“Göklerin altında tek şeytan. Yeryüzünün üzerinde basit bir tavuk.. “ #Emperor’s Domination

Donmuş Deniz Düşen Yıldırım - 15 - Kara Orman II


Gan sıçrayarak uyanırken duyduğu sesten dolayı içi ürperdi. Etrafını dikkatle incelese de bir farklılık görememişti. Ses uzaktan gelmiş olmalıydı. Aklından geçen bir düşünceyle cebindeki madeni parayı çıkardı. Madeni para sarı ile kırmızı renklerde dönüşümlü olarak parlıyordu.

 

"Garyo,Paurie!" Endişeyle mırıldanırken harekete geçerek ağaçtan indi.

 

Son hızıyla doğuya doğru koşmaya başlarken içinden de ileride kendisini hızlandıracak bir şeyler öğreneceğim diye söz veriyordu.

 

Koştuğu süre boyunca tetikte olmak zorundaydı. Duyduğu ses gerçekten güçlü bir yaratığa ait gibiydi ve tüylerini ürpertmişti. 

 

Yolda kendisi gibi temkinli bir şekilde ilerleyen ağaç grubuyla karşılaşsa da hız kesmeden çocukların şaşkın bakışları altında yoluna devam etti.

 

"N'apıyor bu çocuk ? Ormanda tehlikeli bir şeyin olduğunu farkında değil mi ?" Ağaç grubundan bir kız Gan'ı oldukça tuhaf bulmuştu. Yanındaki diğer öğrenciler de kafalarını sallayarak onayladılar.

 

Gan doğuya doğru koşmaya devam ederken sarayda bahsi geçen köylerden birini de görmüştü. Kara Orman gibi bir yerin içinde yaşıyor olmak cesaret ister diye düşündü.

 

En fazla 20-30 evden oluşan küçük bir köyü görüyordu. Gözüne çarpan insanlar ise sert bakışlı ve cesur insanlara benziyorlardı. 30’lu yaşlarda bir adam Gan’ı gördüğünde üstündeki üniformayı tanıyarak bağırdı.

 

“Ormanda tehlikeli bir yaratık var. İstersen sen de kö..” Fakat çocuğun hız kesmeden devam ettiğini görünce sözlerini yarıda yutmuştu. Gorilin kükremesinden sonra köyün yerini keşfetmiş iki toprak grubu öğrencisi çoktan köye sığınmıştı. Adam kendisini dinlemeden koşmaya devam eden Gan’ın biraz kaçık olduğunu düşünmeden edemedi.

 

Gan başta Garyo ve Paurie’yi bulmakta çok zorlanacağını düşünse de doğuya gittikçe burnuna gelen yanık kokusu ve havadaki hafif duman onun için işleri kolaylaştırıyordu. Anlaşılan fazla uzakta değillerdi. Kulağına sesler gelmeye başladığında daha da yaklaştığını anladı.

 

Sesler artık netleşmeye başladığında aniden önüne çıkan cesedi görerek zor durmuştu. İlerideki ağacın dibinde rüzgar grubundan bir kız vardı. Kızın sağ kolu ve bacağı tamamen ezilerek kopmuş ve etrafa atılmıştı. Belindeki orantısız yamukluk ise ana gövdenin ağaca fırlatıldığını belli ediyordu. Gan midesinin bulanmasını beklese de tuhaf bir şekilde kendisini sakin hissediyordu.

 

100 metre kadar daha koşarak gözüne ilk çarpan yanmış büyük bir kütüğün önünde kıvrılmış Garyo’yu gördüğünde kafası uyuştu. Ardından gelen kükreme sesi ise tekrar ortama odaklanmasını sağlamıştı.      

 

Adeta cehenneme düşmüş gibiydi. Etraftaki ağaçların çoğu yanıyordu. Sıcaklık nefes almayı zorlaştıracak kadar yoğundu. Alanın ortasında artık tanınamaz hale gelecek kadar kanamış olan Feng ve karşısında boyu 3 metreden fazla olan ve geniş gövdesinden çıkan 4 koluyla devasa siyah bir goril duruyordu.

 

Garyo savaşın yoğun olduğu yerden daha uzaktaki yanmış kütüğün kenarında hareketsiz, yanmış ve kıvrılmış durumdayken ondan fazla uzakta olmayan bir yerde ise Paurie yarı çıplak ve vücudunda hafif morarıklıklarla hareketsiz şekilde yatıyordu. Gan arkadaşlarının ölmüş olabileceğini düşünürken kan beynine hücum etti.

 

Feng ve gorilin biraz kenarında, kafası nerdeyse tamamen içine göçmüş bir rüzgar grubu öğrencisinin ceseti vardı. Cesete bakmak bile cesaret istiyordu. Başka bir rüzgar öğrencisi ise vücudunda bir miktar yanık ve sol kolunun kırıldığını belli eden açısı ile Feng’den fazla uzak olmayan bir yerde hareketsiz yatıyordu. Etrafta devam eden yangın ise hala yaşamakta olanlar için tehdit oluşturuyordu.

 

Gan karşılaştığı manzaraya tam bir anlam veremeden gorilin bakışları kendisini buldu. Kırmızı ve büyük gözleri olan yaratığın ilgisi tamamen Gan’a kaymıştı. Feng fırsatı değerlendirerek yaratığın başına bir ateş parçası gönderse de yaratığın etrafını saran parlak sarı enerji tabakası bu saldırıyı tamamen engellemişti. Yaptığı saldırıya rağmen yaratığın kendisini sallamadığını fark eden Feng hızla oradan uzaklaşmaya başladı. Bu baş belasından yakayı sıyıramadığı için dövüşmek zorunda kalmıştı ve sınırına dayanmak üzereydi. Belki de dayanmıştı. Vücudu felaket durumdaydı ve Paurie’ye de sahip olamamıştı. Biraz gözden uzakta durarak goril gidince Paurie’yi almak için dönecekti.

 

Gan ve yaratık birbirlerine bakarken Gan düşünmekte zorlanıyordu ve öfkesi tavan yapmak üzereydi. Garyo ve Paurie’nin bu hale gelmesine sebep olan bu yaratığı gebertecekti. Goril de durumu anlamış gibiydi. Dört koluyla da göğsüne vurarak derin bir kükreme kopardı.

 

O sırada ormanda olan herkes bir anlığına duraksamıştı. Bu kükreme hepsinden daha vahşiydi.

 

Gan dikkatle gorili süzdüğünde daha önceki savaşından pek hasar almadığını anladı. Yer yer biraz yanmış tüyleri olsa da yaratık gayet diri duruyordu. İkisi de birbirlerine dik dik bakarken ilk hangisinin saldıracağını kestirmek zordu.

 

Gan sağ elinde küçük bir hırçın su küresi oluşturarak hızla fırlattı. Su küresi hızla gorilin sol omzuna giderken goril bu saldırıdan kenara kaçarak sıyrıldı. Fakat yaratığın bakışları bu saldırıdan sonra daha ciddi görünüyordu. Gan’ı ciddiye alacağı belliydi.

 

Gan üzerine doğru koşmaya başlayan gorile birkaç su küresi daha fırlatsa da vuramadı.

 

“Lanet hayvan. Büyük cüssesine göre çok çevik!

 

Tam tepesinden aşağı doğru inen yumruktan sağa küçük bir adım atarak kaçındı. “İyi ki yakın dövüş ve beden teknikleriyle ilgili bir şeyler okumuşum. Vücudumu efektif kullanabiliyorum.” Diye düşünürken sağ elinde oluşturduğu büyük bir su küresini yaratığın sağ tarafına hızla çarpmıştı.

 

“Aarrrghhhhh!! Gaharrrrrar!” Goril korkunç bir kükreme koparırken sağ tarafından acı çektiği belliydi.

 

Fakat Gan gorilden uzaklaşırken şaşkındı. “ Nasıl yani? O kadar yakın mesafeden su küresiyle vuruldu ve sadece acı mı çekiyor!” Aslında yaratığın iç organlarına kadar parçalayabileceğini düşünmüştü.

 

“Gerçekten çetin cevize çattık.” Gan gorilin etrafını saran sarı enerji tabakasının sıradan olmadığını anlamıştı. Tıpkı kukla evindeki 2. Kukla gibi bedenini saran ve savunmasını güçlendiren bir enerjiye sahipti.

 

Gan kendisini saran su elementiyle oluşturduğu yoğun katmanın, karşısındaki yaratığın savunmasıyla eşdeğer olmadığını hissedebiliyordu.

 

Canı yanan goril tekrar kükreyerek üstüne hücum ettiğinde art arda gelen 2 yumruktan kıvrak hareketlerle sıyrılarak yaratığın kafasını nişan aldı. Arka arkaya 3 tane su küresi göndermiş ve bir tanesi hedefini bulmuştu. Burnundan vurulan goril tepinmeye başladı. Yaratığın artık öfkesinin zirveye vardığı anlaşılıyordu.

 

Gan kendisine doğru delice koşan gorile arka arkaya su küreleri fırlatsa da yaratık ustaca sıyrılıyor ve yavaşlamıyordu. Sırtının ağaca dayandığını hissettiğinde içinden sövdü. Etrafına dikkat etmemiş ve köşeye sıkışmıştı. Gorilin savurduğu ilk iki yumruktan kaçınırken darbeyi alan arkasındaki ağaç ortasından kırılmıştı. Fakat yaratık soluk almadan yumruklamaya ve ezmeye devam ediyordu. Gan’ın etrafını saran savunma katmanı, sıyrılamayıp direkt aldığı ikinci yumrukta sarsılıp zayıflarken Gan da sarsılan ve zayıflayan katmanı tekrar oluşturuyordu.

 

Dövüş bir anda karşılıklı darbe alışverişine dönmüştü. Goril yumruklarken Gan da elinin etrafında oluşturduğu hırçın su kürelerini kullanıyordu. Sıkıştığı köşeden kurtulamadan önce yaratık tüm gücüyle ve iki sağ koluyla birden yumruk attı. Sağ tarafından aldığı darbeyle etrafını saran su elementi yok olacak kadar zayıflarken Gan dövüş boyunca ilk defa bir acı hissetti.

 

“Ich! Lanet yaratık. Bu dövüşü daha fazla uzatmamam lazım. Yorulmaya başladım.” Gan’ın nefesi biraz hızlanmıştı. Karşısındaki goril de benzer durumdaydı. Madem bu bir dayanıklılık savaşı olacaktı o zaman ipleri ele almalıydı.

 

Etrafındaki katmanı tekrar oluşturduktan sonra yaratığın üstüne tekrar atılmasını beklemeden ellerinin arasında su toplamaya başladı. “Küçük Göl” tekniğini kullanacaktı. “Küçük Göl” akademide pek çalışılan bir teknik değildi. Ustalaşması oldukça zordu fakat Gan için basit olmuştu. Hafifçe sırıtırken ilk defa kullanacağı için biraz da heyecanlıydı.

 

Yaratık Gan’ın bir şeyler yapmaya çalıştığını fark edince kükreyerek hızla saldırdı. Harekete geçerken ağır gövdesinden dolayı zemin sarsılıyor ve toprak kalkıyordu.

 

Gan yaratığın üstüne geldiğini görünce paniklemedi. İşi bilerek ağırdan almış ve yaratığı gafil avlamak istemişti. Aralarında iki metre kadar kaldığında Gan’ın elleri arasında oluşturmaya başladığı su kütlesi çok hızlı bir şekilde büyümeye başlayarak 6 metre çapında bir yarımküre oluşturdu.

 

Dışarıdan bakıldığında manzara çok ilginç görünüyordu. 13 yaşlarında bir çocuk iki elini birden uzatmış ve ellerinin ucunda küçük bir göl oluşmuştu. Bu gölün içinde ise neye uğradığını anlamamış, debelenen bir 4 kollu goril vardı.

 

Gan alnından sızan ter gözüne doğru düşerken dikkatini bozmaya cesaret edemiyordu. “Küçük Göl” kontrol odaklı bir teknikti ve grup olarak savaşlarda çok etkili olabilse de şu anda tekti. Düşmanını hapsetmek için sürekli konsantre olarak su kütlesini enerjisiyle beslemek zorundaydı ve o sırada başka bir şey yapamıyordu. 4 kollu gorilin hiç zayıf olmayan enerjisi ve debelenmeleri ise işi daha da zorlaştırıyordu.

 

Yaklaşık 4 dakika bu durumda kalırlarken Gan’ın üstü başı ter içinde kalmıştı ve kasları da titriyordu. Etrafını saran su katmanını dağıtmış tüm gücünü “Küçük Göl” için odaklamıştı. Sınırına yaklaştığı ve enerjisinin tükendiği belliydi.

 

4 kollu gorilin sesi gölün içinde boğuktu ve hava kabarcıkları oluşturuyordu. Debelenmeleri azalırken kendisini koruyan enerjisi de zayıflamaya başlamıştı. Gan biraz daha dayanmalıydı. Eğer gorilin gücünü tüketebilirse yaratık gölün içinde boğulacaktı.

 

……………………….

 

“Sienna sana kaç kez demeliyim! Ormana gitmemize izin ver. Eğer inat etmeye devam edersen emirlerini çiğneyeceğim!” SuYılanı 4 kollu goril haberini aldıklarından beridir üstatlarla Sienna’nın odasındaydı ve yolladığı 3 muhafızı sorguluyordu.

 

ÇılgınAteş de lafa girdi. “SuYılanı haklı Sienna. Sıradan bir siyah gözlü goril olsa 3 muhafız yeterdi. Fakat bu kırmızı gözlü bir goril. Eğer kendisini yansıtabiliyorsa ki eminim yapabiliyordur. Korkarım ki biz üstatlar bile zor durumda kalırız.”

 

“Tamam tamam. Fakat hepinizi gönderemem. Sadece 2 üstat gidecek. Aranızda karar verin.” Sienna endişeli görünse de hala tüm üstatlara izin vermemişti.

 

……………………………………….

 

Goril birkaç saniyedir hareketi kesmişti. Gan’ın dudakları zaferle kıvrılırken bir süre daha tekniği bozmaya cesaret edemedi. Artık bozmaya niyetlenmişti ki gözleri kapanmış olan goril gözlerini açarak Gan’a döndü. Kırmızı gözleri dövüşürken sönüktü fakat şimdi tıpkı bir yakut gibi parlıyordu. Yaratığın etrafındaki enerjisi hızla kabararak yükselirken Gan’ın gözleri sonuna kadar açılmıştı.

 

“Ne?! Neler oluyor?!”

 

Yaratığın etrafındaki enerjisi sarı sarı parlayarak artarken gorilin birebir aynısı bir yansıma oluşturarak yaratıktan uzaklaşmaya başladı. Gorilin vücudundan tamamen ayrılarak gölün sınırlarına çarptı.

 

Gan bir anda kan kusarken “Küçük Göl” tamamen yok edilmişti. Kafasını kaldırdığında biraz önceki yansıma kaybolmuştu ve 4 kollu gorilin etrafındaki enerji rengi biraz soluklaşmış gibi olsa da gözleri hala yakut gibiydi.

 

“Az önce enerjisinin saflığından biraz fedakarlık ederek güçlü bir teknik yapmış olmalı. Parlak sarıydı fakat şimdi biraz daha sönük duruyor. Bu sefer gerçekten ayvayı yemiş olabilirim.”

 

Ayağa kalkarken dizleri ve vücudu titriyordu. Nefes alışverişi hızlı olsa da düzensiz değildi. Bu durumda bile enerjisini kullanabileceğinden şüphesi yoktu fakat kullanabileceği enerjisi pek kalmamıştı.

 

Yaratık kırmızı gözlerini öfkeyle kısarak Gan’a atıldı. Gan karnının ortasından yediği darbeyle birkaç metre geriye uçarken etrafında oluşturduğu su katmanı, darbenin gücüyle yok olmuştu. Ağzının içine dolan kanı yere kustu ve acıyla karnını tuttu. Belki bir kaburgası kırılmış olabilirdi. Enerjisini tekrar etrafına yayarak kendine katman oluşturmayı denese de oluşturduğu katman çok ince ve zayıftı.

 

Yetişimcilerin kullanabileceği enerji miktarının bir sınırı vardı. Tekrar vücudunun enerji üretip normale dönmesi için ya dinlenmeli ya da qi taşı gibi bir şeylere başvurmalıydı.

 

“Şu Concor’a verdiğim qi taşı bende kalsa iyiymiş.”

 

Kendi kendine hayıflanırken dibine kadar gelen gorilin yumruğunu kaldırdığını gördü. Gan öksüz ve şanssız doğmuştu. 2 ay önce müthiş bir şekilde şansı dönmüştü fakat buraya kadardı. Tuhaf bir şekilde korkmuyordu ve pişman değildi. Biraz önce savaşırken kendisini çok iyi ve keyifli hissetmişti. Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrılırken gorilin gözlerine baktı.

 

Fakat tuhaf olan bir şeyler vardı. Gorilin gözleri dehşetle kocaman açılmış ve Gan’ın arkasına doğru bakıyordu. Hemen ardından Gan arkasından gelen tek bir kelimeyi duydu.

 

“Kaybol!”

 

Duyduğu ses kalın ve çok otoriterdi. Emrin hemen arkasından üstüne çöken baskı ise Gan’ın bilincini kaybetmesine sebep olmuştu. Gan bayılmadan önce aklından, arkasında her kim ve ne varsa kıdemli üstat Denizatı’nın bile karşısında çok zayıf kalabileceğini geçirmişti.

 

4 kollu goril hızla arkasına bile bakmadan kaçarken uzun boylu, atletik bir görüntüsü ve kahverengi uzun saçları olan bir adam Gan’ın yanına gelerek eğildi. Adamın Gan’ı süzen kehribar rengi gözleri çok derin ve parlaktı.

 

“Korkuları gereksizmiş. Ölmezsen ilerleyen zamanda tekrar görüşeceğiz çocuk.”

 

Gizemli adam Gan’a bakarak mırıldandıktan sonra ormanın derinliklerine doğru kayboldu.

 

Adamın geldiği tarafta ise parçalara ayrılarak etrafa saçılmış et parçalarının olduğu kanlı bir çalı topluluğu vardı. Bütün halinde kalmış bir kelle ise Gan’ın dövüşünü izlerken hayretle ağzı açık kalmış olan Feng’e aitti.

 

Feng nasıl öldüğünü bile anlamamış gibiydi.




Yorumlar


Giriş Yap


    Duyurular

    Popüler Seriler

    Against The God
    Against The God
    Beğeni Sayısı: 1487

    King of Gods
    King of Gods
    Beğeni Sayısı: 1217

    Tales of Demons & Gods
    Tales of Demons & Gods
    Beğeni Sayısı: 1011

    True Martial World
    True Martial World
    Beğeni Sayısı: 913

    Emperor’s Domination
    Emperor’s Domination
    Beğeni Sayısı: 812

    I Shall Seal The Heavens
    I Shall Seal The Heavens
    Beğeni Sayısı: 796

    Martial God Asura
    Martial God Asura
    Beğeni Sayısı: 723

    Swallowed Star
    Swallowed Star
    Beğeni Sayısı: 641

    Coiling Dragon
    Coiling Dragon
    Beğeni Sayısı: 638

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 620

    Popüler Orjinal Seriler

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 620

    KAREN
    KAREN
    Beğeni Sayısı: 216

    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    Beğeni Sayısı: 200

    Beyond Eternity
    Beyond Eternity
    Beğeni Sayısı: 159

    DİPTEN EN TEPEYE
    DİPTEN EN TEPEYE
    Beğeni Sayısı: 159

    Yıldızlar Kralı
    Yıldızlar Kralı
    Beğeni Sayısı: 150

    Acemi Ölümsüz
    Acemi Ölümsüz
    Beğeni Sayısı: 137

    SAHİPKIRAN
    SAHİPKIRAN
    Beğeni Sayısı: 131

    THEODEN
    THEODEN
    Beğeni Sayısı: 130

    Lord Of The Demons
    Lord Of The Demons
    Beğeni Sayısı: 125

    Site İstatistikleri

    • 17492 Üye Sayısı
    • 783 Seri Sayısı
    • 36094 Bölüm Sayısı


    creator
    manga tr