Korku dağları bekler. #Atasözü

DİPTEN EN TEPEYE - 9. Bölüm: Bana Verilmeyen Gücü Parçalayarak Alırım


Alkar merak ediyordu.

İnsanlar yüzyıllarca güçsüz bir şekilde yaşıyordu. Sonra birden -artık ne oluyorsa- gezegenleri değişim geçiriyor ve bir enerji salgılıyordu. Bir bakmışsın doğan çocuklar doğaüstü romanlarda olduğu gibi insanüstü güce sahip oluyorlardı. Tabi bazıları bunu kullanamıyordu ama sonuçta kullanabilenler vardı.

Onu merak ettiren insanların birden bire böyle üstün olması değil gezegenlerin birden bire böyle değişik bir enerji salgılamasıydı. Her gezegenin farklı farklı özelliği vardı. Bazıları tamamen alevlerle doluyken bazıları sadece buzdandı. Nasıl oluyor da milyonlarca kilometre uzaklıkta olan gezegenler zamanı gelince tıpatıp aynı enerjiyi salgılıyorlardı? 

Bu kesinlikle saçmaydı.

Alkar o sabah uykusuzdu. Bütün gece neredeyse o kitabı okumuş, anlamaya çalışmıştı. Analiz etmeye çalışsa da bir gecede yapabileceği iş değildi. Resimli anlatım olmasa hiç anlayamayacağı düşünüyordu. Kitapta insanların zayıf noktalarından bahseden bir bölüm vardı. Alkar şimdiki insanlar için geçerli olmadığını düşünse de bu o hareketleri kullanmayacağı anlamına gelmiyordu.

Şimdiye kadar birçok haber duyuyordu etraftan. Seviyecilerin başarıları ve galibiyetleri hemen halkın diline dolandığı için ister istemez Alkar da duyuyordu. Ama bahsettikleri konularda bir kişi bile dövüş sanatlarından bahsetmemişti. Genellikle, "Litha Groyna kapıştığı Heragka'yı yeni geliştirdiği 'probus crektum' ile yendi. Gökten aldığı enerjiyi oğlanın vücuduna yayıp yaşamsal fonksiyonlarını durdurmuş. Ne canavar ama!"

Ah, her şeyi bir kenara bıraksa bile yapılan bütün dövüşler odhue enerji ile yapılıyordu. Bir çoğu birbirine yaklaşmıyorlardı bile! Yakın savaşlarda genellikle silah kullanıldığı için zorunlu bir yakınlık vardı. Zaten odhue enerjisi ile büyük bir felaket yaratmak varken kim yakın dövüşü tercih ederdi ki?

Odhue enerjisini kullansa bile bitmiyordu işleri. Teknikler hazır falan bulunmuyordu. Teknikleri baz alarak yeni yaratabiliyorlardı ama sadece baz alıyorlardı. Gök, güneş, alev, ölüm, yaşam, uzay, varlık, yokluk, patlama, canavar, ruh... Bunun gibi güçler ve melezlerini kullanmaya çalışan birçok seviyeci vardı. Bir şeyde ustalaşmak istese bile ilk önce anlamaları gerekiyordu. Kullanmak istediği şeyi bir kez seçebilirlerdi ve gelecekte yaratıcakları teknikler ilk tekniği ile bağlantılı oluyordu. Yani hangisini anlamayı seçtiysen onunla ölene kadar devam etmek zorundaydınız.

Kötü bir seçenek yoktu. İnsanların azmi ve yeteneği ne kadar iyisi o kadar güçlü olabilirdi. Bir su ateşi yok edebilir, bir hayvan ruhu fırtınaları parçalayabilirdi. Çalışan üst basamaklara çıkma hakkına sahip oluyordu. Bu yüzden evrende büyük bir kaos hakimdi. Ne kadar savaşırlar, birilerini ezerlerse o kadar üstün olurlardı. Herkes potansiyel bir düşmandı. Kimse kimseyi küçümseme cüretinde bulunmuyordu. En azından bir seviyeci başka bir seviyeciyi küçümsemiyordu. Bütün herkes ölümlüleri küçümserdi.

Sabah kitabını dolabın alt tarafını koyduktan sonra gidip kahvaltısını yaptı. Bahçede çalıştıktan sonra birkaç ıvır zıvırı topladı. Kath onu yanına çağırana kadar her zamanki Alkar'dı.

"Şu listedeki bütün malzemeleri al ve hemen gel. Bu akşam misafirlerimiz var. Çabuk ol." Uzun zamandır alışverişleri Alkar'a yaptırıyorlardı. Bütün herkes emindi ki bu köle çocuk bir daha kaçmaya cüret edemeyecek tek insandı. O yüzden ona güveniyorlardı. Açıkcası Alkar da kaçmak gibi bir şey düşünmemişti şimdiye kadar.

Liste uzundu ama pazarı adı kadar iyi ezberlediği için bütün malzemeleri yarım saat içinde bulurdu. Parayı aldı ve evden ayrıldı. Hızlı adımlarla giderken etrafa bakmıyordu. İlerledikçe insanların sayısı arttı. Listedekileri hemen almaya başladı.

Pazardaki satıcılar Alkar'ı tanıyorlardı. Onun bir köle olduğunu bilseler de Knaey ailesine ait olduğu için herhangi aksi bir harekette bulunmamışlardı şuana kadar. Bu Alkar'ın işine kolaylaştırıyordu.

Yarım saatte işini bitirdi ve eve doğru ağır poşetlerle yürümeye başladı. Yıllarca ağır taşıdığı için güçlenmişti. Onun için sorun olmuyordu böyle işler. Hızlı adımlarla giderken etraftaki satıcıların seslerini duyuyordu. Bazı alışveriş için gelen köleleri de görebiliyordu. Yanlarında sahipleri vardı. Bütün eşyaları kölelere yüklüyorlar bazen sıkıldıkları için onlara hakaret ederek egolarını okşuyorlardı. Yıllar önce bu sokaklarda normal biri olarak dolaşan bu köleler şimdi böyle sefil halde oldukları için içerlenselerde laf söyleme hakkına sahip olmadıklarını anlamışlardı. Yaşamaya çalışıyorlardı. 

Adımlarını hızlandıran Alkar eve vardı. Direk mutfağa gidip malzemeleri teslim etti. 

"İyi iş. Hemen bu malzemeleri dolaba diz." Poşetleri boşaltmaya başladı ve sonra dolaba dizdi. Mutfakta tam bir kargaşa vardı. İşi bittikten sonra hemen ayrıldı.

Yaşlı bahçıvanı görünce ona doğru yürümeye başladı. Adam bir ağaç altında uyukluyordu. Yanına ulaşmadan bir başkası ona seslendi. Mutfaktaki kahyalardan biri ona koşarak bağırıyordu.

"Bahçıvan! Acil kerkan otuna ihtiyacımız var! Pazarda olmadığı için ormandan bulmanız lazım! Acil." Bahçıvan bağırarak ona koşan adama ters ters baktı.

"Benim işin bahçeyi düzenlemek. Başkasına söyle!" Adamın sinirlendiği belliydi. "Lanet ihtiyar!"

Kafanı kaşırken etrafa göz attı. Sonra Alkar'ı gördü. "Hey! Kerkan otunun ne olduğunu biliyor musun?" Heyecanla ona sordu. Alkar sadece başıyla onayladı.

"Lütfen ormana gidip biraz getirebilir misin! Çok önemli!" Adam aniden ellerine yapışarak ona yalvardı. Alkar istifini bozmadan yine başıyla onayladı. Adam teşekkür ederek mutfağa doğru koştu. Ormana doğru yürürken yan gözle bahçıvana baktı. Bahçıvan gözlerini kapatmış uykuya dalmıştı bile.

"Gereksiz herif."

İçinden mırıldanırken ormana daldı. Zaten bütün bahçe ve bitki işine kendisi bakıyordu. Herhangi bir iş yaptığı yoktu. Bir de bütün işi kendisi yapmış gibi durması onu sinir ediyordu. Böyle gereksizlerin neden yaşadığını anlayamıyordu Alkar.

Bitkini nemli alanlarda yaşadığını bildiği için küçük bir göl olduğunu bildiği alana doğru yürüdü. Yanlış hatırlamıyorsa orada birkaç tane görmüştü önceden. Dışarı çıkmış köklerin üstünden atlarken yine kitabı düşünmeye başladı. Acaba gitmeden birkaç hareket denese miydi?

Birden duraksadı ve bir ağacı gözüne kestirdi. Aklına tekmenin pozisyonunu getirdi. Tekme neredeyse başı ile aynı seviyede yükseklikteydi. Tek ayak üstündeki dengesi çok iyidi. Dengeyi ayarlamayı geçen Alkar gücü nasıl ayarlacağını da bilemiyordu. Ama şuan gerçekten denemek istiyordu.

Hafifçe ayağını kaldırdı. Onun kadar kaldırmaya çalışsa da başaramayacaktı. Bu kadar kaldırmasına rağmen ağrımaya başlamıştı bile. Belki de egzersiz yapmalıydı? Yine de birtekme savurdu ağaca. Canı yandığı için hemen geri çekti. Yanlış mı vurmuştu? Yoksa normalde de mi acıyordu?

Bir tekme daha savurdu. Bu sefer açısını değiştirmişti. Kullandığı gücün biraz daha iyi yansıtabildiğini düşündü. Canı daha az acımıştı. Farkında olmadan onlarca tekme savurdu ağaca. Çoktan yarım saat geçmişti. Görevi aklına gelince ayağındaki acıyı umursamadan koştu. Koşarken köklerin üstünden atlıyor, kayaları kullanarak zıplıyordu. Bitkiyi çabuk buldu. Üstteki kayaların yanında biriktiği için tırmandı ve kopardı. Elleri kanasa bile umursamadı.

Hızla geri döndü. Bitkiyi geç getirdiği için azar işitse de umursamadı. Aklında olan tek şey açını değiştirmenin acıyı nasıl bu kadar azaltabildiği idi. Doğru açıyı bulursa gücünün tamamını yansıtabilir miydi?

Akşam oldu. Eve beklenilen misafirler geldi. Alkar da akşam yemeğini alıp kendi odasına çekildi. Üstünü değiştirmeden kitabı alarak çalışma masasına oturdu. Kağıt ve kalemleri de yanına koydu. Tekrardan okurken bu sefer analiz de ediyordu. Tekmedeki başarısızlığını anladı. Açısı yanlış olsa bile zaten acıması normaldi. Tekmenin mükemmelleşmesi için çok çalışmak gerekiyordu. Her gün bin tekme atsa bile yetersiz olabilirdi. Kitapta çok bilgi yoktu. Kendisi bulması gerekecekti. Aynısı yumruk içinde geçerliydi. 

Alkar yazmaya başladı. Bugünü baz alarak eksik yönlerini ve tahminen ne yapması gerektiğini yazdı. Bazı hipotezlerde bulundu ve kendi kendine işe yarayabilecek önerilerde bulundu. Bu birkaç sayfa sürmüştü bile. Saate bakınca çoktan gecenin biri olduğunu gördü. Saçma bir şekilde uykusu yoktu. Kağıtları alıp ayaklandı ve binadan çıktı. Ormana dalıp kendine uygun bir yer aradı. Bir yer bulunca kağıtları ve kalemi yere bıraktı. Kollarını sıvadığı gibi yumru atma pozisyonunu aldı. En azından bu pozisyon kitapta çiziliydi. Oradaki talimatları hatırladı ve pütürlü ağaca yumruğu savurdu.

Gerçekten acımıştı.

O gece güneş doğana kadar denedi. Kaç tane salladığını bilmiyordu ama yüzü geçtiğini tahmin ediyordu. Elleri kanıyordu. Kemikleri gözükecek durumdaydı. Bir daha ki sefere eline bez sarmayı düşündü. Böyle olmazdı.

O geceki çalışmasında yaptığı hataları ve neleri düzeltmesi gerektiğini not aldı. En mükemmel haline nasıl getirebileceği hakkında birkaç hipotez yazdı. Kimse kalkmadan binaya geri döndü. Bir saat uyuduktan sonra iş için tekrardan kalktı. O günden sonra bütün geceleri böyle geçti.

Farkında olmadan bu işi acayip ciddiye almıştı. Öyle ki kitaptaki pozisyonları geliştirmiş, onların mükemmelliklerini bozmuştu. Tek tekme ve yumrukta değil kaçınma ve savunma taktiklerinde çalışmış, eklemeler yapmıştı. Kombolar oluşturmaya çalışmış, hızını arttırmaya çalışmıştı. Aklında simalasyonlar oluşturmuş, karşısındaki rakibin hamlelerine nasıl karşılık verebileceği hakkında olasılıklar oluşturmuştu.

Başlarda bunları çizmek istemişti. Çizmişti hatta. Biraz resme olan yeteneği bu sayede gelişmişti. Şimdi hiçbir kitapta olmayan duruşlar oluşturmuş, sanki başkasına nasihat verir gibi kendine nasihat vermişti. Böylece aylar geçti.

Vücudunda olan yaralar başta başkalarının aklında şüphe oluştursa da 'Çok çalışıyorum.' yalanının arkasında gizlenmişti. Yalan sayılmazdı aslında. Gerçekten çok çalışıyordu. Öyle ki üç saatlik uykuyla ayakta kalmaya çalışıyordu.

Çalışmalarından yaklaşık altı ay sonra ilk rakibi ile karşılaştı.

Açıkcası normal bir gündü. Pazar gidip malzemeleri alması gerekiyordu. Üstüne şapkalı hırkasını geçirip kendisine verilen listeyi almıştı. Hızlıca işini bitirip çalışma yapması gerekiyordu. O kadar dövüş sanatlarına odaklanmıştı ki başka bir şey düşünemez olmuştu. Alışverişi yaparken ara sokaklardan birinde çığlık sesi duymuştu. İlk umursamadı ama sonra merak etti.

Birkaç adam bir kızı sıkıştırmıştı. Bu çok oluyordu. Kız köleydi ve normaldi. Alkar onun da kendisi gibi olduğunu görünce ister istemez karışmak istemişti. Onlara laf atınca kızı bırakıp kendisine saldırmışlardı. Güçlü sayılmazlardı. Dövmelerinin renkleri soluktu ama sonuçta ondan üstündü.

Alkar tereddüt etmeden birinin yüzüne yumruğu yapıştırdı. Adamın yüzünden patlayan yumruk yüzünden burnundan bir çatırdama geldi. Alkar bile bunu beklemiyordu. Şaşırmadan arkasında olan diğer ama bir tekme geçirdi. Sendeleyen adamın kolundan tutup duvara çarptı ve diğer adama tekme attı.

Biri sinirlenmiş olacak ki gücünü arttırdı. Alkar'ın koluna yapılıp onu yere savurdu. Alkar havaya tekme çalışması yaparken dengesini gerçekten geliştirmişti. Yere yuvarlanmadan eğildi ve önünde duran adama kalkarken tam karın boşluğu olduğunu tahmin ettiği yere yumruğu geçirdi. Adamın bir an nefessiz kalan yüzünü görünce doğru yeri bulduğunu anladı. Bir daha kalkmaması için alttan çenesine yumruk geçirdi. Adam bilincini kaybetti.

Çeneye vurulan darbenin bayıltıcı olduğunu, bayıltmasa bile karşısındakinin gardını indireceğini okumuştu. Bunu hep denemek istiyordu. Doğru olduğu için mutlu hissetti. Arkasında hissettiği adama bakmadan bir tekme salladı. Çenesini sıyıran tekme yüzünden adam yere kapaklandı. Neler olduğunu anlamamış gibilerdi.

"Ne oluyor lan!" Biri bağırdı. "Bu herifte enerji yok! Bu hareketler de ne böyle?"

Diğer adam korkarak ayağa kalktı. Bayılmış arkadaşına bakıyordu. "Nereden bileyim ben? Al şu lanet herifi gidelim buradan! Deli bu herif!" Alkar daha fazla saldırmadan durdu. Onlara bakıyordu ama aslında şuan kullandığı dövüş sanatları üzerinde değişiklikler yapıyordu. Adamların gittiğini geç fark etti.

 Hemen eve dönüp işlerini bitirdi. Serbest kalınca odasına gidip not almaya başladı. Deneyim kazanmak gerçekten işe yarıyordu. 

Aslında o an Alkar çok mutluydu! O normaldi ve hissedebilenlerden birini hatta bir kaçını yere sermişti! 

O an Alkar kararını kesinleştirdi. "Bana herhangi bir güç bahşedilmese bile ben o gücü parçalayarak alacağım!"




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 979

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 921

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 761

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 723

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 604

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 531

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 519

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 496

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 447

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 426

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 213

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 195

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 159

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 159

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 132

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 96

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 74

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 71

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 63

Site İstatistikleri

  • 8872 Üye Sayısı
  • 223 Seri Sayısı
  • 13798 Bölüm Sayısı


creator
manga tr