"Ben Li Qiye'yim ve bu tek başına yeterli." #Emperor's Domination

DİPTEN EN TEPEYE - 12. Bölüm: Aklını Yitirmek?


Evin kendine ait kütüphanesinde sayım yaparken aynı zamanda günlerdir aklını kurcalayan konuyu düşünüyordu. Birden bire öğrendiği bu bilgileri sindirmesi gerçekten zordu. Şimdiye kadar bütün düşünceleri ve teorileri bu bilgilerle birlikte değişim geçirmişti.

Ama hala gerçek olmama ihtimali vardı değil mi?

Tanrı'nın yapmadığı bir evren olması? Araya bir duvar örmek? Turan Yedilisi? 

Bunlar da ne demek oluyordu?

Olmayacağını tahmin etse de kütüphaneyi araştırmıştı. Tabi ki de bu bilgileri içeren bir kitap yoktu. Bayan Tiny'nin kafadan atma ihtimali var mıydı? Belki de onunla kafa buluyordu. Ama onun gibi zeka seviyesi düşük, fiziksel kuvveti yüksek birinin böyle bir hikaye uydurabileceğine inanmıyordu Alkar. O yüzden bir tarafı bu hikayeyi gerçekten ciddiye almıştı.

Neden ciddiye alıyordu ki? Odhue enerjisi bile yoktu. Olsa bile seviyeci olup diğer alemlerdeki insanlar ile kapışacak değildi. Gerçekten gereksiz bir güç gösterisi olurdu. Alemlerin en güçlüsü olmak gerçek bir neden sayılmıyordu Alkar'a göre. Biri ile savaşması ve öldürmesi için gerçek bir nedene ihtiyacı vardı.

Mesela gücü olsa bu aileyi başta Tiny olmak üzere kesinlikle katlederdi ve gözünü bile kırpmazdı. O iğrenç mahlukatlar ölümü kesinlikle hak ediyorlardı.

Ama gücü falan yoktu işte.

Köle olalı yıllar olmuştu ve yaşamadığı şey kalmamıştı. Anladığı tek şey ise bu halkın kesinlikle acımayı hak eden bir halk olmadığıydı. Alkar bütün gezegen alev alsa ve herkes canlı canlı yansa gözünü bile kırpmazdı. Eğer onların saçma güçlenme isteği olmasa buradaki insanlar katledilmez, köle olmaz, belki de kardeşleri hala yaşıyor olurdu.

Kardeş.

Alkar bir an duraksadı. İlk birkaç yıl bu kelimeyi duyduğu her an kalbinde büyük bir sancı olurdu. Ağlamak ister ama asla ağlayamazdı. Şimdi ise acısını tamamen saklamakta usta olmuş, kendisinden bile saklamıştı. Artık eskisi gibi çok fazla rüyalarına girmiyorlar, onu suçlamıyorlardı. Arada bir girseler de onları görebildiği için mutlu olmaktan ileriye gitmiyordu.

Daha fazla bu konuyu düşünmek istemeyen Alkar kütüphaneden çıktı. Bahçe işlerini bitirmiş, geri kalan işleri de halletmişti. Hanımefendi ve diğer aile üyeleri evde değildi. Tiny anne ve babası yine bir ziyarete gitmişler -yalakalıkta bir numaraydılar- oğlan olan ve Tiny ise okuldalardı. Birkaç gündür eve gelmiyorlardı. Turnuvaların çok heyecanlı geçtiğini duymuştu. Öyle ki Tiny bile sonunu merak eder olmuş, eve uğramamıştı. Alkar elbette mutlu olmuş, orada ölmesini dilemişti.

Dışarı çıkarak mutfağa yöneldi. Etraftaki hizmetçiler şu an daha rahattı. Birilerinin mutlulukla bağırdığını duydu.

"Evin sahipleri bugün yatıya kalacaklarmış! Çocukları zaten gelmiyor! İstediğimizi yapabiliriz." Diğeri ise onun omzuna vurarak kıkırdadı. "Şanslıyız. Bugün pazar yerine inelim ve biraz eğlenelim. İçim daralıyor burada!"

Oradan onları duyan bir erkek çalışan hemen araya girdi. "Hey, beni de sayın." Başka bir kız daha katılmak istedi. Alkar adamı görünce yönünü değiştirse de adam onu gördü ve seslendi.

"Şıst! Alkar gelsene koçum buraya. Bak pazara iniyoruz. İki oyun oynarız kızlar da etrafı gezer. Ne dersin?" Alkar adının Benly olduğunu bildiği bu adamdan haz etmiyordu. Yaklaşık bir yıl önce pazara inince Alkar istemeyerek de olsa bir kumar oyununa katılmıştı. -gayet küçük bir halk oyunuydu- Sonra karşısındakileri üst üste yenince diğer hizmetçilerle beraber pazara inmiş bu adam yeteneğini görmüş, onu kullanarak zengin olabileceğini düşünmüştü. Alkar tarafından başarılı bir şekilde geri püskürtülüyordu ama adamın kıt aklı bunu anlamıyordu.

"Hayır." Adam onu dinlemedi ve kolunu tuttuğu gibi kızlarla birlikte pazara yol almaya başladı. Alkar bir an dövüş sanatlarını kullanmayı düşünse de öldürebileceği ihtimali aklına gelince vazgeçti.

Gözlerinin altı yine mordu. Çok iyi uyuyamıyor, çalışmalarını aksatmıyordu. Şu uyuşturucu satıcısından sonra biriyle daha dövüşmüş, pek fazla bilgi kazanamamıştı. Alkar kalbinde gerçekten şu lanet enerjiyi hissetmek istiyor, kimsenin ezikliyemeyeceği bir konuma gelmek istiyordu. Alttan da olsa onu aşağılayan insanları görünce -buna ondan daha berbat durumda olan normal halk da dahildi- onları parçalama isteği artıyordu. Oysa Alkar'ın bu hissedemeyen bedeni onları paramparça edebilirdi. Bunu bilselerdi kesinlikle ona bulaşmazlardı.

Pazar yine kalabalıktı. Adam Alkar'ı tutarak halkın oynadığı küçük bir kumarın ortasına yerleştirdi ve ortaya beş krank koydu. Bu büyük bir para sayılıyordu böyle ortamlarda. İnsanlar mutlu olduğunu belli eden sesler çıkarırken Alkar kafasını dağıtmak için oyuna ayak uydurdu. Oyun oynarken aynı zamanda etrafı gözetliyordu. Canı sıkılmıştı. 

Oyunun sonlarına doğru adam elli iki krank kazanmış ve hayatının zirvesine oturmuştu. Alkar'ın omzuna masaj yapmayı teklif etse de Alkar'ın attığı bakış ona geri adım attırmıştı. Burada kazan-kazan durumu vardı. O düşüncelerini engellerken diğer adam para kazanıyordu. Bu kadar basitti.

Alkar kumar masasından kalkarken kaybeden adamlar da ayaklanıp Alkar'ın yakasına yapıştılar. "Lanet hileci seni! Paramızı alarak nereye gittiğini sanıyorsun lan!" Alkar yakasını tutan ellere bir bakış attı ve elleri silkti. 

"Hile yaptığımı gördüyseniz ve elinizde bir kanıt varsa paranızı geri alabilirsiniz." Alkar'ın boyu uzun olduğu için üstten bakıyordu adamlara. Adamlar gerileyecek oldularsa da para alma isteği ağır bastı. "Seni piç! Üst üste kazanman zaten hilenin ta kendisi. Kanıta ihtiyaç var mı ki?" Diğerleri de onu onayladı. Benly de biraz korkmuştu.

"Sakin olun! Tamamen adil bir oyundu." Adam Alkar'a bakmayı bırakıp onun yakasına yapıştı. "Sen hiç konuşma lan ibne! Kendini bir bok mu sanıyorsun?" Elinden bir çakı çıkarmıştı. Benly geriledi.

"Hadi ama ona hiç gerek yoktu." Artık Alkar'ı unutmuşlar o adamın üzerine gitmeye başlamışlardı. Alkar duvara yaslanarak başını eğdi ve ellerini göğsünde buluşturdu. Adamın ölme ihtimaline karşı orada bekliyordu sadece. Yerdeki taşla oynarken tartışma devam ediyordu.

"LANET HERİF BANA GÖTVEREN Mİ DEDİN SEN?!" Kumarbazlardan biri bağırmış Benly'nin üzerine atlayacak duruma gelmişti. Biri araya girdi.

"Hey hey hey hey. Sakin olun lan. Manyak eşkiyalar gibi davranıyorsunuz." Biri onu durdurana cevap verdi. "Sanane lan cüce."

Adam kısık sesle mırıldandı. "Saman ye." Alkar iğrenmiş bir ifade ile onlara baktı. Halk sıkıntıdan kafayı yemişti herhalde.

Kumarbaz olan şişko hemen onun yakasına yapıştı. "Ne bu lan birinci sınıf şakası? Bana gerizekalı mı diyorsun sen?" Tam üstüne atlayacaktı ki başkaları tarafından tutuldu.

Alkar içinden, "Bu herifte hep başkaları tarafından tutuluyor, he." diye mırıldandı. Döngüye falan mı gitmişti ne?

Tam kavga şiddetlenecekti ki bir an herkesin tüyleri diken diken oldu. Buna Alkar da dahildi. "Güçlü biri geliyor."

Güçlü biri bu halk pazarına geliyordu. Alkar geride durmaya devam ederek pozisyonunu bozmadı. Her kim ise üstünlüğünü göstermeyi seven biriydi. Çünkü dövmesi açığa çıkmamış herkes enerjisini tam olarak böyle yayamazdı. Kendinden önce geldiğini haber vermek istemişti herhalde.

Havada uçan bir canavar göründü. Kanatları olan bir ata benziyordu. Daha iri ve daha vahşi görünüyordu. İki taneydiler. Birinde kız diğerinde erkek vardı. Halk inmeleri için istemsizce geri çekildi. Gösterişli bir şekilde yere indiler.

Canavarları orada bırakırken hiçbir şey olmamış gibi pazarda dolaşmaya başladılar. Herkes şaşırmıştı ama seslerini çıkaramıyorlardı. Alkar içinden mırıldandı. "He sanki gösteriş yaptığınızı anlamadık, gerizekalılar." Liwdaen halkının hepsi mi salaktı?

Bir tane tezgahın önünde durdular. Çeşit çeşit taşlar vardı. Oğlan bir tanesini gösterip mırıldandı. "Ne kadar bu şey?" Satıcı başını eğerek mırıldandı. "10 krank efendim." Oğlan küçümseyici bir şekilde güldü.

"Ah, ne kadar da ucuz değil mi? Sana söylemiştim. Bunlar için canlarını tehlikeye atsalarda çok paraya satmıyorlar bile. Gerçi onlar için büyük bir para olarak geçiyor sanırım." Kız olan kıkırdadı.

"Ah lordum. Bana bahsettiğiniz şeyi şimdi anladım." Oğlan aç bir şekilde kızı süzerken gülümsedi. "Eğleniyorsanız ne iyi." Kız oğlanın koluna girdi ve taşlar ve halk hakkında küçümseyici yorum yapmaya devam ettiler. Burada birçok kişi sinirlense de cevap vermeye cesaret bile edemiyorlardı. Alkar zerre üstüne alınmadığı için oraya bakmıyordu bile.

Bu durum onun yıllar önce köle pazarındaki halini aklına getiriyordu ve bu insanlar arasında hiçbirinin acımayı hak etmeyeceğini aklına getiriyordu. Özellikle soylular başını çekiyordu.

İki tane taş alırlarken kız olan bilerek keseyi çamurlu alana düşürdü. Sanki kazaymış gibi mırıldandı. "Ah, çamura düştü. Üzgünüm."

Tezgah sahibi adam artık sınıra gelmiş olacak ki bağırdı. "Paramız olmayabilir ama biz de insanız! Bize böyle davranamazsınız." İkili duraksadı. Böyle bir cesaret örneği göreceklerini tahmin etmemişlerdi. "Sen ne dedin?"

Erkek olan mırıldandı. "Ben Skylan Urn'a karşı mı çıkıyorsun sen?" Etrafta bir gürültü oluştu.

"O Urn ailesindemiş."

"Vah adamın haline."

"Onun gibi birinin böyle yerde ne işi var?"

Alkar'ın anladığı tek şey bu çöp parçasının önemli bir aileden geldiğiydi.

Skylan'ın dövmesi ortaya çıkınca satıcı yere yapıştı. Zorla yere eğdirilmişti enerji ile. Alkar hissettiği enerji ile küçümseyici bir şekilde gülümsedi. "Bu herif harbiden çöp parçası."

Adam ona işkence etmek için enerjisini kullanıyordu. Kız ise arkada zevkle onları izliyordu. "Bana karşı çıkan birinin sonu nasıl olur bilir misin?" Satıcı ağlarken mırıldandı. "Affedin efendim. Hatalıydım." Canını sevdiği için herkesin içinde yalvarmak onun için sorun değildi.

Fırsatı kaçırmayan soylular ezmeye başladılar bile. Adam ses çıkaramazken etraftan ses çıkmıyordu. Söyledikleri kendilerine de dokunduğu için sinirlenen halk her zamanki gibi yine sustu. Alkar ise bu arada kollarını göğsüne kavuşturmuş halde gözlerini kapatarak yere doğru eğmeye devam ediyordu. Görmek istediği bir sahne sayılmazdı.

"Sizin gibiler bizim iyi yaşamamız içi var." Kız olan kahkahalarla devam etti. "Sizin gibi böcekler ölmeye mahkum."

Alkar'ın o cümleden sonra aklına gelen tek şey beş yıl önceki o kıyamette herifin söyledikleriydi.

"Bize dua etmeye başlasanız iyi edersiniz sizi böcekler."

Gözlerini aniden açan Alkar farkında olmadan soyluların yanına gitti ve mırıldandı. "Yeter." Karşı çıkan bir ses daha duyan herkes daha çok şaşırmıştı. Söyleyen kişiyi duyunca ne yapacaklarını bilemediler. Kendilerinin bile aşağıladığı köle karşı çıkan tek kişi olmuştu.

"Sen de kimsin?" Skylan kibirle konuştu. Kendisinde biraz daha uzun olan -ve yakışıklı- görünce açıkcası siniri bozulmuştu. Yanındaki kız bile bir an onu alıcı gözle süzmüştü.

"Önemli mi? Kes şu şaklabanlığı ve geldiğin yere geri dön." Alkar resmen onu kovmuştu ama umursamıyordu. Bunlar ona bir şey yapamazdı.

"Sen!" Adam tam sinirle gücünü açığa çıkaracaktı ki kız onu panikle durdurdu. "Bu o!"

Adam anlamadı. "Kim?" Kız sesini alçaltsa da duyulmuştu. "Tiny Gnaey'in yaşamaya izin verdiği tek kölesi. Sakın yanlış bir hareket yapma. Bizden kötü bahsederse ölürüz biz." Adam ise bir an donsa da böyle bir kölenin önünde geri çekilmişti. Gururu acayip kırılmıştı ve bir şey demeliydi.

"Sadece bir köle olduğun için kendini beş kere tokatlaman şartıyla seni affedeceğim." Alkar içten içe sırıttı. "A3 seviye herif kendini ne sanıyor?"

"Galiba sahibeme sizin hakkında birkaç söz etmeliyim. Bana ettiğiniz bu tekliften başlarım." Skylan'ın gözleri büyümüştü. Ağzını açıp bir şey diyecekken Alkar devam etti. "Hanımımız gerçekten sahiplenicidir. Sadece kendisinin canını acıtabileceği kölesine emir vermek... Hem de acı ile ilgili... Kesinlikle sizi bir ziyarete gelecektir."

Adam geriye bir adım attı. Sonra titrekçe mırıldandı. "Y-yok hiç gerek yok! Lütfen bayan Tiny'e hürmetlerimi ilet!" Kızı kolundan tuttuğu gibi canavarlarına doğru yürüdüler. Bindikleri gibi oradan uzaklaştılar.

Alkar karşılıklı çıkar ilişkisi olduğunu söylerken gerçeği söylüyordu. Onu kullanarak böyle böceklerden kurtuluyordu. Yerdeki satıcıya ve etrafındaki halka baktı. Ona mahcup bir şekilde bakıyorlardı. Önceki zamanlarda onu aşağıladıkları için olduğunu biliyordu. Bunu onlar için yapmamıştı. Sadece kızın dediği söz tepesini attırmıştı. Bir şey demelerine izin vermeden konağa doğru yöneldi. Kimse ona engel olmadı.

Geldiğinde küçük işlerle uğraşmaya devam etti. Benly yanına gelerek para için teşekkür edip gitmişti. Alkar yeni yeni fark ediyordu ki beden olarak güçlense de gerçek anlamda ilerleme kaydettiği falan yoktu. Odasına girdiğinde bir an kalbine bir ağırlık düştü. Bu şey başarısız olma ihtimalini düşününce hep ağırlaşıyordu. O kıyametten beri içinde garip bir ağırlık vardı ve hep böyle anlarda kendini belli ediyordu. Alkar dişlerini sıkarak çalışma masasına oturdu ve çalışmaya başladı. Ya da çalıştı. Hiçbir şey anlamıyordu. Kafası şuan çok doluydu.

Birden ayağa kalkınca başı döndü ve sendeledi. Bir yere tutunmaya çalışsa da tutunamadı ve yere kapaklandı. Gözünün önündeki perdenin çekilmesini beklerken dişlerini sıktı. Şu ölümlü bedeni!

Birini suçlamak istiyordu. Kimi suçlamalıydı? Tanrı'yı mı? Soyluları mı? Anne ve babasını mı? Kendisini mi?

İlla ki birini mi suçlamalıydı? Alkar ne yapacağını bilemiyordu. Bir an doğru yaptığını düşünse de başka bir anda boşa kürek çektiğini hissediyordu. Hiçbir zaman pes etmese de güçlü olabilmesi için ne yapmalıydı?

Alkar güçlü olmak istiyordu. Başkasının adını kullanarak güçlenmek yerine kendi kendine sahip olduğu güçleri kullanarak yapmak istiyordu bunu. O adını kullandığı kişi hayatında en nefret ettiği kişiydi ulan!

Hizmet ettiği, Hanımım, hanımefendi, Bayan diye seslendiği kişi ona üç yıl önce tecavüz ettiren orospuydu! 

Ne yapıyordu Alkar Tanrı aşkına?

Alkar tanrının adını düşündüğü an bile içinde küçük bir nefret kıvılcımı parladı. Lanet olsun ki ne yaptığını bilmiyordu. 

Alkar zar zor ayağa kalkarak yatağa kendini bıraktı. Gözü boş duvara bakarken düşünmemeye çalıştı. Düşünürse biterdi. Düşünürse gerçekleri hatırlar, kendine sahip çıkamazdı.

Ama lanet olsun ki içindeki o gurur kırıntısı kendine bunları yediremiyordu.

İçinden bağırdı yine. "Siktiğimin gücünü bizzat ben kazanacağım. Tanrı'nın merhametine ihtiyacım yok!"

Alkar'ın vücudu her sabah otomatikman kalkardı. Kendisinin herhangi bir uyandırmak için sese ihtiyacı yoktu. Ayaklı alarm gibiydi.

Ama o sabah öyle uyanmadı.

Kafasında garip seslerle kavga eden adamlarla uyandı.

"Siz kimsiniz ulan!" Biri bağırdı. Sesindeki kızgınlığı herkes hissedebilirdi. Alkar gözlerini açtı.

"Ne bağırıyorsun lan beynini siktiğim!" Biri daha bağırdı. Onun sesi diğerinden daha öfkeliydi.

"Küfür etmesene lan pezevenk." Üçüncü bir kişi daha vardı. Bu herif küfür etse de küfür etmeyin diyecek maldı görünüşe göre. Alkar dışarıdaki kavga eden adamları ayırmak istedi ama sesler resmen beyninde yankılanıyordu. Dün alkol de almamıştı. Neden böyle oluyordu ki?

"Sakin olun arkadaşlar. Küfürlerinizi kendinize saklayın. Sesinizden büyük olduğunuz belli, pezevenk falan ayıp oluyor yani." Heh, dörde çıkmışlardı şimdi. Alkar kaşlarını çattı ve kafasını yastığa gömdü. Saate göre daha yarım saati vardı. Güneş yeni yeni doğuyordu.

"Ulan kaç kişisiniz siz? Örgüt müsünüz? Benim kadar harika birine nasıl bir güç uyguladınız bilmiyorum ama bunun bedelinizi kellenizle ödeyeceksiniz. Bekleyin lan neredeyseniz." Bunu söyleyen Alkar'ı uyandıran mahlukattı. Sinirden dişlerini sıkarak siktir olup gitmelerini umdu. Yoksa elinden kaza çıkacaktı.

"Önemli bir görüşmedeyken bir gücün etkisi altına gireceğimi söyleseler inanmazdım. Kaç kişisiniz bilmiyorum ama bundan vazgeçseniz iyi edersiniz. Sonuçta ben bir..." Beşinci bir adam daha çıkmıştı ortaya. Ve bir toplantının ortasındayken de ne demekti? Yoksa deliler mi toplanmıştı dışarıda?

Beşinci adam sözünü bitiremeden altıncı bir adam daha bodoslama daldı kavgaya. Alkar artık çıldıracak durumdaydı. "Bizene lan senin ne olduğundan. Kes tatavatayı. Bakın ben sinir hastasıyım dellenirsem ne olur bilmem."

"Tamam sakin, sakin... Bende de ilk agresif davransam da o anki şokla oldu. Şimdi neden beynime girdiniz bilmiyorum ama siktir olup gidin lütfen." Küfür sevmese de küfür eden adam yine araya bir küfür sıkıştırıp onları kovmuştu. Alkar susmayacaklarını anlayınca gözlerini ovdu. Dışarı çıkıp onlara bağırmak istiyordu.

"Küfür etme diyene bak ulan. Senin ben..." Biri onu durdurdu hemen. "Arkadaşlar sinirinizi anlıyorum çünkü ben de sinirliyim ama bir durun ya..."

Arayı bulmaya çalışan adamı dinlemeyen diğerleri yine kavgaya daldı. İlk konuşan iki kişi arasındaki kavga daha şiddetliydi.

"Bana bak lan bebe, ölmek mi istiyorsun sen? Randevu listem kadınlarla dolu ama seni öldürmek için zaman ayarlayabilirim galiba. Adres ver lan." Adam resmen hırlamıştı. Alkar bu herifin yüzünün ortasına bir tane geçirebilirdi. Aslında hepsinin yüzünün ortasına çakabilirdi. Zaten az uyuyordu, bir de bu özürlüler yüzünden daha erken kalkmıştı.

"Ne diyorsun lan sen hıyar? Kimmiş lan bebe? Asıl sen adres ver ben evine kadar gelip dövebilirim. Kimim ben biliyor musun sen? Seni paramla döverim lan." İlk adam ve ikinci adam derin bir kavgaya girdiler. Alkar bile sadece duydukları ile aradaki kıvılcımı görebiliyordu.

"Hey bir durun..." Biri mırıldansa da diğeri durdurdu. "Girme aralarına baksana seni de parçalar bunlar..." Susan dörtlü diğer ikisinin kavgasını dinlediler. Bazıları duydukları küfürlerle 'Oooo'larken ortalığı karıştırıyorlardı. Alkar sınırına gelecek durumdaydı.

Gözlerinin altı mosmordu ve dün gece üstünü örtmeyi unutmuştu. Şuan donuyordu ve altı tane gerizekalı hemen yakınında kavga ediyordu. Daha da kötüsü kavgaları resmen beyninde yankılanıyordu. Bunu hasta olacağının işareti olarak sayan Alkar sinirle yatağında doğruldu.

Gidip onlara bağırarak küfür ederse ceza yeme ihtimali vardı. Tiny Alkar'ın küfür etmesini istemiyordu ve küfür edince ceza veriyordu. Şuan burada olmasa da hizmetçiler kesin yetiştirirdi. O yüzden bütün sinirini içine döktü.

"Ağzına sıçtığımın çocukları kesin lan sesinizi! Sizin o siktiri boktan kavganızı dinlemek zorunda mıyım lan ben? Sidik yarıştırmanızı az ileride yapamadınız mı ulan? Uykum var ve sizin lanet kavganızdan uyuyamadım! Şimdi o sesiniz kesmeye ne dersiniz!?"

Derin bir sessizlik oldu.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1259

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1081

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 890

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 822

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 702

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 659

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 644

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 602

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 552

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 523

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 377

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 205

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 195

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 188

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 143

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 141

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 119

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 99

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 15561 Üye Sayısı
  • 507 Seri Sayısı
  • 20944 Bölüm Sayısı


creator
manga tr