Lafla pilav pişerse deniz kadar yağı benden. #Atasözü

DİPTEN EN TEPEYE - 5. Bölüm: Bana Yazılan Kader Bu Mu?


Satın alınmalarının üzerinden 3 ay kadar geçmişti. Bu arada gezegende düzen oturtulmuş, sanki hiçbir şey olmamış gibi işlemeye devam edilmişti. Değişen tek şey halk idi. Bu arada Alkar her gününü aynı şekilde geçiriyordu. Sabahları erken kalkıp huysuz bahçıvana yardım ederken öğleden sonra köle Ralph'e yardımcı oluyordu. Ağaçlar gerçekten ağırdı. Bu yüzden kütükler 14 yaşındaki yaralı bedeninin kaldırabileceği bir yük değildi. Ama o ses çıkarmadan işini yapıyordu.

Odun ihtiyaçları bitince eve gelen çuvalları taşıyorlar, ayrım yapıyorlar, daha küçük keselere dolduruyorlardı. Alkar ancak akşam 9 gibi işini bitirebiliyordu. Öğle yemeği ve tuvalet aralarını saymazsak dinlenebileceği bir zaman yok gibiydi.

O günden sonra evin efendilerini görmemişlerdi. Kölelerin işleri bilerek onlardan uzağa verildiği için karşılaşma ihtimalleri yoktu. O yüzden tek azarı Kath'den yiyorlardı. Alkar aşırı tepkisiz bir çocuk olduğu için Kath onunla uğraşmaya kalkmamıştı. Ona göre gerçekten eğlenceli bir çocuk değildi.

Bu eve köle olarak geldiğinden beri neredeyse hiç konuşmayan Alkar'ı görenler ilk başta onu dilsiz sansalarda bir akşam son yemeklerini dağıtırken "Teşekkür ederim." diyen sesini duyan herkesi şaşırtmıştı. Hatta dilsiz sanan bir hizmetçi, "Çocuk dile geldi!" diye bağırıp tanrının çok cömert olduğunu söylemişti. O an Alkar böyle ahmaklarla aynı yerde nefes aldığı için çok rahatsız hissetmişti. Ona göre bu evde tek bir tane bile akıllı yoktu.

Onunla birlikte gelen genç kız köle şimdiden evin küçük efendisini baştan çıkarma planları yapmaya başlamıştı. Alkar'a göre iyi kız olsa da rahatına düşkün olan bu kız istediğine ulaşsa bile asla kölelikten azat edilemeyeceğini hala kavrayamamıştı. Ona üzülmüştü.

Öğleden sonra yardım ettiği köle Ralph hakkında pek harika izlenime kapılmamıştı. Onu herhangi bir güce sahip olmadığı için aşağılamıştı birkaç kere. Kendisinin köle olduğunu bir an için unutmuştu herhalde. Sonra bir hizmetçiden azar yemişti ve işine dönmüştü.

Alkar bir daha böyle lafları duymamak için çıtını bile çıkarmadan işini yapmıştı. Her ne kadar onun için zorlu olsa da asla onlar gibi seviyesiz insanlardan kendisini eleştirmesine göz yumamazdı. O ağır işler yüzünden şimdiden kasları gelişmişti. Bu iyi bir şey olsa da akşamları ağrılar yüzünden sıkıntılı bir uyku çekmek zorunda kalıyordu.

Orta yaşlı kadın köle ise iyi biriydi. Her ne kadar o da güçsüz olduğu için Alkar'a acısa da ona yemek getiriyor ve bazen yaraları için merhem getiriyordu. Merhemler pek işe yaramıyordu ama en azından düşünüyordu. Daha fazlasını isteyemezdi Alkar.

Yine rutin işine devam eden Alkar çuvallardaki tahılları ayırmaya başlamıştı. Bu sefer tek başınaydı. Bazen köle Ralph bütün işi Alkar'a yıkar bir köşede uyurdu. Başlarda rahatsız olduğunu dile getirse de gücünü açığa çıkartan Ralph yüzünden susmak zorunda kalmıştı. Adamın anlında oluşan dövme belirgin değildi. Çok gücü yoktu ama Alkar gibi bir ölümlüyü yere yapıştaracak kadar güçlüydü. Böyle zamanlar Alkar'a ne kadar aciz olduğunu hatırlatıyordu. Bunun için kaç defa Tanrı'ya haykırdığı zamanların sayısını unutmuştu. Haykırışlarının hepsinde adaletsiz olduğunu söylemişti. Büyük ihtimalle hiçbiri ulaşmamıştı ama şuan kendini ancak böyle rahatlatabiliyordu.

Bu sefer Ralph hiç gelmemişti bile. Alkar'ın canına minnetti. O salak herifi çekecek değildi. Yanındaki boş torbalara bakarak içini çekti. İşi çoktu bu sefer.

Güneşin konumuna bakan Alkar işe başlamadan önce yemeğini almaya karar verdi. Öğle yemeklerinde sadece ekmek ve su verseler de sonuçta yemekti ve bu kadarı Alkar'a yetiyordu.

Ambardan çıkan Alkar gözünü gökyüzüne dikti. Açık kahve gözlerinde kızıllık hafifçe belirginleşmişti. Ağrıyan omuzlarını ovuşturdu ve gözüne gelen siyah saç tutamlarını geriye attı. İyice uzamıştı saçları. Çok değildi ama yakında sorun yaratacakları kesindi. Köle olsalarda onlara haftada iki kere banyo yapma hakkı veriliyordu. Bu onlar için büyük bir lükstü. Sıcak su veya sabun yoktu ama sonuçta bedenleri su yüzü görüyordu.

Kath'in olduğu bölüme yürüyen Alkar etrafına bakmadı. Hizmetçiler hem dedikodu yapıyor hem de yerleri süpürüyorlardı.

"Duydun mu? Evin küçük kızı dün akşam etrafı dağıtmış. Burayı sevmediğini biliyordu ailesi ama bunu beklemiyorlardı. Kızlarının anormal gücünden korktukları için doğru düzgün azarlayamamışlar bile!" kıkırdayan kadın diğerine doğru fısıldadı.

"Bilmez miyim! O kız bu sinir krizleri yüzünden kaç hizmetçi öldürdü biliyor musun? Sakın yaklaşma ona valla kriz anına falan denk gelirsin, canından olma..."

Onların yanından geçen Alkar Kath'i gördüğü an yanına gitti ve yemeği istedi. "Ha? 10 dakika sonra yemek işi. Daha sonra gel köle!" Boş bakışlarla cevap veren Alkar saati göstererek mırıldandı. "Saat buçuk." Sinirle saate bir daha bakan şişko hizmetçi aslında zamanın geldiğini anlayınca morardı. Sinirle suyu ve ekmeği eline tutuşturdu. "Ayak altında dolaşma. Zaten eve gergin bugün!"

Bir hizmetçi, "Gergin mi?" diye mırıldandı. Kath dedikodu yapabileceği birini bulmuş olmanın sevinci ile hemen döküldü. "Dün akşamki olaydan sonra bu sabah başka bir olay daha yaşandı. George ve Ulek'i biliyorsun değil mi? O kız onları öldürmüş. Sabah cesetleri bulundu. Ailesi artık ne yapacağını şaşırdı. Kızlarının güçleri onları gerçekten korkutuyor olmalı!"

Dehşetle gözlerini açan hizmetçi mırıldandı. "O kız küçükken de böyleydi. Herkesi aşağılar, öldürmekten çekinmezdi. Gözlerinin rengini beğenmediği için öldürdüğü de olmuştu. Gezegendeki en önü açık genç nesilden biri olmasaydı çoktan idam kararı verilmişti! Ayaklı vahşet resmen!" Kath homurdandı. "Sanki abisi farklı ha. O daha beter. Kızlara tecavüzden tut işkenceye kadar her şeyi yapıyordu. Daha yeni yeni azalttı ama bence hala devam ediyor."

Yüzlerini ikisi birden buruşturdu. Alkar ise gözlerini yere dikmişti. Açıkcası o dedikoduyu dinlemek istediğinden değil de bir tane bardak vermesini umuyordu. Kadın dalgınlıkla eline sürahiyi tutuşturmuştu. Sürahi ile gidecek değildi ya?

"Ne bekliyorsun sen burada?" Sinirle mırıldandı Kath.

"Elime sürahi verdiniz." Kadın sinirden kızarırken saçma bir atarla elinden aldı ve bardağı tutuşturdu. Alkar tam kapıdan çıkmadan evden gelen sesleri işitti. Bir yer patlamıştı sanki?

Hizmetçiler işlerini bırakarak sesin geldiği yöne baktılar. Düşündükleri şey büyük ihtimalle bu sefer kimin telef olduğu idi. Alkar daha fazla oyalanmadan oradan ayrıldı ve ambara döndü. Orada daha fazla durması pek harika olmazdı onun için.

Ekmekten bir ısırık alırken işine başladı. Tahılları dikkatle doldururken aynı zamanda işin tam olarak ne zaman bitirebileceğini hesaplıyordu. Eğer yeterince hızlı olursa 8 olmadan bitirmiş olurdu. Bu da daha fazla uyku demekti. Alkar'ın şu anda en çok ihtiyaç duyduğu şey uyku idi.

Maalesef sabahları çalışmaktan dinlenemese de akşamları da kabuslar yüzünden dinlenemiyordu.

Her akşam o günü görüyordu. Kardeşleri ona yalvarırken o hiçbir şey yapamıyordu. Sonra yüzleri değişiyordu ve bir şeytana benziyorlardı. Söyledikleri tek şey ise, "Senin yüzünden." idi. Alkar artık intihar etmenin eşiğine gelmişti. Ne onun suçuydu? Kurtaramaması mı? Yoksa felaketin ta kendisi mi?

Kardeşlerinin ölümleri yüzünden kendini sorumlu tutuyordu. Düşüncesi eğer ölürse sorumluluktan kaçacağı için bu acıyla yaşamak idi. Aslında hiçbir suçu yoktu ama 14 yaşında Alkar için tek suçlu kendisiydi.

Torbaların yarısını dolduramadan ambarın kapısı ani gürültüyle açıldı. Bir enerji yüzünden Alkar yere yapıştı. Düşündüğü tek şey ise, "Yine mi?" olmuştu.

Duvara çarptığı için sersemlemişti. Bunu kimin yaptığını bilmiyordu ama enerjisi gerçekten güçlüydü. Bir an nefes bile alamadı. Kafasını kaldırmadan bekledi. O her kimse ambarda yürüdü ve tam ortasına geldi.

"Hey sen! Köle, neden başını kaldırmıyorsun? Gerçi siz böceklere sadece başınızı eğmeniz öğretildi ama neyse..." Son cümleyi homurdanarak söylemişti. Bir kız sesiydi. Alkar kafasını yere dikmeye devam etti. Söylediğini söyleyip giderdi nasıl olsa.

"Kime diyorum ben!" Aniden bağıran kız yüzünden Alkar duvara yapıştı ama yere düşmedi. O enerji onu duvarda tutuyordu. Alkar içten içe şaşırdı. "Ne kusursuz bir enerji hakimiyeti..."

 Sinirli biri olduğu belli olan kızın yüzüne baktı Alkar. Yüzündeki dövmesi gün gibi ortadaydı. Rengi kan kırmızısıydı. Kızın gözleri yeşildi ve açık kahverengi dalgalı saçları vardı. Yaklaşık 4-5 ay önce olsa Alkar o kıza aşık olabilirdi. 

Ama şimdi bomboş gözlerle sadece ona bakmakla yetiniyordu. O gün birçok kişi köle olmuş, aynı onun gibi acılara maruz kalmıştı. Ama hiçbiri Alkar gibi duygularını kaybetmemişti. Zaten duygularını kaybetmek imkansız bir şeydi. Duygular nasıl yok olabilirdi ki? Yok olmasa bile Alkar onlara gerçekten sağlam bir kilit takmıştı. Çünkü şu anda önünde duran kız onu bir hareketi ile öldürebilirdi ama Alkar'da bir gram ölüm korkusu yoktu.

Kızın yüz dövmesi gerçekten güzeldi. 3 çizgi yanakların köşesinden kıvrılarak göz altlarına doğru ilerliyordu. Çizgi ilerdikçe incelmişti. Anlından şakaklarına doğru noktalar vardı. Noktalar büyükten küçüğe doğru gidiyordu. İçleri doluydu. Kan kırmızı rengi olduğu için sanki kan damlamış gibi bir görüntü veriyordu.

"Bu o..." İçten içe anlamıştı Alkar. Bu o manyak kızdı. Büyük ihtimalle bir sonraki kurbanı o olacaktı.

Ailesine daha erken kavuşacağı için direnmeden kıza baktı. Kız sinirli gözlerle ona bakıyordu. Elleri kanlıydı. Yüzünde de birkaç damla kan vardı. Gözleri normal bakmıyordu. Aklı başında bir insan böyle bakmazdı. "Neden korkmuyorsun?" Kız gözlerini sinirle büyüterek mırıldandı. Enerji baskısı artmıştı. Alkar cevap vermedi.

"Seni pislik! Bana cevap ver!" Onu diğer duvara yapıştırdı. Alkar'ın kaburgalarından ses geldi. Dişini sıkarak ses çıkarmadı. Kız daha da sinirlenmiş gibiydi. Bu arada kız buraya geleli birkaç dakika olmuştu ama hiçbir muhafız gelmemişti. Nedenini az çok kavramıştı.

Herkes köleyi öldürmesini ve biraz sakinleşmesini bekliyordu.

"Neden boş boş bana bakıyorsun? Korksana!" Siniri bozulmuş gibiydi. Yanına yürüdü ve Alkar'ın yakasına yapıştı. "Sen kendini ne sanıyorsun?"

Alkar gözlerinin içine bakarak mırıldandı. "Hiçbir şey efendim." Kız ona ani cevabı yüzünden irkilerek yumruk attı. Refleks gibi bir şeydi. Yakasındaki elleri düşmüştü. Nedense irkilmiş gibiydi. O an gözlerinde nasıl bir ifade vardı Alkar'ın?

"Sen!" Tekme attı. "Neden boş boş bakıyorsun bana? Şuan hiçbir şey yapmamana rağmen seni dövüyorum. Neden kızmıyorsun? Aptal mısın sen?" Tekme atmaya devam etti. Alkar gözlerini yumdu. O güçle bir iki tekmeden sonra öleceğini biliyordu. Çabuk olmasını diledi.

Kız tekme atmayı bıraktı ve yerde kanlar içinde yatan çocuğa doğru eğildi. Tek eliyle yakasından tutarken gözlerine bakmaya çalıştı. "Aç gözlerini seni iğrenç köle!" Alkar gözünü açtı. Kız ne gördüyse mutlu olmuş gibiydi. Alkar anlamadı.

"Gerçekten bomboş." Kız mutlulukla güldü ve Alkar'a sarıldı. Alkar içten içe şaşırmıştı. Deli olduğunu anlamıştı ama neden bir köleye sarılıyordu ki? Köle olmasını bırakın az önce onu öldüresiye dövmüştü. Bu yaptığı hareketten hoşlanmamıştı. Onu öldürmesi gerekiyordu, böyle aptalca hareketlerine uyum sağlayacak değildi.

"Efendim, beni ne zaman öldüreceksiniz?" Sabırsızlıkla mırıldandı. Kız ise Alkar'ın omzuna gömdüğü kafasını kaldırdı ve deli bir gülüşle sırıttı. Ağzına kan sıçramıştı. Muhtemelen Alkar'ın kanıydı. 

"Öldürmek mi? Seni ne kadar aradığımı biliyor musun sen? Asla! Öfke sorunlarımı üstüne yükleyebileceğim biri gerekiyordu! Sonra sen çıktın karşıma. Sen kesinlikle ölmemelisin."

Alkar deli kızın dedikleri yüzünden dehşete düşmüştü. "Sen ölmemelisin." lafı beyninde yankılanıyordu resmen. Hayır, onun acilen ölmesi gerekiyordu!

"Bence beni öldürüp sinirinizi yatıştırmalısınız." Kız onu duymuyor gibiydi. Gülüyor ve kendi kendine mırıldanıyordu. Alkar bir an umutsuzluğa kapıldı. Köle olduktan sonra hayatının sadece çalışmakla geçeceğini düşünmüştü. Sonra bu olaylar olmuş, haksız yere dayak yemişti. Eğer bu deli kız onun ölmesine izin vermezse... Nedense hayatının daha da kötüleşeceğini düşündü Alkar.

"Hey, gerçek dip neresi?"

Bunları düşünürken bilinci kararıyordu. 14 yaşındaki çelimsiz bedeni daha fazla dayanamamıştı. Gözleri tamamen kararınca etrafındaki sesleri duymaya devam etti. Kız ve birilerinin bir şeyler konuştuğunu duydu. Kız yine bağırıyordu. Diğer sesler korkaktı. Yine çarpma ve patlama sesi geldi. Sonra ise yer sarsıldı.

Birkaç çığlık sesinden sonra Alkar bir yere götürüldüğünü hissetti. İç güdüleri buradan kurtulması gerektiğini söylüyordu. Gittiği yer korkunç bir yerdi ve oradan kurtuluşu yoktu büyük ihtimalle. İç güdüleri hep haklıydı ama Alkar'ın onun dediklerini uygulayabilecek bir gücü yoktu. O yüzden hiçbir şey yapamadı.

"Bana yazılan kader bu mu?"

Düşündüğü şey bu oldu Alkar'ın. Eğer gelecekte yaşayacaklarını bilseydi bir şekilde uyanır ve kendi boğazını parçalardı.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1259

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1081

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 890

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 822

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 702

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 659

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 644

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 602

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 552

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 523

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 377

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 205

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 195

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 188

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 143

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 141

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 119

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 99

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 15561 Üye Sayısı
  • 507 Seri Sayısı
  • 20944 Bölüm Sayısı


creator
manga tr