"Ben Li Qiye'yim ve bu tek başına yeterli." #Emperor's Domination

Donmuş Deniz Düşen Yıldırım - 2 - Donmuş Deniz Düşen Yıldırım


Azure şehrini ve Gök Akademisini de içinde bulunduran kıta insanlar tarafından Düşmüş Diyar olarak biliniyordu. Düşmüş Diyar nispeten küçük bir kıta sayılırdı ve çevresindeki kıtalarla arasında uzun bir okyanus vardı. Okyanusun karaya en uzak bölgelerinden birinde, yeni batık bir gemi ve etrafındaki suda yüzen şişmiş veya yanmış birçok ceset vardı. Tuhaf bir şekilde cesetlerin üzerinde Gök akademisinin işaretleri göze çarpıyordu. Okyanusun derinliklerinde ise bir mağaraya yaşlı bir adam kucağında bir çocuk ile giriyordu. Çocuğu mağaranın içine bıraktıktan sonra hafifçe başını okşadı ve çocuk uyandı.

 

Gan hissettiği temasla irkilerek sıçradı.

 

" Uyandın mı çocuğum? "

 

Gözleri ışığa alışmaya çalışırken sesin sahibine baktı. Yaşlı bir adamdı. Yüzünde derin kırışıklıklar ve tuhaf bir şekilde renk değiştiren gözleri vardı.

 

" Hı hı " Gan'ın ağzından sadece bu sesler çıkmıştı.

 

" Fazla zamanım yok. O yüzden beni iyi dinle. Çok uzun zamandır kendime bir vasi çıkmasını bekledim. Şimdi konuştuğun şey ardımda bıraktığım bir klonum ve ömrü senle konuştuktan sonra tükenecek. " Yaşlı adam eliyle aniden Gan'ın alına dokunup geri çekildi.

 

" Sana yeteneklerimden olan "Hızlı Kavrama" yeteneğimi verdim. Arkanda bulunan iki kitaba avucunu koyarak kavramak istediğinde bilmediğin dil dahi olsa aklına kazınacaktır. Mağaranın derinliklerine indiğinde karşılaşacağın enerjiden korkma. Artık benim vasimsin. Seni kabul edecektir. Hoşçakal çocuğum. Sanırım beni sana çeken şey parmağındaki yüzüktü. Ne kadar da tanıdık bir mavi. Keşke biraz daha konuşabilseydik. "

 

" Ne? Hey yaşlı adam yüzüğü biliyor musun ? " Gan heyecanla yaşlı adamla konuşmak istese de yaşlı adam yüzünde bir gülümsemeyle Gan'ın gözlerinin içine bakarak kaybolmuştu.

 

Bir süre olduğu yerde kalan çocuk yaşadıklarını idrak etmeye çalıştı. En son tamamen umutsuz bir durumdayken bilinci kapanmıştı. Bu yaşlı adam onu bulup getirmiş olmalıydı.

 

" Neyse. Kafa yormaya gerek yok. Şu adamın dediklerini yapalım bakalım. " Arkasını döndüğünde gerçekten de iki tahta masa üzerinde biri siyah kaplı biri de yeşil kaplı kitaplar vardı.

 

Kitapların kapağındaki alfabeye tamamen yabancıydı. Kitaplar o kadar eski görünüyordu ki sayfaların yok olmaması için güç kullanıldığını Gan bile anlayabiliyordu.

 

Elini yeşil ciltli kitabın kapağına bastırarak yaşlı adamın dediğini yapmak istedi. Kitabı öğrenmek veya kavramak istiyorum diye içinden geçirdiği anda çok keskin bir sancı gelmiş ve başı uğuldamaya başlamıştı. Gözlerinin önünde sürekli değişen görüntüler, kafasında bir artıp bir azalan sesler vardı. Elleriyle başını sımsıkı kavrayıp yere çökse de engel olamıyordu. " Aaaraggghhh! " Gan acıdan bağırmaya başladı.

 

Birkaç saniye içerisinde görüntüler, sesler ve acı kaybolmuştu. Kesik kesik soluyarak kitabın olduğu yere baktığında artık yeşil cilti kitaptan eser yoktu. Fakat kitap hakkında düşünmek istediğinde gözbebekleri kocaman açıldı.

 

" Bio " Aklında beliren bu tek sözcük içine işlemiş korku,heyecan ve saygı uyandırmıştı. Kitabı sadece öğrenmemiş aynı zamanda özümsemişti. Vücudunun yavaş yavaş yenilendiğini hissediyordu. Açlık hissi azalmış, yorgunluğu katlanılabilir hale gelmişti.

 

Kitaba odaklandığında dudaklarının kenarı hafifçe kıvrılmış ve kahkahalar atmaya başlamıştı. " Hahahaha! Bu kitap tanrının lütfu olmalı. Canlılar hakkında çok fazla bilgi var. Vücudu da tedaviyi de ilaç yapımını da zehir yapımını da anlatıyor. Gerçi içeriklerin hiçbirini bilmiyorum fakat öğreneceğim. Biraz bile öğrensem şifacı olarak kalede kalabilirim. Tanrılar beni seviyor olmalı. " Gan duygusallaşıp ağlamak üzereydi. Bu kitap kendisinin kalede kalış biletiydi resmen.

 

Hemen ayaklanarak siyah kitaba yöneldi. Gelecek olan baş ağrısı veya her neyse umurunda bile değildi. Elini kitaba koyup kavramayı etkinleştirdi. Ellerinden başlayan bir soğukluk vücuduna yayılırken zangır zangır titriyordu. Dişleri birbirine vurmaya başlamış, saçları ve kılları dimdik olmuştu. Zihnindeyse sürekli ışıklar çakıp sönüyordu. Birkaç saniye içerisinde kendine gelse de biraz önceki hissi unutamazdı. Kısa bir cehennem gibiydi.

 

" Donmuş Deniz Düşen Yıldırım " Kitabın ismi güçlü bir aura yayıyordu. Gan hevesle içeriğine bakarken gözleri ışıl ışıldı.

 

" Bu bir yetişim kitabı. Temelinde su ve elektrik var. İnanılmaz bir şeye benziyor. Hahahahaha! Kaleden beni hayatta atamazlar. Umarım çalışamayacağım bir şey değildir. "

 

Tekrar doğrulup mağaranın derinliklerine ilerlemeye başladı. Adamın söylediğine göre buralarda bir şeyler daha olmalıydı.

 

Dar bir mağara koridorunu geçtikten sonra büyük bir odaya varmıştı. Odanın ortasında ince ve uzun iki tane kalın ipliğe benzer parça sarmal bir şekilde havada duruyordu. Parçalardan biri mavi ve beyaz renkler arasında yavaş yavaş dönüşüp dururken diğeri ise cızırtılar ve küçük elektrik arkları sıçratarak hızlı geçişlerle mavi, kırmızı, mor, beyaz, siyah renklere dönüşüyordu. Gan elleriyle gözüne siper yaparak enerji sarmalına yaklaştı. Işıklar o kadar yoğundu ki direkt bakmak canını yakıyordu.

 

" Korkuyorum fakat bu şeye dokunmalı mıyım ? Yaşlı adam sorun olmayacağını söylemişti. Şimdiye kadar da hep haklı çıktı. " Gan fazla düşünmenin kararını etkilemesinden korkarak hızlıca ellerini enerjiye bastırdı.

 

Kitaplardakinden daha korkunç bir tepki beklerken her yerinde ılık bir dolaşım hissetti. Peşinden ferahlatıcı bir his gelriken içi gıdıklanıyordu. Ayakları karıncalanırken hisleri kayboldu ve Gan dizlerinin üstüne çöktü. Karıncalanma bütün bedeni boyunca yayılarak hızlıca geçse de geride nahoş bir his bırakmıştı.

 

" Bugün değişik değişik şeyler hissedip durdum. Ama bu fena şekilde hoşuma gitti. "

 

Gözlerinin önündeki enerji sarmalı yok olmuştu. Gan buna şaşırmadı. Bedenine emilen son parçalarını da görebiliyordu. Artık o enerjinin kendi içinde olduğuna emindi. Son enerji parçası da emildiğinde gözleri karardı ve bayıldı.

 

"Gulp, gulp gurugughh " Yuttuğu iki koca su lokmasından sonra Gan ayılarak nefesini tuttu. Gözleri pörtlemiş midesi bulanmaya başlamıştı. Enerjiyi emdikten sonra bayıldığını hatırlıyordu ve bir anda kendini suyun ortasında bulmuştu. Yoksa rüya falan mı görmüştü. Gan'ın aklından geçen bu korkunç düşünce kaldırabileceğinden fazlaydı. Panikle etrafına bakarken yavaş yavaş sakinleşmeye başladı. Öncelikle etrafı aydınlık sayılırdı. Kayalıklar ve mercanların yanında dip balıklarını görebiliyordu. Kollarını ve bacaklarını çırparak yükselmeye başladı. Yüzebiliyordu.

 

Yüzeye vardığında ciğerlerine olabildiğince hava çekti. " Eğer yüzemeseydim kesinlikle boğulmuştum. Fakat o gece yüzememiştim. Şimdi neredeyim ki ? " Etrafını incelerken 500 metre ileride tersanenin uzun iskelelerinden biri görünüyordu. Şaşırtıcı olmasına rağmen Gan istifini bozmadı. Bugün yeterince şaşırmıştı.

 

" Hey sen! Ga-Gan değil misin ? "

 

Sudan çıkarken onu gören amelelerden biri koşarak yanına geldi. Gan'ı tanımıştı.

 

" Evet " Hafifçe gülümseyerek karşılık verdi. " Gemimiz battı ve sonrasını da çok hatırlayamıyorum. Ama buradan fazla uzakta değildik. Kurtulanlar olmuş olmalı değil mi ? "

 

" Hayır Gan. Gemiye dair hiçbir şey görmedik. Gemiye ne olduğunu bile bilmiyorlar. Yani sanırım. "

 

" Nasıl yani ? " Gan afallamıştı. " Fazla uzaklaşmamıştık. Çıkan fırtına ve kara bulutlar buradan bile görülmüş olmalı. Gemi yandı gemi en kötü alevler görünmüştür. "

 

Gan karşısındaki adamın daha da şaşırdığını fark edince içine kötü bir his doğmuştu. " Sera nerede ? Onu görmem gerek. " Hızlı ve kaçar gibi adımlarla Sera'nın odasına koşmaya başladı.

 

Sera dış kalede ana kapıya yakın ve iki katlı beyaz bir binada kalıyordu. Giriş katında koruculuk vazifelerini takip ettiği küçük bir oda ve Gan’a ait küçük bir oda varken üst kat Sera’nın kişisel eviydi. Gan eve yaklaşırken çimlerin çok uzadığını fark etti. Bu kadar kısa sürede çimler nasıl bu kadar uzamıştı acaba. Sera gibi düzenli birinin buna izin vermesi ise çok daha garipti.

 

Kapıyı açtığında o tanıdık yeşillik kokusu burnuna çarptı. Sera hem bir korucu olarak yeşilliklere düşkündü. Hem de tahta yetişimi yapıyordu. Evde sanki bir süredir hiçbir şeye el atılmamış gibiydi. Gan tereddütle Sera’nın çalışma odasına girdi. Uzun boylu olmasa da her zaman dimdik duran, kır saçlı köşeli suratlı Sera’nın yerinde yüzü hafifçe çökmüş, masaya kambur eğilmiş sakalları uzamış bir Sera oturuyor ve önündeki evraklara dalgın dalgın bakıyordu.

 

Gan geldiğini fark etmeyen adama biraz daha yaklaşarak seslice boğazını temizledi.“ Öhö öhö Sera ben geldim.” Masadan başını hızlıca kaldıran adamın gözlerinden şaşkınlık okunuyordu.

 

“ Gan! Oğlum! Sen sen nerdeydin? Naptın? Neler oldu ?” Sera Gan’a sımsıkı sarılmış ve kemiklerini kırmaya çalışırken durmadan sorularını tekrarlayıp duruyordu.

 

“ Hey hey babalık kemiklerimi kıracaksın. “ Gan Sera’yı yatıştırmaya çalışsa da omzunda Sera’nın gözyaşlarının ıslaklığını hissedebiliyordu. O da kendini koyverip ağlamaya başladı. İkili bir süre birbirlerine sarılı kaldılar. Sessizliği bozan Sera olmuştu. “ Seni çok merak ettim.”

 

Gan’ı kendisinden uzaklaştırarak inceledi. Çocukta eskiden olmayan bir güç var gibi hissediyordu. Hiçbir fark olmasa da daha karizmatik gibiydi. Çok özledim sanırım diye düşündü.

 

“ Ben o kadar kolay ölmem babalık. Bak bir günde kurtuldum geldim işte.” Gan burnunda akan sümüğüyle sırıtarak ortamın kasvetini dağıtmaya çalıştı.

 

“ Bir gün mü ? Kaç bir gün çocuk!” Sera’nın sesi sertleşmişti. “ 22 gün önce Phil’in gemisiyle gittin. Gittiğinizden beri iç kaleden bile uzmanlar denizi dolaştı fakat ne gemiden ne mürettebattan haber alınabildi. Üstelik sadece 5 gün sürmesi gereken bir kıçı kırık keşif gezisiydi.” Artık Sera bağırıyordu.

 

Gan afallamış bir şekilde adama bakakaldı. 22 günü duyduğunda bi sersemlemişti. O zaman son seçim zamanına da bir haftası kaldı demekti.

 

“ Şimdi bana neler olduğunu anlat. Şu lanet gemi hakkında tüm akademi bir rapor bekliyor. İç kalenin bile dikkatini çekti bu olay.” Sera masasına geri oturarak Gan’a sakinleştirici bir bitki çayı uzattı.

 

Gan ne anlatacağını ne kadarını anlatacağını biraz düşündükten sonra anlatmaya başladı.

 

“ Yola çıktıktan sonra henüz 12 saat bile geçmeden bir fırtına başladı. Önce şiddetli rüzgar ve karanlık gökyüzü vardı. Peşinden yağmur ve şimşekler geldi. Şimşekler gökyüzünde kalmıyor arada bir gemiye düşüyorlardı.”

 

“ Gemiye mi düşüyorlardı ?” Sera’nın tek kaşı havalandı. “ Devam et.”

 

“ Evet. Gemide düştükleri yerlerde yangınlar başladı. Direkler kırıldığında neredeyse göz gözü görmüyordu. Kaptan bana koruyucu bir eşya verdi. Gemi batarken suya atladım ve eşyayı kullandım. Fakat suyun enerji yoğunluğu çok fazlaydı. Çabucak tükendim ve bayıldım. Uyandığımda tersaneden 500 metre ötede suyun içindeydim. 22 gün boyunca nasıl hayatta kaldığımı ve neler olduğunu hiç bilmiyorum.” Gan kazandığı şeyleri anlatmanın sırası olmadığını düşünüyordu.

 

Sera düşünceli gözüküyordu. “ Bu söylediklerini akademinin büyüklerine iletmeliyim. Sen de bir şeyler ye, üzerine bir şeyler giy.” Tam kapıya gidecekken Gan’ın göğsünü işaret etti. “ Bu arada dövme sevdiğini de bilmiyordum.” Kapıyı kapatıp aceleyle evden çıktı.

 

Gan merakla göğsüne baktığında ne demek istediğini anladı. Kalbinin biraz daha üst tarafında deniz dalgasına benzer yan yana duran iki bombeli üçgen vardı.




Yorumlar


Giriş Yap


    Duyurular

    Popüler Seriler

    Against The God
    Against The God
    Beğeni Sayısı: 1487

    King of Gods
    King of Gods
    Beğeni Sayısı: 1217

    Tales of Demons & Gods
    Tales of Demons & Gods
    Beğeni Sayısı: 1011

    True Martial World
    True Martial World
    Beğeni Sayısı: 913

    Emperor’s Domination
    Emperor’s Domination
    Beğeni Sayısı: 812

    I Shall Seal The Heavens
    I Shall Seal The Heavens
    Beğeni Sayısı: 796

    Martial God Asura
    Martial God Asura
    Beğeni Sayısı: 723

    Swallowed Star
    Swallowed Star
    Beğeni Sayısı: 641

    Coiling Dragon
    Coiling Dragon
    Beğeni Sayısı: 638

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 620

    Popüler Orjinal Seriler

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 620

    KAREN
    KAREN
    Beğeni Sayısı: 216

    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    Beğeni Sayısı: 200

    Beyond Eternity
    Beyond Eternity
    Beğeni Sayısı: 159

    DİPTEN EN TEPEYE
    DİPTEN EN TEPEYE
    Beğeni Sayısı: 159

    Yıldızlar Kralı
    Yıldızlar Kralı
    Beğeni Sayısı: 150

    Acemi Ölümsüz
    Acemi Ölümsüz
    Beğeni Sayısı: 137

    SAHİPKIRAN
    SAHİPKIRAN
    Beğeni Sayısı: 131

    THEODEN
    THEODEN
    Beğeni Sayısı: 130

    Lord Of The Demons
    Lord Of The Demons
    Beğeni Sayısı: 125

    Site İstatistikleri

    • 17490 Üye Sayısı
    • 783 Seri Sayısı
    • 36094 Bölüm Sayısı


    creator
    manga tr