Lafla pilav pişerse deniz kadar yağı benden. #Atasözü

DİPTEN EN TEPEYE - 120. Bölüm: Arayışa Çıkmak


Etrafta tanıdık birilerini aramak zordu. Şuan büyük ihtimalle ölü olarak biliniyordu, yani herkese yüzünü gösteremezdi. Bu yüzden yüzünü gizlemişti.

İlk önce haberleri alması gerekiyordu. Yani her şeyi bilen bir yere gitmeliydi.

Mesela buraya ilk geldiğinde Börü'yle gittikleri yer gibi.

Olga'nın yeri.

Yüzünü gizlemeye devam ederken o tarafa doğru yönelmişti. Kaç saattir yoldaydı emin değildi ama bir kez olsun bile durmamıştı.

Sonunda istediği yer gözüktü.

Yüzünü iyice kapatarak içeri girerken garip kişilere alışmış canlılar dönüp ona bakmadı. Alkar hızlıca sandalyelerden birine kurulurken hemen bilgiye ulaşma niyetindeydi.

Bu altı günde tam olarak ne olmuştu?

Olga her zamanki gibi yeni gelen müşteriye doğru adımladı. Kocaman gülümseyerek, "Hoşgeldiniz!" dedi. "Ne içmek istersiniz?"

Alkar ilk önce sadece masaya bakarak cevap vermedi ama sonunda derin bir nefes alarak belini dikleştirdi. "Olga." dedi sadece onun duyabileceği bir sesle. Olga duyduğu sesle ilk önce duraksadı. Karşısındakinin yüzünü hala görmemişti.

Olga elini çenesine koyup hafifçe kaşıdı. "Sesiniz." dedi düşünceli bir sesle. "Bir yerden tanıdık geliyor ama..."

Alkar derin bir nefes aldı ve kafasını sadece onun görebileceği bir şekilde kaldırırken, "Olga." dedi. Olga onun yüzüne baktı ve suratı şokla çarpıldı. Sesi hafifçe yükselirken, "Sen-" dedi ama Alkar ani bir hareketle onu susturdu. "Evet, öldüm." dedi. "Ama şuan konumuz bu değil. Birkaç bilgiye ihtiyacım var ve tek umudum sensin."

Olga hala şokla onun yüzüne bakarken etraftaki müşterilerden birkaçı oraya baktı. Olga hemen toparlanmalıydı yoksa Alkar açığa çıkacaktı. Neyse ki Olga mantıklı bir kadındı bu yüzden yüzünü hızlıca toparlayabildi ama gözleri kendisini açığa veriyordu. O korkmuştu.

"Sen-" dedi derince yutkunurken. "Ölmüş olmalısın." Alkar sadece başını salladı. "Biliyorum bu biraz garip ama şuan konumuz bu değil." Olga ona inanamayan gözlerle baktı. Ölü olması gereken biri şuan karşısında oturuyordu. Bu imkansızdı!

"Ben..." dedi Alkar kelimeleri bir araya getirmeye çalışırken. "Naısl kurtulduğumu veya nasıl hala yaşayabildiğimi sorma. Sadece. Son altı günde ne oldu ve Börü nerede? Bu cevapları bana vermeni umuyorum."

Olga derin bir nefes alırken gözlerini kaçırdı. Bu mekan her zaman ağzına kadar dolu olurdu ama bu günlerde pek iş yapamıyor gibiydi. Çok da dolu sayılmazdı. Olga saçını kulağının arkasına sokarken sanki normal bir müşteriyle konuşuyormuş gibi yapmaya başladı. "Çok şey oldu." dedi fısıldarcasına. Eline aldığı bir bardağı temizlemeye başladı.

"Sen görmedin ama bir ordu daha geldi. Şey... Efendi Sauren'in."

Alkar'ın kaşları havaya kalktı. "Efendi Sauren? Efsanelerdeki kardeşinin ölümünden sonra kaçan herif?" Olga kafasını onaylar anlamda salladı ve elini alnına koyarak birkaç saniye boyunca gözü kapalı durdu. Alkar onun yüzünü inceleyince baya çökmüş olduğunu gördü.

"Relian denen biri onun çocuğu çıktı. Sonra babası ile beraber geldi. Oplan... O zaten senin ölümünden sonra baya kafayı sıyırmıştı. Sinirden kuduruyordu. Sauren de gelince artık onu tutacak birileri kalmadı. Sauren'in ordusu ve Oplan'ın ordusu savaşmaya başladı. Çok kötüydü Alkar..."

Ona dikkatle bakarken hüzünlü gözlerle konuşmasına devam etti. "Hypoiron en iyi okullardan biri olarak görülürdü ama bir günde her şey yerle bir oldu resmen. Öğrencilerin karışmaması gerekirdi ama bazıları taraf tuttu ve işe öğrencilerin bir kısmı da girdi. Her yerde savaş vardı. Buraya kadar geldi." Olga Alkar'ın fark etmediği bir yeri gösterdi. "Görüyor musun şu kırığı?" Kocaman bir yarık bulunan yere Alkar dikkatle baktı. "İşte savaşın artçılarından biri de bu."

Alkar parmaklarını masaya vururken, "Peki ki kazandı?" diye sordu. Cevabı merak ediyordu. Eğer Sauren kazanmışsa her şey daha mı iyi olurdu? Ya Oplan kazandıysa? Alkar şuan hiçbir şeyden emin olamıyordu.

Olga kafası dik bir şekilde ona baktı ve, "Sauren." dedi. Alkar mutlu olup olmamak arasında gitti. Oplan... "Oplan'ı kötü bir şekilde öldürdü ama sanki Sauren pek de efsanelerdeki gibi değil... Umarım Oplan'dan farklı olur."

Alkar istemsizce, "Beterin de beteri vardır." dedi. Olga omuzlarını düşürerek etrafı gözetledi. "Umarım Oplan'dan bile kötü biri değildir. Ben... Burayı kapatmak zorunda bile kalabilirim ve bu bizim aile yerimiz. Yüzlerce yıldır var."

Alkar onu anlayamazdı. O yüzden bir şey demedi ve asıl sorusunu sordu. "Peki..." dedi kalbi kasılırken. Börü'yü birine sorabilmenin bu kadar zor olacağını bilmiyordu. Cidden, alacağı cevaptan ürküyordu.

"Börü nerede biliyor musun Olga?"

Olga'nın bardağı silen eli duraksadı. Gözlerini tertemiz olan bardağa dikmişken Alkar'a bakmayı reddetti. Börü ölmüş olabilir miydi?

Alkar yine de ısrarla cevabı bekledi. Bekledi bekledi ama kız konuşmayınca topladığı bütün sinirle masayı yumrukladı. Birkaç tane bardak bununla sarsılıp yere düşerken, "Cevap versene!" dedi. Olga ani hareketle irkilirken daldığı yerden çıktı.

Alkar'ın ani hareketiyle bütün bakışlar ikiliye döndü. Olga etrafa birkaç tane gülücük saçıp sorun yok imajı vermeye çalıştı. Sonra Alkar'a döndü. "Ölmedi." dedi bir nefes bırakırken.

Alkar'ın kalbindeki yük kaldı. Ruh yaratığı hala yaşıyordu. İçeri tıktığı heyecanıyla, "Nerede peki?" dedi. Onu bulmalı ve Turan Yedilisini aramaya gitmeleri gerekiyordu. Olga gözlerini kaçırdı ve, "Gitti." dedi.

Alkar'ın yüzü değişti. "Ne demek gitti?"

Olga saçını sağ omzuna aldı. Alkar hala onun gözlerine bakmaya çalışırken, "Bildiğin gitti." dedi. "Kimseye haber vermeden tamamen plansızca bilmediği yerlere gitti. Bir rotası bile yokken."

Alkar gözlerini birkaç kez kırpıştırırken, "Eski evine gitmiş olmasın? Birkaç ipucu da vermiş olabilir... Belki de vatanına dönmek istemiştir? Bir şey demedi mi?"

Olga başını sağa sola, bir kez salladı. "Tek istediği bilinmeyen bir yere gitmekmiş." dedi derin bir nefes bırakırken. "Son içkisini burada içti."

Alkar bir şey diyemedi. Yani... O çoktan bilinmeyen bir yolculuğa çıkmıştı. Alkar'ın elinde herhangi bir ipucu yoktu. Yani bu sonsuz alemde onu bulması... imkansız mıydı?

Zamanı da yoktu. Hemen yola çıkmalı ve Turan yedilisini bulmalıydı. O zaman Börü'yü son kez savaşmak için onu geride bırakırken mi görmüştü?

Cidden, bu iş sinirini iyice bozmaya başlamıştı.

Ayaklandı. Ani hareketiyle Olga ona baktı. "Nereye?" diye sesini yükseltmiş Alkar gitmek için arkasını döndüğünde. Alkar ona bakmadı ama cevabını verdi. "Yapmam gerekenler var." dedi soğuk bir sesle. "Galiba kısa bir süreliğine onunla yollarımız ayrıldı."

Ses tonunu duyan arkadaşından değil de sadece hayatındaki önemsiz birinden bahsettiğini sanardı. Olga da böyle düşünmüştü. Bir anda mekanından çıkan Alkar'ın arkasından bakarken, "O kadar da iyi değilmiş araları demek..." dedi kendi içinden. "Bende derin bir bağ var sanardım. Yanılmışım."

Oysa Alkar içinden onunla eninde sonunda yeniden karşılaşacaklarını hissetmişti. Kader denen kavram gerçekten garipti. Alkar kadere inanmazdı ama böyle durumlarda inanası geliyordu.

Hypoiron'a yaklaşmadı bile. Okulu teğet geçti. İlerlemeye devam etti. Hypoiron'a bağlı gezegenleri, mekanları teğet geçti. Birkaç tanıdık yüz bile gördü.

Devam etti... Gitti, gitti ve gitti.

Sonunda büyük bir olay yaşadığı sistemden çıktı. Hypoiron arkada kaldı. Alkar sadece önüne baktı. Bir kez bile arkasına bakmadı. Doğru olan buydu.

Eğer varsa kader denen şeyde onunla karşılaşması, eninde sonunda birbirlerini bulurlardı. Alkar bundan emindi.

Şuan tek yapması gereken şey güçlenmeli ve orayı bulmalıydı. İlk aleme geçmeden önce lekeye bir çözüm bulmalıydı. O şey her güç kullandığında canını ölümüne yakarken ve fazla güç kullanmasını engellerken koca orduya savaşamazdı.

Bu yüzden ihtiyacı olan şey bir doktordu...

Ya da eski adıyla bir simyacı.

Her bir boku bilen bir simyacı.

Kalbi yeni bir şey bulmuş çocuk gibi hızlanırken gövdesindeki lekeyi ve boğazındaki vezir dövmesini düşündü. Asıl olaylara geçmeden hazırlığını tamamlamalıydı.

Vezir dövmesine layık olmak için çok ama çok çalışmalıydı. 

Kafasında bir liste oluşturdu.

Listenin ilk maddesi ise;

"Leke olayını kısa süreli de olsa bir çözüm bul."du.

Ve Alkar karar verdiği şeyin peşini asla bırakmazdı. Ne olursa olsun.

Eh, belki de içindeki tamamen baskılamış olduğu tarafını serbest bırakma zamanı gelmişti, değil mi? Artık yalnızdı. Yani... etraftaki canavarlara karşı tek başınaydı.

Gözlerini ileri dikmişken bile etrafını hissedebiliyordu. 

İfadesiz yüzünde hiçbir ifade yoktu. Ama sonra... gülümsedi. Çok hafifçe. Belki de artık kendisini serbest bırakmalıydı. Evet, yem olmaya niyeti yoktu. Eğer yem o değilse... Onun etrafındakiler bu rolü almalıydı.

Yalnızlığını iyi değerlendireceği kesindi.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 953

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 898

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 740

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 705

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 583

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 517

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 491

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 478

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 433

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 423

Popüler Orjinal Seriler

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 191

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 187

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 156

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 152

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 135

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 129

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 81

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 69

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 53

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 52

Site İstatistikleri

  • 8331 Üye Sayısı
  • 197 Seri Sayısı
  • 12939 Bölüm Sayısı


creator
manga tr