Lafla pilav pişerse deniz kadar yağı benden. #Atasözü

DİPTEN EN TEPEYE - 1. Bölüm: Katliam


Syfonen* Çağı yıl 2596

 

Güneşin yeni yeni etrafı aydınlattığı zamanda şehir yavaş yavaş hareketlenmeye başlamıştı. Limanda bulunan tekneler hareketlenirken çok daha önce avlanmaya çıkmış olan balıkçılar geri dönüyordu. Sayıları pek fazla değildi. Genellikle çoğu güneşin doğuşunu beklerdi. Güneşin doğuşunu bekleyen tekneler hareketlenirken bir genç ilgi çekiyordu. Gencin etrafa yaydığı pozitif enerji anlaşılamayacak gibi değildi. 14 yaşlarında gibi görünen çocuk kalkış yapan teknelere yardım ederken aynı zamanda insanlara selam veriyordu. Yeni gelmiş balıkçı teknesini görünce hemen oraya yöneldi.

"Bugün baya kârlıyız galiba. Size yardım edersem bana da karşılık olarak biraz verirsiniz değil mi?" Gencin gözleri parlıyordu. Sırıtışından ve gözlerindeki ifadeden baya haylaz biri olduğu belliydi. Yaşlı adam gence bakarak gür bir kahkaha patlattı. Bu çocuğun enerjisi ona da iyi geliyordu. "Seni velet! İlk önce çalış bakalım. Ona göre bakarız elbet... Eğer çok çalışırsan bir kasa balık bile alabilirsin belki!"

Genç çocuk sırıtarak konuştu, "Sen benim ne zaman çalışmadığımı gördün? Bir kasa balığı hazır etsen iyi olur babalık! Mümkünse en iyilerinden koy lütfen!" Genç çocuğun cesur konuşması üzerine sadece gözlerini devirmekle yetindi. Bir gün başına bir iş açacaktı bu çocuk şu patavatsızlığı yüzünden!

Balıklara doğru yürüyen çocuk, hala çırpınmakta olan balıklara üstten bir bakış attı. Bugün gerçekten boldu. Fazladan iş çıkmasına üzülse de alacağı 1 kasa balığı düşünerek kendini rahatlatıyordu. Tanıdıklarına selam vermeye devam ederken balıkları kasalara yerleştirmeye başlamıştı bile.

Güneş çoktan gökte yükselmişti. Yaptığı iş neredeyse bitmek üzereydi. Bu onun dolduracağı son kasasıydı. Alnında biriken terleri silerek bir kez daha eğildi. Balıkları yerleştirmeye devam ederken adının seslenilmesiyle işi bırakıp o tarafa döndü. "Alkar! İyi çalıştın evlat. Al bakalım bu senin." Yaşlı adamın ona verdiği kasaya bakarak gülümsedi. Gerçekten en iyilerinin olduğu kasayı ona vermişti. Oysa dalga geçmek amaçlı öyle demişti. "Teşekkür ederim babalık!"

Yaşlı adam gülümseyerek, "Git ve kardeşlerinin karnını doyur. Daha çocuk olmana rağmen gerçekten çok çalışıyorsun. Akranların gibi okula gitmen gerekirken buradan çalışman bizi rahatsız etse de maalesef yapacağımız pek bir şey yok. Sen en azından mücadele ediyorsun. Çoğu kişi bunu bile başaramıyor."  Alkar bu ciddi konuşmadan rahatsız olmuştu. Bunu atlatalı çok olmuştu. Okula gidememesi acınası bir şey miydi? Bundan gocunmuyordu. Onun için okul geri planda kalalı çok olmuştu. Şu zamanlarda düşündüğü tek şey ailesini nasıl geçindireceği ve okul olmadan nasıl gelişeceğiydi. Bunu oldukça iyi bir şekilde idare ediyordu. Gerisi önemli değildi.

"Benim hakkında endişelenmene ihtiyacım yok ihtiyar. Gayet iyi bir şekilde idare ediyorum." Yaşlı adam bir süre duraksayıp çocuğun gözlerine baktı. Gözlerindeki uyarıyı görebiliyordu. Daha fazla uzatmadı.

Alkar yüzündeki uyarı dolu ifadeyi silip yerine parlak bir gülümseme koydu. Kasayı aldığı gibi konuşmaya başladı. "Benden bu kadar. Bir kasa daha kaldı zaten. Onu da siz tamamlarsınız. Hadi ben kaçtım." Cümlesini bitirdiği gibi tekneden aşağıya atladı ve ıslık çalarak yürümeye başladı. Arkasından bakan yaşlı adam ise bir süre sonra işine geri döndü.

Alkar elinde tuttuğu kasayla sahil boyunca ilerlemeye başladı. Etrafında bulunan herkes harıl harıl çalışıyordu. Kasayı daha sıkı tutup adımlarını hızlandırdı. Kendini çok iyi hissediyordu. Etraftakilere bakarken yürümek gerçekten eğlenceliydi.

Birden yer sallanmaya başladı. İnsanlar yaptıkları işleri bırakmış denize doğru bakmaya başlamıştı. Bir çoğu gardlarını almıştı. Alkar da dikkatlice denize bakmaya başladı. İnsanların yüzünde endişe vardı. Bir çoğunun sinir bozulmuş gibiydi. Alkar ise çoktan sırıtmaya başlamıştı.

Deniz birden fokurdamaya başladı. Tekne sahipleri teknelerini o bölgeden uzağa çektiler. Bazıları geç kalmıştı. Gelen kocaman bir dalga yüzünden alabora olmuşlardı bile. Fokurdayan bölgeden en az 10 metre uzunluğunda bir hayvan çıkmıştı! Hayır, tam olarak hayvan değildi. Bu resmen bir canavardı.

Canavarın aniden su yüzüne çıkması yüzünden neredeyse bütün sahili su basmıştı. Canavar homurdanarak bir ayağını yeryüzüne attı. Bu büyük bir sarsıntı daha yaratmıştı. İnsanlar geride durmaya devam ettiler. Bir an önce burayı terk etmesini isteyen halleri vardı.

Canavar diğer ayağını da kara parçasına attı. Tam olarak çıkacak yeri yoktu. Gözlerini yavaşça insanların üzerinde gezdirerek dudaklarını yaladı. Bu gerçekten korkutucu bir hareketti. Canavarın balık kuyruğu olmasa kocaman bir köpeğe benzerdi. Neredeyse köpek ile arasındaki tek fark bu olabilirdi.

Alkar sırıtışını büyüterek canavara doğru yürümeye başladı. Elindeki balık kasasını tabi ki bırakmamıştı. Canavarın görüş açısına girince kasayı ayaklarının kenarına bırakıp bağırdı, "Felix!"

Canavar gerçekten korkutucu bir surata sahipti. İnsanlara olan bakışları gerçekten kibirliydi. Ama genç adamın sesini duyunca suratından ki korkutucu ifade değişip yerini sahibini gören bir köpeğim surat ifadesini aldı. Bu gerçekten görülmeye değer bir değişimdi. Felix, Alkar'a doğru atılmaya çalıştı ama duracak bir yer olmadığını görünce Alkar'ın ona doğru gelmesini bekledi. Bu arada kuyruğunu suya çarpması yüzünden tekneler zor anlar yaşıyordu. Felix gerçekten devasaydı.

Alkar ona ulaşınca hemen başını okşadı. "İyi çocuk. Bugün çok mutlusun bakıyorum! Yaramazlık yapmamışsındır umarım?" Canavar onu onaylamak ister gibi bir kez havladı. Gerçekten bir köpek gibiydi!

Alkar'ın sırıtışı büyüdü. "Bugün sana bir hediyem var." diyerek balık kasasından aldığı 10 balığı Felix'e attı. Canavar onu anında yedi. Mutlu olduğu yüzünden belliydi. Başını Alkar'a yaslayıp yüzünü yaladı. Bu insana karşı sevgi beslediği belliydi. Canavarların bir insana sevgi beslemesi kesinlikle mantıksızdı. Böyle bir olay bu gezegende pek fazla görülmüyordu.

Alkar, ona kendi dilinde sevgisini gösteren canavarın sevgisini kabul etti. Onu seviyordu. Canavar veya insanları ayırt eden bir tip değildi. Bir canavar ile karşılaşınca sanki bir insan ile karşılaşmış gibi konuşmaya çalışıyordu. Bunu bir çok kişi salaklık diye adlandırıyordu. Gerçi Alkar hala bir çocuktu. Gördüğü canavarlar çok da güçlü ve vahşi sayılmazdı. Kendi yaşadığı gezegeni geçin gezegenin içinde bulunduğu sistem hakkında bile çok fazla bilgiye sahip değildi. O kadar genişti ki bu alem, ucu bucağı yoktu. Uzaklığı sayı ile gösterilemeyecek kadar fazlaydı. Sonu olduğundan bile kimse emin değildi. Alkar bu alemden daha büyüğünü hayal edemiyordu. 

Alkar'ın karşısında adeta evcil bir hayvan olan Felix'i gören insanlar bu olayı defalarca görmelerine rağmen tekrardan şaşırmaktan kendilerini alamıyorlardı. Bu kesinlikler normal bir şey değildi! 

Alkar onu severken muhafızlar çoktan çoktan oraya gelmişti. Yaratığı görünce homurdanmaya başladılar. "Evlat şu canavarını buraya getirmeyi bırakmalısın. İnsanlar rahatsız oluyor!" Alkar onunla konuşan muhafıza baktı. Muhafız bu duruma alışkın olduğu için gücünü uyandırmamıştı. Alkar bunu yüzündeki dövmenin belirmemesinden anlamıştı.

Bu güçler bu gezegen üstünde yaşayan insanların %68'inde bulunuyordu. Her çeşit güce farklı farklı yüz dövmeleri oluyordu. Dövmenin şekli, rengi, matlığı, yaydığı ışığı veya hissettirdiği enerjiye göre çoğunlukla karşısındaki kişinin gücü anlaşılabiliyordu. Eh, en azından güçleri vardı. Alkar'ın gücü bile yoktu. Yani %32'lik normal halk kısmına giriyordu. Bunu ilk öğrendiğinde hayal kırıklığına uğrasa da sonsuza kadar üzgün kalamayacağını anlamıştı. Hayatını normal insanlar nasıl yaşıyorsa aynı şekilde yaşamaya başlamıştı. Zaten başından beri öyle güçlere sahip olmadığı için pek zorluk çekmemişti. 

Bulunduğu liman kasabasındaki insanları çoğu normaldi. Gücü olanlar ise muhafızlar ya da rahat edip normal yaşamak isteyen bazı seviyelilerdi. Yani burada herkes mutlu bir şekilde yaşayıp gidiyordu.

"Biliyorsunuz ki o benim canavarım değil. İstesem de sözleşme yapamam zaten, herhangi bir güce sahip değilim. Sadece onunla arkadaş oldum. Ayrı yeten buraya gelmesini de ben söylemiyorum. Kendi geliyor. Yine de onun adına sizden özür dilerim."

Bu kasabada bir çok kişi Alkar'ı tanırdı. Çoğu da onu severdi. Muhafızlarda onu sevdiği için pek laf etmiyorlardı ama olur da Felix gibi bir canavar çıldırırsa onu durdurmak çok zor olabilirdi. Hatta durduramayadabilirlerdi. Felix her ne kadar dışarıdan tatlı görünse de aslında çok tehlikeli bir yaratıktı. Bir çok kişi bu gerçeği bildiği bu tür davranışları yadırgıyorlardı. Bu kesinlikle anormal bir durumdu.

"Senin için geldiğini biliyorsun. Eminim seni dinler." Alkar sadece başını sallayabildi.

Muhafızların geri çekilmesiyle Felix'e döndü. "Şimdi gitmen gerek. Sonra görüşebileceğimizi biliyorsun değil mi? Buradaki insanları rahatsız etmeye devam edemeyiz, ha?" Felix'in üzgün üzgün baktığını görünce kalbinde bir ağrı oluştu. "Hadi ama..." Burnunu okşadı. "Tamam mıyız?" Felix başıyla onaylayıp onun yüzünü yaladı. Sonra arkasını dönüp tekrardan okyanusa daldı.

Bir süre boş boş okyanusa bakan Alkar kendini silkeledi ve balık kasasını bıraktığı yerden aldı. Her şey tekrardan normale dönmüştü. Sanki az önceki olay hiç yaşanmamış gibi normal davranıyorlardı. İç çekti. Bu kadarı yeterliydi. Hızlı adımlarla eve doğru yürümeye başladı. Yüzüne yeniden keyifli bir sırıtma yerleştirmişti.

Evleri çok küçüktü ve büyük bir fırtınada yıkılacak gibi görünüyordu. En azından başlarını sokabilecekleri bir evleri vardı. Bir çok kişi buna bile sahip değildi. Hızlıca evin kapısını açıp içeriye seslendi. "Ben geldim!" Gür sesi evde yankılandı. Yan kapıdan kahverengi saçlı küçük bir kafa göründü. "Abi!" Küçük adımlarla ona doğru koşan kardeşini görünce içi huzurla doldu. Onlar olmasa hayatta kalamazdı.

Alkar tek dizinin üstüne eğilerek kardeşini kucakladı. Çok güzel kokuyordu. Hafifçe gülümsedi. "Yine çok tatlısın!" Kardeşi kıkırdadı. Abisine hayran olduğu gözlerindeki ifadeden belliydi. İç çekti. Küçük kardeşi melek gibiydi.

Küçük kardeşinin arkasında ortanca kardeşi yavaşça geliyordu. Gözlerinde munzur bir ifade vardı. 10 yaşında olmasına rağmen olabildiğince abisine yardım etmeye çalışıyordu. O da normaldi. Herhangi bir gücü yoktu. Bunu pek taktığı yoktu gerçi. Belli etmemeye çalışsa da o da abisine hayrandı. Küçük kardeşi Berkan'a bakarak homurdandı. "Bana kucak yok mu abi?"

Alkar Berkan'ı kucaklayarak ayaklandı. Ortanca kardeşi Gökçin'den 20 cm kadar uzundu. Saçlarını karıştırdı. "Büyüdün sen artık. Bu kadar çok mu kucaklanmak istiyorsun?" Hafifçe somurtan Gökçin aslında gülmek istiyordu ama şuan abisine karşı bir tartışma açıp bir kez de olsa kazanmak istiyordu. Bir konuda haklı olsa bile abisi konuyu döndürür dolaştırır ve kendini haklı çıkarırdı. Ne olduğunu bile anlayamıyordu.

Bir an abisi ile geçmişte yaptığı tartışmalar gözünün önüne geldi ve tartışma isteği azaldı. Kazanabileceğine dair olan inancı bir balon gibi sönmüştü. Boşa kürek çekmeye gerek yoktu.

"Evet abi, sarıl bana lütfen. Kıskanıyorum." Alkar hafifçe gülüp kolunu onun omzuna attı. İçeri girerken balık kasasını geride bıraktığını fark etti. "Gökçin arkadaki balık kasasını alıp getirsene." Gökçin'in gözleri balıkları görünce parladı. Bugün karınları doyacaktı!

"Bugün baya iyi kazanmışsın abi!" Alkar boğazını temizleyerek göğsünü kabarttı. "Ben sizin abinizim sonuçta. Sizin bütün sorumluluğunuz benim üzerimde. Her gün karnınızı  tok olması da benim üzerimde." Bu sözleri duyan Gökçin hafifçe gülümsedi. "Bir kaç yıla  ben de sana yardım etmek için çalışacağım. Aslında izin versen şimdi de çalışırım ama izin vermiyorsun ki..."

Alkar kaşlarını çatarak Berkan'ı yere bıraktı. Bu konu onu rahatsız ediyordu. Beyefendi küçücük boyuyla çalışmak istiyordu. Neymiş efendim abisinin sırtındaki yükü hafifletmek istiyormuş! Sanki Alkar buna izin verirmiş gibi... 

"Bu konuyu konuşmuştuk."

"Biliyorum... biliyorum... ama bu canımı sıkıyor!"

"Canını sıkmana gerek yok! Siz benim sorumluluğumsunuz!"

"Ama abi..."

"Konu kapanmıştır." Alkar kesin bir şekilde söyledi. Bu konunun bir daha açılmaması sağlamak için sert olmalıydı. Tamamen zaman kaybıydı onun düşüncesine göre.

Yüzü düşen Gökçin konuyu uzatmamaya karar verdi. Pes etmişti. Zaten abisini üzmek gibi bir amacı yoktu. O, kendileri için bu kadar çalışırken onu sıkıntıya sokmak istedikleri arasında değildi.

Alkar mutfağa çok benzemese de yemek pişirmek için malzemelerin bulunduğu odaya girdi ve balıkları hazırladı. Onlarla çorba yapacaktı. Zaten balıkları kızartmak için malzemeleri yoktu.

Çorbayı yaptıktan sonra tahta masaya koydu ve kardeşlerini çağırdı. Birlikte yemeklerini yerken sessizlerdi. Küçük olan pek bir şey anlamasa da ağır atmosferi hissettiği için susuyordu. Gökçin yüzü asık bir şekilde çorbasını karıştırıyordu. Alkar bundan hoşlanmadığı için konuşmaya başladı. "Seni kırmak istemediğimi biliyorsun... Ama beni de anla lütfen.."

Abisinin konuşmasını duyunca irkilen Gökçin söylediklerini duyduktan sonra yavaşça başını salladı ve gülümsedi. "Biliyorum abi. Sen her zaman bizi düşünüyorsun. İyi ki varsın!" Alkar hafifçe gülümsedi ve kardeşinin saçını karıştırdı. "Asıl siz iyi ki varsınız!" Bir kolunu Gökçin'e atarken diğer kolunu da Berkan'a atıp sarıldı. Bu evrende tek sevdiği varlıklar şuan karşısında duruyordu. Onlar için canını bile verirdi. Bir an onlarsız bir hayat düşünmeye çalıştı... Düşünmesi bile dehşet vericiydi!

Karınları doymuş olan kardeşler çok geç olmadan Alkar'ın dırdırları yüzünden yattılar. Çoktan kararmış havaya doğru bir bakış attı Alkar. Gezegenin enerjisiyle çalışan direklerden sarı bir ışık yayılıyordu. Gökyüzünde yine bir sürü yıldız vardı. Yine çok güzellerdi. Alkar yıldızlara bakmaya bayılırdı. Çok uzakta olan gelişmiş uygarlıkları düşünürdü hep... Acaba oradakiler nasıl bir hayat içerisindelerdi? 

Alkar'ın içinde bulunduğu gezegenin adı Ykania idi. Aslında bu gezegende başlarda güce sahip herhangi bir insan bulunmuyordu. Yaklaşık 200 yıl önce tek tük insanüstü güce sahip insanlar doğmaya başlamıştı. Başlarda bu konu hakkında bilgisiz olan insanlar korkmuştu. Onların birer canavar olduğunu düşünüp ya hapsetmişler ya da katletmişlerdi. Ama çok uzak diyarlardan gelen seviyeci  adı verilen çok güçlü insanlar gerçeği açıklamış ve gezegenimizin uyanmış olduğunu söylemişlerdi. Başta uyanmanın ne olduğu anlayamasalar da sonradan daha dikkatli olunca gezegenin etrafa yaydığı enerjide bir değişiklik olduğunu hissetmişler.

Şuan bile tam olarak anlaşılmasa bile bir süre sonra ( ki oldukça uzun bir süre) gezegenler bir döngüye girer ve o döngüyü tamamladıktan sonra çekirdekten bir enerji dalgası yayılırmış. O enerji dalgası gezegenin üstündeki bütün canlılara bir hediye verirmiş. Bu enerjiden etkilenen herhangi bir canlı daha sonra doğurduğu canlıya onu kullanma yetkisi gibi bir şey verirmiş. O bizim maruz kaldığımız enerjiyi kullanabilir yani... Tabi bu oldukça uzun bir süreç... 200 yıl geçmesine rağmen gezegenin sadece %68'i kullanabiliyor. Alkar yalnızca 14 yaşında olsa bile kullanamaması onun ailesinin bu enerjiyi kullanamayan insanlar olduğunu işaret ediyor. Alkar bunu pek takmıyordu gerçi. Bazen o gücün nasıl olduğunu merak etse de boşuna ümit etmenin lüzumu yoktu.

Eh, gezegenleri yeni jenerasyondan sayılıyordu. Hatta bebek demek daha doğru tabirdi. Seviyecilerin söylediklerine göre kendi gezegenleri bu döngüye milyonlarca yıl önce girmiş. Bu demek oluyor ki bu gezegende bulunan en güçlü seviyecinin o gezegende bulunan orta derecede güçlü olan bir seviyeciye eşit bile değildi... Bu haksızlık değil de neydi?

Bazen düşünüyordu bu gezegenler neye göre bir döngüye giriyor? Nasıl yoktan var ediyor o gizemli enerjiyi? Ya da enerji demek yerine odhue demek daha doğru bir tabir. Bu kutsal enerjinin adının odhue olduğunu duymuştu bir balıkçıdan Alkar. Bir gezegenin odhue'si ne kadar eski ve kadimse üstündeki canlılar o kadar güçlü olurmuş. Alkar'ın odhue'yi hissedebilecek bir bedeni olsaydı bu konuyu uzun uzun düşünebilirdi ama maalesef onu kullanabilme hakkı ona verilmemişti.

Derin bir nefes verdi ve gözlerini gökyüzünden çekti. Canı birden sıkılmıştı nedense. Geceleri severdi ama bu sefer nedense gökyüzüne bakmaya dayanamıyordu. İçindeki sıkıntı gerçekten rahatsız ediciydi. "Gidip uyumalıyım. Fazla yordum kendimi herhalde..." Bunu yorgunluğuna verdi ve kardeşlerinin kaldığı odaya bir göz attı. Berkan'ın açılmış üstünü örttü ve Gökçin'in yastığını düzeltti. Rahat olduklarına emin olduktan sonra kendi küçük odasına doğru yürüdü ve sert yatağına uzandı. Hiçbir şey düşünmemeye çalışarak uykuya daldı. Uyursa içindeki sıkıntının geçeceğini düşünmüştü.

Sonra büyük bir sarsıntıyla yataktan fırladı Alkar.

Bu sarsıntı yüzünden eski dolap yere devrilmiş, evin duvarlarından tozlar çıkmıştı. Şokla doğrulan Alkar aniden ayağa kalkması yüzünden kararan bakışlarını odada gezdirmeye çalıştı. Başarısız olanca yere düştü ve sinirle içinden küfür etti. Neler oluyordu? Sadece birkaç saniye sürmüştü. Bu deprem olabilir miydi? 

Tam bu düşünce içerisindeyken daha şiddetli bir sallantı yaşandı. Sonra dışarıdan tüyler ürpertici bir ses duydu. Sesi duyduğu an istemsizce dondu yerinde Alkar. Bu da neydi böyle? Sesi duyduğu andan beri aklı ona "Kalk saklan!" diye bağırıyordu. Neredeyse onu dinleyecek olan Alkar başına vurdu ve hemen kardeşlerinin odasına koştu. Kapıyı sert bir şekilde açarak kardeşlerine baktı. İkisininde gözleri korkudan dolmuş titreyerek ona bakıyorlardı. Bir an saklanmayı düşündüğü için kendine küfür etti. Gökçin kardeşi Berkan'a sarılmış ve yatağın yanına çömelmişlerdi. Alkar hızla onlara yaklaşarak sarıldı. "İyi misiniz!"

Titreyen Gökçin zor da olsa mırıldandı, "Neler oluyor abi! Çok korkuyorum..." Gözlerini kısan Alkar pencereye gidecekken bu kez daha yakından geldiği olan bir sarsıntı hissetti. Ne sesiydi bilmiyordu ama yaydığı enerji yüzünden yere yapışmıştı. Kafasını yere çarpan Alkar acıdan inledi ve anlına dokundu. Kanıyordu. "Kahretsin görmediğim bir enerji beni nasıl yıkabilir?" diye düşündü Alkar. İyice sinirleri bozulmuştu.

Yerden kalkıp hızla kardeşlerini kaldırdı. "Buradan gidiyoruz."

Gökçin hızla cevapladı, "Abi neler oluyor? Bu da ne böyle? Neden evimizi terk etmek zorundayız?"

Kardeşinin sorularına cevap vermeyen Alkar hızla kardeşlerinin ayakkabısını önlerine koydu ve kendi ayakkabısını ayağına geçirdi. Son gelen ses daha yakındandı. Buraya yaklaşıyor olabilirdi o sesi çıkaran şey. Alkar'ın bir tahmini vardı ama bu imkansızdı. Böyle yeni bir gezegende öyle bir şeyin olması imkansızdı. Öyle umuyordu. Tahmini doğruysa... Soykırıma uğrama ihtimalleri yüksekti. Onun gibi normal insanların bu alemde bir böcek kadar değerleri yoktu. Temizlenmesi gereken böcekten başka bir şey değillerdi. O yüzden yaşamak için kaçmaları gerekiyordu. Alkar hayata bir kez daha lanet etti. Niye hiç bir şey eşit değildi?

Tam küçük kardeşini kucaklarken irkildi ve aniden cama doğru baktı. Gelen şeyden kaçmak istemişti ama çok geçti. 

Bir şey eve doğru çakıldı ve ev bir anda darma duman oldu. Bütün her şey parçalanırken Alkar sadece kardeşlerini kenara itebildi. Yıkılan evin parçaları ölümlü bedenine çarparken Alkar'ın ağzından acı bir çığlık çıktı. Kaburgaları kırılmış olmalıydı. Ama o an düşündüğü şey kardeşlerine bir şey olup olmadığıydı. İçinden yalvardı, "Tanrım lütfen!"

Bilinci bir gidip gelirken o anki adrenalin ile gözlerini açtı ve zar zor doğruldu. Bulanık gözleriyle kardeşlerini seçebildi. Ağlıyorlardı! Yıllarca onların ağlamaması için kendini harap etmişti ama ondan güçlü birileri gelip kardeşlerini ağlatmıştı! Alkar bir an o kadar çaresiz hissetti ki oracıkta ölmek istedi. 

Kendisine ağlayarak bakan kardeşlerini gidip kucaklamak istedi ama ayağa kalkmaya çalışırken sağ ayağının değişik bir açıyla kırılmış olduğunu gördü. Bir an gözü dehşetle açıldı. Acısını hissetmiyordu ama bu ayakla kaçamayacağını da biliyordu. Umutsuzluk bir mürekkep gibi bütün gücüne yayıldı. Şimdi ne yapacaktı?

"Abi!" Berkan var gücüyle bağırmıştı. Hıçkırarak ağlıyordu. "Abi korkuyorum!"

"Abi... Lütfen gidelim buradan!" Gökçin bile hıçkırmaya başlamıştı. Eh, daha 10 yaşında bir çocuktu. Abilerinin ayağını görünce daha da dehşete düşmüşlerdi. Onu kaybetme düşüncesi bile akıllarını kaybetmelerine neden oluyordu. Gökçin abisinin yanına gidecekken Alkar'ın arkasından bir kükreme duyuldu. O enerjiyle küçük kardeşler geriye savruldular ve ayakta kalmayı başarmış duvar parçasına çarptılar. O an ikisi de acıyla çığlık atmışlardı.

Dehşetle arkasına bakan Alkar garip bir yaratık ve üzerinde bir binici gördü. Binici güçlüydü. Bu dünyadan olamayacak kadar güçlü. Yüzündeki dövmesi sadece anlındaydı. Ortada bir üçgen, üçgenin ortasında karşılıklı iki yarım daire vardı. Üçgenin yanında şakaklarına kadar kıvrılmış çizgiler vardı. Açık kahverenginde parlıyordu. Alkar ezici gücün altında ezildiğini hissetti. O herifin gücü kesinlikle bu dünyada bulunan en güçlü insanı bile aşıyordu. Sadece "Neden?" diye düşünebildi.

Neden?

Neden gücü bile olmayan bir insana eziyet etmek bu herife bu kadar zevk veriyordu? Bu herif neden gülüyordu? Alkar neden bunu yaşamak zorundaydı? 

Bir an gerçekleri kavrayamadı. Bu gerçek olmamalıydı. Çok saçmaydı! Bir süre önce uyurken şimdi neden burada tanımadığı insanlar onları öldürüyordu? Beyni durmuş gibiydi. Oysa yaralanmadan önce cevabı bulmuştu.

Soykırım.

Gezegene sahip olmak için yapılan soykırım.

Etraftan çığlıklar gelirken karşısındaki adam konuştu. "Hala yaşadığınıza inanamıyorum. Şu arkada titreyen böceklerin abisisin değil mi? Ne yazık..." Hafifçe güldü. Çok çirkindi. Bu herif çok çirkindi! Ruhu... Zayıfları ezmenin verdiği tatminlikle kirlenmişti. Bir an kusacağını sandı. "Hemen ölün de beni yormayın. Belkide şu küçüklerden başlamalıyım..."

Alkar cümleyi duyunca dondu. Bu herif kardeşlerini öldürecekti. Gözü seğirdi. O umurunda olmayan enerjiyi şuan kullanabilmeyi isterdi. "Keşke..." diye düşündü Alkar, "Keşke şu herifi tek darbede gebertebilseydim." Ama bunu yapabilecek güce sahip değildi. Kardeşlerinin yaşaması için her şeyi yapmaya hazırdı. Her şeyi.

"Lütfen!" diye bağırdı. "Lütfen bırak onları! Onlar daha çocuk! Bırak gitsinler. Onlar normal bir ölümlü gördüğün gibi. Sana zararları olmaz!" Gözlerinden yaşlar akıyordu. "Bırak gitsinler!" Adam bir an şaşırdı. Ne diyeceğini bilemeyen bir yüz ifadesi vardı. "Ben... Bilemiyorum Gerçekten bana zarar veremezler. Bıraksam da olur galiba..." Alkar'ın yüzü aydınlandı. Galiba vicdan sahibi bir seviyeciye denk gelmişti. 

"Dermişim! Sizin gibi böceklerin yaşamasına neden izin vereyim ki!" Kahkahalar ile gülen adama şok içinde baktı. Yüz ifadesi o kadar kısa sürede değişmişti ki ne yapacağını bilemedi. Sonra aptallığına sövdü. "Salaksın Alkar..." 

"Şu yüz ifadesine bak! Bana gerçekten inandın ha? Gerçekten salaksınız siz ya!" Sonra adam aklına bir şey gelmiş gibi gülümsedi ve arkada titreyerek birbirine sarılan kardeşlere baktı.

"Hey. Benim ayaklarıma kapanıp 'Yüce efendim bizi bağışla!' dersen ve önümde secde edersen kardeşlerini bırakabilirim. Bak bu büyük bir lütuf. Oysa canavarım şuan çok aç." Oturduğu canavarının kafasını okşadı. Canavar kanatları olan dev bir kurbağaya benziyordu. Kardeşlerine yoğun bir istekle bakıyordu. Alkar dehşetle iç çekti.

Bunu yapmak istemiyordu. Bir tarafı "Bu kadar düşemezsin, eminim farklı bir yol vardır." derken diğer tarafı. "Tek yol bu." diye fısıldıyordu. Alkar içinden "Sikeyim gururumu" diye fısıldadı. 

Başka yol falan yoktu.

Hikayelerde olduğu gibi birden güç kazanacak değildi.

Bir kahraman yoktan var olup onları kurtarmayacaktı.

 Ya da bir şeyin içine mühürlü bir seviyeci falan da bulmayacaktı.

 Burası gerçek hayattı ve gerçekler çok acımasızdı.

Alkar ona secde etti ve ağlarken aynı zamanda "Yüce efendi lütfen bizi affet!" dedi. Adamın iğrenç kahkahalarını ve kardeşlerinin ürkek hıçkırıklarını duyabiliyordu. İçinden yalvarıyordu. "Buradan bir kurtulalım... Daha iyi bir hayat kuracağız... Birlikte."

"Eh sonuna kadar gururunu korursun diye düşünmüştüm." Canavarından indi. Gözleri eğlendiğini belli eden bir şekilde parlıyordu. "Gerçekten eğlenceli." diye mırıldandı. "Galiba serbest bırakmalıyım sizi ha..." Arkasına döndü ve yürümeye başladı. Aynı zamanda ıslık çalıyordu. Alkar hala tetikteydi. Sadece adamın blöf yapmamasını umuyordu.

Ama Alkar yine yanılmıştı.

"Ama ben sözümde duran bir adam değilim!" diye mırıldandı ve canavarına bağırdı. Alkar bunu yapacağını anladığı için daha önce kardeşlerine bağırmıştı, "Kaçın!"

Canavarına "Rileyna! Git ve parçala onları!" diye bağıran adam korkunç bir şekilde sırıtıyordu. Çocuklar daha önce koşmaya başlasa bile canavar çok hızlıydı. Korkunç dişleri açığa çıktı. Gözlerinde aç bir ifade vardı. İnsan yiyeceği mutlu gibiydi. 

Alkar ise "Hayır!!" diye bağırabildi. Yapabileceği hiçbir şey yoktu. Gözlerini dehşetle açabildi. Canavar tam kardeşleri yiyecekken yan tarafından bir darbe aldı. Alkar her şeyi ağır çekimde gördü.

Yan tarafından bir pençe darbesi alan canavar 5 metreye geriye fırladı. Derisinden kanlar fışkırıyordu. Bir mucize. Düşündü Alkar. Bir mucize olmuştu.

Felix 10 metrelik boyu ile canavara doğru hırlıyordu. Gözleri kan kırmızısıydı. Pençelerinde canavarın kanı damlıyordu. Adam ise şok olmuştu "Bu da ne lan böyle!" Bağırdı. "Senin bir gücün bile yok! Canavarla anlaşma yapamazsın! Bu yaratık seni neden koruyor?!" Dişlerini kıracak gibi sıkıyordu. Bu mümkün değildi!

"Hey... Bir canlının seni koruması için illa ki anlaşma mı yapman gerekiyor?" Alkar gülerek mırıldandı. Seviyecilerin en büyük eksikliği buydu işte. Gücü bir kez hissettikten sonra bir şeyi unutuyorlardı. İyilik. Karşılıksız yapılan bir iyilik karşındakinin sana minnettar kalmasını sağlar ve o kişi eninde sonunda karşılığını verir. Buna koruma isteği denir. Güce ihtiyaç yok. İyi biri olsan yeter.

Kurbağaya benzeyen canavar kızmış olmalıydı. Etrafa yaydığı enerji birden ağırlaştı. "Heh, yardımına bir canavar geldiği için hemen havalanma! O sadece düşük seviye bir canavar. Beni sinirlendirmeyecektin evlat. Senin çok pis acı çekmeni sağlayacağım."

Adamdan yayılan enerji de ağırlaşmıştı. Bir an nefes alamadı. Siktir. Şimdi ne yapacaktı? Galiba Felix'in ikisini de öldürmesinden başka seçenek yoktu. Felix'in güçlü olmasını umdu. Felix'in arkasında kalmış olan kardeşlerine baktı. "Kaçın hemen!"

"Ama abi!" 

"Size kaçın dedim!!"

Alkar var gücüyle bağırdı. Bacağından çok kan kaybetmişti. Hareket edecek gücü bile kalmamıştı. "Seni bırakmayacağız abi!" Gökçin bağırdı. Gözlerindeki yaşlar bir an olsun durmuyordu. Kurtulsa bile bu günün izi hiç geçmeyecek gibiydi. Alkar'ın kalbi ağrıdı. Kardeşleri bugün onu son kez göreceklerdi muhtemelen. Onun için umut yoktu. "Arkanıza sakın bakmayın! Gidin buradan ve yeni bir hayat kurun!" Felix ile Rileyna'nın birbirine girdiğini gördü. "Hemen gidin!" Kavgaları çok kanlıydı...

Kardeşler ağlayarak arkalarını döndü ve koşmaya başladılar. Alkar gülümsedi. "Yaşayın siz..."

Sonra bir parçalanma sesi yankılandı. Bu ses o kadar yüksekti ki kardeşler bile duraksadı. Alkar korkarak sesin olduğu yöne baktı. Gördüğü manzara ise dehşet vericiydi.

Kurbağa canavar uzayan dilini Felix'in kafasına dolamış sonra ise kafatasını parçalamıştı! Parçalar her yere dağıldı. Alkar ise sadece şok içinde cesede bakabildi. 

Felix ölmüştü ve son şansları onunla birlikte uçup gitmişti.

Kendine gelemeden adam "Aferin kızım. O düşük canavar için çok bile uğraştın." Artık sırıtmıyordu ve yüzünde sinir olmuş bir ifade vardı. "Şimdi yarım kalan işine devam et. Derhal!"

Alkar kocaman açtığı gözleri ile adama baktı. "Hayır! Yapma bunu! Neden? Neden bunu yapıyorsunuz orospu çocukları!" Adam sert bir ifade ile ona baktı. 

"Çünkü zevkli."

Bundan sonrası ağır çekim gibiydi. Alkar kafasını koşmakta olan kardeşlerine çevirdi. Canavar onlara yetişmişti. "HAYIR!" diye bağırdı bugün defalarca kez yaptığı gibi.

Canavar ise iki çocuğu da aynı anda gövde kısmının üzerinden koparıp yutmuştu. Geriye ise iki çift bacak kalmıştı.

Kanlar her tarafa sıçradı. Kımıldayamıyordu. Onların sesini bile duyamamıştı. Hey... Az önce ne olmuştu? Kardeşlerinin gövdesi neredeydi? Bu bir kabustu değil mi? Kahkaha sesi duyuyordu. Canavar ise cesetlerin geri kalanını yuttu. 

Bir an etrafına baktı. Evler yanıyordu. İnsanlar kaçıyordu. Canavarlar onları avlıyordu. Biniciler ise sırıtıyordu. Her yer alev ile kaplıydı. Hey... burası cehennem miydi?

"Hey çocuk." Adam ona seslendi. Dehşetle açılmış gözlerini adam çevirdi Alkar. Nasıl bakıyordu bilmiyordu ama adam bir an irkilip geriye adım attı. Siniri bozulmuş gibiydi. Tekrardan sırıtması uzun sürmedi.

"Seni öldürmeyeceğim." diye mırıldandı. "Etrafına iyice bak. Ne görüyorsun? Güçlüler güçsüzleri eziyor, öldürüyor, yakıyor değil mi?" Üstten Alkara bakışı kibirliydi. "Yaşamın kanunu bu." Güldü. "Güçlüysen yapabilirsin. Sizin gezegendeki seviyecilerde bu güne kadar siz normallerden üstünmüş gibi davranmıyorlar mıydı? Çünkü sizlerden güçlüydüler. Şimdi onlardan daha güçlü bizler geldik. Belkide bizden daha güçlüleri bize gelecek ama şuan güçlü olan biziz. Buradaki tanrı biziz."

Güçlüler güçsüzü ezme hakkına sahipti. Güçsüzlerin yaşamaya bile hakkı yoktu. Hele Alkar gibi ölümlülerin hiç yoktu. Böcek gibi ölmeye mahkumdular. Alkar içinden ölmeyi diledi. Gerçekten ölmek istedi. Az önce yaşama amaçları gözlerini önünde parçalara ayrılmıştı. Neden yaşıyordu ki zaten?

"Yani bize dua etmeye başlasanız iyi edersiniz sizi böcekler."

Gerçek hayat acımasızdı. 

Alkar bunu en kötü şekilde öğrenmişti.

Güçlü olan bulunduğu bölgenin tanrısıydı. Buradaki tanrılar ise onlardı.

"Cehenneme hoş geldin evlat."

 

Syfonen Çağı:  Ykania gezegeninde bulunan teknolojinin adı. Çağa bu adı vermeyi uygun görmüşler.

Not: Hikayemde diğer novellerdeki gibi 'mana' veya gelişim evreleri kullanılmamaktadır. Bazı bölümleri değiştirme ihtiyacı duyduğum için tamamen farklı bir şey yarattım. İlk bölüm olduğu için bu kadar uzun. Diğer bölümler bu kadar uzun olmamakla birlikte ana konuya 11-12. bölümlerde giriş yapılacaktır. İyi okumalar.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1216

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1052

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 871

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 812

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 688

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 642

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 625

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 598

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 545

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 517

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 342

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 204

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 191

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 178

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 138

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 114

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 96

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 14762 Üye Sayısı
  • 449 Seri Sayısı
  • 19429 Bölüm Sayısı


creator
manga tr