Cömert derler maldan ederler, yiğit derler candan ederler. #Atasözü

DİPTEN EN TEPEYE - 2. Bölüm: Köle


Kolanes* Çağı, yıl 2596

 

Ykania gezegeninde yapılan büyük katliam biteli bir kaç saat oluyordu. Gezegende bulunan ve tehdit oluşturabilecek bütün seviyeciler katledilmişti. En azından emir sadece onların katledilmesi üzerineydi ama düşman ordusu bir süre sonra emirlerin dışına çıkmış ve önüne gelen bütün insanları katletmişlerdi. Bir çok aileyi öldürmüş, evleri yakmış, kadın, çocuk ve erkek fark etmeksizin tecavüz etmişlerdi. O gece gezegenin üstünde acıdan ve iğrenç zevkten başka hiç bir şey yoktu. 

Katliama çoktan bir isim vermişlerdi. Gerçi bunun üzerine çok düşünmemişlerdi. Zaten katliama "Büyük Ykania Katliamı" ismini vermişlerdi. Yani sadece gezegenin adını vermişlerdi. Ykania insanları direniş bile gösteremeden öldürülmüşlerdi. Şimdi ise düşman ordusuna mensup olanlar yaşayanları arıyorlardı. Emirlere göre yaşayanlar köle haline getirilmeliydi her yerde olduğu gibi. Aslında düşman ordusundakiler şuan korkuyorlardı. Emirlerin dışına çıktıkları için bir çoğunu öldürmüşlerdi ve şuan canlı insan bulmakta zorlanıyorlardı. Eğer komutanları bunu anlarsa büyük bir ceza yiyecekleri kesindi.

O sırada bayılmış olan Alkar gözlerini açtı. O olaydan sonra bayılmış olmalıydı. Gözlerini boşluğa dikti. Bomboştu. Her yerde küller, kanlar ve yıkık evler vardı. Bir tane bile canlı yoktu. Büyük ihtimalle hepsi ölmüştü. Alkar kalkmaya çalışmadı. Her şeyi çok iyi bir şekilde hatırlıyordu. Burada oturup ölümü beklemeyi düşünüyordu. Zaten ayağının halini biliyordu. Büyük ihtimalle bir daha asla o ayağını kullanamayacaktı. Gözlerini kıstı. Şuan ayağını hiç umursamıyordu.

Bir takım konuşma sesleri yaklaştı. Gözlerini onlara dikti Alkar. Üniformaları düşman birliğine ait olduğunu gösteriyordu. Galiba son kalanları da öldürüyorlardı. Kendisini bulmalarını bekledi. Sanırım kardeşlerine çabuk kavuşacaktı.

"Siktir! Harbiden hiç kimse kalmamış mı? Lan en azından diğer bölgelerde 1-2 kişi çıkıyordu. Hepsini mi öldürmüş bu şerefsizler? Of..." Asker hayal kırıklığı ile mırıldandı. Gerçekten abartmışlardı galiba.

"Zakoes Komutanının birliği almıştı burayı. Neden şaşırıyorsun ki? Acıdım valla, acı çekerek ölmüşlerdir büyük ihtimalle." Alkar aniden irkildi. Gözünün önünden öldürülen kardeşleri gelince gözleri doldu. Elinde olmadan acıyla inledi. 

"Hey! Oradan bir ses geldi. Biri hayatta olmalı!" Askerler hemen sese doğru koştular. Alkarı görünce sırıttılar. "Eh, azından biri hayatta. Ama bacakları taşların altında kalmış. Kristian kaldır onları." Seslenilen adam tek koluyla hiç zorlanmadan kaldırdı. Kaldırdığı an yüzleri buruşmuştu. Galiba sağ ayağının hali sandığından daha kötüydü. Alkar onlar ayağına bakarken hiçbir şey yapmadı. Umarım hızlı bir şekilde ölürüm diye düşünüyordu.

"Bu adamın odhue enerjisi bile yok! Ayağı ise işe yaramaz. Öldürelim gitsin..." Yüzünü buruşturarak bir adam lafı atmıştı ortaya. Biri onu onaylamış olacak ki bıçak çıkarıp Alkar'a doğru ilerlemeye başladı. Alkar sadece gözünü kapatıp ölümü bekledi ama ölüm gelmedi.

"Aptal mısın sen!? Şuan an yaşayan her Ykania'lı çok değerli! Eğer bulamazsak kimler köle olacak? Sen mi? Eminim Yerkens için birkaç saniyelik işten başka bir şey değildir. Ayaklarını iyileştir Yerkens." Grubun lideri gibi görünen adam kadına seslendi. Alkar adamın söylediklerini duyunca hemen çıkıştı. "Sizin gücünüze ihtiyacım yok piç kuruları! Gebertin beni de sizden kurtulayım! İğrenç mahluklar!"

Yüzüne güçlü bir yumruk yedi. "Kes sesini! Burada konuşmaya hakkın yok!" Yumruğu atan onu öldürmek isteyendi. Ondan nefret ettiği gözlerinden belliydi. Bir böceğe bakar gibi bakıyordu. Alkar aldırmadı ve onu iyileştirmeye çalışan kadından kaçmaya çalıştı. Biri onun omuzundan tutup durdurdu. Zaten çok güçsüz durumdaydı. Karşı çıkamadı bile. 

İyileştikten sonra bir arabaya götürüldü ve içeriye tıkıldı. İçeride onun gibi 12-13 kişi daha vardı. Hepsi dün geceki vahşetten dolayı korkudan titriyorlardı. Kaderlerini kabul etmişlerdi büyük ihtimalle.

Birkaç saat sonra sesler artmaya başladı. Bir kere bile ne yemek ne de su verilmişti onlara. Zaten onlara verecek suları yoktu. Şuan onlar sadece ölüp ölmemesi umursanılmayan böceklerden başka bir şey değillerdi. Alkar bu süre içinde gözlerini aşağıya indirdi. Binmeden önce üstü çok yırtıldığı için üstüne yırtık ve ona bol gelen bir kapişonlu verilmişti. Şapkasını kapatıp sadece oturmaya başlamıştı. Gözlerini bir kez bile yerden ayırmamıştı.  

Araba durdu ve kapı açıldı. Gün ışığı göz kamaştırıyordu. Boğuk çıkan sesler şimdi daha iyi geliyordu. Herkes sırayla çıktı. Çıkanların ellerine kelepçe takılıyordu. Alkar kafasını kaldırmadan kelepçelenmesini bekledi. Ondan önce çıkanların korkudan attığı çığlıkları duyabiliyordu. Başını kaldırmadı. Etraftaki ortam çok kötü olsa gerekti. Seslerden zaten nasıl bir yere geldikleri anlaşılıyordu. Toplanma yeri.

Bütün köleleri bir araya topluyorlardı.

Ne olacağını az çok tahmin edebiliyordu. Büyük ihtimalle satılacaklardı. Askerlere mi? Alkar bu olaylarla ilgili bir kaç şey okuduğunu anımasadı. Askerler köle alamazdı. Zaten tek yaptıkları iş savaşmaktı. O zaman kime? Kendini hatırlamaya zorladı. Ve aklına okuduğu çok eski bir kitap geldi. Zamanında bazı seviyeciler tarafından getirilmiş olan kitaplardan birinde "İskan Siyaseti" yazıyordu. Onların eline de onlardan daha üstün bir gezegenden gelen seviyeci vermiş. Bu kitap binlerce yıl önce gezegenlerinde bulunan ülkelerden birinin tarihinde yapılıyormuş. Aldıkları gezegenleri kendi vatandaşları ile doldurmak. Büyük ihtimalle kendi gezegenlerinden birçok aile gelecek ve onlara satılacaklardı. İskan siyasetinin adı değişmiş olsa da mantık aynıydı. Gerçi orada köleleştirme olduğundan emin değildi. Biraz ekleme yapılmıştı galiba. Bir an titredi. Nasıl muamele göreceklerini tahmin bile edemiyordu.

İtip kakılarak bir yere getirildiler ve diz çökmeye zorlandılar. Diz çöktükten sonra etrafa bir göz atmaya karar verdi. Manzara gerçekten korkunçtu. Sırayla dizilmiş olan kelepçelenmiş köleleri itip kakıyorlardı. Kadınlar ve çocuklar korkudan ağlamaya başlamışlardı çoktan. Belkide dün geceden beri hiç durmamıştı göz yaşları. Erkeklerden bazıları direnmeye çalışmıştı ama sonu korkunç bir dayakla bitmişti. Adamın yüzünde sağlam bir yer kalmamıştı ve yürüyecek durumda bile değildi. Askerlerden birinin, "Çöpe at." dediğini duydu. Alkar'ın gözleri irileşti. Onlara böcek değil de çöp muamelesi yapıyorlardı. Değerleri her geçen saat daha da düşüyordu.

Neden kimse eşit doğmuyordu? Belki kendi gezegenleri de yüzyıllarca yıl önce uyanmış olsaydı onlar böyle durum yaşamak zorunda kalmazlardı. Alkar'ın da gücü olur, gezegenini korurdu. Bir an düşündü. Bizim de gücümüz olsaydı aynısını başkalarına yapar mıydık? "Galiba yapardık." diye düşündü Alkar. İnsan her yerde insandı.

Aradan bir kaç gün geçti. Günde bir kere önlerine ekmek ve su geliyordu. Yemeyenleri veya yemeyi reddedenleri döverek yediriyorlardı. Onlardan biri de Alkar'dı. Yemeyi reddetmiş, ölmeyi tercih edeceğini söylemişti. Neredeyse öldürülecekti ama biri son anda durdurmuştu ona vuran askeri. Daha fazlasını kaybedemeyeceklerini fısıldamıştı. Acımadan değil de köle azlığından kurtarılmıştı yani. Ne güzel. 

Bir kaç gün sonra yeni köle kafilesi geldi. İçinde bu sefer eski kraliyet ailesinden bir kaç birey çıkmıştı. Berbat durumdalardı. Bir anda ortalık karıştı. Köle olmuş ykania'lılar onlara nefretini kusuyor, bütün bunlardan onları sorumlu tutuyorlardı. Bir kısmı ise bizim için sonuna kadar savaştıklarını iddaa ediyordu. Alkar ise sakince susup şapkasını iyice indirdi. Bu olaylara girmek istemiyordu. Liwdaen askerleri de sadece gülüyorlardı. Evet, Alkar bir kaç gün içinde gezegenlerini işgal eden kişilerin adını öğrenmişti. Liwdaen adında bir gezegenden geliyorlardı ve gerçekten güçlü gibiydiler. Kendi gezegenleri gibi bir çok alt gezegenleri olduğunu duymuştu. Bu ilk değildi yani.

"Hey, Ykania'lılar. Size bir gerçekten bahsetmemi ister misiniz?" Gür sesli bir adam ortaya geldi ve bağırdı. Bir anda herkes susmuştu. Askerler ise kenara çekişmiş olanları izliyorlardı. Ortada duran adam buranın komutanı olduğunu görebildi Alkar. İlk geldiğinde görmüştü. Adından bahsedilmişti ama şuan hatırlayamıyordu. Gerçi çok da umursamıyordu. 

"O çok güvendiğiniz kraliyet ailesi ne yaptı sizce?" Sırıtıp konuşurken arkadaki askerler gülmemek için kendilerini zorluyorlardı. Kölelerden biri, "Ne yaptı?!" diye bağırdı. Bazıları ise "Ne dersen de sana inanmayacağız!" diye bağırıyordu. Anında susturuldular. "Bizle kaçmak için anlaşma yapmaya çalıştılar. Vaat ettikleri şey ise şuan hala kayıp halde bulunan insanların yerini söylemeleriydi. Galiba kraliyet ailesinin vatandaşlarının yerini hissedebilme gibi özelliği var! Kabul edince hemen damladılar tabi! Ne oldu dersiniz? Bütün her şeyi anlattırdıktan sonra onları alıp köle yaptık! Ahahahha, ne kadar güvelinir bir kraliyet ailesi ha? Daha önceki savaşlarımızda bile halkını bir çırpıda satan kral yoktu! Bunlar hemen sattı yahu. Ahahahahha"

Bir an derin bir sessizlik oldu. Sonra ortalık karıştı. Bütün herkes üzerlerine atlayıp onları öldürmeye çalışıyorlardı. "Piç kuruları!", "Geberin!", "Sizi öldüreceğim!"

Bazı askerler köleleri serbest bıraktı ve onlar anında kraliyet ailesinin üstüne atladı. Tam bir vahşetti. İnsanların içindeki canavarı daha net gördü Alkar. Karşısındaki harap olmuş insanlar, başka harap olmuş durumda olan insanı elleri ile parçalıyorlardı. Birinin prensesin gözlerini çıkarttığını gördü. Midesi daha fazlasını kaldırmayacaktı. Askerler bir süre sonra köleleri zapt etti. Zapt edilemeyenleri ise acımadan öldürdü. Kraliyet ailesi feci bir şekilde can vermişti.

Düzenin tekrardan sağlanması için köleler tekrardan dövüldü. Alkar da nasibini almıştı. Tekrardan sesini çıkarmadı. Cesetlerden çoktan götürülmüştü. Olanları düşünmemeye çalışıyordu. Yoksa akıl sağlığını koruyabileceğinden emin değildi. Gördükleri akıl alır şeyler değildi. Bir kenara kıvrıldı ve kabus olmasını diledi.

 Birkaç saat sonra gelişmiş bir gemi geldi. Askerler hemen toplanıp hazır ol da durdular. Gemiden rütbeli biri indi. Bölgeni komutanı hemen yanına gidip rapor verdi. "Gezegendeki bütün hayatta kalanlar toplandı efendim!" Komutan bir kere etrafı taradı. Etrafta 100.000'den fazla köle vardı. Gözü seğirdi ve önündeki askerin yüzüne bir yumruk geçirdi.

Bölge komutanı metrelerce uzağa fırladı ve duvara çarparak anca durabildi. Duvar yıkılmıştı. Bölge komutanının yüzü tanınmayacak hale gelmişti. Biri gidip nabzına baktı. Adam ölmüştü.

Hemen başka bir asker önünde hazır ol da durdu. "140.896 köle mi? Milyonlarca insanlara ne oldu lan?" Titreyerek cevap verdi. "Efendim bazılarını kendini tutamadı. Maalesef önüne gelenleri öldürdüler."

"Kim?" diye bağırdı komutan. Cevap veren olmadı. "Hepiniz yani?" diyerek hafifçe güldü. Sonra ise gür sesiyle bağırdı. "Bütün askerlere 20 kırbaç ceza veriyorum! Kaç asker olduğu önemli değil. Birlik komutanlarına ise 100 kırbaç! Ne kadar sürerse sürsün! Bir kişi bile atlanırsa cezası 3 katına çıkar! Anlaşıldı mı?" Askerler aynı anda "Anlaşıldı efendim!" diye bağırdı. Alkar'ın kalbinde saçma bir şekilde az da olsa tatmin duygusu oluşmuştu. Oysa o ceza bu adamlar için bir hiçti.

Bir kaç gün daha geçti. Bu sefer ard arda bir sürü gemi geldi. Gemilerin içinden bir sürü insan çıktı. İnsanlar gezegenin yeni sahipleriydi galiba. "Evlere yerleşebildiniz mi?" diye mırıldandı bir asker. "Evet. Ailelerimiz şimdi bizleri bekliyor. Hemen köle alıp geri dönmeyi umuyoruz. Bu arada bir kaç günde güzel yapılandırmışsınız. Evler gayet güzel görünüyor." Asker güldü. "Ne demek efendim. Her şey Liwdaen halkı için" Kafaları ile onayladılar. Alkar onları öldürmek istedi.

"Daha kölelerin istatisliklerini almadık efendim. Bir kaç saate istediğinizi alabileceksiniz." Yüzleri buruşsa da onayladılar. Onlar için ayrılan binaya girdiler. Bu arada bir çok masa koyulmuş her masanın arkasına bir asker oturmuştu. Köleleri sıraya dizilmişti. Alkarı da sıraya soktular.

Kölenin yaşına, boyuna, kilosuna, seviyeli olup olmadığına, tipine ve hatta bakire olup olmadığına bile bakıyorlardı. Alkar da böyle muamele görecekti. Bakire olup olmadıklarına bir çadırda bakılıyordu. Buna erkekler de dahildi. Oradan kaçmak istedi. Etrafa göz attı. Her yer çevrilmişti. "Keşke orada kendimi öldürseydim..." diye düşündü. "Böyle muamele görmektense ölmeyi yeğlerim." Acaba bir askere sataşsa öldürülür müydü?

Farkında olmadan sıra ona geldi. İçinden küfür etti. Adını ve diğer gerekli şeyleri söyledi. Adam arkadaki çadırı gösterdi. "Reddediyorum." sabit bir sesle söyledi Alkar. Asker gözlerini kaldırıp Alkarın yüzüne bakmaya çalıştı ama kapüşonu yüzünden görünmüyordu. "Şunun başındakini çıkarın."diye emir verdi asker. Alkar direnmeye çalıştı, hatta birini tekmeledi ama onlara zarar veremedi. Alkar daha 14 yaşında genç bir çocuktu. Açık kahverengi gözleri ve siyah saçları vardı. Yakışıklı bir çocuktu. Adam yüzünü içinden hafifçe tarttı ve sırıttı. "Üzgünüm evlat hem yaş açısından hem de tip açısından giderin var. Büyük ihtimalle sapık ihtiyarın teki seni alacak ve seks oyuncağı felan olacaksın. Eh, insan yüzlerce yıl yaşayınca sıkılıyor ve farklı şeylere yöneliyor anlarsın ya?" Göz kırptı ve arkadaki askerlere baş işareti verdi. Alkarı çadıra sokmadan önce adam ona son bir tavsiye verdi.

"O sapık doktora çok karşı çıkmasan iyi edersin evlat. Bir tavsiye sadece."

Çadırda 4 tane asker ve masa başında oturmuş beyaz önlüklü bir herif vardı. Alkar'ın yüzünü görünce şeker bulmuş çocuk gibi gülümsedi. "Bir güzellik daha gelmiş ha? O yüzden işimi seviyorum ya!" Adam deli gibi görünüyordu. Askerler bile yüzünü buruşturarak ona bakıyordu. Sevilmeyen biri olduğu belliydi. "Sedyeye yatırın çocuğu." Alkar çırpındı. "Siktirin gidin orospu çocukları! Hepiniz geberteceğim! Pislikler, biz size ne yaptık lan? Bunu yaşamak için ne tür bir günah işledik biz?! Neden!?" Bağırışlarından rahatsız olmuş adam gücünü serbest bıraktı. Yüzündeki dövme ortaya çıktı. Yanaklarında 3 düz çizgi paralel bir şekildeydi. Yanlarında ise 3 tane nokta vardı. Noktaların içi boştu. Rengi bok rengiydi. En azından Alkar'ın gözünde.

Enerji yüzünden Alkar dahil bütün askerler titredi. Çok güçlüydü. Neden bütün kötülerde güç var? Neden onlarda? Alkar anca bunları düşünebildi. Cevabı bulamıyordu.

Hızla pantolonunu indirdiler. Alkar ağlıyordu. Çığlık atmak için ağzını açtı ama biri tarafından ağzı kapatıldı. Elleri ve ayakları da tutuluyordu. Doktor gülerek mırıldandı. "Sanki bağırsan yardıma gelecekler."

Ellerine bir eldiven geçirdi ve eline bir alet aldı. Alkar'ın kalçalarını ayırırken deliğine bir göz gezdirdi ve mırıldandı. "Tam da tahmin ettiğim gibi. Bakirsin ha?" Zevkle mırıldandı. "Ama tam kontrol etmem gerek. Üzgünüm evlat." Sesinden üzgün olmadığı belli oluyordu. 

Alkar'ın bakir olup olmadığını kontrol ederken dilini ısırıp intihar etmeyi denedi. Bunu anlayan asker hemen ağzını açıp dilini tuttu. "Doktor! Bu kadar oyun yeter! Sıra uzuyor, bırak çocuğu. Zaten ilk girdiği an anlamıştın!" Doktor geri çekilip tıhladı. "Sadece eğlenmek istedim." Acele bir şekilde çocuğun pantalonunu giydirdiler ve çadırın arkasından çıkardılar. Diğer grubun yanına bırakıp görev yerine geri döndü asker. Alkar ise orada yığıldı kaldı. Durmaksızın titriyordu. Çok korkuyordu. Bu yaşadıkları artık sınırıydı. O daha 14 yaşındaydı! 14! Üzerindeki ağırlık öyle arttı ki bilinci gidip gelmeye başladı. Bazı köleler ve askerler başına toplanmıştı. 

Bir asker, "Ne oldu buna?" diye sordu. Diğeri ise, "O çadırdan çıktı." dedi. Adam anlamış olacak ki kafasıyla onayladı ve herkesin yerlerine dönmesini emretti. "Yakında düzelir."

Yakında hiçbir şeyin düzeleceği yoktu.

 

Kolanes Çağı: Liwdaen gezegeninin simgesi. İşgal edildikten hemen sonra çağ değişmiştir.

Not: Bu hikaye adı gibi 'Dipten En Tepeye' çıkma hikayesidir. Karakter her anlamda dibi gören biri olacak. Hikaye yapısı gereği psikolojik anlamda biraz ağırdır ve yaşadıkları veya yaşatacakları küçük yaşta okurları etkileyebilir. Bu sitede okuyucu kimselerin yaşça büyük kişiler olduğunu düşündüğüm için tanıtıma herhangi bir uyarı koymadım ama buraya yazıyorum. Bu hikaye olabildiğince gerçekçi anlatımla yazılmıştır. Şuan en dibi görecek olan Alkar zamanı gelince en tepeyi de görecektir. İyi okumalar.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1216

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1052

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 871

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 812

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 688

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 642

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 625

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 598

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 545

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 517

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 342

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 204

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 191

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 178

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 138

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 114

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 96

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 14760 Üye Sayısı
  • 449 Seri Sayısı
  • 19429 Bölüm Sayısı


creator
manga tr