Eğer hakim olsaydım, yapacağım ilk şey kölelik ve aristokratik sistemi değiştirmek olurdu. Eğer kanunun karşısında eşitsek, o zaman herkes her şeyde eşit olmalı ve sınıf farklılıkları olmamalı! #The Dark King

Donmuş Deniz Düşen Yıldırım - 25 - İhtiyar Munie


“Ördek Yürüyüşü! Bir! İki! Üç! …” Çavuş sırayla sayarken etrafında ördek pozisyonunda oturmuş ve daire şeklinde ilerlemeye çalışan büyük bir grup vardı. Havanın rüzgarlı ve biraz da soğuk olmasına rağmen herkes terliydi. Artık titremeye başlayan dizler ve düzensiz alınan nefesler, bir süredir egzersiz yaptıklarını belli ediyordu.

 

Gan alnından gözünün üstüne damlayan terleri umursamamaya çalışsa da tuzlu ter gözünü yakıyordu. Bu işkenceyi yaşadığı 5. Gündeydi. Her sabah kalkıp su kışlasına geliyordu ve işkence gibi bir eğitim geçiriyordu. Dişlerini sıkarak dayanmaya çalışıyordu. Sağ, sol ve sağ,sol komutlarla ilerlemeye devam etti.

 

İlk etapta kışladaki iki çavuş gelenleri paylaşıyor ve şimdi olduğu gibi toplu eğitim yaptırıyorlardı. Genel eğitim bittikten sonra ise onar kişiyi teslim alan onbaşılarla işkence devam ediyordu. Gan artık yüzbaşı Aran’ın neden yenileyici bir şeylerin varsa al dediğini anlamıştı. İnsana nefes aldıracak vakit bile tanımıyorlardı.

 

Eğer antreman sırasında kaytarır veya katılmazsan cezası her sefer için 20 turuncu qi taşıydı. Gerçekten zengin olanlar zaman zaman bu ödemeyi yaparak antremanlara katılmasalar da çoğunluk katılmak zorunda kalıyordu.

 

Gan işkence gibi egzersizlerle sınırlarına dayansa da en sevdiği bölüm dövüş kısmıydı. Günlük rutin en sonunda yakın dövüşlerle sonuçlanıyordu. Öğrendiği yakın dövüş kitabı sayesinde, kendisi gibi olan acemilerle rahatça ilgileniyor ve hem yorulmuyor hem de dayak yemiyordu.

 

Karşısındaki kahve gözlü ve kumral saçlı kızın tekmelerinden rahatlıkla sıyrıldı. Küçük bir ayak hareketiyle kızın yanına kayarken alçak bir tekme geçirdi. Bu darbeye tamamen hazırlıksız yakalanan kız vücut ağırlığını verdiği dizinin bükülmesiyle yere yuvarlanırken kısa bir çığlık atmıştı.

 

 

“Gerçekten de bu çocuk temellerden birkaçını iyi öğrenmiş.” Dövüşü biraz uzaktan izleyen ve her zaman bandana takan çavuş yanındaki ince ve çelimsiz görünen diğer çavuşla konuşuyordu.

 

Çelimsiz görünümlü çavuş da kafasıyla onayladı ve ekledi. “Evet. Aklında bir şey mi var?”

 

Bandanasını biraz daha sıkan çavuş yüzünde uğursuz bir gülümsemeyle Gan’ın olduğu tarafa doğru harekete geçmişti bile.

 

Gan yeni rakibini beklerken karşısında çavuşu görünce irkildi. Çavuşun gülen suratını görünce içini uğursuz bir hissiyat kaplamıştı.

 

“Beni tanıyor olmalısın çocuk. Çavuş Sven.” Gan başını onaylayarak salladı.

 

“Yaşına göre çok iyi dövüşüyorsun. Üzgünüm ki acemiler sana denk değil. Bundan sonra benimle dövüş antremanı yapacaksın.” Çavuş Sven dövüş pozisyonunu alırken gülmeye devam ediyordu. “Merak etme seni fazla zorlamayacağım.”

 

Gan böyle bir şeyi beklemiyordu fakat çavuştan da korkmuyordu. Öğrendiği yakın dövüş tekniklerine güveniyordu. Şimdiye kadar yüzünü kara çıkarmamışlardı.

 

Çavuşu birkaç direkt yumrukla yoklamak istedi fakat adam rahatlıkla yumruklarını bloklamıştı. Alçak tekmesi de bloklanınca Gan’ın kanı kaynamaya başlamıştı. Arka arkaya yumruk ve tekme kombinasyonlarıyla çavuşa yüklendi.

 

Çavuş üzerine gelen tekme ve yumruk kombinasyonlarından her seferinde gülümseyerek sıyrılıyor veya blokluyordu. Bir süre boyunca savunmada kaldıktan sonra Gan’ın çenesine hızlı bir sağ kroşe gönderdi. Oldukça basit ve anlaşılır bir kroşe olsa da yumruk hedefini kolayca bulmuştu. Gan ağzından bir miktar kan saçılarak yere yıkılırken gözleri ne olduğunu anlamamış gibi bakıyordu.

 

Çavuş yerde yatan çocuğa bakarak övdü. “Tekniğin çok iyi çocuk. Bu yaşta böyle bir yetenek gerçekten nadir görülür.” Bu sırada Gan da kendini toparlamış ve bir şeyler sormak için ağzını açmak üzereydi fakat çavuş tarafından susturuldu.

 

“Sorular daha sonra. Şimdi tekrar gel.”

 

Gan ayaklanarak yeniden saldırmaya başladı. Öncekinden daha farklı kombinasyonlar deniyor ve biraz daha tetikte kalıyordu. Tekrar o sağ kroşeye yakalanmak istemiyordu. Çavuştan gelen birkaç yumruğu savuşturup karşı saldırı yapmayı düşünürken kendisini tekrar yerde buldu. Ve sağ çenesinde de şiddetli bir acı vardı. Ne olduğunu anlamaz gözlerle çavuşa bakarken çavuşun işaretiyle tekrar ayaklandı.

 

Kısa bir dövüş taliminin ardından Gan yeniden yerdeydi ve bu sefer çenesindeki ağrı tüm kafasına yayılıyordu. Gerçekten de sağ çenesi çürümüş ve şişmişti. Daha fazla dövüşmek zorunda kalmayacağını umarak çavuşa baktı ve rahat bir nefes aldı. Çavuş bağdaş kurarak yere oturmuş kendisine gelmesini bekliyordu.

 

“Sormak istediklerini biliyorum. Farklı bir teknik mi kullandım? Hayır. Seninle dövüşürken farklı bir teknik kullanmadım. Bunu sen de fark etmiş olmalısın. Fakat sonuçta kendini yerde buldun.”

 

Gan gerçekten de adamın farklı bir teknik kullanmadığını farkındaydı. Fakat o sağ kroşeler çok beklenmedik ve görünmeden gelmişti. Bunu anlamakta zorlanıyordu. Yine de bir tahmini vardı.

 

“Evet. Sanırım anlamaya başladın. Tekniklerimiz aynı olsa dahi ikimiz arasında devasa bir beden farkı var. Senden daha hızlı, daha güçlü ve daha dayanıklıyım. Bu sebeple dövüşün ritmini de ben ayarlayabiliyorum. Kendi seviyendeki yumruklarla baş edebilsen de bir üst seviyede afallıyorsun. O sağ kroşeyi bu yüzden göremedin ve güçlenmediğin sürece de göremeyeceksin.”

 

Çavuş yavaşça ayaklanırken devam etti. “Bundan sonra dövüş antremanlarını benimle yapacaksın. Her seferinde acemileri dövmene izin veremem.” Ardından Gan’a cebinden çıkardığı bir kabı fırlattı. “Bu ağrı kesici bir merhem. Dövüşlerden sonra ağrıyan yerlere sürersen faydalı olur. En azından bu kadarını yapabilirim. Yarın görüşürüz çocuk.”

 

Gan yavaşça uzaklaşan çavuşa bakarak yerden kalktı. Bugün kendisi için çok önemli bir ders olmuştu. Yakın dövüş yeteneklerine güvense de beden gücü zayıf oldukça bir anlamı olmayacaktı.

 

Biraz daha düşününce dört kollu gorille dövüşürken de benzer şekildeydi. Darbelerin bir kısmından kaçınmış fakat bir kısmından da kaçınamamıştı. Kendi yumruk ve tekmeleri de goril üzerinde etkili olmamıştı. “Su Küresi” tekniği en üst seviyede olmasaydı muhtemelen birkaç dakika içinde ölmüş olurdu.

 

Çenesinin ağrısı gittikçe şiddetleniyordu. Refleksle ovuşturduktan sonra çavuşun verdiği merhem kabını açtı. Bir miktar alıp sürdükten sonra ağrısı tamamen kaybolmasa da ciddi oranda azalmıştı. Merakla kabı kokladı. Mentha yaprağının ve Parcel sapının kokusunu alıyordu. Oranlarını da kestirebiliyordu. "Bio" sayesinde simya Gan için oldukça basitti. Fakat "Bio" böyle bir formül içermiyordu. Muhtemelen basit ve düşük seviyeli bir merhemdi.

 

 

"O çocuk ilgini çekti değil mi?" Çavuş Sven kışladan içeri girerken yüzbaşı Aran'ın sesiyle irkildi.

 

"Yaptığınız antremanı izledim. Gerçekten çok yetenekli bir çocuk. Bedenini güçlendirirse geleceği çok parlak olacaktır. Fakat ne zamandan beri çavuş Sven öğrencilerine "Sıfır Ağrı" merhemi veriyor. O merhemi almak bizim için bile pahalı."

 

Sven yüzbaşıyı dinlerken hafifçe kızardı ve öksürdü. Ardından biraz mahcup bir ifadeyle gülümsedi.

 

"Yüzbaşının gözünden hiçbir şey kaçmıyor. Evet çocuk yetenekli ve buradaki acemilerden karşısında durabilecek olan yok. Ben de bundan sonra benimle dövüşeceğini söyledim. İlerideki muhtemel yaralanmaları için de merhemi verdim."

 

Aran, Sven'i dinlerken bunu tahmin etmediği belli oluyordu.

 

"Hahahahah! Evet bir kap merhem karşılığında kendine şahane bir kum torbası ayarlamışsın. Yine de biraz pahalıya patlamış. Umarım beklentilerini karşılar." Diyerek avluya açılan kapıyı itti ve gözden kayboldu.

 

Sven, yüzbaşı gözden kaybolana kadar arkasından baktı. Kapı kapandıktan sonra merdivenlere yöneldi. Bir yandan da kendi kendine mırıldanıyordu.

 

"Çocuk Pablo'nun kafesine girince, verdiğim merhemin birkaç katını bana kazandıracaktır."

 

 

Gan, Gök Şifa Dükkanı'nın önüne geldiğinde ihtiyar kadın her zamanki gibi oturuyordu. İfadesi kasvetliydi ve Gan'ın birkaç gün önce verdiği merhem kabı ilk günkü gibi duruyordu. Kadın Gan'ı fark ettiğinde biraz kızardı.

 

"Sanırım bu merhemi satmak için yanlış dükkanı seçtin çocuk. Buraya pek müşteri uğramıyor ve merhem hakkında bir şeyler söyleyince de benimle dalga geçiliyor. Sınırlı sayıdaki kabı da sana sormadan etrafta gezdirip denetmek istemedim. Ve en sonunda gördüğün gibi mucizevi bir merhem rafta tozlanıyor."

 

Gan yaşlı kadını dinlerken gülümsedi. Yaşlı kadın merhemleri satamasa da kendisine göre bir iş ahlakı vardı ve bu iyiydi.

 

"Bir kap ilaca 2000 qi taşı mı?" Gözleri fiyata takıldığında fal taşı gibi açıldı. "Bu fiyata bu merhemi alırlar mı?"

 

Yaşlı kadın Gan'ın tepkisine baktıktan sonra gülmeden edememişti. "Bu sadece başlangıçtaki birkaç kap fiyatı delikanlı. Eğer ismi olan bir simyacı bunu direkt satmaya kalksaydı 10000'den aşağı satmazdı."

 

Gan her duyduğu sözle birlikte afallarken dış kalede bu ilacı resmen beleşe sattıklarını hatırladı. Fakat biraz düşününce ölümlü dünya için o fiyat astronomikti. Kendisini toparladıktan sonra merakla "Sıfır Ağrı" merhemini çıkardı.

 

"Nene. Bu merhem ne kadar eder?"

 

Yaşlı kadın kabı alıp biraz inceledikten ve kokladıktan sonra geri verdi. "Bu "Sıfır Ağrı" merhemi, Elit Simya Dükkanı'da satılıyor. Bir kabı 100 qi taşı. İç kalede tercih edilen güçlü bir ağrı kesicidir."

 

Gan çenesini kaşırken bir müddet duraksadı. "Peki merhemlerin reklamını yapabileceğimiz bir yer var mı?"

 

“Çoğunlukla ilaçların reklama ihtiyacı olmaz. Eğer üreten simyacı tanınmış ve popüler ise ürünleri de iyi olur ve tercih edilir. Fakat amatör şifacıların ve simyacıların arena gibi yerlerin yakınlarında seyyar tezgah açarak reklam yapmaya çalıştığı oluyor.”

 

Yaşlı kadının açıklamalarıyla Gan’ın da gözleri parlamıştı.

 

“Nene. Biraz qi taşına ihtiyacım var. Ne kadar verebilirsen ver ve bu “Cilt Restoresi” merhemlerinden biri tamamen senindir. Herhangi bir pay istemeyeceğim. Tabi merhemi yapan şifa kralının da adına konuşuyorum.”

 

Yaşlı kadın Gan’ı duyduktan sonra inanamaz bir ifadeyle baktı. Fakat ciddi olduğunu anlayınca hızla küçük dükkanın içine girdi ve birkaç çekmeceyi karıştırdı. Geri geldiğinde ise elinde 240 qi taşı vardı. İfadesi mahcup ve ezilmişti.

 

“Bunlar yeterli olur.” Gan ihtiyar kadının titrek ellerinden 240 qi taşını aldıktan sonra tezgahtaki “Cilt Restoresi” merhemini eline tutuşturdu.

 

“Bu artık senindir. İster kullan ister sat.” Yaşlı kadının gözlerinin dolmaya başladığını fark ettiğinde ise şaşırdı.

 

“Ne oldu ihtiyar?”

 

Kadın dolu olan gözlerini hafifçe silerken gülümsedi.

 

“İsmim Munie. Bir torunum var. Senden biraz daha büyük ve ateş grubunda yer alıyor. Doğuştan beridir vücudunun sol tarafını tamamen kaplayan kahverengi pul pul bir deri tabakası var. Ben, kızım ve eşi de dahil olmak üzere bunun için birçok simyacıya para döktük. Fakat tüm çabalarımıza rağmen biraz seyrelse de iyileşmedi. Artık fakirlik seviyesine düşünce ben burayı işletmeye başladım. Kızım ve damadım da Eterna sınırındaki garnizonlarda askerlik yapıyorlar.” Munie hafifçe öksürerek yanındaki çam bardaktan bir yudum su aldı.

 

Gan, hikayenin devamını tahmin etse de bölmek istemediği için susuyordu.

 

“Evet. Senin bu merhemini gördükten sonra çocuk. Yalan söylemeyeceğim. Torunum üzerinde denemek için çalmayı bile düşündüm. Fakat hem bu merhemi üreten sıradan biri değildir diye korktum. Hem de dükkanda satarak yeterince kazanırsam senden bir kap satın alabilirim diye vazgeçtim. Şimdi ise bana bu merhemi 240 qi taşına sattın ve olur da torunum üzerinde işe yararsa dile benden ne dilersen.”

 

“Merak etme nene Munie. Yarın tekrar geleceğim. Umuyorum ki yarına torunun da iyileşmiş olacaktır.”

 

Gan yaşlı kadından ayrılırken elinde 5 kap ve 240 qi taşı vardı. Munie’nin hikayesini dinledikten sonra satışla ilgili kafasında birkaç plan oluşmuştu. Yaşlı kadına verdiği merhem dışındaki tüm merhemleri geri almıştı. İhtiyar Munie bu duruma şaşırsa da fazla sorgulamamış ve dükkanı Gan’la beraber kapatarak torununu görmeye gitmişti.

 

Gan iç kale pazarında, burnuna türlü türlü kokuların çarptığı, otlarla ve çeşitli malzemelerle dolu dükkanların arasına girerken, iç kalede adım adım zengin olma hayali için ilk adımı atmaya hazırlanıyordu.




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1362

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1140

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 951

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 886

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 774

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 726

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 690

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 624

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 587

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 548

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 506

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 213

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 199

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 155

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 127

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 119

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 115

Beyond Eternity
Beyond Eternity
Beğeni Sayısı: 94

Site İstatistikleri

  • 18911 Üye Sayısı
  • 545 Seri Sayısı
  • 26496 Bölüm Sayısı


creator
manga tr