Beni öldürmek istemiyor musunuz? İşte buradayım! Beni öldürmeniz için tam burada duruyorum! Bana ufacık bir çizik bile atabilirseniz, hepinizi yetenekli sayacağım. #Qin Yun - S.T.F.S.P.

Donmuş Deniz Düşen Yıldırım - 26 - Pablo'nun Kafes'i


Gan karaciğerine gelen darbeyle, nefessiz kalıp yere yığıldı. Çavuş Sven söylediği gibi tekrar antreman için karşısına gelmişti ve hiç insafı yoktu. Başladıklarından bu yana kaçıncı defa acıyla yere yıkıldığını sayamamıştı. Tekrar ayağa kalkmak için hareketlenmek isterken çavuş yerde kalmasını işaret etti ve yaklaştı.

 

"Acıya dayanıklısın çocuk. Aslında sana bu teklifi yapmak için biraz zaman geçmesini bekleyecektim fakat beklemeye gerek yok gibi."

 

Gan'ın sorgulayan bakışları altında yanına gelerek çömeldi ve kısık sesle devam etti.

 

"Seninle beraber biraz qi taşı kazanabiliriz. Denemek ister misin?"

 

Gan teklifin içeriğini merak ederek kafasını sallarken çavuş da sırıtarak bandanasıyla oynuyordu.

 

"Duymuşsundur diye düşünüyorum. İç kalede qi taşı kazanmanın yollarından biri de arenalar. Dövüşerek veya bahis oynayarak güzel qi taşı kazanabilirsin." Konuşmasına ara verip cebinden çıkardığı bir broşürü Gan'a gösterdi. Broşürde Pablo'nun Kafes’i yazan bir arena resmi ve birkaç kural yazıyordu.

 

"Bu broşür Pablo'nun Kafes’i adlı bir arenaya ait. Arenada enerji kullanılmadan sadece fiziksel güç kullanılarak dövüşülüyor. Eğer kabul edersen, sen dövüşeceksin. Ve ikimiz de sana bahis oynayacağız. Dövüşleri kazanırsan da güzel kazanç sağlayacağız. Ne dersin?"

 

Çavuş Gan'ın düşünceli halini gördüğünde panikle cebinden bir kap çıkardı ve uzattı.

 

"Alacağın yaralar için bir kap daha "Sıfır Ağrı" merhemi verebilirim. Böylece sonrası hakkında endişelenmene de gerek kalmaz."

 

Gan uzatılan merhem kabını elinin tersiyle iterek "Gerekmez." dedi. Daha sonra gülümseyerek çavuşa baktı ve " Ne zaman dövüşüyorum?" diye sordu.

 

Çavuşun yüzünde bir gülümseme oluşurken "Yarın dersten sonra gideceğiz. Fakat bundan kimsenin özellikle de yüzbaşının haberi olmamalı." diyerek Gan'ı uyardı. Ardından Gan kafasını sallayarak ayaklandı ve antremanların bitişini belirten düdüğün çalmasıyla çavuşa veda ederek kışlayı terk etti.

 

Şifa dükkanına doğru ilerlerken ağrıları ve morlukları için bir miktar "Cilt Restoresi" kullanmıştı ve şimdi oldukça canlı hissediyordu.

 

Şifa dükkanına yaklaştığında kendisini gören ihtiyar Munie hızla içeri girdi. Dükkana geldiğinde ise Munie içeriden elinde bir paketle çıkmıştı. İhtiyar kadın gözleri dolu dolu ve mahcup bir ifadeyle paketi Gan'a uzattı.

 

"Sana ve bu merhemleri yapan ustana nasıl teşekkür edebileceğimi bilmiyorum. Hiç qi taşım kalmadı ve yapabileceğim tek şey bu pastalar oldu. Sayenizde torunum iyileşti. Bu dünyada bu kadar minnettar olabileceğimi hiç düşünmezdim."

 

Gan gülümseyerek paketi açarken burnuna gelen kakao kokusu oldukça yoğundu. Pakette iki ayrı kakaolu pasta vardı. Birini eline alıp ısırdı. Ağzına yayılan yumuşak krema ve kek tadıyla damağı mest olmuştu. Dış kaledeki Rosie'nin tatlıları aklına gelirken duygulandı. İhtiyar Munie de belli ki aşçılık konusunda yetenekliydi.

 

Saniyeler içerisinde pastayı bitirip parmaklarını yalarken Munie'ye teşekkür etti. İhtiyar kadın da nemli gözlerle Gan'a gülümsüyordu. Çocuğun pastayı beğenmesine sevinmişti.

 

"Torunum yetişim konusunda önemli bir dönemde olduğu için ustasından izin alamadı. Yoksa kendisi gelip sana teşekkür etmek istiyordu. En kısa zamanda geleceğini fakat sonsuz minnettarlığını önden benim iletmemi istedi."

 

Gan önemli olmadığını ve torununun istediği zaman gelebileceğini söyledikten sonra ciddileşti.

 

"Bana her konuda yardım edeceğini söylemiştin. Sana güvenebilir miyim ihtiyar?"

 

Gan'ın sorusuna hızlıca kafasını sallayan Munie "Elimden gelen her şeyi yaparım. Artık benim için sözlerin emirdir." diyerek kararlı bir şekilde Gan'ın gözlerinin içine baktı.

 

Gan bu durumdan memnun bir şekilde boyu çantasını belinden söktü ve ihtiyar Munie'ye uzattı.

 

"Bu çantada küçük bir seyyar tabla, 40 kap "Ağrısız Gece" merhemi ve 10 şişe de "KemikOnaran" şurubu var."

 

İhtiyarın anlamaz bakışları karşısında gülümseyerek devam etti.

 

"Bunlar şifa kralı ustam tarafından yapılan iki merhem. Seviyeleri olağanüstü ve tahminimce iç kaledeki çoğu ilaçtan daha iyi ve daha ucuz olacaklar."

 

Dün pazar yerindeki ot tezgahlarından bol miktarda mentha yaprağı, parcel sapı, rosa yaprağı, kemik otu, toz bromür ve bol miktarda macun almıştı. Formüllerin oranlarını biraz bozarak "Sıfır Ağrı" gibi bir merhemden daha etkili olacak bir ağrı kesici merhem ve kırıkları birkaç gün içerisinde kaynaştıracak bir şurup yapmıştı. Seviyelerinin de olağanüstü olması için bayağı çabalamıştı. Neyse ki pazar yerinden aldığı ilaçların seviyelerini ölçen çubuk bu konuda oldukça işe yarıyordu.

 

Munie ilaçları anlasa da seyyar tabla konusunda kafası karışıktı ve Gan'a sordu. Gan'ın cevabı beklenmedikti.

 

"Bundan sonra akademinin şifa dükkanında çalışmayacaksın. Bana çalışacaksın. Yarına kadar pazar yerinde ucuz kirası olan birkaç dükkan öğren. Ve yarın öğleden sonra Pablo'nun Kafes’i adlı arenada buluşalım."

 

Gan ihtiyar Munie'nin bilmesi gereken birkaç detayı daha söyledikten sonra şifa dükkanından uzaklaştı. Arkasından bakan Munie dükkanı kapatarak istifasını vermek için akademi idari binasına doğru giderken gülümsüyordu. Bir hafta önce kapısından kovacağı genç çocuk kendisi için inanılmaz bir iyilik yapmıştı. Ve biraz önce anlattığı planları ise gayet başarılıydı. Munie yürürken içten içe bu gence elinden geldiği kadar destek olacağına tekrar tekrar söz veriyordu.

 

Gan ihtiyar Munie'den aldığı qi taşlarının çoğunu harcamıştı. Elinde kalan 50 qi taşını ise yarınki arena dövüşü için ayırıyordu. Eğer kısa zaman içinde qi taşı bulamazsa kale dışında ormanda yaşamak zorunda kalacaktı.

 

İç kalede qi taşı olmayan ve kalacak yerleri olmayan yetişimciler gece olunca kale dışına çıkmak zorunda kalıyorlardı. Kalenin içinde sokaklarda yatmak yasaktı ve cezası oldukça ağırdı.

 

Antremanların bittiğini belirten düdük çaldığında Sven ve Gan kışladan ayrı ayrı çıktılar ve arenaya giden yolda tekrar yan yana geldiler. Antremanın dövüş kısmında Sven Gan'a yavaş ve tempolu bir dövüş yaptırmıştı. Arenadaki dövüşten önce kendisini yormasını veya sakatlamasını istemiyordu.

 

Çeşitli boylarda ve yapılarda olan arenaların bulunduğu alana geldiklerinde Gan bir kere daha hayranlıkla etrafına baktı. Buraları gezmiş olsa da hala kendisine etkileyici geliyorlardı. Her tarafta güçlü insanlar ve kararlı bakışlar vardı.

 

İç kalenin arena sistemi oldukça çeşitliydi. Enerji kullanılarak dövüşülen arenalar dışında sadece fiziksel güç kullanılarak dövüşülen ve enerji kullanımı yasak olan arenalar da vardı. İç kaledeki gereksiz ölümler ve kavgaların önüne geçmek amacıyla "İntikam Arenası" adlı ölümün serbest olduğu bir arena bile vardı. Fakat en popüler arena ç Saray Arenası" idi. 25 yaşın altında olan yetişimciler bu arenada dövüşerek sıralamaya giriyorlar ve ilk ona girebilirlerse Gök akademisinin iç sarayına girebilmek için değerlendirmeye alınıyorlardı. Akademinin kendi öğrencileri dışında çevre şehirlerden, kalelelerden ve oluşumlardan gelen ve şansını deneyen genç sayısı da bir hayli fazlaydı.

 

Gan arayan gözlerle etrafına bakındı ve orada, köşede Munie elinde seyyar tablayla bekliyordu. İlaçları yerleştirmişti ve "Ağrısız Gece" 90 qi taşı iken "KemikOnaran" ise 150 qi taşıydı. Şimdilik çevreden kimsenin dikkatini çekmeseler de Gan bunu değiştirebileceklerini düşünüyordu.

 

Munie ile göz göze geldiklerinde ihtiyar kadın gülümseyerek yanlarına geldi. Sven ihtiyar kadını görünce şaşırmış ve kadını da tanımıştı. Fakat sorgulamadı. Üçlü birlikte Pablo'nun Kafes’ine geldiler ve içeri girdiler.

 

Arenanın dışarısı aydınlık ve parlak olsa da içi tamamen zıttıydı. Karanlık ve loş bir ortamın ortasında 20 metre ebatlarında tamamen tellerle kaplanmış bir kafes vardı. İçinde ise iki kişi dövüşüyordu.

 

"Siyahi çocuğa 10 qi taşı daha koyuyorum."

 

"İndir o siyah piçi evlat!"

 

"Bu gece eve zengin döneceğim!"

 

Tribünler oldukça heyecanlı ve gürültülü biçimde kafestekilere tezahürat yapıyorlardı. Kafeste siyahi, genç bir çocuk ve orta yaşlarında yapılı bir adam dövüşüyordu. İkisi de Savaşçının Yoluna girmiş gibiydi ve darbeleri de oldukça güçlü görünüyordu.

 

Birkaç saniye sonra gelen ani ve iğrenç bir çatırtı sesi duyuldu. Orta yaşlı adam siyahi çocuğu fena yakalamış ve kolunu kırmıştı. Siyahi çocuğa bahis oynamış olan seyircinin yuhalaması ve hayal kırıklığıyla birlikte orta yaşlı adama bahis oynayan kalabalığın heyecanlı ve sevinçli bağırışları arenayı tamamen dolduruyordu. Gan bu durumu hem korkutucu hem de heyecanlı bulmuş ve kanı kaynamıştı. Tüyleri ürperirken dış saraydaki arena dövüşünü hatırladı. O dövüşün yanında burası oldukça masum kalıyordu.

 

Sven kolundan çekiştirerek kendisini küçük, yarım bir kulübeye sürükledi. Kulübede oturan kısa boylu ve tıknaz adam Gan'a küçümseyen gözlerle baktıktan sonra yarım ağızla sordu.

 

"Lakap, Seviye?"

 

Gan ne lakap kullanacağını bir an düşündükten sonra aklına dört kollu goril gelmişti.

 

"Küçük Goril, Usta Seviye"

 

Adam bilgileri kaydederken yan gözle de Gan'a bakmıştı. Lakabı tuhaf bulduğu belliydi.

 

"Dövüşü kazanırsan 40 qi taşı alırsın. Dövüş biri pes edene kadar, bayılana kadar veya sakatlanana kadar devam eder. Nadir de olsa ölümler gerçekleşebilir. Kendine bahis oynayabilirsin fakat rakibine oynayamazsın. Bilerek kaybetme gibi işlere hiç girişme. Arena Pablo'nun Gözü adlı bir üstün eşya tarafından izleniyor ve hileler tespit ediliyor. Buyur kimlik kartın."

 

Gan adamın uzattığı küçük bir kartı aldı ve inceledi. Kartın üzerinde Küçük Goril ve 0 rakamı vardı. Çavuş Sven ile birlikte tribünlerde yerini alırken Munie de arenanın kapısına yakın bir yere konumlanmıştı. Kendisi gibi seyyar satış yapmaya çalışan birkaç genç Munie'ye sataşarak uzaklaştırmak istemişler fakat Munie'nin saldığı korkutucu aurayı fark ettiklerinde ise ondan uzak köşelere kaçışmışlardı.

 

Durumu fark eden Gan ise gülüyordu. O auranın ne kadar korkunç olduğunu kendisi bizzat tecrübe etmişti.

 

Bu aura Orta Kademe Savaşçıya ulaşmış birinin aurasıydı. Gan iç kaleye geldikten sonra Su Kulesi yakınlarında zaman zaman kıdemli Ceri ile karşılaşmış ve yetişim hakkında sorular sormuştu.

 

Enerji Biçimlendirmeye kadar geçen zaman bir yetişimci için acemilik seviyesiydi. Eğer bu seviye aşılamazsa kişi ölümlü kabul edilirdi. Eğer enerji biçimlendirerek elementle kaynaşılır ve teknik uygulanabilirse kişi usta seviye kabul edilirdi. Gök akademisinde böyle olsa da başka yerlerde usta seviye de acemi olarak kabul ediliyordu.

 

Fakat ne zamanki yetişimci, Savaşçının Yolu mücadelesine katılırsa ve başarılı olursa, çıktığında Savaşçı seviyesinde bir yetişimci olurdu. Savaşçı seviyesiyle beraber kişinin aurası da oluşuyordu ve ihtiyar Munie Savaşçı seviyesinin orta kademesindeydi. Savaşçının Yoluna girdikten sonra ise seviyeler sırasıyla Savaşçı - Baron - Lord - General - Kral olmak üzere 5 taneydi. Gan, Savaşçının Yoluna nasıl gireceğini sorduğunda Ceri yakın zamanda bununla ilgili bir duyuru yapılacağını söylemekle yetinmişti.

 

Gan tribünde dikkatle çevresini izliyordu. Gelenler arasında güçlü görünen figürler de kendisi gibi yeni yetmeler de vardı. Belli ki popüler bir arenadaydı. Aradan geçen iki dövüşü de izledi. İki dövüşte de dövüşçüler en fazla Yeni Savaşçı seviyesindeydiler. Dövüşlerden birinde, usta seviye olan popüler bir dövüşçü, Yeni Savaşçı biriyle dövüşmüştü. Fakat sonuç tahmin edildiği gibi Yeni Savaşçı’nın galibiyetiyle sonuçlanmıştı.

 

Gan Usta seviye ile Savaşçı seviye arasında bariz fiziksel güç farkı olduğunu Çavuş Sven ile antremanları sayesinde de biliyordu. Çavuş beden güçlendirmeyle uğraşsa da aralarındaki farkın tek sebebi bu değildi. Yetişim seviyelerindeki fark da fiziği etkiliyordu. Yolda gelirken Sven’e onun neden dövüşmediğini sormuş ve adamı güldürmüştü. Sven Orta Kademe Savaşçı seviyesindeydi. Dövüş broşüründe ise en yüksek katılımcı İlk Kademe Savaşçı olabilir diyordu.

 

Sven öfkeyle ellerini yumruk yaparken “Lanet olsun!” diye bağırdı. Arenada dövüşenlerden birine bahis oynamış ve kaybetmişti. Dövüş oldukça uzun sürmüş, Sven’in tuttuğu adam iyi dövüşüyor olsa da kondisyonu yeterince iyi çıkmamıştı.

 

Gan teselli amacıyla çavuşun sırtını sıvazlarken bir yandan da Munie’yi gözledi. Dövüşçülerden yara alan bazıları Munie’nin tezgahına bakıp bir şeyler soruyor fakat almaya cesaret edemeyip devam ediyorlardı. Gan ise bu durumdan şikayetçi değildi. İlgi çekmesi bile onlar için yeterince iyiydi.

 

Kafesteki yeni dövüşü anons etmek üzere ses küresine bağıran adam önce “Usta. Sıska Cellat” diye ardından da “Usta. Küçük Goril” diye bağırmıştı. Gan çavuşun sırtından hızla iteklemesiyle ayaklandı. Tel kafesin içine girdiğinde ise rakibi çoktan gelmişti. Gerçekten de lakabının hakkını verecek derecede sıska gözüken yirmili yaşlarında bir gençti. Üstü çıplak olduğu için ince bedeni ortadaydı. Fakat sıska görünümüne rağmen güçsüz görünmüyordu. Gözlerinde tehlikeli ve keskin bir bakışla Gan’a dik dik bakıyordu.

 

Gan, kulağına bahislerin ve tezahüratların uğultusu gelirken kanının kaynadığını hissetti.

 

“Sıska’nın daha önce 2 galibiyeti var ve ikisini de oldukça kısa sürede kazandı. Bu çük kadar olan Goril ise ilk defa dövüşüyor.”

 

“Küçük Goril bildiğin velet! Sıska Cellat’a 30 qi taşı koyuyorum.”

 

“Bu dövüş fazla uzun sürmez. Sıska piçe 25 qi taşı”

 

“Sıska Cellat’a 44 qi taşı. Artık çoluk çocuğu da mı arenaya alıyorlar?”

 

Seyirciler arasında bahisler oynanırken bahis oran tablosu ise kafesin tepesinde parıldıyordu. Tabloda Sıska Cellat için oran 1.2 gözükürken Küçük Goril için ise 20 gözüküyordu. Giriş rakamı ise en az 20 qi taşıydı. Sıska Cellat’a oynanan bahisler artarken kalabalığın arasından bir ses diğerlerinden farklı bağırdı.

 

“Küçük Goril’e 100 qi taşı.”

 

Kalabalık bu absürt iddianın sahibine bakarken bandanasını düzeltip göğüslerini gere gere oturan Çavuş Sven’i görmüşlerdi. Çavuş Gan’dan aldığı 50 qi taşına 50 de kendisi eklemiş ve bahsini oynamıştı.

 

“Bu su kışlası çavuşlarından Sven.”

 

“Bu adam öğrenci yetiştiren bir çavuş. Bu çocuğa büyük bahis oynadığına göre çocukta iş olabilir.”

 

“Sven kafayı mı yedi? Yoksa bildiği bir şeyler mi var?”

 

“Küçük Goril’e 10 qi taşı. Sven de ona oynuyorsa bir ihtimal fazlaca qi taşı kazanabilirim gibi.”

 

Kalabalıktan bir kısım Sven’i örnek alarak Küçük Goril’e bahis oynamıştı. Bahis oran tablosunda Küçük Goril’in oranı 18’e düşerken Sıska Cellat’ın oranı ise 1.3 olmuştu. Duyulan tok bir “Dong” sesiyle birlikte bahisler kapanmış ve son oranlarla birlikte tüm gözler arenaya kilitlenmişti.  




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1361

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1140

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 951

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 886

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 774

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 726

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 690

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 624

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 587

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 548

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 506

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 213

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 199

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 155

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 127

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 119

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 115

Beyond Eternity
Beyond Eternity
Beğeni Sayısı: 94

Site İstatistikleri

  • 18914 Üye Sayısı
  • 545 Seri Sayısı
  • 26499 Bölüm Sayısı


creator
manga tr