“Göklerin altında tek şeytan. Yeryüzünün üzerinde basit bir tavuk.. “ #Emperor’s Domination

Donmuş Deniz Düşen Yıldırım - 11 - Element ile Kaynaşmak


AğaçSakal’ın dersinde öğrenciler kendinden geçmek üzereydi. Ne zaman AğaçSakal ortaya çıksa ortalığı ıslak çimen kokusu doldururdu. Öğrenciler için ders dinlemek zaten zor bir şeyken, böyle yağmur sonrası kokunun olduğu yerde daha da zorlaşıyordu. Herkes bu güzel koku eşliğinde hayaller kuruyor gibiydi.

 

“Uaaah uykum var.” Gan Concor’a duyurarak seslice gerindi. Göz altları morarmış ve başında da ağrı vardı.

 

“Fazla zaman kalmadı. Biter birazdan. Naptın orta seviyeye ilerlemek için umut var mı ?” Concor umutsuzlukla sordu.

 

Gan omuzlarını silkerek “Pek yok gibi. Neyse henüz daha saraya gireli bir hafta oldu. Daha zamanımız var.” Diye cevaplasa da gerçekler öyle değildi.

 

Her ders sırasında ve de akşamları odasında zihnine konsantre olarak, kütüphaneden aldığı kitapları kavramaya çalışmıştı. Bunun bedeli ise korkunç bir uykusuzluk oluyordu. Dün gece bütün kitapları kavramayı bitirmişti. Kitapları kavradıkça arada dersleri dinlemeyi denemiş fakat dersler daha da az ilgi çekici gelmişti.

 

Üstatların anlattıklarında yanlışlıklar ve eksiklikler vardı. Kesinlikle emindi ki dersi kendisi anlatsa buradaki tüm üstatlar oturup dinlerdi. Bunu düşünürken kıvançla dudakları kıvrıldı. Sadece bir haftada enerji kontrolü ve yoğunluğu konusunda üstatlardan daha iyiydi. Yaşlı adamın “Hızlı Kavrama” yeteneği hayatının en büyük dönüm noktası olmuştu.

 

AğaçSakal’ın anlattığı bir bilgiden sonra Concora dönerek “Bunu unut. Enerji kontrolü için ilk önce enerjiye değil nefese konsantre olmalısın. Kütüphanedeki bir kitapta güzel nefes pratikleri var.” Derken Concor da Gan’a aptalca bakarak kafasını sallıyordu.

 

Geçtikleri beş gün içerisinde Gan iki kere dış kaleye çıkmıştı. Birinde Sera’ya birinde ise Sea’ya vakit ayırmıştı. Manevi babası gururlu bir şekilde sıkı çalışmasını söylerken küçük kız ise özlemle sarılmıştı. Gan gerçekten bir kız kardeşe sahip olmuş gibi hissediyordu. Küçük kızı görünce içine dolan sıcaklık ve kabullenme hissi çok güçlüydü. Üstelik Sea şimdiden enerjiyi 40’tan fazla döndürebiliyordu. Şüphesiz ki ilk senesinde enerjiyi yoğunlaştıracaktı. Gan küçük kızın gerçek bir yetenek olabileceğini düşünmeye başlamıştı.

 

AğaçSakal dersi bitirdiğini söylerken Concor da Gan’ı dürttü.

 

Gel yemeğe gidip Garyo’yu bulalım. Yanlış hatırlamıyorsam bugün pasifliğinin son günü ve meydan okumak için birine karar verecekti.”

 

Gan da hatırlamış gibi kafasını salladı. Geçtikleri birkaç günde Garyo ve Paurie ile yemek arkadaşı gibi bir şey olmuşlardı.

 

Yemekhanede Garyo’yu bulduklarında Garyo’nun ifadesi kararsız ve sıkıntılıydı.

 

Paurie Gan ve Concor’u görünce el etti. Gan şaşkın bir ifadeyle neler olduğunu sorarak masaya otururken Garyo da açıklamaya başlamıştı.

 

“Bugün, meydan okumamı seçmem gerekiyor yoksa biliyorsun yarından itibaren aktif olacağım ve sıralamadan düşebilirim. Fakat ben hala karar veremedim. Dövüş stilim bir yetişimci için uzak mesafede zayıf kalıyor ve yurtlardaki çoğu öğrenci uzun menzilli saldırı yapabiliyor. Çok dezavantajlıyım.”

 

“Bu sebepten de mümkünse yakın dövüş tercih eden birini seçmesi daha iyi olurdu.” Diye Paurie Garyo’nun durumunu özetledi.

 

“Durum buysa neye karar vermekte zorlanıyorsunuz ?” Concor sıkıntıyı anlamamıştı.

 

“Çünkü sıralamada en aşağıda olan yakın dövüşçü 79. Sırada ve elementi toprak. Kısacası Garyo ile benzer stile sahip fakat daha güçlü hali gibi.” Diyerek Paurie asıl sıkıntılarını açıkladı.

 

Fakat Paurie biraz düşündükten sonra karar vermiş gibiydi. “Bence 300’lü sıraların sonuna meydan okumalısın. Onların enerji kontrolü çok iyi değildir. Uzun mesafelerinden kaçınabilirsin. En azından 100 sıra atlamış olursun ve bu sana biraz zaman kazandırır.”

 

“Ben de öyle düşünüyorum. Sanırım söylediğin 402. Sıradaki çocuğa meydan okuyacağım. Elementi rüzgar. Bu sıralamada fazla güçlü olmasa gerek.” Garyo kararını vermişti.

 

Beraber arenaya doğru giderlerken Gan da ne yapacağını düşünüyordu. Kavradığı kitaplar sayesinde enerji kontrolü, yoğunlaştırması çok iyiydi. Çoktan orta seviyeyi en uç noktaya kadar geçmişti. En kısa zamanda element ile kaynaşıp kütüphanenin 2. Katındaki enerjiyi biçimlendirme ve elemente dönüştürme tekniklerini kavramak istiyordu.

 

Garyo arenanın girişinde yer alan küçük kulübeye giderek meydan okumak istediği kişiyi bildirdikten sonra teklif sundu.

 

“Hadi Kukla Evine gidelim belki bana birkaç taktik verirsiniz.” Garyo’nun teklifini herkes kabul etse de Gan ve Concor Kukla Evi’ne ilk defa gidiyordu.

 

Kukla Evi aslında ayrı bir test yeriydi. Paurie’nin açıklamalarına göre öğrenciler çoğunlukla dayanıklı kuklalar üzerinde güçlerini test etmek için gelseler de asıl buraya gelenler sıralama için geliyordu. 4 ayrı dayanıklılık seviyesi olan kuklaların hepsini tek girişte yok edebilen öğrenci 1. Yurda katılabilirdi. 3 seviyeyi yok eden 2. Yurda ve 2 seviyeyi yok eden de 3. Yurda girebilirdi. Fakat kukla testi geçmek öğrenciye Konak’a katılma hakkı vermiyordu.

 

“Neden arenada dövüşmek yerine kuklaları yok etmeyi denemiyorsunuz ? Daha güvenli ve daha kolay değil mi ?” Concor buna verilecek cevabı merak ediyordu.

 

“Kuklalar sabit ve hareketsiz olsa da sandığın kadar zayıf değiller. Ben 3. Yurda savaşarak girdim fakat daha ilk seviye kuklayı yok edemiyorum.” Garyo mahcup bir ifadeyle konuşarak devam etti. “Sıralamalardaki çoğu öğrenci de kendi seviyesini gösteren kuklayı yok edebilecek kadar güçlü değiller.”

 

Geniş bir alana geldiklerinde karşılarında insana benzeyen bir kukla belirdi. Standart insan ebatlarına sahip kuklanın bir yüzü yoktu.

 

Garyo ise elementini dönüştürerek çoktan kuklaya saldırmaya başlamıştı. Topraktan eldivenleriyle her vurduğunda toprak parçaları saçılırken Gan ve Concor da o yumruğu yediklerinde nasıl yamulacaklarını kafalarında canlandırmadan edemiyorlardı. Fakat kuklada ise birkaç ezik dışında hasar yoktu.

 

Gan akşam kütüphaneye girerken bir yandan da düşünüyordu.

 

“Garyo enerji konusunda iyi olmasa da iyi fiziksel kabiliyetleri var. Küçümsenecek özellikler değil. Kütüphanede bunlarla ilgili bir şeyler de olabilir.”

 

Kütüphanede 1. Kata çıkıp bakınırken yakın dövüş ile ilgili sadece bir tane kitap bulabilmişti. Kitabı zihnine kopyaladıktan sonra kütüphaneden ayrıldı.

 

Elementler Salonuna geldiğinde hala içeride olan öğrenciler vardı. Gan içten içe bu saatte çalışanları da tebrik ederek su elementinin kabinine girdi. Tekrar çıktığında 1. Kattaki su küresinin önündeydi.

 

Kavradığı kitaplar sayesinde ne yapması gerektiğini tam olarak biliyordu. Enerjisini su küresinin içine bırakıp kaynaşmasını beklemesi gerekti. Hızlıca sağ elinde kürenin boyutu kadar bir enerji topu oluşturdu. Bunu hızla ve eksiksiz yaparken kendisi bile şaşırıyordu.

 

Oluşturduğu su topunu kürenin tam içine oturacak şekilde bıraktı. Şimdi sadece beklemek kalmıştı. Enerjisi kaynaşabilirse, bıraktığı enerji küresinden küçük bir parça Gan’a geri dönecek ve su elementiyle kaynaşmış olacaktı.

 

“Ne!” Gan şaşkınlıkla tepki verirken su küresinin içine bıraktığı enerji topu daha da büyümüş halde hızla Gan’a geri geldi ve göğsünden vücuduna girdi.

 

“Nasıl yani ben çoktan su elementi kullanıcısı mı oldum?” Şaşkınlıkla kendine baktı. Bu sürecin bu kadar hızlı olmaması gerekiyordu. Heyecanla salondan çıkarken aklında tek bir şey vardı.

 

Kütüphanenin 2. Katına gitmek.

 

Kütüphaneye girip hızla 2. Kata çıkarken onu izleyen görevli kız ise garip garip bakıyordu. Bu çocuk kütüphaneye geliyor, katlara çıkıyor ve fazla zaman geçmeden de çıkıp gidiyordu. Üstelik şimdi gittiği yer 2. Kattı. Sadece bir haftada element dönüştürmüş olamazdı değil mi?

 

Gan, enerji dönüşümü için bir kitap belirleyerek kopyaladı. Element enerjisini kontrol etmek ve yönlendirmek için ipuçları bulunan bir kitabı daha kopyaladıktan sonra kaşları örülmüştü.

 

“Kontrol ve yoğunlaştırma sadece enerji için geçerli değil. Dönüştürdüğün elementi de kontrol ve yoğunlaştırmada ustalaşmalısın. Aksi takdirde hemen dağılan bir enerjiye sahip olursun.”

 

İşte bu Garyo’nun 2 yıldır beceremediği bir şeydi. Enerjide de elementte de hızlı ilerlemeye çalışınca orta seviyenin başında takılıp kalmıştı. Gan’ın farkındalığı arttıkça “Hızlı Kavrama” yeteneğine daha çok hayran oluyordu. Uzun süre pratikle istikrar sağlanıp öyle ilerlenmesi gereken aşamaları patır patır aşıyordu.

 

Canını sıkan tek şey ise “Donmuş Deniz Düşen Yıldırım” kitabını kullanamamasıydı. Gerekli olan meridyenler ne anlama geliyordu ve nasıl elde ediliyordu bilmiyordu. Kitabın başından bazı parçaları okumayı denemişti. Fakat meridyenleri olmadığı için olsa gerek, öğrenip öğrenmediğini test edemiyordu. Buna rağmen kitapta yer alan su, buz ve yıldırım içerikleri iştahını kabartıyordu.

 

2. katın çıkışına doğru ilerlemek üzereyken gözleri biçimlendirme kitaplarına takıldı.

 

“Aslında bu yetenekle Enerji Biçimlendirmem pek zor olmasa gerek?”

 

Enerji Biçimlendirme için bir rehber kitabı kopyaladıktan sonra en çok ilgisini çeken yere yönelmişti. Element teknik kitaplarına bakarken gözleri parlıyordu. Her elemente dair 2’şer kitap vardı.

 

“Küçük Göl” ve “Su Küresi” adlı iki tekniğe bakarken Gan’ın aklına SuYılanı geldi. Su elementi kullanıcılarının biçimlendirme için “Su Küresi” çalıştığını biliyordu. Çünkü üstat SuYılanı daha kolay diye o tekniği öneriyordu. Sonuçta “Su Küresi” tekniğini başaranlar iç kaleye geçmeye hak kazanacaktı.

 

Fakat Gan “Küçük Göl” adlı tekniği çalışan kimseyi görmemişti.

 

Sahip olduğu gücü düşünerek sırıttı ve iki kitabı da kopyalayarak odasına gitmek için kütüphaneden ayrıldı.

 

“Dostum korkunç görünüyorsun!” Concor bağırarak Gan’ı sarstı.

 

“Kulağımın dibinde bağırma Concor.” Gan yorgun ve uykusuz bir şekilde cevaplarken amfide yerlerini aldılar.

 

“Şey dostum bilirsin ya. Acaba sana zorbalık yapan biri falan mı var ? Sürekli yorgun ve uykusuz gibisin.” Concor endişeyle sorarken Gan da şaşırarak hızlıca cevapladı.

 

“Yo yo hayır sadece geceleri orta seviye için pratik yapıyorum o yüzden.”

 

“Ben de çalışıyorum fakat çabuk sıkılıyorum. Tamam o zaman sen öyle diyorsan.” Concor biraz rahatlamış bir şekilde önüne döndü. Gan’ın ise zorbalık dedikten sonra aklına Terra gelmişti. Terra Konak’ta 9. Sıradaydı. Her an iç kaleye terfisi bekleniyordu. Gan bunun için çok uğraştığına emindi aksi takdirde kendisini asla rahat bırakmazdı.

 

Üstat SuYılanı dersi anlatırken Gan da aldığı kitapları kavramaya gömülmüştü. Dün gece hiç uyumadan 2 kitabı ve yakın dövüş için aldığı kitabı kavramıştı ve şimdi biçimlendirme için aldığı rehberi de kavramak üzereydi. Eğer başarılı bir şekilde kavrarsa geriye sadece “Küçük Göl” ve “Su Küresi” tekniklerini kavramak kalacaktı.

 

“Gan! Boş boş bakma derse odaklan. Saflık seviyenin yüksek olması çok yetenekli olacağın anlamına gelmez.” SuYılanı Gan’ı uyarırken konuşmasına devam etti.

 

“Enerji yetişimi çetrefilli bir yoldur. Tek bir seviye ve tek bir yol yoktur. Bir alanda iyi olurken bir alanda kötü olursanız kaybedersiniz. Enerji deponuz rakibinizden az olabilir, saflığınız daha kötü olabilir, kontrolünüz, dönüştürmeniz, yönlendirmeniz, elementiniz. Bunların hepsinde ustalaşmak ise gerçek bir yetişimcinin hedefi olmalıdır.”

 

SuYılanı tekrar derse dönerken arkasından yüksek sesli bir soru geldi. “Peki buz elementini nasıl elde edebiliriz ?”

 

Üstat şaşkınlıkla arkasına bakarken cevap bekleyen Gan’ı gördü ve gülümsedi. Amfideki diğer öğrenciler de şaşkınlıkla bakıyor ve cevabı da merak ediyorlardı.

 

“Ders bitince yanıma gel.”

 

SuYılanı dersi bitirdiğinde Gan’a kendisini takip etmesini işaret etti.

 

Gan üstadın yanına giderken Concor’a dönerek “Sen arenaya git Garyo’nun dövüşüne yetişirim ben de.” Dedi ve üstadın peşinde gözden kayboldu.

 

SuYılanı amfinin yakınındaki çiçekli bir bahçeye geldiğinde durdu ve Gan’a dönerek sordu.

 

“Buz nereden çıktı çocuk?”

 

“Merak ettim efendim. Su tek başına da güçlü olsa da, eğer buz olursa saldırı gücü daha da artacaktır değil mi?” Gan merakla üstada bakıyordu.

 

“Evet düşüncen yanlış değil. Fakat eksik. Yeterince iyi kontrol ve yoğunlaştırma gücüne sahipsen rakibine küçük su küreleri atarak aynı katı bir buz gibi delip geçebilirsin ve başka birçok şey. Bir gün elementini kontrol edip enerjiyi biçimlendirebilirsen bunu “Su Küresi” tekniğinde öğreneceksin. O zamana kadar acele etme.” SuYılanı sabırla açıkladı.

 

“Peki ya buz ? Diyelim ki buz da yapmak istedim.” Gan vazgeçmeye niyetli değildi.

 

SuYılanı’nın kaşları çatılırken sesi de sinirli olmaya başlamıştı.

 

“Neden 5 temel elementten biriyle kaynaşmaya çalışıyorsun biliyor musun ?”

 

Gan dün gece kavradığı kitaptan öğrendiklerini söyledi.

 

“Evet üstat. Temel elementlerin başka elementlere dönüşmesi veya daha güçlü hale gelebilmesi, başka bir elementle kaynaşmaya göre daha fazla olanağa sahiptir. Yani ben su elementinden önce sıradan bir buz parçasıyla kaynaşmaya çalışır ve başarırsam, bundan sonra temel bir element olan suyla bile kaynaşmam çok zor olacaktır.”

 

SuYılanı takdirle kafasını salladı. Çocuk gerçekten de bilgiliydi.

 

“Fakat önce su elementiyle kaynaşırsam, su enerjisi içeren elementlere yatkınlığım da artacaktır. O zaman su elementini kavradıktan sonra buz parçasındaki enerjiyle mi kaynaşmalıyım?”

 

Gan bu sorunun cevabını kitaplarda da net bulamamıştı. Yanlış bir şey yapmak istemiyordu. Merakla SuYılanı’nın cevabını bekledi.

 

SuYılanı düşünceli bir şekilde yere baktıktan sonra cevapladı.

 

“Aynı enerji türünü barındırsa bile ikinci bir elementi kavramak kolay değildir. Dediğin gibi sudan sonra gidip bir buz parçasıyla enerji kaynaştırmayı deneyebilirsin fakat bu sadece sıradan buz yapabilmeni sağlar. Çok saf enerjin olsa bile buzun güçlü olmayacaktır. Tıpkı ilk kattaki su küresini kavradıktan sonra çok güçlü bir su elementi enerjin olmayacağı gibi.”

 

“Eğer buz yapmaya bu kadar hevesliysen üstadın olarak sana yardımcı olabilirim. Tabiii…” SuYılanı’nın ifadesi aniden neşeli ve uğursuz olmuştu.

 

Gan tereddütle “Ne karşılığında?” derken SuYılanı da devam etti. “1 ay içerisinde sıralama yurtlarına gireceksin ve Elementler Salonu’nun ikinci katından element kaynaşması yapacaksın. Yapamazsan buzu unut.” Bunları dedikten sonra arkasını dönerek giderken bağırdı.

 

“Kolay gelsin çocuk aman diyeyim kendini sakatlama. AHahahah!”

 

Gan aptalca bir ifadeyle orada kalmıştı. Üstadın yardım etmeye yanaşmayacağını hiç düşünmemişti. Biraz şaşkın şaşkın kaldıktan sonra arenaya doğru yola koyuldu. Ne de olsa SuYılanı’nın istediği şeyleri yapmak çocuk oyuncağıydı. Bunu düşünürken de dudakları kıvrıldı.

 

Arenaya geldiğinde Paurie ve Concor Garyo’yu dövüşçülerin olduğu tarafa gönderirken rahatlatıcı bir şeyler söylemeye çalışıyorlardı. Arenada şu anda iki ateş elementi kullanan öğrenci savaşıyorlardı. Sırada ise Garyo vardı. Bir anda kalabalıktan yükselen haykırışlarla arenadaki dövüş bitti.

 

Kıdemli Pera her zamanki gülümsemesiyle kazananı ilan ettikten sonra yeni savaşı duyurdu.

 

“Sıradaki karşılaşma 3. Yurt 528. Sıra Garyo ve 3. Yurt 402. Sıra İrten arasında.” Duyurusundan sonra arenanın kapıları açılmış ve Garyo ile biraz kıza benzeyen bir oğlan platforma çıkmışlardı.

 

“Çocuk biraz şey mi?” Gan da Concor da aynı anda konuşurken Paurie de gülüyordu. “Hahahah Garyo bunu hiç tahmin etmemiştir kesin.”

 

Gerçekten de Garyo’nun ifadesi değişmişti. İrten’in ise Garyo’yu süzen bakışları vardı. Gücünü süzmediği ise her halinden belli oluyordu.

 

“Hahahahah şuraya baksana Garyo savaş başlamadan kaybetti. Şoktan napacağını şaşırdı.”

 

“Sırf bu yüzden bile İrten’e meydan okumazdım.”

 

Tribünlerde de yorumlar yükselirken Pera dövüşü başlattı.

 

Garyo ellerinde toprak eldivenlerini oluşturarak hemen atılırken İrten de hızla geri çekildi. Garyo peşini bırakmıyordu fakat İrten’e dokunamıyordu da. Yine de kovalamayı bırakmadı. Bırakırsa dezavantajlı bir duruma düşebilirdi.

 

“Hey bu ne ?”

 

“Dövüş izlemeye geldik ebelemece değil!”

 

Tribünlerden öfkeli sesler yükselirken İrten de kaçmaktan sıkılmış gibiydi.

 

Arkasını dönerek Garyo’nun gövdesine kuvvetli bir rüzgar gönderdi. Garyo rüzgarı fark etse de kaçamayacak kadar yakındı. Gövdesinden vurulduğunda gözbebekleri kocaman oldu. Bu kadar güçlü bir rüzgar beklemiyordu. 1 metre kadar uçtuktan sonra geri doğru yuvarlandı.

 

“İşte bu be! Garyo nasıl uçtu ama!”

 

“İrten’in sıralaması gerçekten 402 mi? O baya güçlü bir rüzgardı.”

 

Bu sırada Paurie de sesli düşünüyordu. “İrten’in yetişim için bir hayali yok. 18’ine kadar sarayda keyif çatıp sonrasında dış kalede yaşamayı düşünüyor. Bu yüzden sıralamasına göre biraz daha güçlü.”

 

Concor da şaşkınlıkla Paurie’ye döndü. “O zaman Garyo’ya neden onu hedef seçtirdin?”

 

Fakat Paurie omuz silkerek cevaplamamıştı.

 

Bu sırada arenadaki dövüş de seyircileri heyecanlandırmaya başlamıştı. İrten’in ardı arkasına gönderdiği rüzgarlar Garyo’yu geri itiyor ve hareketlerini kısıtlarken sık sık da yerlerde yuvarlanmasına sebep oluyordu. Fakat Garyo’nun her defasında ayağa kalakcak fırsatı oluyordu.

 

Sonunda Garyo enerjisini etrafında toplamaya başlarken İrtenin de rüzgarları kesilmişti. İstediği fırsatı yakalayan Garyo bedeninin etrafını tamamen toprak katmanıyla sardıktan sonra ağır ve güçlü adımlarla İrten’e doğru ilerlemeye başladı.

 

İrten, tekrar rüzgar estirmeye başlasa da Garyo’yu durduramıyordu. Garyo ilerlerken demin vurulduğu rüzgarların bu kadar güçsüz olmadığını düşünüyordu. Öyle ki arenada yuvarlanmaktan ağzının kenarlarında kan birikip kurumuştu. Şimdiki durumun sebebi toprak katmanının ağırlığı olmalıydı.

 

“Vay Garyo’ya bak ağır toprak katmanlarıyla mesafeyi kapatıyor. İrten’in rüzgarları etkisiz kaldı.”

 

“Gerçekten de İrten’i yakalarsa Garyo kazanabilir. İşler tersine dönecek gibi!’”

 

Garyo İrten’in önüne kadar geldiğinde İrten Garyo’nun gözlerinin içine bakarak gülümsedi ve kıdemli Peraya dönerek “Pes ediyorum.” Dedi.

 

Pera, arenada suratında şaşkın bakışlarıyla duran Garyo’yu kazanan ilan ederken Concor ve Gan da sorgulayan ifadelerle Paurie’ye bakıyolardı.

 

Paurie ikiliden gözlerini kaçırsa da açıklamak zorunda kaldı.

 

“Tamam. Tamam. İrten’e rüşvet verdim. Ailem güzel kokan bitkileri toplar ve kızlara satar. İyi kazanıyorlar. Malum İrten de kız gibi olduğu için hatrı sayılır bir indirime hayır diyemedi. Yapması gereken inandırıcı bir şekilde yenilmekti ki Garyo toprak katmanını kuşanınca bunun için iyi bir bahane yarattı.” Suratında biraz mahcubiyet fakat çokça da yaptığıyla gurur duyan bir ifade vardı.

G

an ve Concor ise ne diyeceklerini bilemiyorlarken Paurie “Sakın Garyo’ya bir şey söylemeyin! Yoksa sizi kızartırım.” Diyerek Garyo’nun yanına gitmek için ayaklandı.




Yorumlar


Giriş Yap


    Duyurular

    Popüler Seriler

    Against The God
    Against The God
    Beğeni Sayısı: 1487

    King of Gods
    King of Gods
    Beğeni Sayısı: 1217

    Tales of Demons & Gods
    Tales of Demons & Gods
    Beğeni Sayısı: 1011

    True Martial World
    True Martial World
    Beğeni Sayısı: 913

    Emperor’s Domination
    Emperor’s Domination
    Beğeni Sayısı: 812

    I Shall Seal The Heavens
    I Shall Seal The Heavens
    Beğeni Sayısı: 796

    Martial God Asura
    Martial God Asura
    Beğeni Sayısı: 723

    Swallowed Star
    Swallowed Star
    Beğeni Sayısı: 641

    Coiling Dragon
    Coiling Dragon
    Beğeni Sayısı: 638

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 620

    Popüler Orjinal Seriler

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 620

    KAREN
    KAREN
    Beğeni Sayısı: 216

    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    Beğeni Sayısı: 200

    Beyond Eternity
    Beyond Eternity
    Beğeni Sayısı: 159

    DİPTEN EN TEPEYE
    DİPTEN EN TEPEYE
    Beğeni Sayısı: 159

    Yıldızlar Kralı
    Yıldızlar Kralı
    Beğeni Sayısı: 150

    Acemi Ölümsüz
    Acemi Ölümsüz
    Beğeni Sayısı: 137

    SAHİPKIRAN
    SAHİPKIRAN
    Beğeni Sayısı: 131

    THEODEN
    THEODEN
    Beğeni Sayısı: 130

    Lord Of The Demons
    Lord Of The Demons
    Beğeni Sayısı: 125

    Site İstatistikleri

    • 17494 Üye Sayısı
    • 783 Seri Sayısı
    • 36094 Bölüm Sayısı


    creator
    manga tr