Bekleyin okuyun ve öğrenin... #Örkün

Donmuş Deniz Düşen Yıldırım - 24 - İç Kale


Sabahın erken saatlerinde Gan Sienna'ın odasına kapıyı çalarak girdi. İçeride Sienna ve keçi sakallı genç bir adam oturuyordu. Genç adam içeri giren Gan'ı dikkatlice süzse de yüz ifadesi anlaşılmıyordu. Sienna'nın yüz ifadesi ise biraz batmıştı.

 

"Hazır mısın?" Sienna cevabını çok umursamasa da sordu. Gan başıyla onaylamış, keçi sakallı adamın gözlerinde ise hafif bir küçümseme oluşmuştu. Kendisine bir öğrenciyi dış saraydan alması gerektiği söylenmişti. Özellikle alındığına göre bir asil veya soylu olmasını beklerken, karşısındaki çocuk son derece sıradan gözüken bir öğrenciydi.

 

"Ben rüzgar kulesi muhafızlarından Tier. Hazırsan gidelim." Tier ayaklandı ve cevabı beklemeden kapıya yöneldi. Bir an önce iç kaleye dönmek istediği belli oluyordu. Gan, adamın acelesini hissetse de hemen peşinden gitmedi.

 

Sienna'nın gözlerine bakıyordu. Kadın Gan'ın bakışlarından tedirgin olarak ağzını açmak üzereyken Gan konuştu. "Senin için bir lanet getirdiğimi biliyorum. Fakat lütfen ben yokken babama dikkat et. . Küçük bir bebeğin sorumluluğunu aldığı için sana ayak uyduramadı. Fakat onun kalbinden ve aklından hiçbir zaman çıkmadın. Eğer şüphen varsa, yıllardır her zaman yanında taşıdığı sarı keseye bak. Küçük bir güz sarmaşığı ve altın bir yüzük göreceksin. Tahminimce seninle ilgilidirler." Gan arkasını dönerek odadan çıkarken Sienna'nın ifadesi şaşkın, gözleri hafif nemliydi ve mırıldanıyordu. "Hala yanında mı taşıyordun..?"

 

Tier odadan çıkan Gan'ı görünce suratını ekşitti. Peşinden hemen gelmediğini fark etmişti ve birkaç dakikadır bekliyordu. Bu öğrenci hem sıradan hem de yüzsüzdü. Tekrar iç kaleye giden kapıya doğru yola koyuldu.

 

Gan, Tier'in hoşnutsuzluğunu fark etse de umursamıyordu. Rüzgar kulesi dediğine göre BeyazŞahin tarafından görevlendirilmiş olmalıydı. Dış sarayın derinliklerine doğru ilerlediler ve fazla büyük olmayan çift kanatlı bir kapının önünde durduruldular. İkiliyi durduran SuYılanı Gan'a bakarak kollarını açmıştı.

 

"Nankör öğrencim! Üstadını görmeden, sarılmadan mı gidecektin?" Gan buna ne diyeceğini bilemezken, SuYılanı çoktan kendisine sıkıca sarılmış ve bırakmıştı. Ardından lakayt tavrını bir kenara bırakan adam ciddiyetle Gan'ın omzunu tuttu ve devam etti. "Unutma. İç kalede güç her şey demektir. Hayatta kal ve sana gelecek teklifleri düşünmeden kabul etme!" Ardından Gan’ın kulağına eğilerek fısıldadı. “Güçten kastım sadece yetişim değil. Maddi olarak bir şeyler kazanmaya çalış. Aksi takdirde yok olursun.”

 

Gan bu kadar ciddi bir tepkinin yanında duyduklarıyla da afallarken Tier'in suratında bir gülümseme oluşmuştu. Gerçekten bu öğrenciye teklif gelecek de üzerinde düşünecek miydi? Bunun olması için yetenek veya statü gerekirdi ki bunların ikisine de sahip gibi görünmüyordu.

 

Tier, çift kanatlı kapıyı açarak Gan'la beraber içeri girerken SuYılanı da arkalarından endişeyle bakıyordu.

 

Gan, gördüğü manzara karşısında hayretler içindeydi. Yıllardır akademide olduğu için, dışarıdan büyüklüğünün ne kadar olduğunu tahmin edebiliyordu. Fakat burası tahmininden çok daha büyüktü. Kocaman bir şehrin ortasına düşmüş gibiydi. Çevresinde gördüğü bazı kabinlerden yeni yeni insanlar çıkarken, bazılarına da girenler bir daha görünmüyordu. Gan bu kabinlerin Elementler Salonu'daki ışınlanma kabinleri gibi olduğunu anlamıştı.

 

Haykırış ve bağırmalarla birlikte bir grup asker gibi görünen yetişimci önlerinden geçerken, taşıdıkları genç adamın kolu kopuktu. Gan dehşetle baksa da etrafındaki insanların bunu pek umursamadığını fark etmesi uzun sürmedi. Grup ise biraz sonra bir tezgahın önünde durmuş ve aldıkları birkaç ilacı gence içirerek acısını dindirmişlerdi. Gan'ın gözlemlediği kadarıyla, burada para değil qi taşı ile alışveriş yapılıyordu.

 

Tier, Gan'ın etrafı incelemesine aldırmadan kendisini takip etmesini işaret etti. Mavi bir kulenin altına geldiklerinde Tier genç ve güzel bir kadının önünde durdu. Kadının siyah saçları ve beyaz teni, giydiği bol kıyafete rağmen hafifçe belli olan kıvrımlı vücuduyla birleşince her erkeği etkileyecek bir görüntü oluşturuyordu.

 

Gan hayranlıkla kadını izlerken Tier biraz kızarmış ve başını eğmişti. "BeyazŞahin'in bahsettiği öğrenciyi getirdim kıdemli Ceri." Kadın Tier'e teşekkür ederken bir yandan da Gan'ı inceliyordu. İncelemesini bitirdiğinde kendisine bakan Tier'i fark etti. Yumuşak bir sesle "Gidebilirsin!" dediğinde Tier aniden irkilerek kıpkırmızı olurken, hızla uzaklaştı. Gan bu durum karşısında gülmeden duramadı.

 

"Komik olan nedir?" Kadının ses tonu nazikti. Gan bir şey olmadığını söyleyerek gülmeyi kesse de içten içe Tier'e hak veriyordu. Bu kadın, insanı aptallaştıracak kadar güzeldi. Gözlerini ondan uzak tutmak için kendisini zorlaması gerekiyordu.

 

Kadın Gan'a kendisini takip etmesini işaret ederek yürümeye başladı. Bir yandan da anlatıyordu.

 

"Ben su kulesi kıdemlilerinden Ceri. Burası iç kale. Sizin dışarıdan gördüğünüz iç bölge sadece bir yanılsamaydı. Gerçek boyutu veya şekli değil. İç kaleye geçene kadar, yetişim hayatı başlamış sayılmaz. Dış sarayda olsanız bile sıradan ölümlü kabul edilirsiniz ve iç kale hakkında bilgi sahibi olmanız yasaktır. Şu andan itibaren sen de dış bölgeye iç bölge hakkında bilgi veremezsin. Aksi takdirde ağır bir cezaya çarptırılırsın. Bunun temel sebebi yetişimle birlikte kazanılan gücün, yetişim yapamayanlara üstünlük kurmasını engellemektir. Dünyanın geneli böyle düşünmese de akademi bu kuralla idare edilen yerlerden biri."

 

Ceri'nin yumuşak ve nazik ses tonu Gan'a masal gibi gelse de dikkatini veriyordu. Bu kuralı garipsememişti. Aksi halde büyü konusunda uzman olanlar büyü gücü olmayanları ezebilirdi. Fakat aklına gelen bir soru gelmişti.

 

"Kıdemli Ceri. o zaman dışarıdan gelen yetişimciler iç kaleyi nasıl ziyaret ediyor?" Kadın bu soru üzerine gülümseyerek cevap verdi.

 

"Halkanın karşımızda kalan bölümünde büyük bir ışınlanma portalı var. Bağlantılı olduğu diğer portal ise akademiye çok uzak bir yerde. Yakınlarda olanlar ve yürüyerek gelenler ise Kara Orman'ın denizle birleştiği yerdeki kale kapısından giriyorlar. O kapı da ışınlanma portalının yanında."

 

Gan tatmin olmamıştı. "Neden dış kaleyi de kullanmıyorlar?"

 

"Akademi, bünyesindeki ölümlülerin yetişimcilerden mümkün olduğu kadar uzak kalmasını istiyor. Sadece akademi öğrencisi olan ve iç kalede yer alanlar dış bölgeyi tekrar ziyaret edebilirler. Onlar da özel izin alarak. Kısacası iç bölgeden olan birinin dış bölgeye müdahale etmesi yasaktır."

 

Gan'ın kafasıyla onayladığını gören Ceri devam etti.

 

"İç bölge halka şeklinde bir alandır. Etrafında gördüğün üzere 6 tane büyük kule var." Gan etrafına bakarken 6 kuleyi de görmüştü. 6 tane büyük kule ve sayılamayacak kadar da çatı ve küçük kuleler vardı.

 

"En büyük ve geniş olan kule iç saraydır. İç saraya girebilen biri Gök Akademisi'nin en yetkili kişilerinden olur. Diğer kuleler ise element kuleleridir. Sen su elementisin ve eğitim için su kulesini kullanabileceksin." Ceri biraz önce ayrıldıkları büyük mavi kuleye yakın devasa kuleyi gösterirken kesesinden küçük bir anahtar çıkardı. "Bir hafta süreyle küçük mavi kuledeki 23 numaralı odada kalabilirsin. Fakat daha sonrası için kendin bir yer bulmak zorundasın."

 

"Kendim bir yer mi bulmalıyım?" Gan böyle bir şeyi beklemiyordu. Dış bölgedeki gibi yurt olacağını tahmin ediyordu.

 

"Evet. Halkanın merkezine doğru ilerledikçe çeşitli ilan panoları ve görevler göreceksin. Bu görevleri yaparak qi taşı kazanabilir ve oda kiralayabilirsin. Aynı şekilde halkanın tam merkezi arenalarla doludur. Arenalarda dövüşebilir, bahis oynayabilirsin. Hatta yeterince yetenekliysen arena sıralamasında ilk 10'a girerek iç saray için değerlendirilmeye alınabilirsin." Gan tüm bu söylenenleri aklında tutmaya çalışırken bir yandan da geldikleri bir meydanda iç kalenin curcunasıyla boğulmuştu. Her tarafta insan kalabalıkları ve sesler vardı. Dış bölgeden tamamıyla farklıydı.                       "Bu bölge pazar yeridir. Aradığın çoğu şeyi bulabilirsin. Qi taşların varsa dikkatli harcamanı tavsiye ederim. Daha da önemlisi iyi korumanı." Ceri pazar yerini de geçtikten sonra geniş avlusu olan kışla gibi bir binanın önünde durdu ve içeri girdi. İçeride kalabalık birkaç grup vardı. Başlarında kendilerine talimat veren birkaç kıdemlinin talimatlarına uyarak koşuyor, zıplıyor, sürünüyor ve de türlü türlü eğitim hareketleri yapıyorlardı.

 

Ceri içeri girdiği anda bakışlar üzerinde toplandı. Alışkın olacak ki artık bunları fazla dikkate almıyor gibiydi. Zaten eğitimden dolayı terlemiş olan erkekler büyük bir şevkle bakarken, kızlarda da kıskançlık dolu bakışlar vardı.

 

"Kimler gelmiş kimler!" Gök gürültüsü gibi bir sesle yanlarına düşen bir adam bağırarak Ceri'ye yaklaştı. Adamın üstündeki kıyafetten yapılı vücudu belli oluyordu ve Gan yanlış görmediyse adam biraz önce bu kışla gibi yerin ilk katından yanlarına zıplamıştı. Köşeli ve güçlü çenesiyle yakışıklı bir yüzü olsa da kırık burnu ve dudağındaki yarık izi bu görüntüyü biraz gölgeliyordu.

 

"Hayatımda gördüğüm en güzel kadın. Su perisi Ceri. Seni çok özledim." Adam sarkıntılığına devam ederken Ceri biraz uzaklaşarak "Uzak dur lütfen Aran. Sana yeni bir öğrenci getirdim." diyerek Gan'ı gösterdi. Aran Gan'a kısacık bir bakış attıktan sonra sırtına hızlı bir şaplak atmış ve Gan'ı yere yapıştırmıştı. "Her zamanki gibi çelimsiz bir velet daha!”

 

“Ne zaman benimle ilgileneceksin Ceri? Yıllardır sana tutuğum. Anlasana artık beni. Çıldıracağım burada!" Aran suratında bir gülümsemeyle Ceri'ye uzaktan öpücük atıyor fakat kadın sadece gözlerini deviriyordu.

 

Gan yüz üstü yere yapışınca suratına bir miktar toz bulaşmış ve sinirlenmişti. Yakın dövüş hakkında bir şeyler bilse de biraz önceki şaplak onun için fazlasıyla hızlı ve güçlüydü. Gafil avlanmıştı. Şimdi de adamın utanmazca yaptığı sarkıntılığını izlerken nasıl bir yere geldiğini sorguladı. Daha tuhaf olanı ise Ceri bu durumdan pek rahatsız değil gibiydi. Adamdan uzak dursa da iğrenmiyordu. Bu duruma alışkın görünüyordu.

 

“Buradan itibaren sen anlatmaya devam edersin. Hoşça kal.” Ceri kendisine hayran bakışların arasında avludan çıktı ve gözden kayboldu.

 

“Hmpfh! Kalbimi harekete geçirebilen tek şey.” Aran Ceri’nin arkasından bir an dalsa da hızla toparlandı. Ayağa kalkan Gan’a beklemesini işaret ederken avluda çalışmayı kesmiş tüm öğrencilere bağırarak “Size kim durabilirsiniz dedi uyuşuk sürüsü! Durduğunuz için 50 tur, Ceri’yi izlediğiniz için 100 tur koşu. Başla!”

 

Aran, eğitim yapanlara bağırdıktan sonra Gan’a döndü. “Gelelim sana. Burası su kışlasıdır. Ben de yüzbaşı Aran. Dış saraydan gelen su elementi öğrencileri 6 ay boyunca her sabah gün doğarken buraya gelir ve antremanlara katılır. Siz öğrenciler biraz büyü yapabiliyorsunuz, fakat iki adım koşmaktan aciz oluyorsunuz. Hayatta kalabilmeniz için biraz hareket etmeniz şart. Anladın mı?” Gan anladığını belirtirken Aran devam etti. “Bugün etrafı incele. Yarın sabah gün doğarken burada ol. Eğer yenileyici birkaç ilacın varsa yanında getir. Çünkü pek dinlenme şansın olmayacak.”

 

Gan avludan çıkıp yürümeye başladığında kafası allak bullak olmuştu. Burası dış kaleye kıyasla mahşer meydanı gibiydi. Ve bu kalabalık içinde kendisini tamamen yalnız hissediyordu. Aklına arkadaşları gelirken biraz hüzünlendi.

 

Pazar yerine doğru ilerlerken bir yandan da tezgahları inceliyordu. Göz alıcı görünen silahlar, zırhlar ve birbirinden farklı büyülü eşyalar her yerdeydi. Fiyatları ise fahiş denecek kadar pahalıydı. Tıbbi otlar satan bir tezgahın önünden geçerken gözleri parladı. Birçok ilacı yapmak için kullanabileceği şeyler tezgahta göze çarpıyordu. Pazar yerinin sonuna doğru ilerleyerek küçük bir dükkanın önüne geldiğinde ise durdu. Tezgahlarında merhem ve ilaçlar bulunan dükkan küçücüktü. Tabelasında “Gök Şifa Dükkanı” yazıyordu. Önünde ise yaşlı bir kadın oturuyordu.

 

Yaşlı kadının ifadesi Gan’ı görünce hiç değişmedi. Bıkkın bir ifadeyle konuştu.

 

“Dükkan küçük diye beleşe ilaç yok delikanlı. Almak istiyorsan biraz qi taşı kazanman gerek.” Gan yaşlı kadının söylediklerine omuz silkerek sordu.

 

“Siz ilaç ve merhem satmıyor musunuz? Neden dükkan bu kadar küçük ve boş?” Kadın bu ani soru karşısında biraz doğrularak Gan’ı inceledi. Yıllardır buradaydı ve böyle bir soruyu ilk defa duyuyordu.

 

“Burası akademi şifahanesinin dükkanı. Fakat özel simyacı dükkanlarıyla rekabet edemiyoruz. Sonuçta bir simyacı, şifacıdan çok daha üstün ve popüler. İlaçlarımız da onlarınkine kıyasla daha ucuz ve etkisiz kalıyor. Bu yüzden olan müşteri profilimiz de senin gibi yeni ve parası olmayan öğrenciler oluyor.”

 

Gan dükkan hakkında anlatılanlara şaşırmasa da simyacının ne olduğunu bilmiyordu. “Simyacı nedir?”

 

Kadın gözlerini devirse de cevapladı. Belli ki konuşmanın can sıkıntısından daha iyi olduğuna karar vermişti. “İlaç ve hap yapımı sadece şifa için kullanılmaz. Farklı etkiler ve amaçlar için de kullanılabilir. Örnek vermek gerekirse zehir, patlayıcı, doping gibi. Sadece şifa ürünleri yapanlara şifacı, diğer alanlarda da uğraşanlara ise simyacı denir. Zaten yetenekli bir şifacı eninde sonunda simyacı olur.”

 

Gan açıklama için teşekkür ederken kendisinin de “Bio” sayesinde bir simyacı olduğunu fark etmişti. Bir an durup düşündükten sonra yaşlı kadına yaklaştı ve kulağına fısıldadı.

 

“Dış kale şifahane müdiresi Beisu iyi dileklerini iletti. Şifa kralı diye birinin ürettiği merhemi sana iletmemi istedi. Satış fiyatını sen belirleyeceksin ve her satışın yüzde ellisini benim aracılığımla şifa kralına göndereceksin.”

 

Gan fısıldadıktan sonra kadından uzaklaşırken kadın gülmeye başlamıştı. Duyduklarının tek kelimesine bile inanmadığı belli oluyordu.

 

“Çocuk! Dolandırmak için yanlış kişiyi seçtin. Üstelik Beisu adlı kızı da çok severim. Onun adını kullanman daha da büyük hataydı.”

 

Kadının kaşları çatılırken etrafına tehdit edici bir aura yaymaya başlamıştı. Gan bu aurayı hissettiğinde nefesi sıkışmaya başladı. Sanki havada oksijen azalmıştı ve aldığı nefes yetersizdi. Yaşlı kadının aurasını salmasıyla etraftan da meraklı bakışlar üstlerine dönmüştü.

 

“Neler oluyor?”

 

“Hahahah. Yaşlı cadıdan beleş ilaç istiyorlardır kesin.”

 

Fazla dikkat çektiğini düşünen yaşlı kadın aurasını geri çekti ve Gan’ın biraz kendisine gelmesini bekledi.

 

“Eğer dersini aldıysan kaybol!”

 

Gan yaşlı kadının açığa çıkardığı güç karşısında şaşırsa da geri adım atmadı. SuYılanı’dan aldığı mavi çantaya elini atarak bir kap merhem çıkardı ve yaşlı kadına fırlattı.

 

“Bu merhem şifa kralı tarafından üretildi. Adı “Cilt Restoresi”. İncele. Eğer ikna olmazsan bana ders vermeye devam edebilirsin.”

 

Dış bölge sayesinde popüler olan merhemi sadece zengin olan akademi dışı insanlar alabiliyordu. Fiyatı bir yetişimci için bile çok yüksekti ve ölümlü dünya için ise astronomikti. Şifahane müdiresi merhemi iç bölgeye Gan’ın kendisinin götürmesini tavsiye etmiş ve akademiye bağlı kendi dükkanlarını önermişti. Eğer kendisi merhemi dışarıya çok tanıtırsa dış bölgeyi yetişim dünyasından uzak tutmak mümkün olmazdı ve akademi bunu istemiyordu. Gan’a ekstra bir tavsiye daha vermiş ve merhemi “Cilt Restoresi” gibi bir isimle tanıtmasını söylemişti.

 

Yaşlı kadın merhem kabını açıp koklamış, kötü kokudan dolayı suratını buruşturmuştu. Ardından hızlıca kalkarak dükkanın iç tarafına geçti. İki kişinin zor sığacağı dükkanın içinde Gan kadının aptallaşan surat ifadesini görebiliyordu. Kadın merhem kapağını hızla kapatarak dışarı çıkarken gözleri son raddesine kadar açılmıştı.

 

“Bu- bu.. Ama. Nasıl!” Gan kadının saçmalamasını dinlerken gülüyordu. Diğer yandan da elini tekrar çantasına atarak 5 kap daha çıkardı ve kadına uzattı.

 

“Sakin ol nene. Söylediğim gibi bunları iyi fiyattan sat. Kazancın yarısını da bana getir. Su kulesinin yanındaki küçük mavi kulede kalıyorum. Sanırım bir otelmiş. DenizAtı Oteli.”

 

Yaşlı kadın başıyla onaylarken biraz sakinleşmişti. Merhemi gördükten sonra Gan’a olan tavrı da değişmişti. Daha saygılı bakıyordu.

 

“Güzel haberlerini bekliyorum nene. Burada parasız kalmak ölümden beter olur yoksa. Hahaha.” Gan gülerek uzaklaşırken yaşlı kadın da yüzünde kocaman bir gülümsemeyle kaplardan birini tezgahın baş köşesine koymuştu.




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1357

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1136

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 948

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 874

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 763

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 716

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 687

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 623

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 585

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 549

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 485

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 212

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 199

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 151

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 147

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 126

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 120

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 119

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 110

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 78

Site İstatistikleri

  • 18314 Üye Sayısı
  • 528 Seri Sayısı
  • 25120 Bölüm Sayısı


creator
manga tr