Beni öldürmek istemiyor musunuz? İşte buradayım! Beni öldürmeniz için tam burada duruyorum! Bana ufacık bir çizik bile atabilirseniz, hepinizi yetenekli sayacağım. #Qin Yun - S.T.F.S.P.

Donmuş Deniz Düşen Yıldırım - 4 - Meridyenleri açmak


Dış saray kıdemlisinin odası, daha önce hiç olmadığı kadar gergindi. Sandalyenin birine rahatça kurulmuş uzun boylu ihtiyar, ayakta duran kadın ve çocuğa gülümseyerek oturmalarını işaret etti.

 

"Lütfen oturun. Bu kadar gergin olmanıza gerek yok."

 

"Peki efendim." Sienna kendi yerine oturmaya cesaret edemeyip misafir sandalyelerinden birine oturdu. Gan da ihtiyarın karşısında yerini aldı. Sienna'nın gerginliği Gan'ı da etkilemişti. Sandalyenin ucuna oturuyordu.

 

"Geminin kaybolduğu gün hakkında bir şeyler soracağım." İhtiyar biraz ciddileşmişti.

 

"Gemiye şimşekler çarptığına ve su enerji yoğunluğunun fazla olduğuna dair raporu okudum. Suyun enerji yoğunluğunu bana tarif eder misin Gan ?"

 

"Suya atladığımda yüzmekte zorlandım efendim. 15-20 dakikada, yüzeyde hareket edemeyecek kadar tükendim. Kaptanın verdiği koruyucu bir eşya sayesinde su altında nefes alabiliyordum. Fakat dibe battıkça enerji hiç hareket edemeyecek kadar yoğunlaşmıştı. Zaten hemen ardından da bayıldım."

 

İhtiyar adam Gan’ın anlattıklarından sonra bir süre sessiz kalarak dalgınlaştı. Sonra Sienna'ya dönerek sessizliği bozmaya karar verdi. "Senin de tahmin edeceğin üzere, korkarım ki gemi ve tayfa bir daha dönemeyebilir." Sienna hafif bir baş hareketiyle onayladı. Üzgün görünüyordu.

 

İhtiyar tekrar Gan'a dikkatlice bakmaya başladı. Gan'ın ihtiyarın bakışlarından dolayı sırtında soğuk terler birikiyordu. Küçük sırrını keşfetmiş olabilir miydi? Çok güçlü bir adama benziyordu.

 

"Kaybolduğunuz gün, denizdeki enerji dalgalanmasını bütün üstatlar fark etti. Ben de dahil olmak üzere 3 üstat hızlıca dalgalanmanın olduğu yere gittik. Lakin gittiğimiz yerde hiçbir şey yoktu. Etrafı iyice araştırmamıza rağmen sadece sakin ve normal bir deniz bulduk." İhtiyar biraz duraksayıp sakallarını sıvazlayarak düşüncelerini toparladı. “Akademiye bu kadar yakın anlayamadığımız fenomenler oluşması endişe verici. Bir süredir tekrarlanma ihtimaline karşılık iç kale öğrencilerimiz devriye gezse de farklı bir şey yok.”

 

İhtiyar Denizatı yavaşça ayağa kalktı ve Sİenna’ya bakarak “Akademi olarak verdiğimiz kayıplar için üzgünüm. Ailelerle konuşma işini sana bırakıyorum.” Dedi. Sienna zor yutkunarak yavaşça kafasını salladı. Bunu ailelere nasıl açıklayacağını düşündüğü belliydi.

 

İhtiyar kapıya yönelirken bir şey hatırlayarak aniden Gan’a döndü. “Bayıldıktan sonraki 22 gün boyunca ne olduğunu da hiç hatırlamadığını söylemişsin.” Aniden gelen soruyla duraksayan Gan ardından hızlıca kafasını salladı. Bu ihtiyar çok ani şeyler yapıyordu. Korkutucuydu. “Eğer hatırladığın bir şeyler olursa Sienna’ya söylersin.” Dedikten sonra gülümseyerek arkasını döndü ve kapıdan çıktı.

 

Üstadın gidişiyle Gan rahat bir nefes aldı. Ağır bir sorgu geçireceğini düşünerek çok kasılmıştı. Ortamdaki kısa süren sessizliği Gan bozdu.

 

“Umm kıdemli Sienna ben gidebilir miyim ?”

 

“Kaybol uğursuz çocuk. Pılını pırtını da topla. Bir hafta sonra seni bir daha görmeyeceğim nasılsa!”

 

Biraz önce üzgün görünen kadının tekrar eski haline dönüp Gan’ı aşağılaması her şeyin normale döndüğünün göstergesiydi. Gan hızlıca odayı terk ederek kapıda bekleyen muhafızla dış kaleye doğru yürümeye başladı.

 

“Hey küçük dahi!” Gan seslenenin kim olduğunu merak etmeden, yere bakarak yürümeye devam etti. “Sana seslenince bana cevap ver soytarı.” Gan dibinden gelen sesle irkilirken omzuna yediği darbeyle sarsıldı. Başını kaldırdığında kendisine omuz atan kişiyi tanımıştı. Sienna’nın yeğeni Terra’ydı.

 

“İşine bak. Çocuk benimle beraber.” Saray muhafızı Terra’yı sertçe tersledi.

 

“Hahahah koruyucuna mı güveniyordun yoksa çöp parçası seni. Son bir haftanda teyzeme yalvarmaya mı geldin yoksa.” Terra alay ederek yoluna devam etti.

 

“Teşekkür ederim efendim.” Gan olası bir beladan kurtulduğu için muhafıza minnettardı.

 

“Önemli değil. İşte geldik. Bundan sonra kendin gidersin.” Muhafız sarayın dış kapısını açarak Gan’ı dışarı çıkarmıştı.

 

Dış kalenin tanıdık görüntüsüyle karşılaşınca Gan derin bir iç çekti. Gerçekten dış saraydan nefret ediyordu. Fakat işe bak ki burada kalması için de oraya girmek zorundaydı. Hayat çok acımasızdı.

 

“Hey Gan! Dostum nerelerdeydin?”

 

Seslenen Connor’du. Koşarak Gan’ın yanına geldi. “Connor. Görmeyeli biraz daha boy mu attın sen?” Gan gülümseyerek cevap verdi. Connor’u gördüğüne sevinmişti. Kaza öncesinden tanıdık kişilerle konuşmak normalde dönüyor gibi hissettiriyordu.

 

“Belki biraz. Sen de gayet iyi görünüyorsun. Duyduğumda başına bir şey geldi diye korkmuştum.” Connor’un endişelendiği belliydi.

 

“Sanırım o kadar zayıftım ki bela bile beni görmezden geldi.” Gan sırıtarak arkadaşının sırtına vurdu. Connor da Gan’la beraber gülmeye başlamıştı. İkili bir süre beraber vakit geçirdiler. Dış kalede dolanırken onları gören herkes Gan’a olayları soruyordu. Birkaç saat içinde Gan’da bir kelime daha anlatacak hal kalmamıştı. Arkadaşından ayrılarak en yakın ot ve hap satan dükkana ilerledi. Meridyenlerini iyileştirme zamanı gelmişti.

 

Dükkana girdiğinde burnuna yoğun bir aroma kokusu çarptı. Tezgahlarda değişik değişik bitkiler ve kavanozlar vardı. Gan’ın içeri girdiğini fark edince tezgahın arkasında bir perde açılırken, arkasından solgun görünen uzun yüzlü bir adam çıktı ve terzgaha geldi.

 

“Yolunu mu kaybettin çocuk?” Gan’a sertçe soru sorarken bir yandan da gözlüklerini takıyordu.

 

“Bir şeyler alacaktım Term. İyot tuzu,yıllanmış üzüm suyu ve fener böceği.” Gan istediklerini sıralarken, gözlüklerini takan adamın ifadesi birden yumuşamıştı.

 

“Gan. Kusura bakma çocuğum gözlüklerim olmadan sen olduğunu çıkaramadım. Başına gelenleri de duydum. Sen iyi misin?”

 

“Önemli değil Term. Gayet iyiyim.” Gan, Term’in gözlerinin ileri derecede bozuk olduğunu biliyordu. 4 yıl önce yapmaya çalıştığı bir şurup yüzüne patlayınca kör kalmaması bile mucizeydi.

 

“Şimdi bir bakalım.” Term raflardan küçük bir kavanoz alarak geldi. “Buyur iyot tozun burada. Fakat yıllanmış üzüm suyu dediğin şey biz yetişkinlerin içtiği şarap olmalı ve onu da kale mahzeninden alabilirsin. Fener böceğinin ise ne olduğunu bile bilmiyorum. Neden bunları istiyorsun ?”

 

Gan hızlıca yalan söyledi. “Sera’nın bitkiler için ihtiyacı varmış. Fener böceğini nerede bulabilirim biliyor musun ?”

 

Term biraz düşündükten sonra cevap verdi. “İstersen Wud’a bir sor. Odunlarla uğraşsa da hayvanlar hakkında da bilgisi vardır.”

 

Gan teşekkür ederek bir gümüş olan ödemesini yaptı ve Wud’un kulübesine doğru yola koyuldu.

 

“Hey Wud! Burada mısın?” Gan geldiğinde kulübenin kapısı kapalı ve kilitliydi. Akşam olmuş güneş batmaya başlamıştı.

 

“Wud ormana gitti. Halletmesi gereken işler varmış. Gecikecektir.” Kale kapısına ilerleyen ve elindeki sepette böğürtlenler gözüken yaşlı bir kadın Gan’ın seslenmelerini karşılıksız bırakmadı.

 

Duruma canı sıkılan Gan, kulübenin önündeki bir kütüğe oturarak kendini gösteren yıldızları incelemeye başlamıştı. Uzunca bir süre çimen kokusunun ve gökyüzünün keyfini çıkardı.

 

“Neyse belki Sera biliyodur. Bir de ona sorayım.” Yerinden doğrulurken son bir kez daha kulübeye baktı. Aniden dudaklarının kenarı kıvrılmıştı. Kulübenin penceresinin yanında küçük küçük parlayan ve uçuşan böcekler görünüyordu. “Acaba bu fener böceği olabilir mi?” Gan kısa bir mücadeleden sonra avucuyla birkaç tanesini yakalayarak elindeki tek şey olan iyot kavanozuna koymuştu. Dikkatlice kavanoza bakınca bunun fener böceği olduğundan emin olmuştu. Aynı “Bio” kitabında gördüğü gibiydi.

 

“Ateş böceklerini yakalayarak ne yapıyorsun Gan?” Aniden arkasından gelen sesle irkildi. Wud elinde baltasıyla o böcek yakalamaya çalışırken yanına kadar gelmişti.

 

“Korkuttun beni Wud. Ateş böceği mi ? Nasıl yani bu fener böceği değil mi?” Gan şaşkınlıkla sordu.

 

“Bilmem. Öyle de diyebiliriz sanırım. Sonuçta ateş de fener de ışık saçar. Vakit baya geç oldu. Daha yeni beladan kurtuldun. Sera merak etmiştir git istersen.”

 

Fakat Wud daha sözlerini bitiremeden Gan kaleye koşmaya başlamıştı.

 

“Tabi ya nasıl da düşünemedim. Fener böceği aynı şeyin farklı bir ismi olmalı. Yıllanmış üzüm suyu da öyle. Kaledekilerin bilmemesi garip değil.” Bir yandan koşuyor bir yandan da deli gibi gülüyordu.

 

Eve geldiğinde sessizce içeri girdi. Odasına gitmek yerine doğruca mutfağa gitmişti. Küçük mutfağın kapı dibindeki üç şişe sürahiden birine bakarak şarap olduğundan emin oldu. Sürahiyi dış kapının önüne koyduktan sonra Sera’nın çalışma odasına girerek masanın yanındaki sandıktan küçük bir kutu alarak koltuk altına sıkıştırdı. Dış kapı önüne bıraktığı sürahiyi de alarak evden çıktı.

 

Barınağına geldiğinde kalbi sık aralıklarla atıyordu. Elindekileri yere koyarak aklındaki kitaba konsantre oldu.

 

“İlk önce meridyenleri ortaya çıkaracağım. Sonra da belli noktalara akupunktur uygulayacağım. Yapılırken en ufak yanlış hareket sakatlığa yol açabilirmiş. Fakat nedense hiç sıkıntı olmayacak gibi hissediyorum.” Gerçekten de garip bir şekilde kendisini çok özgüvenli hissediyordu. İnsan vücudunda 16 ana meridyen, her ana meridyenden çıkan 5 orta meridyen ve her orta meridyenden de çıkan 10 tane küçük meridyen varmış. Söylenene göre hepsini açabilmem gerek. Fakat tek seferde açamayacakmışım. Her seferden sonra en az bir hafta geçmeli.” Biraz hayal kırıklığına uğramıştı fakat tek şansının bu olduğunu farkındaydı.

 

Kavanozu eline alıp içine bakarken suratında bir iğrenme ifadesi oluşmuştu. Tuhaf bir şekilde meridyenleri gösterme işlemi basit fakat kesinlikle berbattı.

 

“Böceklerin her tarafına iyot bulayıp çiğnemeden yutmam ve enerjiyi birkaç tur döndürmem gerek. İğrenç olsa da meridyenler açılacaksa buna değer.”

 

Var gücüyle kavanozu sallamaya başladı. İyotla böcekler zaten aynı kavanozda olduğundan dolayı birbirlerine karışmaları uzun sürmemişti. Gan kavanozun kapağını açtığı gibi ağzına götürerek içinde ne varsa çiğnemeden yuttu. Ağzına yapışan toz parçaları boğazını gıcıklıyordu.

 

“Midem fena bulanmaya başladı.” İçindeki öğürerek kusma isteğini zor bastırdı ve hızlıca enerjiyi deveran ettirdi. Birkaç tur döndürdükten sonra gömleğinin altından hafif bir ışık sızmaya başlamıştı. Hemen barınağa girerek önce gömleğini sonra da pantolonunu gözlerine inanamayarak çıkardı.

 

“Mu-muhteşem!” Hayranlıkla bedenine bakıyordu.

 

Sağ ayağı, sol eli ve boynunda yoğun bir mavi ışık ve ona bağlı ikişer tane daha hafif mavi ışık parlıyordu. Yoğun ışıkların ana meridyen, daha hafif olanlarınsa orta meridyenler olduğu belliydi.

 

“Sadece üç ana meridyen ve ikişer tane de orta meridyen aktif. Hem de birbirlerine çok uzak noktalarda. Bu meridyenlerle enerjiye bir tur attırdığıma bile sevindim.” Meridyenlerinin durumu Gan’ı üzse de şimdi her şeyi değiştirecekti.

 

Sera’nın odasından aldığı küçük kutuyu aldı ve açtı. Kutunun içinde küçük akupunktur iğneleri hemen meridyenlerden yansıyan ışıkla parlamaya başlamışlardı. Gan kitabın söylediği gibi sürahiden on yudum aldıktan sonra enerjisini deveran ettirdi. Aynı şeyi iki defa daha tekrarladığında sürahi boşalmıştı. Başı hafifçe dönmeye ve üzerine bir uyuşukluk çökmeye başladı.

 

“. Çok yavaşlamış ve keyifli hissediyorum.” Gan sırıtıyordu. “Sarhoşluk durumundan dolayı kendi kendine uygulanmaması gerektiği yazıyordu ama ben yapabilirim gibi hissediyorum.” Küçük kutudan bir akupunktur iğnesi almaya çalıştığında az kalsın kutuyu deviriyordu.

 

Heh aldım işte.” Elinde akupunktur iğnesini tutarken zihni çok açık olmasa da tekrar kitaba odaklandı.

 

“İşte başlıyoruuum.”

 

Dışarıdan gören biri kesinlikle ilginç bir manzarayla karşılacaktı. Küçük bir barınakta, kafası güzel küçük bir çocuktan mavi ışıklar yayılıyordu ve çocuk, elindeki akupunktur iğnelerini bedenine saplayıp bırakıyor ve yenisini alarak bu işleme devam ediyordu. Bir yandan da yalpalayarak dengede durmaya çalışıyordu.

 

Gan sarhoş olduğunu farkındaydı fakat iğneleri saplamaya devam etti. Her yerinde dengesizlik hakim olsa da akupunktur iğnelerini tutup saplayan eli daha önce hissetmediği kadar becerikliydi. Neredeyse düşünmeden iğneleri saplıyordu.

 

Her saplanan iğneyle beraber vücudunda karıncalanmalar ve yanmalar başlamış, gittikçe de artıyordu. Öncelikle aktif meridyenlerini birbirine bağlamayı denemişti. 6 tane ana meridyeni daha aktif hale getirerek birbiriyle bağlantılı 9 ana meridyenden oluşan bir sıra oluşturdu. 6 meridyeni de aktifleştirdikten sonra bedeni kaskatı kesilmişti.

 

“Kitapta bahsedilen sınıra ulaşmış olmalıyım.” Gan panik yapmadı. Kitap tek seferde hepsini açamayacağını ve bedenin felç durumuna geçeceğini yazıyordu.

 

“Şimdi bir süre karıncalanma ve yanma hissine katlanmam gerekiyor.” Midesinden boğazına yükselen yanma hissiyatı kollarına ve bacaklarına da yayılmıştı. Arkasından gelen karıncalanma hissi de vücudunun en küçük zerrelerine bile ateş taşıyor gibiydi.

 

Gan yüksek ateşi çıkmış gibi titremeye başladı. Artık başında da acı ve ağrı başlamıştı. Renkler bulanıklaşırken gözlerinden birkaç damla gözyaşı aktı.

 

Birkaç dakika boyunca kendi bedeninde cehennemi yaşasa da peşinden içine dolan ferahlık buna değerdi. Yanma ve karıncalanma hissini tek seferde süpüren ferahlatıcı his hızlıca tüm bedenine yayıldı. Gan artık hareket edebiliyordu ve gözlerini kapatarak enerjisini deveran ettirmeye başladı.

 

Yirmi, seksen, yüz kırk diye devam ederken enerjisini deveran ettirmeyi bırakan Gan’ın vücudunun etrafını ince beyaz ve parlak bir ışık sarmıştı. Gözlerini açtı ve yumruklarını sıkarak, kararlı bir şekilde gülümsemeye başladı.

 

“Sonunda Enerji Yoğunlaştırma seviyesi. Artık beni kaleden atamayacaklar.”




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1340

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1131

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 944

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 867

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 753

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 706

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 685

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 620

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 577

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 547

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 465

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 213

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 199

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 150

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 125

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 119

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 119

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 101

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 77

Site İstatistikleri

  • 17770 Üye Sayısı
  • 483 Seri Sayısı
  • 24161 Bölüm Sayısı


creator
manga tr