"Beyin bir paraşüt gibidir, sadece açık olduğunda iyi çalışır." #James Dewar

DİPTEN EN TEPEYE - 118. Bölüm: Vezir


"Bunu açıklasanız iyi edersiniz." diye mırıldanan Roald kollarını göğsünde birleştirip tek kaşını kaldırmıştı. Önündeki kişinin kim olduğu ya da ne kadar önemli biri olduğu önemli değildi onun için. 

"Sakin olun." diye mırıldanan adam kendisine yöneltilmiş kötü aurayı anlamıştı. Karşısındaki elemanlar gizemden bıkmıştı ve artık gerekli şeyleri öğrenip yollarına devam etmek istiyorlardı.

Adam onları anlıyordu. Karşısına böyle onlarca grup gelmişti. Hepsinin tepkileri de birbirine benzerdi. Öfkeli, çaresiz, nefret dolu...

Eninde sonunda anlayacaklardı. Bizzat Tanrı'nın gücü tarafından bir şans verilmesinin ne kadar harika bir şey olduğunu anlayacaklardı...

"Ne demek sakin olun?!" dedi Mana elini masaya vururken. "Biz öldük ulan ve saçma sapan bir şekilde burada senin deli saçma hikayelerini dinliyoruz!"

Ellerini hışımla saçlarına geçiren Mana kafasını iki yana sallarken, "8. alem mi?!" dedi. "Hadi ama geliyorsa bile bizim gibi güçsüz böcekten farksız canlılar ne bok yapabilir? Tanrı'nın gücü mü seçti bizi?"

Burnundan derin bir soluk bırakırken bir adım attı kendisine ifadesizce bakan adama doğru. "Neden biz?"

Adam ilk başta boş boş onlara bakabildi. Sorularını anlıyor ama cevaplaması için gerekli süre ve ortam verilmiyordu. İyi yanı şuana kadar hiçbiri ona öldürmek için bir hamle yapmamıştı. Bazen birkaç kişi kendisini öldürmeye çalışırdı ve bu pek de eğlenceli sayılmazdı. Seçilmişleri öldüremezdi çünkü bu aykırı bir hareketti.

Eğer seçilmişlerden birini öldürürsen bunun geleceğe nasıl yansıyacağından emin değildi. Neyse ki sakin olabildiği için seçilmişti. Şuan onlara bakarken sakin durabilmesi bunun en büyük kanıtıydı.

Yapması gereken şey... örnekler vererek açıklamak sonra kıçlarını tekmelemekti. Son grup onlardı. Sonra bütün görevi sadece izlemekti. Tanrı'nın gücü diğer alemlerde olduğu gibi şaşmazdı. Bütün gruplardan bir tanesi 8. alemin oluşumunda yardımcı olmaya hak kazanacaktı. Bunun sonucunda ruhları 8. alemin içinde uzun zaman boyunca hapis kalıp yok olmanın eşiğine gelse bile.

Ama hadi ama! Zaten birden fazla grup olmasının nedeni sonuna kadar birlik içinde olup bunu hak ettiğini göstermek değil miydi? Yapmaları gereken tek şey o kadar grup arasından sağ çıkmak ve hak kazanmaktı.

Tanrı'nın gücü asla işini şansa bırakmazdı. Birden fazla grubun olmasının nedeni de buydu zaten. Diğer alemler oluşurken de birçok grup seçilmişti. Ve kendisi olanları ilk elden izlemişti. Neler olacağını az çok biliyordu.

Bir grup birinci olur, 8. alemin oluşumuna katılır, eğer çok güçlülerse belki milyonlarca yıl sonra 8. alemden kopup oranın yöneticisi konumuna erişebilirlerdi. Tabi onlar artık eskisi gibi olmazdı. Tamamen bir alemin içinde olup bitenleri izleyebilecek, hissedebileceklerdi. Resmen 8. alemin efendisi olacaklardı ama bedel büyüktü tabi.

Ayrıca ne olursa olsun her zaman onlar tarafından izleneceklerdi. Tabi bunun için seçilmeleri, 8. alemin en zararsız şekilde oluşumuna yardım etmeleri ve milyonlarca yıl boyunca tamamen yok olmamaları gerekiyordu.

Neyse ki diğer alemlerin oluşumuna yardım eden gruplar bunu becerebilmişti. Şuan bazıları gayet rahat biçimde değişik yaşamlarını sürdürüyorlardı. Kontrol altında elbette. Neyse ki onların da güçleri sınırlıydı. Tamamen bir alemi kontrol edebilmek imkansızdı. Hatta bir alemi kontrol edebilmek imkansızdı. Bu kontrol değil de... bağ kurabilmek gibi bir şeydi.

Doğrudan bir alemle bağ kurabilmek. İşte buydu. Grupların yaptığı şey o acayip şeyle bağ kurup alem olana kadar zararsız hale gelmesini sağlamaktı. Yani, olabildiğince. Eninde sonunda gardiyanlar o duvarı örüyordu.

Sonra alem içinde yaşam oluşuyordu. Bu kadar. Kolay işti.

"Neden mi siz?" diye sordu adam gözlerini duvara dikerken. Neden mi onlar? Kendisi seçmiyordu ki. Tanrı'nın gücü seçiyordu. Nereden bilebilirdi?

"Ben seçmiyorum." dedi bu sefer nefesini bıkkınca dışarı verirken. "Sadece birbirlerini her açıdan tamamlayacak kişilerin seçildiğini biliyorum."

Herkes bir an adamın dediğini düşündü. Garon bir adım ileri doğru gelirken, "Peki neden kız yok grupta?" diye sordu. Şuan sorulabilecek en saçma sorulardan biri olsa da sorulması gereken sorulardan biriydi.

"Ah..." dedi adam sanki yeni fark ediyormuş gibi onlara bakarken. "Bunu ben de bilmiyorum. Diğer gruplarda en az bir tane vardı oysa..."

Garon, "Şansıma edeyim." derken elleriyle sandalyeye vurmuştu. Bu kadar büyütülecek ne vardı?

Roald, "Ah lanet..." derken Garon'a durmasını gerektiğini fısıldamıştı. Garon ben suçsuzum dercesine ellerini kaldırdı ve geriye doğru adımladı. Bu sefer farklı bir soruyla geldi Roald. "Peki bu grupların amacı nedir?"

Adam sonunda cevaplayabileceği bir soru aldığı için sevindi. "Aranızdaki en iyi ve ilişkisi en sağlam grubu seçmek. Sonra 8. alemin oluşumunda yardım etmek üzere kabul edileceksiniz. En azından Tanrı'nın gücüne kanıtlamış olacaksınız ve gerekli şeyleri aldıktan sonra tüm ruhunuzla onunla bütünleşeceksiniz. Her şey çok geç olmadan."

Kendisine anlamsızca bakan gençler pek de memnun değil gibiydi. Aldığı tepkilere alışkın adam takmadan devam etti. "Tabi ilk önce diğer gruplarla karşılaşacaksınız. Bunu nasıl yapacağınızı söylemeyeceğim yakında anlarsınız zaten. Sonra... çabalayın işte."

Vitale onu sonuna kadar dinledikten sonra dudağını ıslatıp soru sormak için kendisini hazırladı. "Peki." dedi meraklı bir sesle. "Başaramayanlar?"

Elini diğer eliyle ovuşturan adam hiçmiş gibi, "Zaten son kalan sağ kalan oluyor genelde." dedi. Emest, "Lanet olası bir ölüm oyununun içine mi düştük yani?!" derken cidden buradan giymek istiyor gibiydi.

"Bu resmen hayatla oynamak." dedi Alvar açıklamak istercesine. "İsteğimiz alınmadan bizi buraya süremezsiniz. Bunu istemiyoruz." Adam alayla güldü Alvar'a bakarak. "Genç adam zaten sana bir hak verilmedi. Seçen kişi Tanrı'nın gücü. Bir nevi tanrı. Ona karşı mı geleceksin?"

Alkar suskunluğunu bozarken içindeki bütün öfkeyi sesine yansıtmıştı. "Tanrı bizimle oynuyor. Çok mu sıkılmış yoksa? Hadi ama! O Tanrı! İstese her şeyi çözer. Şu saçma sapan birden beliren ve alem olan şeyi mi çözemeyecekmiş?"

Herkesin kulağına mantıklı gelen cümlelerle itirazlar arttı. Adam yüzünü buruştururken bu duruma çok rastlamadığından olsa gerek garipçe onlara bakmıştı. Sonunda, "Öyleyse ne olmuş!" diye bağırdı. "O Tanrı! Bir nevi seni hayata getiren şey! Ona karşı gelme hakkınız mı var?!"

Mana sandalyeyi yere devirirken, "Böyle işi sikeyim!" dedi. Herkes bu oyunu istemezken adam sadece bundan kurtulmanın imkansız olduğunu ve ayak uydurmaları gerektiğini söylüyordu.

Garon, "Ben bunca yıl bunun için mi yaşadım yani?" derken kollarını masaya koyup gözlerini hırsla yummuştu. Herkes bunun bir şaka olmasını umarken Alkar içten içe bundan kurtulmanın imkansız olduğunu anlamıştı.

Herkesin dağılmış halini kenardan süzdü. Kendisine kıyasla herkes tepkisini gayet iyi bir şekilde yansıtabiliyordu ama Alkar sadece kenara çekilmiş, izliyordu. Neden?

Arkadaşlarına bakarken bir an gözü o adamla keşişti. Birkaç saniye gözlerinin içlerine bakarlarken Alkar kendisini rahatsız hissetti. Artık emindi. Her nedense adam ondan hoşlanmıyordu ve diğerlerine baktığından daha farklı bakıyordu.

Ne kadar sürdü emin değildi ama sonunda herkes farklı köşelere dağılsalar da dinlemeye hazır hale gelmişlerdi.

"Tamam." dedi Roald ciddiyetle adama bakarak. "Seçildik diyelim. İlk sorum şu; Neden farklı alemlerden?"

Adam Roald'ın sorusunu takdir edermiş gibi bir ifade takındı. "Her alem yeni oluşan alemin yıkımını paylaşır." dedi gözlerini kısarak ona bakarken. "Siz kendi aleminizin temsilcisiniz. Eğer 9. alem oluşursa sekizinci alemden de biri seçilecek." 

Roald başını anladığını belirten bir şekilde salladı. "Peki hepimiz neden insanız? Bir canavar veya ruh yaratığı olan yok aramızda."

Adam bir an duraksadı. Yüzünde garip bir gülümseme oluşurken onları dinleyen kişiler de hafifçe doğruldular yerlerinden.

"Buna cevap veremem." dedi. "Sadece insan olması gerek diye bir kural yok. Bunu bilin."

Bu da ne demekti? Yoksa içlerinden biri insan değil miydi?

"Lanet olsun." diye mırıldanan Alvar kafasını duvara dayadı. Sanki çarpa çarpa öldürmek istiyordu kendisini.

"Ona da peki." de Roald herhangi bir yorumda bulunmazken. "Peki biz öldük. Geri dirilecek miyiz? Dirileceksek nerede ve arada ne kadar zaman geçti?"

"Öldüğünüz yerlere yakın bir yerde dirilecekseniz ve..." Düşünceyle başını kaşıdı bir süre. "Galiba sadece üç hafta geçti. Yani senin ölümünden. En sonuncunun kişinin ölümünden ise sadece altı gün." Cümleyi kurarken kesinlikle Alkar'a bakmamıştı. Onu es geçmişti hatta.

Alkar artık cidden bu adamın kendisiyle ne tür bir derdi olduğunu merak ediyordu.

"Üç haftada kim bilir neler oldu?" diye mırıldanan Roald en kötü senaryodan korkuyordu. Vitale onun yanına giderken, "Dirildiğin an saldırmazsın umarım." dedi. Roald ona bakmazken, "Saçmalık yapma." diye diretti Vitale.

Roald adamın varlığını bir an için unuturken, "Bir şeyler yapmalıyım." dedi. Vitale histerikçe güldü ve, "Sana yardım edecek kimse yok." dedi. Kimse ona yardım etmez hatta onu suçlarlardı. Roald bunu bilse de kararlı gibiydi.

Emest onun yanına gidip, "Ölmek mi istiyorsun?" dedi. "Üzgünüm ama şuan sana ihtiyacımız varken olmaz." Roald, "Ölmeyeceğim." dese de bu işe girişmeyeceğini söylememişti.

Küçük çaplı tartışma çıktı. Alkar sadece olanları kenardan izlerken gruptan bir kişinin eksilirse her şeyin son bulacağını düşünüyordu.

"Bana bak." dedi Vitale resmen onun yakasına yapışırken. "Eğer burada bize söz verip gidip orada kafanın dikine gidersen..." Sonra aklına gelen şeyle güldü. "Dediğime bak. Öyle yapacaksın zaten."

Herkes Roald'a dik dik baktı ama Roald düşüncesinden vazgeçmedi. Alkar arkada durmaya devam ederken sesini çıkarma zahmetine girdi. "O zaman..." dedi bir hiçmiş gibi. "Biz de yardıma gideriz."

Adam da dahil bütün bakışlar ona döndü. "Ne?" dedi Garon onun sonunda kafayı sıyırdığını düşünürken. "Başka bir aleme mi gideceğiz?" Herkese saçma gelse gerek güldüler ama tek gülmeyen kişi o gizemli herifti. Dik dik Alkar'A bakıyordu. Alkar sadece bir an bakışlarına karşılık verdi ve sözlerine devam etti.

"Turan yedilisi..." dedi sonra düzeltme gereği duydu. "Yani amenta... O seçmiyor muydu diğer aleme gidecek kişileri. Onun bizi bulmasını sağlarız ya da biz buluruz ve gitmek için izni alırız sonra bum! İlk alemdeyiz. Roald'ın bulunduğu alemde."

Bu delice fikir cidden Alkar'dan mı çıkmıştı? "Hadi ama!" dedi en sonunda Mana sinirle. "Hadi becerdin diyelim!" Bunun mümkün olmadığını düşünen bir yüz ifadesi yaptı. "Ama burada bir alemden bahsediyoruz! Sonsuz oğlum o! Bizi Roald'ın imparatorluğuna bırakacak değil ya! Taksi mi bu?" 

Alkar omuz silkti. "Ondan istersek yapar bence." derken hala önemsizmiş gibi konuşması bazılarının başına ağrı girmesine neden oldu.

Anından itirazlar gelirken Vitale, "Bu mümkün değil!" dedi. Alkar bu cümleleri saçma bulurken, "O zaman bunu adama sorun!" dedi arkada sessizce onları izleyen adamı gösterirken. "Eminim o biliyordur. O zaman anlarız mümkün müdür değil midir?"

Herkes bakışlarını adam çevirdi. Adam hala ifadesizce Alkar'a bakmayı sürdürüyordu. Alkar da karşılık verdi. Sonunda adam kafasını bir kere salladı. Onaylar anlamda.

Alkar, "İşte plan. Kendi intikamınızı bir haftada alın sonra Turan yedilisini bulup Roald'ın alemine girin. En sonunda ondan Roald'ın imparatorluğuna bırakmasını istemeyi unutmayın ve kocaman bir imparatorluk savaşına katılın."

Delice bir plandı ama ellerindeki tek plan buydu. Ahmak adam illaki başını belaya açacaktı ve bu onların belki de sonu olurdu.

"Harika." dedi adam da alakası olmayan konuşma bitince. "Saçma işleriniz bitmiştir umarım?" derken sesinde dalga vardı. Sanki, 'Sanki turan yedilisini bulabilirsiniz de...' der gibiydi.

Kimse ona bir şey diyemedi.

O adam tam olarak kimdi daha onu bilmiyorlardı ama adamın cevaplamayacağı aşikardı. Sonunda adam ellerini çırptı ve aralarında yürümeye başladı.

"Artık geri dönme zamanınız geldi." derken sesinde farklı bir tını vardı. Son kez elini çırptı. Küçük bir ışık hüzmesi parladı, yediye bölündü ve herkesin farklı bir vücut bölmesine girdi.

Alkar'ın çene altı yani tam boğazına giren ışık hüzmesi o kadar canını yaktı ki bağıramadı bile. Sonra yavaşça vücutları yok olmaya başladı.

Geri dönüyorlardı. En azından yok olma sırası vardı. İlk ölen ilk gidendi.

Herkes tek tek giderken adam ilk defa garip bir şey yaptı. Yavaş adımlarla Alkar'a yaklaşırken kalan kişiler onlara tereddütlü bir bakış attı ama maalesef bir şey diyemeden gittiler.

Alkar da yeni yeni yok olmaya başlarken adam onun tam dibine geldi ve gözlerinin içine bakarken söyledi ne söylemek istiyorsa.

"Senden hoşlanmadığımı anlamışsındır. Nedenini söyleyeceğim. Her ne kadar bunu istemezsem de seni bir nevi dışlamamın nedeni..." Alkar'ın bütün bacakları ve gövdesinin yarısı yok oldu. Adamın gözleri değişip asıl halini alırken Alkar nefesini tuttu. "...Tanrı'nın gücünün ilk defa bir ölümlüyü seçmesindendir."

Alkar bir şey diyemeden yok oldu.

Sonra gerçek hayatta yavaşça var oldu. Gözünü açana kadar sadece karanlıktı. Açtığı yer ise çok da uzak değildi ama yakın da değildi.

Şuan bunu düşünemezdi çünkü. Hayata gelmişti ama önemli olan boğazındaki acıydı. Acıdan bağırırken neden hep acı çektiğini sorguladı. Hangi gezegendeydi emin değildi ama bir su kenarındaydı. Oraya süründü ve suyu boğazına serpiştirdi.

Boğazında yanma azalmak yerine arttı ve Alkar bir süre uzanmak zorunda kaldı. Kendine gelince ilk işi boğazına bakmak oldu.

Tamam, bu cidden garipti.

Çok çok uzun zaman önce... bir kitap okumuştu. Kitapta garip bir oyunu anlatıyordu. Nasıl oynanacağını, hamleleri... Alkar o oyunu oynamak istemişti ama ne o oyunu bilen vardı etrafında ne de oyunun kendisi. Oyunun adı satrançtı.

Oyunda belli başlı taşlar vardı. Piyon, vezir, fil, kale, at, şah... Onların görevlerini bilmek Alkar'ın oynama isteğini körükleyen şeylerden biriydi.

Peki şuan boğazında neden... vezirin amblemi vardı?

Herkes kendi dövmelerine bakarken ne özellikleri olduğundan bir haberlerdi. Onlardan başkalarının da olduğunu kavrayamayan beyinleri zamanı gelince çıkacak katliamdan habersizce acılarını dindirmeye çalışıyorlardı.

İlk işaret Alkar'ın seviyeci olmasıydı. İkinci işaret herkesin yok olmasıydı. Üçüncü işaret ise onların damgalarıydı.

Dördüncüsü ne olacaktı ve o olunca neler değişecekti?

Hayatları daha ne kadar değişebilirdi ki?

Diğerleri bilemese de Alkar biliyordu.

Cidden bir oyunun içine düşmüşlerdi. Eliyle vezir dövmesine bir kez daha dokunurken neden vezir olduğunu anlayamadı.

Gelecek her şeyin cevabıydı.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1216

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1052

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 871

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 812

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 688

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 642

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 625

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 598

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 545

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 517

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 342

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 204

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 191

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 178

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 138

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 114

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 96

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 14760 Üye Sayısı
  • 449 Seri Sayısı
  • 19429 Bölüm Sayısı


creator
manga tr