Milyonlarca insanın aynı kötülükleri paylaşması o kötülükleri erdeme dönüştürmez; aynı hataları yapmaları, o hataları doğru kılmaz. #Erich Fromm

DİPTEN EN TEPEYE - 11. Bölüm: Tanrının Laneti


Konağa hizmetçilerle döndüklerinde Alkar kendini, verilen görevleri erkenden bitirmek için işine adadı. Aynı zamanda bugün olanları kafasında tartıyordu. En az kendi yaşlarında -ya da daha büyük- insanların savaşına tanık olmuştu. Şimdiye kadar birkaç seviyecinin savaşına tanık olsa da böyle taktik savaşını hiç görmemişti. Genellikle silahlı dövüşler tercih ediliyordu. Üstün seviyeliler savaşınca ortaya daha güzel bir şölen çıkıyordu. Alkar içinse daha çok veri kaynağından başka bir şey değildi.

Duvar kenarında çıkmış olan otları yolarken gökyüzüne baktı. Güneş batıyor, ay kendini gösteriyordu. İşi yakın zamanda bitecekti büyük ihtimalle. O zaman çalışabilirdi. Yapmak istedikleri kafasında dönerken zaman hızla akıp geçti. Akşam yemeğini yedikten sonra odasında çalışmaya başladı. Önceden bulduğu kitaplara bakarken tekrardan okudu. Zaten her birini yüzlerce kez okumuştu ama kaçırmış olabileceği bir cümle veya bilgi olmaması için işini sağlama almak istiyordu. Saatin 22:00'ye geldiğini görünce ana binaya gitmek için odasından çıktı. Küçük hanımının yatmaya hazırlanmasına yardım etmeliydi.

Ana binaya girerken bazı hizmetçiler işlere koşturmaya devam ediyordu. Göz ucuyla onlara bakıp binadan içeri adımladı. Boyu yaklaşık 184 santimetreydi bu yüzden yanından geçenlere tepeden bakabiliyordu. Elinde tepsiyle evin küçük beyinin odasına koşuşturan Chralie'yi görünce ona acıdı. Kız yanından geçerken ona hafifçe gülümsemişti. Boynundaki ve kolundaki yara izini görmüştü Alkar. Kız da acı çekiyordu büyük ihtimalle. Bir tek o acı çekmiyordu bu acıyı. Bu evdeki bütün güzel ve genç hizmetçiler o herifin kötü muamelerine katlanıyordu. Köle de olsan hizmetçide olsan size yapılan davranışlarda pek fark olmuyordu. Alkar'ın ki biraz daha acımasız olsa da artık bütün herkes onun bu kaderine alışmıştı. Alkar hızla mutfaktan bir bardak su ve sürahi aldı. Sonra Bayan Tiny'nin odasına yöneldi.

Kapıyı çaldı ve hafifçe içeri adımladı. Kız üstünü değiştirmiş ve geceliğini üstüne geçirmişti. Bir tane iletişim kolyesine bakıyor ve konuşuyordu. Biriyle tartıştığı belliydi. "Size istemiyorum dediğimi çok iyi hatırlıyorum Baron Mustafa." Sesi sinirliydi.

Karşı taraftan derin bir nefes sesi geldi. "Biliyorum ama bu sizin yükümlülüğünüz. Katıldığınız zaman imzaladığınız antlaşmanın diğerlerinden herhangi bir farkı yok. Size verilen maçı istediğiniz gibi değiştiremezsiniz. Burası oyun alanı değil." Tiny'nin kaşları seğirdi. Alkar bardağı ve sürahiyi masaya bıraktı. Çıkan ses ile Tiny ona bir bakış attı. Gözlerindeki ifade değişmeye başlıyordu. Alkar içinden mırıldandı. "Belkide bugün çalışamayacağım."

Tiny eline bir taş aldı. Sakinleşmek için enerji yayan pahalı bir taştı. Kız katil gözlerini cama çevirdi. Cam çatladı. "Ben istiyorsam olmalı. Ben herkes değilim." Kızın otoriter sesi sayesinde adamın geri adım atacağını düşündü Alkar. Yanılmıştı. "Siz herkessiniz."

Kızın elindeki taş çatladı, ufalandı ve parçalandı. "Tamam. Yarın geleceğim." Sonra elindeki iletişim kolyesini parçaladı.

Alkar geriden kızı izlemeye devam etti. Sinir sınırı aşmıştı. Bu gece harbiden çalışamayacaktı. Kızla kavgalı bir randevusu vardı büyük ihtimalle. 

"Alkar. İnsanlar benim kim olduğumu bildiği halde neden geri adım atmıyorlar?" Kız derin nefesler alırken mırıldandı. Alkar cevapladı. "Herkesin size aynı mı davranmasını isterdiniz?"

Kız saçlarının arasında köleye bir bakış attı. Dövmesi parlamaya başlamıştı. "Bu beni sinir ettikleri gerçeğini değiştirmiyor." Hafifçe köleye doğru yürümeye başladı. Alkar geri adım atmadı. Öylece durarak kendisine yaklaşan kıza baktı. "O adamdan nefret ediyor musun?" Tiny aniden sorunca Alkar ne diyeceğini bilemedi.

"Neden tanımadığım birinden nefret edeyim, efendim?" Tiny hafifçe sırıttı. Bu iğrenç bir gülüştü. "Çünkü onun yüzünden bu gece canın çok yanacak."

O gece seslerden dolayı kimse doğru düzgün uyuyamadı. Sabah olunca Alkar gözlerini açtı ve yere atılmış hapı ağzına attı. Yaraları iyileşirken kanlı üstüne bir göz attı. Dişlerini sıkıyordu. İçindeki bir yer artık bıkmıştı. "Onun boğazını parçalamalı, etlerini canavarlara yem olarak vermelisin!"

İçindeki o ses her bu durumu yaşayınca konuşmaya başlıyordu. Aslında bunlar kendi düşünceleriydi ama Alkar içinde böyle bir canavarın olduğunu kabullenmiyordu. Sendeleyerek odadan çıktı. Etrafta kimse yoktu. Bilerek çıkmadıklarını biliyordu. Kanları yere damlarken odasının olduğu binaya yürüdü. İnsanların perde arkasından onu gözetlediğini hissediyordu. Gözlerini yere dikerken o korkak piçleri dövme isteğini bastırdı.

Odasına gidince yedek üstler aldı ve duşlara yöneldi. Çalışanlar ve köleler için duş yeri dışarıda kabinler halindeydi. Derhal oraya girdi ve kanlardan arınmaya çalıştı. Ne kadar ovalasa da kan bitmiyordu. Alkar yüzünü buruşturdu. Hiçbir şey bitmiyordu.

Üstünü giyindikten sonra işinin başına döndü. Sanki hiçbir şey olmamış gibiydi. Hizmetçiler yanlarından geçerken ona bir bakış atmaya korkuyordu. Böyle muamele gören birini uzaktan izlemek onlar için gerçekten korkunçtu. Ama yardım edemezlerdi.

Sabah kahvaltısını sessizce yaptı. Saat 08:30'a gelince evin küçük hanıma yanına geldi. "Bugün benimle geliyorsun."

Daha saatler önce birlikte olsalar da tekrardan onu yanına çağıran kıza bir bakış attı. Bunu ilk kez yapıyordu. İtiraz etme hakkına sahip değildi. Çömeldiği yerden kalktı ve emirlerini beklediğini belli eden bir bakış attı. Kız devam etti. "Bugün bir maçım var. Yanımda olacaksın ve maç bitine kadar giysilerim, özel eşyalarım sende kalacak. Anladın?" Alkar başıyla onayladı.

Kız gerçekten ona güveniyordu.

Alkar'ın üstünde bir gömlek ve kot pantolon vardı. Her ne kadar köle olsa da öyle bir yere kötü kıyafetlerle gidemezdi. Her şeyden önce o Tiny'nin kölesiydi. Asla onu mahcup edecek birini yanında taşımazdı. Birkaç kere okula gitmişti. Pek bir şey yoktu. Pahalı üniformaları ve devasa enerjileriyle etrafta dolaşan elitler vardı sadece. Her biri zengin ve yetenekliydi. Ona laf söylemeseler de bakışlarındaki aşağılayıcılık kendini belli ediyordu. Sözlü laf yemediği için şanslıydı Alkar.

Tiny'i arkasından takip etti. Birlikte havada süzülen araca bindiklerinde otomatik olarak kemer bağlandı. Kızın önünde ekran çıkarken Alkar aşağıya pencereden bir bakış attı. Hizmetçiler araca bakıp bakıp fısırdaşıyorlardı. Daha önce böyle bir araca hiç binmemişlerdi. Alkar bu açıdan şanslı sayılırdı. Ona bir yararı yoktu ama birçok insana göre büyük bir şanstı. Araç gelene kadar konuşmadılar.

Okulun önüne park edilince kapı açıldı. Kız ve Alkar aynı anda yere ayak bastılar. Alkar kızın özel eşyalarını bulundurduğu çantayı omzuna asmıştı. Arkasından takip ederken etrafa bakış attı. Üniformalı öğrenciler Tiny'e bakıyor ve fısıldaşıyorlardı.

"Hey! Duydun mu? Blake ile yattığı hakkında bir söylenti çıkmıştı ya? Hatta sonra sevgili olduklarını duyurmuşlardı..."

"Eee? Biliyorum bunları." Kızıl saçlı kız heyecanla kahverengiliye seslendi.

"Geçen Blake'i bir kız ile yatakta basmış." Kızıl ağzını kapatarak çığlığını bastırmaya çalıştı. Alkar göz ucuyla onlara baktı. O bile duyabiliyordu. Tiny ise kesinlikle duyuyordu. Hanımının yüzüne bakınca dosdoğru kapıya baktığını gördü. Yürümeye devam ettiler.

"Asıl olay o değil kızım! Diyorlar ki kızmamış hatta grup yapmışlar." Kızıl saçlı kızın kendi tükürüğünde boğulduğunu gördü en son Alkar. Kendisinin de bir kaşı havaya kalkmıştı. Bayan Tiny böyle bir şey yapar mıydı? Böyle durumda ikisini de öldüreceğini düşünüyordu. Kızın suratına bakınca hafifçe sırıttığını gördü. Alkar gözlerini kısarken içinden mırıldandı, "Belkide yapar..."

Kapıdan içeri girdiler.

"Direk arenaya gideceğim. Sende sağdaki koridordan git. Çıkan kapıdan girersen bekleme yeri olduğunu görürsün. Büyük ihtimalle rakibimin kölesi de orada olur. Muhatap olma." Sonra hafifçe sırıtarak devam etti. "İzleyebilirsin. Sahibinin nasıl güçlü olduğunu görürsen onlara karşı övünebilirsin. Asla benim gibi güce sahip olamayacaksın ama yine de övünme gibi bir ayrıcalığın var." Alkar'ı kendine çekti ve yanağından öptü. Alkar bu kızın birkaç gün önce başkalarıyla grup yapabilecek bir mideye sahip olduğunu hatırlayınca neredeyse yüzünü buruşturacaktı. Tepkisiz kalmayı başarabildi. "Bu da benim şans öpücüğüm olsun bari. Hadi görüşürüz!"

Saçlarını bilerek yüzüne savurarak -ya da savurmaya çalışarak. Alkardan kısaydı.- koridorda gözden kayboldu.

Koridorda yürüyerek kapıya vardı Alkar. Omzundaki çantayı daha da sabitlerken kapı koluna asıldı. İçeri girince iki kafa ona döndü.

Alkar onlara bir bakış atarak koltuğa oturdu. Biri kız biri erkek olan kölelerle aynı odadaydı. İkisininde ona baktığını hissetti. Sonra umursamayıp gösterinin başlamasını beklediler. Büyük pencere sayesinde arena rahatça görünüyordu. Alkar yere bakarak beklemeye devam etti. Çantayı koltuğa bıraktı ve geriye yaslandı. Diğer kölelerin kıyafetlerinden daha iyi kıyafetleri vardı. O yüzden diğer kölelerin ilgisini daha çok çekmişti.

Bir sunucunun sesi gelince ayaklandı Alkar. Hanımının gücü gerçekten olağanüstüydü. Onun dövüşünü izlerse bir şeyler anlayabilirdi belki odhue hakkında. Dövüş sanatları kadar odhue enerjisi ile de ilgileniyordu. Kimse bu enerjinin nasıl birdenbire ortaya çıktığını sorgulamasa bile o sorguluyordu. Ama asıl amacı başkaydı. Bir soruya cevap arıyordu.

"Sonradan odhue enerji hissedilebilir miydi?"

Bunun cevabını gerçekten bulmak istiyordu. Belki de aslında her insanın hissedebilme gibi bir ihtimali vardı ama bazıları kapalı halde doğuyorlardı. Şifreli bir telefon gibiydi. Bazıları şifresiz doğuyordu ama şifreli doğanlar sadece doğrusunu bulmalıydılar. Böyle bir ihtimal var mıydı? Bunun cevabını bulmalıydı Alkar. Kendisi güçlüydü ama bir yere kadardı. O enerji olmadan isteklerini gerçekleştiremezdi. Peki bunun cevabını ne zaman bulacaktı? Yaşlı bir adam olunca mı?

Düşüncelerini dağıttı ve pencereye yaklaştı. Köleler de kenara kaymıştı. Alkar kollarını göğsünde toplarken ciddi bir ifade ile arenaya baktı. Arenada bir çok öğrenci vardı. Tek bu okuldan değildiler. Birçok okuldan gelmişlerdi. Alkar gözlerini kısarak okulları hatırlamaya çalıştı.

"Hayat Ağacı Okulu", "Ruhların Efendileri Okulu", "Oluvacn Canavarlar Okulu", "Kara Enerji Okulu"

Bu sadece hatırladıklarıydı. Hepsi efendisinin gösterisini izlemeye gelmişti. Orada ileri seviye eğitimcileri de gördü. Heyecanlı gibiydiler.

Kölelerden biri ona seslendi. "Merhaba. Sen Tiny Gnaey'in kölesisin değil mi?" Alkar onu başıyla onayladı. "Baya meşursun."

Alkar tek kaşını sorarcasına kaldırdı. "Herkesi kölesi olarak almazdı. Alsa bile çok yaşamazlardı. Ama sen hala ve sağlıklı bir şekilde yaşıyorsun. Bu da ona aşık olan birçok seviyeciyi kıskandırdı tabi. Tiny'den korkmasalar seni öldürürlerdi." Gözlerini ona diken Alkar yüzünden erkek köle bir adım geriye çekildi.

"Diğerlerinin ne düşündüğü beni ilgilendirmez ama neler yaşadığımı bilseler kıskanmazlardı." Soğuk sesini duyan iki köle titredi. Kız olan bir an ayaklarının tutmadığını sanmıştı. Karşısındaki adam normal değildi.

"Savaş başlasın!" Üçlü birbirlerine baktığı için konuşmayı kaçırmışlardı. Bakışları hemen arenaya döndü.

Tiny öylece arenada durdu. Karşısında pembe saçlı gerçekten seksi bir kız vardı. Tiny'e sinirli bir şekilde bakıyordu. Kız havada garip bir sıvı oluşturdu. Tam sıvı değildi. Jel gibiydi. Pembe renkteydi. Kızın dövmesi de şeker pembesi renginde parlıyordu. Yüzünde şekillerin belli bir adı yoktu. Karalama gibiydi. Rengi güzel olduğu için yakışıyordu.

Tiny de dövmesini ortaya çıkardı. Etrafta bir patlama oldu. Sahibesinin gücü buydu. Ne olursa olsun. Etrafta hiç bir şey olmasa bile istediği yerde patlamalar yaratabiliyordu. Bakış atması yeterliydi. Onun o patlamalarına karşı alınan gard çok güçlü olmalıydı. Gerçi ne kadar güçlü olursa olsun eninde sonunda patlıyordu. Bu B2 seviyesinde olan birinin gücüydü. Tek tekniği bu da değildi. Tiny vücut sertleştirmeyi biliyordu. Herhangi bir darbe alması zordu. Bazen patlamaları canlıların içinde yapabiliyordu. Bir bakmışsın kolunuz yerinizde olmayabilirdi. Ama bu teknik ne kadar korkunç olsa da kullanması çok zordu. Onun gibi enerji hakimiyeti olan biri bile zar zor yapabiliyordu. Çoğu zaman başaramıyordu.

Tiny'nin karşısındaki pembe dövmeli kız bağırdı. "Seni pislik! Hepsi senin yüzünden! Bugün burada, bendeniz Leyla Grampson tarafından dayak yiyeceksin!"

Sesi etrafta yankılandı. Etraftaki herkes coşmuştu. Leyla'nın bu tepkisine karşı Tiny sırıtmakla yetindi. Leyla'nın ona karşı ayrı bir kini var gibiydi.

"Benim bir suçum yok. Onun tercihi sen değilsen benim suçum ne? Hatta asıl suçlu sensin. Sonuçta o benim sevgilimdi ve seninle aldatıyordu." Tiny bunu söylerken sırıtıyordu. Alkar anlamadı. Şuan kızgın olması gerekiyordu. Efendisine ne olmuştu böyle?

"Ne?" Leyla çığırdı. "Seni de seçmedi gerizekalı! Gitti onu seçti!" Baloncuktan bir tutam ona attı. Tiny kaçındı. Pembe sıvının düştüğü yer eridi. 

Tiny olduğu yerden cevapladı. "Sonuçta onu ben çağırmıştım. Sorun etmem yani." Aynı zamanda pis pis gülüyordu. Pembe saçlı kız aklını kaçıracak gibiydi. 

"Bu normal mi yani?! Beni Blake ile aynı yatakta yakaladın. Sorun etmediğin gibi 'Birini daha çağırabilir miyim?' diye sordun. Sonra oturdun izledin! Sevgilinin seni aldatışını!" Etrafta bir uğultu olurken Alkar parçaları birleştirmeye çalışıyordu. Blake denen adam Bayan Tiny'nin sevgilisiydi. Onu Leyla ile aldattı. Tiny onları bastı ama kızmadı. Onun yerine bir başkasını daha çağırdı ve oturup onlara baktı. Blake denen adam işin sonunda ne Leyla'yı ne de Tiny'i seçti. O zaman sonradan çağırdığı kişiyi mi seçmişti?

Bu anlaşılır bir şeydi. Ama bu kız neden bu kadar sinirliydi. Sanki bir şeyi gururuna yediremiyor gibiydi. Aldatılan oymuş gibi davranıyordu. Deli falan mıydı?

"Eee, bildiğim şeyleri neden bana anlatıyorsun ki?" Tiny gözlerini devirerek sordu. Sonra kızın yanında bir patlama oluşturdu. Kız geriye savruldu. Zar zor ayakta kaldı. Artık sinirden neler anlattığını bile bilmiyordu.

"Ulan delirdin mi kızım sen?! Çağırdığın kişi erkekti. Ve beni değil onu becerdi! Garip olan ise Blake zevk aldı ve çocuğa tutuldu! Ulan bir erkeğe tercih edildim! Ben ya ben!" Alkar duyduklarıyla kahkaha atmak istedi. Cidden, Bayan Tiny tam bir canavardı.

Etrafta bir kahkaha tufanı koptu. Alkar'ın yanındaki köleler de gülüyordu. Pembe saçlı kız yan yana duran iki erkeğe bakış attı. Sarışın olan siyah saçlı olanın göğsüne yaslanmıştı. Pembeli kız onları görünce daha da delirdi. Sarışına bakarak bağırdı. "Blake! Bunu bana yapamazsın! Beni bir erkeğe tercih mi ediyorsun?! Ulan şimdiye kadar kızlar ile yatıyordun neden benden sonra erkeklere yöneldin!" Kızın asıl demek istediği anlaşılıyordu. Belli ki o kadar kötüydü adam kızlardan soğumuştu. Ya da öyle düşünüyordu. Etrafta bulunan herkesin onunla belki de ömrünün sonuna kadar dalga geçeceğini biliyordu. Efendisine baktı. Sırıtışının arkasındaki asıl canavarı gördü. İntikamını zaten almıştı.

"Tamam bu kadar itiraf yeter." Leyla her şeyi anlattığını anladı ama geçti. Şoktan çıkamadan daha öncekilerden daha büyük olan bir patlama ile geriye savruldu. Daha bir yere çarpmadan başka bir patlama ile yere yapıştı. Kemik sesleri arenada yankılandı. Kız ayağa kalkmaya çalışırken daha büyük bir patlama ile aksi yöne fırladı. Etrafta toz bulutu vardı. Birkaç patlama duyulsa da kimse bir şey göremedi. Toz bulutu dağılınca bazı insanlar öğürdüler. Karşılarında bir ceset mi vardı? Öldürmek yasaktı. Bu kız ölmediyse de zar zor yaşıyordu. Yüzü paramparça olmuştu. Saçları hep yanmıştı. Kemikleri garip bir açıdaydı. Göz kapaklarından biri parçalandığı için gözü tamamen gözüküyordu. Kölelerden biri öğürerek yere kusmaya başladı. Kız olan ise "Efendim..." diye mırıldandı ve kafasını başka yere çevirdi. Alkar ise tepkisizce ona baktı. Daha kötü durumlarda olduğu olmuştu.

Biri gidip kızı kontrol etti ve duyurdu. "Yaşıyor! Kazanan Tiny Gnaey!" Etrafta coşkudan eksik bir alkış koptu. Herkes korkuyordu. Tiny ise hiç pislenmemiş elbiseleri ile içeri yöneldi. Yüzünde bir gülümseme vardı. Alkar buraya geldiğini anlayınca çantaya yürüdü. Omzuna asarken iki köle efendileri için dışarı fırladılar. Kız olan koşarken odaya gelen Tiny'e çarpıyordu neredeyse. Son anda yırtarken koşmaya devam ettiler. Tiny ise topuklu ayakkabılarıyla odaya geliyordu. Evet, topuklu ayakkabı ile savaşmıştı. Ya da dövmüştü?

İçeri girince Alkardan çantayı aldı ve giysilerini çıkardı. Aynı zamanda konuşuyordu. "Hey! İzledin değil mi?" Alkar üstünü değiştireceğini anladığı için başını duvara çevirdi. "Evet efendim."

"Eğlenceli değil miydi? Ben çok eğlendim şahsen! Sevgilimle yattığı halde ucuz kurtulduğunu sanmıştı. Aptal kendi başını yaktı!" Alkar onaylayan bir ses çıkardı. "Gerçekten zekisiniz. Aynı zamanda sevgilinizi de cezalandırdınız. O aslında eşcinsel değildi, değil mi?"

Alkar tam on ikiden vurmuştu. Üstünü giyinmeyi bitirmiş kıza baktı. Kız da saçlarını düzeltirken gülümsedi. "Evet. Dediklermi yapmazsa onu öldüreceğimi söyledim. Hem erkeklik gururunu ayağımın altında ezdim hem de statüsünü! Ah, harikayım!"

Alkar'ın aklına ona yıllar önce vermiş olduğu ceza geldi. Kıza bir an nasıl baktıysa kız duraksadı. Tiny garip hissetmişti. Sanki tehlikedeymiş gibi hissetmişti bir an. Etrafa enerjisini yaysa da bir şey bulamadı. Kaşlarını çatarak çantayı Alkar'a attı. Kölesi her zamanki gibi davranarak bir şey söylemeden çantayı aldı ve onu bekledi. Az önceki şey hayal gücü olabilir miydi?

Konuşmadan araca yürüdüler. Etrafta herkes Tiny'e bakıyordu. Araca binince orada hemen ayrıldılar. Tiny camdan dışarı bakarken konuşmaya başladı. Bugün çenesi düşmüştü anlaşılan. "Benim amacımın ne olduğunu biliyor musun?" Alkar biraz sussa da cevapladı. "Gezegenin en iyisi olmak. Ya da imparatorluğun mu demeliyim?" Sonuçta bu gezegen Liwdaen imparatorluğunun alt gezegenlerinden biriydi. Toplam ana gezegenle birlikte altı taneydiler. Hepsinin en üstünde olmak istediğini düşünüyordu Alkar. Böyle kızın amaçları da büyük olurdu. Tiny güldü.

"Yanıldın." Alkar içinden homurdandı. "Umarım aşkı bulup evlenmek istiyorum demez."

Alkar sordu. "O zaman nedir, efendim?"

Kız sırıttı. "Alemlerin en güçlüsü olacağım."

Alkar'ın kaşları havaya kalktı. Alemlerin derken?

Kız Alkar'ın anlamadığını anlayınca söyledi. "Yani kendi alemimin değil bütün alemlerin." Alkar yine anlamamıştı. Kız delirmiş miydi? Sadece bir tane alem vardı. O da bu evrendi. Zaten sonu olmayan bir şeydi burası. Neden bahsediyordu?

Tiny hala anlamadığını anlayınca sordu. "Hey, tek bir alem olduğunu düşünmüyorsundur umarım?" Öyle düşündüğünü görünce anlına vurdu. "Doğru ya! Sen kölesin. Nereden bilebilirsin ki?" Alkar aşağılamayı göz ardı etti. Aklı hala alemlerde idi. 

Şuan bulundukları yer sonsuz bir boşluktu milyonlarca galaksi, sistem vardı. Tarif edilemez bir şekilde büyüktü. Yani bu yerin en güçlü kişisinin gücü bir galaksiyi, belki de galaksileri tek vuruşta yok edebilecek, zamanı bükebilecek, hatta belki de Tanrı'ya kafa tutabilecek kadar güçlüydü. Ama bu tartışılırdı. Sonu olmayan bir boşluktan bahsediliyordu burada. Nereden bilebilirdin ki en güçlüsü sensin? Sonuçta çok daha uzağında senden daha güçlü birileri olabilirdi. Olasılık sonsuzdu. Ama bu kız alemi bırak alemlerin demişti.

Alkar bir an aklına eskiden okuduğu kahraman hikayelerini hatırladı. Lütfen iblis alemi, canavar alemi gibi basit şeyler olmasın.

O zaman bunu ciddiye bile almazdı.

Tiny gülerken mırıldandı. "Anlatayım bari. Bir efsane vardır bilir misin?" Hikaye anlatma moduna girmişti bile.

"Efsane der ki; İlk başta tek bir alem, tek bir evren vardı. Sonsuz bir boşluk. İçi de buradan farksız. Sayısız canlı seviyeleri yükseltmek için birbirleri ile savaşıyor. Her yer katliam ve kanla dolu. Herkes potansiyel bir düşman." Alkar bir an bu alemi anlattığını sandı. Şuan seviyecilerin yaşadığı şey buydu. Sonsuz evren, sonsuz rakip, sonsuz döngü.

"Sonra bir hata olmuş, belki de bilerek. Bir şey olmuş. Alemin yanında bir madde oluşmuş. Bu madde ilk alemin oluşmasını sağlayan yapı taşıyla neredeyse aynıymış. Ve sonra o da patlamış ve ilk alemin üstünde bir tane daha oluşmuş. Öyle bir yıkım getirmiş ki ilk alem parçalanmaya başlamış. Her yerde zaman kırıkları, fazla enerji salınımları. Hiçbir yer güvenli değilmiş. Yıldızlar patlıyor, güçlü olanlar boşluklara çekilerek parçalanıyormuş. Tam bir kaos. İlk alem barındırdığı canlıları katlediyormuş. Alemin ta kendisi yapıyormuş bunu."

Alkar bir an ne diyeceğini bilemedi. İlk alemin üstünde başka bir alem mi? Nasıl birden yoktan var olmuş? Peki o yoktan var olan şey tam olarak neymiş ki? Olsa bile neden ilk alemi böyle etkilemiş ve ilk alem kendi içinde katliam yapmaya başlamış? Tiny bu arada devam etti.

"Tanrı milyarlarca, hatta çok uzun zaman diliminde oluşmuş ilk alemin halini görünce ilk alem ve ikinci alem arasına bir duvar örmüş. Tanrının duvarını. İlk alem neredeyse paramparça halindeydi. Tanrı biraz geç kalmıştı. Binlerce yıl içinde düzen bozulmuş, korkunç bir hale gelmişti ilk alem. Sonra Tanrının duvarı sayesinde iki alem arasında etkileşim bozulmuş. Milyonlarca yıl içinde iki alem de normal hallerine dönmüşler. Artık iki alem varmış ve ikisini de bir duvar ayırıyormuş. İkisinin içindeki yaşam asla birbirleri ile çarpışmamışlar."

Alkar gözlerini devirmek istedi. Hadi bu oldu diyelim. Kim nereden biliyormuş bu kadar ayrıntıyı? Doğru olsa bile Tanrı duvar örmüş zaten. İki alemi birbirinden ayıran şeyi basit bir insan mı geçecekti? Alkar gerçekçiydi ve karşısındaki kız hayalcinin tekiydi ona göre.

"İnanmadın değil mi?" Tiny kıkırdadı. "Daha bitmedi. Hemen karar verme."

Alkar ona baktı. "Bu son değildi. Onlara benzeyen bir madde daha oluştu. Onlar gibiydi ama farklıydı. Durumu ikinci aleme benziyordu. İkinci alem de birinci aleme benziyordu ama tamamen aynı değildiler. Üçüncü alem de ortaya çıkınca ilk iki alem yine bozuldu. Tam bozulma sayılmaz. İki alem üçüncü alemin korkunç enerjisini birlikte kaldırabiliyorlardı. Ama bu kaos'u engelleyemedi. Tanrı yine duvar ördü. Ama bir tane daha ortaya çıktı. Sanki sonu gelmeyecekmiş gibiydi. Bu olaylar arasındaki zaman dilimi uzun olsa da arkalarında bıraktığı izlerden insanlar anladılar. Tek alem olmadıklarını... Her alem doğunca diğerlerine zarar verdiğini... Tek alemin verdiği zararı diğerlerinin paylaştığını... Sonra Tanrının duvarını gördüler. Tanrının bizzat yaptığı duvarı. Ne kadar güçlü olurlarsa olsun asla o seviyeye ulaşamayacaklarını anladılar. Ama rakip istiyorlardı. Kendi alemleri sonsuzdu. Ama aç gözlü insanoğlu diğer alemlerdeki seviyecilere gözlerini diktiler. Onları da yenmek istiyorlardı."

Alkar'ın gözlerinden merak edildiği anlaşılıyordu. Gerçek olmasa bile heyecanlı bir hikaye idi. Tiny sırıttı. "En güçlü alem olmak istediler. Ama Tanrı'nın duvarı geçilemezdi. Diğer alemde yaşam var mı onu bile bilmiyorlardı. O duvarı yıkmak istediler. Alemler birbirine girebilirdi. Açgözlülük ağır bastı. Tanrı ise ne yapacaklarını görmek istedi, karışmadı. Ve her insanoğlu aynı şeyi yaptı. Duvarda bir delik açtılar. Herkes kendi aleminin duvarını deldi."

Alkar dayanamadı sordu. "O zaman alemler birbirine girmeli ve tamamen yok olmalıydı." Tiny sırıttı. "Sence basit insanlar en fazla ne kadar delebilir ki Tanrının duvarını?"

Alkar içinden mırıldandı. "İnsanlar sonuçta delmişler. Belki de o kadar basit değillerdir ha? Yoksa Tanrı mı izin vermiş?"

"Tanrı sadece bir an birbirlerini görmelerine izin vermiş. Orada da birilerinin yaşadıklarını bilsinler diye. Eğer bilirlerse bile bir daha asla alemlerden geçiş olmayacağı için içlerini yiyerek yaşayacaklardı. Kendi aleminin en güçlüsü olan kişi ister istemez diğer alemdekiler ile kendilerini karşılaştırmak isteyecek ve teyit etmek isteyecekti. Ondan sonra her aleme bir taş geldi. *Turan Yedilisi."

Alkar hayatında ilk defa böyle bir şey duymuştu. İlk önce şaşırdı. Demek ki kendinden emin olarak anlatmasının nedeni insanların elinde somut bir delil olmasındanmış.

"Yedi aleme yedi abide. Her abidenin üzerinde Tanrının yazısı. 'Der ki; Açgözlülüğünüz sayesinde sizi içinizde sonsuza kadar sürecek kuşkuyla cezalandırıyorum. Asla en güçlü kim bilemeyeceksiniz. Benim duvarımdan ne bir beden ne de bir düşünce geçmeyecek, geçemeyecektir. Sonsuza kadar var olduğunu bilecek ama asla birbirinize ulaşamayacaksınız. Bu kendinize verdiğiniz cezadır. Ne kadar ilerleseniz de benim iznim ve isteğim olmadan hiçbir ruh, düşünce ve beden kendi alemi dışındaki alemlere adım atma hakkını vermiyorum ve sizi sonsuz merakla cezalandırıyorum.' Tanrının yazısını gören insanoğlu ise o an amacını belirlemiş zaten. Tanrı'nın cezayı kaldırmasını sağlamalı ve en güçlüyü belirlemeliydiler. Milyarlarca hatta daha uzun zaman geçti. Turan Yedilisi hala duruyor ama bir kişi, ruh, düşünce bile başka aleme geçemedi. Tanrı insanoğlunu affetmeyecek diyenler var. Bazıları ise Tanrı'nın izin vereceğini umarak güçleniyor."

Alkar duydukları ile kasılan bedenini gevşetmeye çalıştı. Ne diyeceğini bilemiyordu.

"Seviyecilerin ilk amacı her zaman farklı olur Alkar. Bazıları intikam için güçlenir, bazıları sevdiğine kavuşmak için güçlenir, bazıları iyi bir lider olabilmek için... Ama sonra nedenler aynı şeye dönüşür. "Tanrı'nın cezasını kaldırmak için güçlenmeli ve diğer alemlerdekilere karşı üstünlüğümüzü sağlamalıyız." Her seviyeci bir gün affedileceğini düşünür ve kendini hazırlar. En güçlüsü olmak için. Alemlerden önce tek amaç Tanrı'yı yenmekti. Ama bir yazısı karşısında titreyen insanoğlu birbirlerine yöneldi. Hey, düşünsene. Tanrı o duvarı koymasaydı ve alemlerin birbirini yok etme gibi bir özelliği olmasaydı nasıl bir kaos olurdu?" Tiny ciddi bir şekilde ona baktı. Alkar hayal bile edemedi.

"Tanrı'nın mesajı bu kadar değil. Her aleme isimleri ile de seslenmiştir. 'İlk Alem Başdu, İkinci Alem Çandar, Üçüncü Alem Idaçu, Dördüncü Alem Ebren, Beşinci Alem Kakumaklu, Altıncı Alem Mengilik, Yedinci Alem Ogan.' Hepsine adını bahşetmiştir. Bizimki ne biliyor musun?" Alkar kafasını iki yana salladı.

"Altıncı Alem Mengilik." Alkar ne diyeceğini bilmiyordu. Üst üste öğrendiği bilgiler onu şok etmişti. Kendi alemleri sonsuz olsa bile bundan yedi tane vardı ve insanlar başka alemlerin olduğunu biliyorlardı. Tanrı'yı yenme isteklerini bırakmışlar ve alemlerin en güçlüsü olmayı arzuluyorlardı. Tanrı araya duvarlar örmüştü ve Turan Yedilisi adında her aleme yedi tane abide yapmıştı. Her aleme ad vermişti ve insanı gizemlerle baş başa bırakmıştı.

"Kendi alemimizin Mengilik olduğunu nasıl anladığımızı düşünüyorsan oraya gidince hissediyormuşsun diye duydum. O yüzden bir yorum yapamam. Nerede olduğunu sorarsan... Onu da bilmiyorum. O kendini gösterir diyenler var. Bazıları ise onu gösteren bir yıldız veya harita olduğunu söylüyor. O yüzden şuanlık imparatorlukta en iyisi olmalıyım."

Alkar cevap vermedi. Aklı şuan çok doluydu. Ne düşünmesi gerektiğini bilmiyordu. Araç aşağıya indi. Genç kız neşeli bir şekilde çıktı ve eve doğru yürümeye başladı. Alkar ise düşüncelerden dolayı kafasının patlayacağını düşünüyordu. Bu kadar bilgi ona ağır gelmişti.

"Altıncı Alem Mengilik, ha?"

 

 

Turan Yedilisi: Turan Yedilisi Tanrı'nın çok uzun zaman önce -sayı ile söylenemeyecek kadar uzun- yedi aleme koyduğu bilinmeyen bir taştır. Bu taş hiçbir gezegende bulunmamakla birlikte kimsenin ona yaklaşmasına ve dokunmasına izin vermiyor. Taş çok büyük değil. Bazıları 10 metre dese de 20 metre olduğunu savunanlar da var. Son zamanlarda -yaklaşık 3-4 milyardır yani- taşlar kendini göstermiyor. Kimse bulamadığı için teyit edilemiyor. Denilene göre bu taşlar sadece Tanrının seçtiği kişilere gösterirmiş kendini. Tanrı bunu nasıl seçiyor hala bilinmemekte.

Mengilik: Göktürkçe'de sonsuzluk anlamına gelmektedir. Alem adlarını Göktürkçe'den aldım. Hepsinin ayrı anlamı var. 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1300

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1107

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 917

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 844

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 732

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 683

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 659

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 615

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 561

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 534

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 424

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 208

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 190

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 145

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 143

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 121

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 112

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 73

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 16563 Üye Sayısı
  • 452 Seri Sayısı
  • 22349 Bölüm Sayısı


creator
manga tr