Cömert derler maldan ederler, yiğit derler candan ederler. #Atasözü

DİPTEN EN TEPEYE - 10. Bölüm: Bana İmkansızı Açıkla


Güneşin çoktan batmış olduğu zamanda etrafta böceklerden başka ses gelmiyordu. Şehrin ara sokaklarında normal halktan tek bir kişi bile olmazken serseriler yayılmıştı bile. İçkiciler yol kenarında içki içip gülerken madde satıcıları eğlence mekanlarının önünde pusu kurup gençlerin kendisine gelmesini bekliyordu.

Şimdiki gençler zaten ölümsüz gibi bir şeydi satıcıya göre. İster sigara, ister madde... Ne içerse içsin zaten iyileşecekti. O yüzden maddelere karşı yoğun ilgileri vardı. Ailelerinin ölümlü yaşamdan kalan kitapları okumalarından dolayı ne olursa olsun maddeye karşı olan katı tutumlarını değiştirmemeleri satıcıları zorlasa da bu onlara engel değildi. Ne ölümlü yaşamda ne de ölümsüz yaşamda.

Nefesini dışarıya veren satıcı kendisine doğru adımlayan genci görünce içten içe sırıttı. Bugün kaçıncı satışını yapacağını bilmiyordu ama rekora doğru adım adım ilerliyordu. Takip etmesi için işaret yaparak karanlık sokağa adımladı.

Uzaklaştıklarını düşündüğü zaman arkasını dönünce yüzüne anlamadığı bir darbe yedi ve yere kapaklandı. Yumruk yerken gözlerinin kocaman açılmasını engelleyememişti. 

O seviyecilerden biriydi. Güçlüydü de. Ama nasıl olur da bir yumruğu bile hissedemezdi? Oysa ki yumruk gerçekten ağırdı. Bunu normal güçle bir insanın yapacağını düşünemiyordu. Zaten bu imkansızdı!

Sinirle dişlerini sıktı. "Seni piç kurusu!" Gücünü açığa çıkardığı an enerjisini saldı. Etrafta küçük bir fırtına oluştu. Karşısındaki şapkalı genç geriye doğru uçtu. Satıcı bu görüntüyü görünce sırıttı ama erken davranmıştı. Şapkalı genç bir direğe tutunarak duvara ayaklarını dayadı ve yakınında bulunan satıcının yüzüne ağır bir darbe geçirdi. Daha ne olduğunu anlamadan başka bir darbe daha yedi. Nereden gelmişti? Göremiyordu. Bir acı daha hissetti. Sonra görme yetisini kaybetti. Hissedip duyuyordu ama göremiyordu. Dövmesi hala yüzündeydi ama şuan bir işe yaramıyordu.

Ellerinin kırıldığını ve yere kapaklandığını anladı. "Lanet olsun nasıl bir teknik bu! Nasıl kör ettin beni?!" Haykırdı ama cevap gelmedi. Çocuk garip hareketlerle ona saldırdı. Satıcı nasıl karşılık vereceğini bile bilemedi. Ne olduğunu anlamadan yarı ölü şekilde yerde bilincini kaybetti. Genç ise çoktan ortamı terk etmişti.

Satıcı o çocuğun ne yaptığını bilmese de içten içe kendini çok aşağılanmış hissediyordu. Büyük ihtimalle kendinden güçlü bir seviyeciydi. Satıcı kendinden güçlü birine yenilince gururu kırılmış gibi hissetmezdi ama neden bu sefer gerçekten aşağılanmış gibi hissetmişti? Belki de her insanın içindeki ölümlü taraf bu tekniği biliyordur, ha?

Alkar elindeki şapkayla pencereden odasına atladı. Aynı zamanda kendi kendine mırıldanıyordu. "A2 seviye rüzgar kullanıcısı... Başka güç saptanmadı... Vücut sertleştirme görülmedi. Diğerleri gibi kulak ve ense arkası hassas ve savunmasız durumda. Sonuç: Başarısız."

Analizlerine devam ederken defteri kaptığı gibi yazmaya başladı. Adamın hamlelerine verdiği tepkileri hatırlarken gücünü daha iyi ayarlayabildiğini anladı. Karşısında A2 seviyesinde bir seviyeci vardı ve daha vücut sertleştirmeyi bilmiyordu. Oysa etrafta ne kadar korkunç olduğu söylentileri onu heyecanlandırmıştı. Şu ana kadar gördüğü en yüksek seviye (ve savaştığı.) A4 idi ve adam iç güdüsel olarak nereyi koruması gerektiğini hesaplayıp etrafındaki havayı katılaştırabiliyordu. Onun için zor olsa da adam tekniklerden bir haber yaşıyordu.

İç güdüleri onu bir yere kadar kurtarmış ve Alkar'ın kurbanı olmuştu. Tabi hiçbir zaman onun kim olduğunu bulamamıştı. Bu da Alkar için ayrı bir artıydı.

Alkar yatağının altında olan kutuya doğru eğildi ve kendine doğru çekti. Saat on bire geliyordu. Çoğu kişi yatmıştı bile. Bu evde yaşam saat onda son bulduğu için şanslıydı. İstediğini yapabiliyordu herkes uyuduktan sonra.

Kapağı açtığı an içindeki birçok eski kitaptan birini eline aldı. Bu kitapların iyi yanı şu anda kimse tarafından kullanılmayan bilgiler içermesiydi. Dövüş sanatları.

Türleri olduğunu duyduğundan beri araştırma yapan Alkar bu kitaplara zar zor ulaşmıştı. Neredeyse hepsi ya yakılmış ya da geri dönüştürülmüştü. Gereksiz olan bu kitapları gönüllü bir işte çalışırken zar zor kurtarmıştı. Bulması gerçekten zor olmuştu.

Eski dövüş sanatlarından olan "Systema" adındaki dövüş sanatını anlatan bir kitap bulmuştu. Darbelerden kaçmakta usta olan bu dövüş sanatını şu ana kadar çalışmalarında öncelikli tutmuştu. Kitapta bahsedilen en işe yarar tekniklerden biri olan "No Contact Combat" ayrıca ilgisini cezbetmiş ve o harekette ustalaşmaya çalışmıştı. Rakipleri üzerinde deneyince iyi sonuçlar alınca gerçekten işe yarar bir teknik olduğuna karar vermişti.

Üstünden tekrardan geçerken çalıştığı dövüş sanatlarından oluşturduğu "Systema"  adlı dosyayı buldu ve notlar ekledi. Adamın bir kaç darbesinden kaçarken bunları kullanmıştı ve işe yaramıştı. Adam fazla hızlı değildi. Yorumlarını yazarken bunu da ele almıştı.

Gözü hafifçe kararınca kaşlarını çattı ve yazı yazan eli durdu. Ne kadardır ayaktaydı?

En son 3 saat yattığını hatırlıyordu. Yaklaşık 17 saattir ayaktaydı. Gerçekten sınırına gelmişti. Ama Alkar bunu kabullenemiyordu. "Uyumak zaman kaybı."

Uyursa enerjisi yerine gelirdi ama programından geri kalırdı. Zaten yıllar içinde programını defalarca aksatmıştı. 19 yaşına gelmesine rağmen hala 3-4 saatlik uykuyla yetinemiyordu. Ne kadar gelişirse gelişsin seviyeliler gibi bir süre sonra yorgunluk ve uyumak gibi bağlayıcı şeylerden kurtulamıyordu, kurtulamayacaktı. Bu her zaman onun için eksi olacaktı ama bunu olabildiğince kapatmaya çalışıyordu. Büyük oranda başardığını düşünüyordu.

Bugün ormanda fiziksel çalışmak yerine odasında yaptıklarını gözden geçirmeyi tercih etti. Ne zaman uyuya kaldığını bilmiyordu ama vücudu onu otomatikmen yedide uyandırıyordu. Uyanır uyanmaz dağınıklığı toplayıp kağıtları ve kitapları sakladı. Sonra tekrardan normal köle gibi işine döndü.

Sabah kahvaltısını yaptı ve evin küçük hanımının kahvaltısının hazır olmasını bekledi. Kath ona seslendi, "Gel, hazır." Alkar gözlerini yerden ayırıp tepsiye yürüdü. O kıza kahvaltısını kendisi götürüyordu. Yıllar geçtikçe cinsel istekleri azalmış hizmet alma isteği artmıştı. Saçma bir şekilde işlerini Alkar'a yaptırıyordu. Ona alıştığını söylemişti. Ve ona ihanet etmeyeceğini. Alkar elbette sadece boş boş bakıp onaylamıştı onu. Ne o ne de herhangi bir varlık onu incitemezdi. İncinecek bir yanı kalmamıştı çünkü. Birine hizmet etmek ile ilgili bir sorunu yoktu. Sevdiğinden değildi. Elinde olsa defolup giderdi ama zorundaydı ve başka şeyler yüzünden alıkonulmamak için sessizce çalışıp onlardan faydalanıyordu.

Evet faydalanıyordu. Yıllar geçtikçe ona olan güven artmış farklı farklı işler verilmişti. Alkar bunları kullanarak o kitaplara ve rakiplere erişebilmişti zaten. Aklına gelen şeyle duraksadı. Bir anda dövmesi aklına gelmişti.

Tepsiyi almadan önce kolundaki dövmeyi kaşıdı. Bunu o manyak kız yapmıştı. Eğer fazla uzaklaşırsa veya ölürse o dövme yok oluyordu ve bu da kölenin bir haltlar karıştırdığını gösteriyordu. Ne kadar uzaklaşırsa o kadar saydamlaşıyor neredeyse yok olacak konuma geliyordu. Alkar buna dikkat etmek için çok uzaklaşamıyordu bile. O deli yüzünden bunları çekmek zorundaydı.

Artı hala sinir sorunları vardı ve ondan hala dayak yiyordu. Eskiden kendi için büyük olay olan bu hareket artık umursanmayacak bir detay olmuştu. En azından kız tarafından tecavüze uğramıyordu. Onu kullanmaktan çok seviyeli piçleri kullanmayı tercih eder olmuştu. Bu Alkar'ı sevindirmişti tabi. Arada bir üzerine gelse de ona karşı tek isteği normal hizmetçilerin yaptığı hizmetti. Alkar da yapıyordu zaten.

Odasına kahvaltıyı götürdü ve masaya bıraktı. Güneşliği açarken aynı zamanda mırıldandı. "Uyanın efendim kahvaltınız hazır." Mızmızlanarak uyanan kıza bakarken yüzünü buruşturmak istedi. Ama yüzünde bir mimik bile oynamadı.

"Tamam, tamam kalkıyorum!" Teslim olur gibi ellerini kaldırdı. "Çıkabilirsin Alkar." Yıllar geçtikçe iyiye giden şeylerden biri artık fazla yanında tutmamasıydı. Sabahları huysuz olduğu için yanında kimseyi istemiyordu. Okuldan gelince zorla yanında onu dinlemesi ve biraz ellemek için tutsa da artık üzerine gitmiyordu. İnsanların hevesi çabuk geçtiği için içten içe mutluydu ama elbette gardını indirecek değildi. Başkası tarafından yapılacak yanlış hareket onun hayatını karartabilirdi.

Bahçeyi kontrol ettikten sonra birkaç işi daha tamamladı. Daha sonra birkaç hizmetçi ile dışarı çıktı. Büyük ambara doğru giderlerken etrafta kalabalık vardı. Her ay bir gün buraya gelirler topluca şu pahalı otlardan alırlardı. Her ay sadece bir kere gelir daha da hiçbir yerde satılmazdı. Alkar yıllardır buraya hizmetçilerle birlikte geldiği için hangisinin ne işe yaradığını biliyor, kaliteli olup olmadığını anlayabiliyordu. İşin iyi yanlarından biri de buydu.

Tıklım tıklım olan yere girince hemen gereken yerlere yöneldiler. Hizmetçiler özenle seçerken Alkar geride durmayı seçti.

Sonra ise çok fazla yaşamadığı bir olaya şahit oldu.

Çok kalabalık olduğu için dışarıda beklemeyi tercih etmişti. Yanında da değişik bir iple oynayan çocuk oturuyordu. İkisi de sessizdi. Çocuk normal halktandı ama köle olmamasına rağmen fakir olduğu giysilerinden belliydi. Alkar bile ondan daha zengin görünüyordu. Farkında olmadan çocukla seviyeciler ve evren ile ilgili konuşmaya başladılar.

"Ruh yaratığı olanların kocaman bir fırtınayı delmesi imkansız. O sadece küçücük bir şey!"

"Hey, neden bu kadar ön yargılısın çocuk? Her şey çalışmaya bağlı." Alkar mırıldandı.

"Hayır her şey şansa bağlı. Bak harika bir ailede doğsak burada olur muyduk? Senin odhue enerjin yok değil mi? Hissedemiyorsun. Gerçi benim var ama işe yaradığı yok. Adalet olsaydı böyle olmazdı." Çocuk sinirleri toprağı tekmeledi. Kendisinin küçük haline benziyordu.

"Adaleti kendin yaratmaya ne dersin? Bana göre bir ruh kocaman fırtınaları parçalayabilir. Bir uzay bükücüyü bir toprak kullanıcısı yenebilir..." Alkar gözlerini dikerek mırıldandı. Gözlerindeki kızıllıklar belirginleşmişti. Çocuk gerildiğini hissetti.

"Bu imkansız!" Sesi yükseldi çocuğun.

"Bana imkansızı açıkla."

Çocuk duyduğu sesle nedense donduğunu hissetti. Bir an... Değişikti. Bir an başka biriyle konuşuyor gibi hissetmişti. Neden donduğunu anlayamadı. Korkudan değildi bu. Üstünde durma zahmetinde bile durmadı.

Tam ağzını açıp karşısındaki yetişkine cevap verecekti ki yaklaşık 150 metre ileriye birisi düştü. Kazayla değildi. Arkasından yüzü yemyeşil bir dövme ile parlayan oğlan geliyordu. Savaştıkları belliydi. Yüzündeki ifade çok çirkindi.

Tozlar gidince çukurdan bir kız çıktı. Pembenin koyu tonunda parlayan dövmesinden kanlar süzülüyordu. Oğlana bakarken gözlerinde saf nefret vardı.

"Elios! Seni paramparça edeceğim!" Elinde bir kılıç oluştu. Bu tamamen toprak ve kristal karışımıydı. Oğlan ona bakarak kıkırdadı. "Sen bir aptalsın Ymir." Sonra dövmesindeki ışık arttı ve kızın ayaklarında dikenli sarmaşıklar çıktı.

Ayaklarına battığı an çığlık atan kız uzaktan bile keskin olduğu belli olan kılıçla kesti ve geriye zıpladı. Sonra sırıttı. "Daha fazlasını yapmalısın."

Alkar çocuğu geri çekti. Uzak olsa bile buraya ulaşmaları birkaç saniye sürerdi. Seviyelerinin en az A5 olduğuna emindi. Tek bakış yeterliydi.

Çocuğa bakarak mırıldandı. Gözlerinde garip bir ifade vardı. "Kim yener sence?"

Çocuk bu durumda bile iddaaya girmeye çalışan adama ağzı açık baktı. Alkar göz ucuyla ona şaşkınca bakan çocuğa baktı. "Ne?"

Çocuk kafasını salladı ve mırıldandı. "Yok bir şey."

Bu arada kız gözle görülmeyecek bir hızla çocuğun arkasına geçmiş ve çocuğun belini boydan boya yarmıştı. Çocuk ağzı açık baktı bu olaya. "Kız yenecek!" Heyecanlanmıştı. Alkar gözlerini dikmekle yetindi.

Oğlan sendeledi ve kıza doğru elini savurdu. Kız çoktan uzaklaşmıştı bile. "Heh! Sen mi beni yeneceksin çöp parçası!" Kız böbürlendi. Oğlan dik dik bakmakla yetindi.

"Sence de kız yenmeyecek mi?" Çocuk Alkar'a sordu. Alkar oğlanın surat ifadesine baktı ve gözünde küçümseyici ifade belirdi. Çocuk anlamadı tabi. "Erkek alır. Her ne kadar belli etmediğini düşünse de ondan daha tecrübeli olanlar anlar. O sarmaşıklar zehirliydi büyük ihtimalle. O sinsi ifade fazla belli oluyor." Çocuk ona tip tip baktı. Adamın yüzünde ifade yoktu aslında. Bu köle deli miydi?

Birkaç saniye sonra oğlanın yüzündeki sinsi ifade ortaya çıktı. "Ben olsam emin olmazdım." Kız birden nefes alamadığı için yere kapaklandı. Oğlan ise kibirli bir şekilde ona tepeden baktı. "Aptal. Bu benim zaferim." Kızın yüzü morarmaya başladı. Sonra elinden havaya kırmızı bir ışık süzmesi attı. Birden formalı biri kız diğeri erkek iki kişi ışınlandı.

"Elios Lambroth 3. müsabakasını kazanarak çeyrek finallere yükselmiştir. Tebrikler!" Kız birden nefes almaya başladı. Oğlan ise havaya bir kahkaha patlattı. Alkar şimdi fark ediyordu ki okul üniforması giyiyorlardı. Hanımefendinin ki ile aynıydı. İki gün önce bahsettiği "can sıkıcı" müsabaka olduğunu hatırladı. Gözlerini şu iki veledin verdiği hasara çevirdi. Bu arada satıcıların birkaçı ekmek teknesini kaybetmişti ama umursayan yoktu. Işınlanıp yok oldular. Geride iki kese *krank kalmıştı. Satıcılar hemen keselere doğru koştu. "İşte kahraman sıfatı altındaki kişiler hiçbir zaman buna şahit olmayacaklar."

Çocuğun yanından kalkarken mırıldandı. Çocuğun gözleri büyümüştü. "Ne demek istiyorsun?"

Alkar çocuğun önüne geçerken güneşi kapattı ve gözlerini kıstı. "Diyorum ki, güçlü olarak onlar gibi sahte kahraman olacağına git ve pazarcı ol. Daha çok yararlı olursun."

*Krank: Alemde geçen para birimi. Nedeni bilinmeyen bir şekilde Krank adı verilen bu taşlar her tür gezegende bulunuyor. Bu yüzden yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Seviyeciler başka gezegenlere veya sistemlere gittiklerinde bunun sayesinde para sıkıntısı çekmiyor.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 979

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 921

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 761

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 723

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 604

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 531

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 519

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 496

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 447

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 426

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 213

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 195

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 159

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 159

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 132

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 96

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 74

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 71

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 63

Site İstatistikleri

  • 8872 Üye Sayısı
  • 223 Seri Sayısı
  • 13798 Bölüm Sayısı


creator
manga tr