırlığına dayanamamış ve kendini yere atmıştı. Titremesini durduramıyordu.

Doğduğu gece dışında hiç ağlamamıştı ama böyle durumlarda ağlaması gerektiğini biliyordu. Ancak garip bir şekilde ağlayamıyordu.

Uzun bir süre olduğu yerde kıvranan Sargon havanın karardığını fark edememişti. Boğazına yapışan bir el uzun süredir titreyen Sargonu kendine getirmişti.

‘’Güzel kıyafetlerin var! Umarım ceplerinde dolu...!’’

Uzun süredir Montis gibi bir canavardan eğitim alan Sargon boynunu sıkan bir el hisseder hissetmez refleksleri devreye girmişti. Boynunu sıkan adamın itmişti.

Bu hareket öldürmeye ya da ağır hasar vermeye yönelik değildi. Sadece ''tehdit'' ile arasına mesafe koymak amaçlıydı.  Ancak beklediği şey olmamıştı aslında beklediğinden fazlası olmuştu. 

Sargonun boğazını biraz önce sıkan adam tabiri caizse karşısındaki duvara girmişti. Sargonun karşısında hala iki kişi vardı. Bu iki kişide az önceki adamın arkadaşıydı ancak az önceki adamla aynı şeyi yapmak istiyormuş gibi gözükmüyordu. Aksine kaçacak delik arıyorlardı. 

Duvara yapışmış olan adamın cansız bedeni yere düştü. Liderlerinin ölümünü gören diğer serseriler arkalarına bakmadan kaçtılar. Tabi çok geçmeden birkaç gölge tarafından yolları kesildi.

Sargon ise serserilerin liderinin cesedinden olabildiğince uzaklaşmak amacıyla koşmaya başladı. 

Nereye gittiğini bilmiyordu ama koşmak, kaçmak istiyordu. Olanlardan çok kendinden kaçmaya çalışıyordu aslında. 

Kafasında binlerce soruyla birlikte koşan genç prens bir anda kendini yerde buldu. Birine çarpmıştı.

Sargon gözlerini açtığında kendisine bakmakta olan iki mavi göz ve yüzüne değen siyah saçlar gördü.

‘’Çok güzel gözlerin var!’’




Yorumlar


Giriş Yap


    Duyurular

    Popüler Seriler

    Against The God
    Against The God
    Beğeni Sayısı: 1468

    King of Gods
    King of Gods
    Beğeni Sayısı: 1206

    Tales of Demons & Gods
    Tales of Demons & Gods
    Beğeni Sayısı: 995

    True Martial World
    True Martial World
    Beğeni Sayısı: 909

    Emperor’s Domination
    Emperor’s Domination
    Beğeni Sayısı: 805

    I Shall Seal The Heavens
    I Shall Seal The Heavens
    Beğeni Sayısı: 787

    Martial God Asura
    Martial God Asura
    Beğeni Sayısı: 720

    Coiling Dragon
    Coiling Dragon
    Beğeni Sayısı: 637

    Swallowed Star
    Swallowed Star
    Beğeni Sayısı: 634

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 604

    Popüler Orjinal Seriler

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 604

    KAREN
    KAREN
    Beğeni Sayısı: 217

    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    Beğeni Sayısı: 200

    DİPTEN EN TEPEYE
    DİPTEN EN TEPEYE
    Beğeni Sayısı: 158

    Beyond Eternity
    Beyond Eternity
    Beğeni Sayısı: 154

    Yıldızlar Kralı
    Yıldızlar Kralı
    Beğeni Sayısı: 150

    Acemi Ölümsüz
    Acemi Ölümsüz
    Beğeni Sayısı: 136

    SAHİPKIRAN
    SAHİPKIRAN
    Beğeni Sayısı: 130

    THEODEN
    THEODEN
    Beğeni Sayısı: 129

    Lord Of The Demons
    Lord Of The Demons
    Beğeni Sayısı: 124

    Site İstatistikleri

    • 16149 Üye Sayısı
    • 730 Seri Sayısı
    • 34278 Bölüm Sayısı


    creator
    manga tr