Cömert derler maldan ederler, yiğit derler candan ederler. #Atasözü

DİPTEN EN TEPEYE - 3. Bölüm: Satın Alınan Bedenler


Titremesi durmuş olan Alkar şimdi gözünü yere dikmiş pür dikkat oraya odaklanmıştı. Hiçbir şey düşünmüyordu. O zamandan beri zaman onun için durmuş gibiydi. Göz yaşları yüzünden gözleri acıyordu. Emindi ki etrafı kıpkırmızı olmuştu.

Ağlamış olmasına rağmen yüzünde hiçbir ifade bulunmuyordu. Şuan bomboştu. Yaşadığına dair tek kanıt nefes alması gibiydi. 

Diğer köleler ise olayı bildiği için ses çıkarmıyordu. Buna askerler de dahildi. O doktorun ne kadar iğrenç ve hasta ruhlu biri olduğunu bilen herkes o çadırdan çıkan kölelerin fazla üzerine gitmemeye çalışıyordu. Gördükleri muamele akıl alır gibi değildi. Diğer köleler onlara üzülse de oraya düşmedikleri için mutlulardı. Sonuçta kendileri her zaman öncelikliydi.

Elleri tekrardan zincirlenen köleler sıraya dizilmişti. Bu sefer diz çökmeleri için zorlanmamışlardı. Herkes işin bir an önce bitmesini istediği için işi hızlandırdılar. Bütün kölelere adlarının yazılı olduğu etiketler takılmıştı. Onları 10'ar kişilik gruplara ayırmışlardı. Maksat müşterilerin köleleri daha iyi seçebilmesi idi.

Yaklaşık yarım saat sonra işler bitti ve köleler sıraya dizildi. Etrafta gerçekten büyük bir uğultu vardı. Dinlendikleri binadan çağırılan halk kölelerin önlerine getirildi.

"İstediğini seçebilirsiniz. Her köle için farklı değer biçeceğimiz için değişiklik olabilir. Elbette size özel indirim yapacağız..." Bununla birlikte askerler kahkaha attı. Normal halktan olanlarsa eğleniyor gibiydi. O an kimse önündeki insanların ne düşündüğünü umursamıyordu.

Düz bir ifadeyle önlerinde kahkahalarla gülen insanlara baktı Alkar. Güneş ışığı gözlerini acıttığı için kapüşonunu tekrardan başına geçirmişti. Asıl nedeni ise kimsenin onu görmesini istememesiydi. Yorganın altına girince yok olduğunu sanan çocuklar gibiydi. Zaten çocuk değil miydi?

"Neden gülüyorlar?"  Diye düşündü Alkar. "Hey! Biz de buradayız. Neden önümüzde bizlerle dalga geçiyorsunuz?" Ağzını açtı. Sesi çıkmadı.

Neden sesi çıkmıyordu? Yaklaşık bir saat önceki benliği ile şimdiki benliği çok farklı gibiydi. Bir saat içinde ne değişmişti? Sanki içinde bir şeyler parçalara ayrılmış gibiydi.

Gülümsemeye çalıştı. Dudakları istediği gibi hareket etmedi.

Bir daha asla gülemeyeceğini hissetti. 

Ve bu gerçek onda hiçbir şey hissettirmedi.

Rütbeli olduğu bilinen bir asker herkesin duyabileceği şekilde bağırdı. "Beğendiğinizi grubun başında duran askere söyleyin lütfen. Onlar da köleye ait olan kişisel bilgilerin yazılı olduğu formu size verir. Fiyata birlikte karar verirsiniz."

Onaylayan insanlar heyecanla kölelere doğru ilerlediler. Sanki pazardan mal seçer gibi halleri vardı. Bazı köleler kendilerini yoklamalarına ses çıkardı, direndi. Neden yaptıklarını haykırarak sordular. Cevap ise, "Kalitenizi sadece bakarak anlayamayız." oldu. O an insanların üzerine bir kara bulut çökmüştü sanki.

Ağlama sesleri her yerdeydi. Bazıları bu sefer onları satın alacak olan insanlardan şiddet görüyorlardı. Kadın olanlar daha çabuk satılmıştı. Güçlü olan erkeklerde öyle. Şimdi de kalan kölelere bakan insanlar çocuklara yönelmişti. Bazıları çocukluktan işler için yetiştirilmelerinin daha mantıklı olduğunu düşünürken bazıları başka şeyler düşünüyordu. Alkar'ın önünde biri durdu. Kıpırtısız duran Alkar başını kaldırmadı bile. 

"Hmm?" diye başında biri mırıldandı. Alkar donup kaldı korkudan. Bu o herifti.

"Sen hala alınmamışsın ha?" diye mırıldanan doktorun sesi mutlu gibiydi. Alkar onun tarafından satın alınabileceğini düşündü. O kadar dehşete düşmüştü ki iç organlarına kadar kusacağını sandı.

Ona bakmayan çocuğa kaşlarını çatarak baktı doktor. Birinin ona bakmaması sinir bozuyor gibiydi. Egosunun zedelendiğini düşünüyordu. Sinirle Alkar'ın karnına tekme attı.

"Seni piç kurusu! Senden bahsederken yüzüme bak!" Bir tekme daha savurdu. "Kendini ne sanıyorsun lan sen?" Ayaklarını ezdi. Hala ona bakmayan çocuğu görünce sinirle diz çöküp Alkar'ın çenesini yakalayıp sıktı.

"Ne cürretle beni görmezden gelirsin köle?" Gözlerinden ateş çıkıyordu sanki. Alkar'ın yüzü ona dönse de gözlerini yere dikmişti. Onun yüzüne bakamazdı.

Asker, "Ne oluyor orada?!" diye bağırdı. Sinirli olan doktor askere bakarak bağırdı. "Sanane ulan?" Asker bağıranın kim olduğunu görünce cevap vermekten vaz geçti. Bu herifle uğraşamazdı. Köleye bakıp "Zavallı." diye mırıldandı.

Alkar'a dönen adam çenesini daha çok sıktı. Yüzünde milim kıpırdama olmayan Alkar'ı görünce bu sefer gerçekten tepesi attı. Sonra aklına gelen şeyle sırıttı. "Böyle davrandığına göre baya vahşi olmalısın şeker çocuk. Acaba yatakta da böyle misindir?" Bu sözlerden sonra dehşetle gözleri irileşen Alkar ani bir hareketle adama baktı. Neredeyse ağlayacaktı.

"Heh, sonunda baktın. İlla seni tehdit mi etmem gerekiyordu?" Dudaklarını büzerek üzgünmüş gibi mırıldanan ihtiyar daha sonra gülümseyerek devam etti. "Neyse, affediyorum seni. Daha satılmamışsın bakıyorum? İyi günündesin. Seni alıyorum." 

Bunu duyan Alkar o an öleceğini zannetti.

Gözleri dolmuştu. İçinde bir şey vardı. Çok büyük bir şeydi ve ona ağırlık yapıyordu. Bu şey o çadıra girdiğinden... Hayır hayır. Bu şey o felaketle tanıştığından beri vardı. Sanki asla gitmeyecek gibiydi. Her geçen saat artıyordu. Bu sözlerden sonra daha da kötü oldu ve içindeki o şey ağırlaştı.

"Ölmem gerek." İçinden mırıldandı. "Acilen ölmeliyim."

Mırıldandı. "İstemiyorum."

Anlamayan adam ona baktı. "Ne dedin?" Alkar bir kez daha mırıldandı. Sesinde hiçbir şey yoktu. Hiçbir şey.

"İstemiyorum."

Aniden ağır bir tekme yedi. Bu diğerlerinden daha kötüydü. Göz ucuyla adamın yüzünde beliren dövmeleri gördü. Gücünü açığa çıkarmıştı.

"Sen kendini ne sanıyorsun da beni istemiyorsun?" Bir tekme. "İğrenç köle! Sanki seçim hakkın varmış gibi!" Bir tekme daha.

Sonra gelip biri onu durdurdu. İyi giyinimli bir adamdı.

"Ne yaptığını sanıyorsun sen Harold?" Keskin bir sesle mırıldandı. Sanki soğuk bir rüzgar esmiş gibiydi. "Herkesin ortasında sana ait olmayan bir köleye şiddet uyguluyorsun. Ne hakla?" 

Daha çok sinirlenen Harold bağırdı. "Biraz sonra benim olacak zaten! Siktir git!" Düz düz ona bakan adam alayla mırıldandı. "Hayır senin falan olmayacak. Çünkü ben alıyorum."

Sesi yankılandı. Gücünü açığa çıkarmamasına rağmen gerçekten heybetli görünüyordu. Harold bağırdı. "Sen ne hakla göz koyduğum köleyi alabilmeyi düşünebiliyorsun?!" Ona umursamaz bir bakış atan adam askere doğru yürüyerek Alkar'ın adını söyledi ve ondan kağıdı aldı. "Onu alacağım dediysem alırım. Unuttun mu? Benim adım Graysn Gnaey. Her şeyi yapabilirim."

Adama buz gibi bakış attı. Harold bir adım geriye gitti ve sonra Alkar'a pis bir bakış atarak oradan ayrıldı. Elinde bilgilerinin olduğu kağıdı tutan adam Alkar'a aşağılayıcı bir bakış attı. "Ağır işleri kaldırabilecek misin bilmem ama umarım hemen ölmezsin. En azından birkaç yıl işime yarasın umarım." Kendi kendine mırıldansa da herkes duymuştu. Alkar da duymuştu. Sesini çıkarmadı.

Neden artık cevap veremiyordu? Cesaretine ne olmuştu?

Alkar'ın hiçbir şey yapası yoktu. Şuan ölüden farkı neydi ki? Bu insanlar nasıl bir çocuğu bir günde ölüye çevirebilirlerdi? Alkar o doktora gitmediği için daha rahat hissetse de mutlu falan değildi. Açıkcası bok gibi hissediyordu. Onun gibi kölelerin sesini çıkarma gibi hakkı olmadığı için konuşmadan sadece bakıyordu.

Zincirleri çözüldü ve sadece kelepçeyle kaldı. Adam biraz daha köle aldı. Bir süre daha etrafta takıldıktan sonra köle satılan alandan çıktılar. Arkada ise sadece acı çığlıklar kaldı. Gözünü  çevirerek arkaya baktı Alkar.

Arkasında bıraktığı bölgede kan, gözyaşı ve iğrenç kahkahalardan başka bir şey göremedi. 

Gözünü yere çevirerek yeni sahibini diğer köleler gibi bir uçan gemiye kadar takip etti. Onunla birlikte 3 köle daha vardı 2'si kızdı. Onlarda boş boş yere veya duvara bakıyorlardı sadece. Kızlardan biri 40'ını geçmiş gibi görünüyordu. Diğeri ise Alkar'dan en fazla 4 yaş büyük gibiydi. Erkek olan ise 20'lerinin ortasında gibiydi. Tek çocuk Alkar'dı büyük ihtimalle.

Bir odaya tıkıldılar ve aracın havalandığını hissetti. Onu satın alan adamın iyi biri olduğunu düşünmüyordu. Gözünde aynı diğerleri gibi aşağılayıcı ve iğrenç bakış vardı. Büyük ihtimalle Alkar'ın önünde daha da karanlık günler vardı. 

Derin bir nefes verdi.

Artık yaşamayı falan umursamayan Alkar sadece dediklerini yapacaktı. Fazlasını değil. Özgürlük, kaçmak, aile, mutlu yaşam, eğitim, dostluk, güç... Bu kavramlar onun hayatından tam da o anda silinmişti.

Sadece yaşayacaktı.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 977

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 919

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 760

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 722

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 603

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 531

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 516

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 492

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 446

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 426

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 213

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 195

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 159

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 159

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 132

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 96

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 71

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 63

Site İstatistikleri

  • 8844 Üye Sayısı
  • 223 Seri Sayısı
  • 13721 Bölüm Sayısı


creator
manga tr