Lafla pilav pişerse deniz kadar yağı benden. #Atasözü

DİPTEN EN TEPEYE - 116. Bölüm: Tanrı Söylese Bile...


 

"Yukarıdaki ışık kaynağı nedir bence ondan başlayalım." diye mırıldanan Alvar garipçe yukarıya bakıyordu. Bazıları ona uyarak yukarı bakmaya başladı. 

Bir araya toplanıp çıkış yolu bulmak için tartışmak istemişlerdi ama büyük bir sorunları vardı.

Ellerinde tartışacak bir şey yoktu. Bir tek yukarıdaki ışık kaynağı hariç. Ona da ulaşamıyorlardı. Baya yukarıdaydı ve oraya çıkmaları imkansızdı.

"Işık yayıyorsa bence soba." diyen Garon gözlerini devirmişti. "Buraya bizi ne getirdiyse karanlıkta kalmamızı istememiş işte neyini tartışalım?"

Alvar ona aşağılayıcı bir bakış atarken, "Elimizde başka bir şey varmış gibi konuşuyorsun Garon." dedi Haklılık payı olan cümleye somurtan Garon cevap verememişti.

"Ondan önce." diye atladı ortaya Emest. "Bir tek sen nasıl öldün bilmiyoruz? Açıklasan artık." derken ona meraklı bir bakış atmıştı. 

Roald omuzlarından biraz daha uzun saçların ördüğü için omzuna atmıştı. Herhalde asillerde uzun saç takıntısı falan vardı. Bu yüzden birkaç dalgacı cümleye maruz kalmış olabilirdi ama bir bakışı susturmaya yetiyordu karşındakini.

Zaten dalga geçen kişi belliydi. Pek de ciddiye alınacak tip değildi.

Roald ilk önce gözlerini kaçırsa da saklamanın bir anlamı olmayacağına karar vermiş olacak ki derin bir nefes verdi konuşmaya başlamadan önce. "Haklıydınız." derken gözlerindeki ifade soğumuş, karşısında biri olsa donacak duruma getirecek kadar korkunç bir hal almıştı.

"O kız ihanet etti. Koskoca imparatorluklar arası savaş çıkacak duruma geldi ama arkadan sinsice vurdular bizi. Sonra o..." Yutkundu derince. Aklına doluşan anı her ne içeriyorsa berbat olmalıydı. "Gözümün önünde babamın ölmesini sağladı. Sonra ise beni zaten zehirlediği için babamın ölümünü izlememi sağladı."

Aslında bu diğerlerine göre daha iyi bir ölüm görünse de bir kez daha iyi düşününce kesinlikle farklıydı.

Roald ciddi anlamda büyük bir imparatorluğun prensiydi. Bu tür büyüklükte ve güçte olan imparatorluğun onun gücüne yakın bir imparatorlukla savaşması demek birçok karadeliğin ilgisini çekmesi ve galaksinin yok olabilmesi anlamına geliyordu.

Roald'ın anlattığına göre gezegenleri her ne kadar yüzden biraz daha fazla olsa da bir imparatorluk sadece o gezegenlerden oluşmazdı. Dost gezegenler, küçük krallıkcıklar ve neredeyse gezegen büyüklüğünde gök taşları da o krallığa ait olurdu. Bu kadar çok seçenekli imparatorlukta her yıl kaç tane canavarın yetiştiğini tahmin edebiliyor musunuz?

Bir tanesi bile hiç zorluk çekmeden gezegeni parçalarken bunlardan bir ordu düşünün ve düşman ordusu da aynı buna benzer.

Onların savaştığı alandan çıkacak enerjinin büyüklüğü sadece orayı değil bütün galaksiyi etkilerdi ve daha önce de bahsettiğimiz gibi yok edicilerin yani kara deliklerin ilgisini çekerdi. Tabi yakında hareket edenlerden bir tanesi varsa...

Şanslılarsa oralarda bir yerde kara delik yoktur yoksa iki imparatorlukta kazanamazdı. Sonlarını bir yok edici getirirdi.

Yok edicilerin güçleri her zaman ama her zaman Alkar'ı tedirgin ederdi. İstediğin kadar güçlü ol ama ona biraz bile zarar veremiyordun. Sonuçta o enerjini emiyor ve yok ediyordu.

"Yani baştan beri plan seni baştan çıkarıp içten çökertmekti." diye mırıldandı Vitale bağdaş kurmuş bir halde ona bakarken.

"Sorun orada." dedi Roald ciddi gözlerle ona bakarken. "Asıl planı karşı imparatorluk kurmamıştı. Biliyorsunuz ben üçüncü prenstim. Benden önce iki tane daha abim var ve ikinci olan kraliçeden değil de başkasından."

Mana gözlerini devirirken, "Aman ne garip hikaye." diye homurdandı. Emest onu dürtüp, "Bu ciddi bir olay." diye sessizce fısıldadı ama herkes duymuştu bile. Roald yumruklarını sıksa da bir şey demedi. "İşte o bizden nefret ederdi ama bu kadarını biz bile beklemiyorduk. Sadece... ondan ve o kızdan intikamımı almam gerek." Elini kalbine koyarken hırsla yere baktı. "Bir bakıma bu benim suçum. Şimdiye kadar birçok kişi, masum ölmüştür bile. Ben... yapmam gereken şeyler var."

Alkar içinden, "Herkesin var." diye mırıldandı. Aynı zamanda istemsizce omuz silkmişti. Cidden her ne kadar klişe olsa bile Alkar o tür bir savaşı görmek isterdi. O savaşlar her zaman efsanelere konu olurdu. Efsanelere konu olacak kadar büyük bir savaşa dahil olmayı kim istemezdi ki?

"Dahil olsan bile..." diye lafa girdi Alvar. Gözlerini altındaki morlukları ovarken, "Tek başına bir şey yapamazsın ayrıca herkes senden nefret ediyor olmalı."

Roald utançla gözlerini yere dikti. Bir sevda uğruna imparatorluğunu bir nevi batırmıştı. Ama Alkar yolun başından bunu fark ettiği için memnundu. Belki de ilk başta hoşlantıydı sadece. Ya aşık olsaydı? Bunu kabul edemeyip intihar edebilirdi.

"Güzel güzel hadi konumuza dönelim." diye homurdanan Mana bıkmış gibiydi. Neyse ki bu sefer haklıydı. Bunları tartışacaklarına şu anki durumu tartışmaları daha iyi olurdu.

"Peki ilk önce harbiden şu ışığa ulaşmaya ne dersiniz?" Cümlenin sahibi olan Vitale gözlerini kısarak mesafeyi ölçüyor gibiydi.

"Nasıl?" diye mırıldandı Mana ciddiyetle ona bakarken. "Odhue'yi kullanamıyoruz." diye devam etti. Vitale gözlerini ışık kaynağından çekmeden, "Belki de burada odhue yoktur." dedi. Ona garipçe bakan arkadaşlarına bakarken, "Ne?" dedi. "Sadece bir teori."

"Ahh!" dedi Garon ağrıyan başını ovarken. Ölüyken bile başının ağrıması ona çok saçma geliyordu. "Lütfen daha az teori! Beynim akacak kulaklarımdan yakında!"

Emest yanında oturan kızılı takmadan, "Omuz omuza çıksak belki ulaşırız." dedi. Herkes ona bir saniye düşünceyle baktı ve herkes aynı anda, "Hayır."

"Mantıksız."

"Tam bir malsın."

"Ulaşamayız."

"Git az ötede yaşa. Ne diye dibime oturdun lan?"

"İşe yaramaz."

Gibi cevaplar aldı. Işık kaynağı harbiden yüksekteydi ve herkes bir nevi sırık da olsa ulaşabilecekleri yerde değildi.

Emest burnunu kırıştırarak onlara baktı ve, "Yine benim planıma döneceksiniz." diye inançlı bir şekilde söylendi. Hayır, bu çok utanç verici olurdu bunun yerine oradaki herkes bu durumda kalmayı yeğlerdi.

"Neden böyle bir yer?" diye homurdandı Garon geriye bakış atarken. O ışık sadece bulundukları bölgeyi ve birkaç yüz metre ilerisine kadar aydınlatıyordu diğer yerler muhtemelen karanlıktı. Bir ara ilk geldiğinde uzaklaşmayı denemişti hatta uzaklaşabilmişti ama ışıktan uzaklaşmak onu rahatsız etmişti. 

Karanlık ve yalnızlığın birleşimi korkunçtu.

"Rahatsız edici." diye onayladı onu Emest geriye bir bakış atarken. Gücü olsa bu kadar rahatsız olmazdı ama bir canavar çıksa direnemezlerdi bile.

"Şeye benziyor." diye mırıldandı Garon aklına gelen şeyle. Vitale'ye bir bakış atarken, "Hani senin mesleğindeki odalar!"

Vitale ona garip bir bakış attı. "Ne?" derken odaların ne anlama geldiğini anlamamıştı. Garon, "Hani adam konuşturduğunuz şeyler var ya!"

Vitale anladığı için gözlerini devirdi. "Onu genellikle askerler yapar ayrı yeten eski moda artık."

Garon omuz silkti ve gülümsedi. "Aman be! Duyduğuma göre karanlık olurmuş bir masa sandalye ve bir cam ama siyah. Arkadakiler seni görebilirmiş ama sen göremezmişsin. Ona benziyor."

Herkes istemsizce karanlığa bir bakış attı. "Yani demek istiyorsun ki..." diye mırıldandı Roald çenesini kaşırken. "Şuan izleniyor olabiliriz." Kafasını onaylarcasına sallarken Garon'u takdir etti yavaşça. 

Garon salakça kendilerine tebrikle bakan arkadaşlarına çevirdi gözlerini ve, "Ne?" dedi. "Ben öylesine dedim ama haklıysam iyi." Sonra güldü. "Esprim de bile ipucu var ne harika varlığım öyle."

Herkes ona gözlerini devirdi. Emest kaşlarını çatarak karanlığa baktı. "Eğer harbiden izleniyorsak bu hiç hoş değil." dedi. Şuan cidden kendisini deney faresi gibi hissetmişti.

Birden ayaklandı ve, "Hey!" diye bağırdı. "Orada bizi izleyen biri varsa size bir çift lafım var." Yukarıdaki ışık saçan şeyi gösterdi. "Götünüze girsin şu şey!"

Mana gülmemek için dudaklarını birbirine bastırırken, "Ben olsam hemen küfür etmezdim." dedi. "Bir bakmışsın izleyen kişi tanrının ta kendisi. Valla bir parmak şıklatmasıyla toz olursun."

Herkes kıkırdarken Emest bir an dondu ve boşluğa bakarak, "Şaka yaptım." diye bağırdı. "Neden size girsin yahu. Kimseye girmesin. Küfüre hayır."

Sonra yerine oturdu. Alkar saçma sapan davranan arkadaşlarına bakarken bir yere ulaşamayacaklarını anlamıştı o yüzden ses çıkarmadı. Ellerinde bir ipucu yokken harekete geçemezlerdi.

Dakikalarca, belki saatlerce öylece oturdular. Arada bir konuştular. Zaman geçtikçe konuştukları şey kurtulma yollarından çok anılarıydı. Sonunda konudan tamamen saptılar.

Derin bir nefes alan Mana yere vurdu. Gözlerini ışık yayan şeye dikerken, "Yıllardır yaşıyorum." diye mırıldandı. "Birçok yanlışım oldu. En az doğrularım kadar hatalarım da vardı."

Herkes sessizlik içinde onu dinlerken başka yerlere bakıyorlardı. "Garip şeyle yaşadım." Güldü. Alaycı bir gülüştü. "Hiç şüphesiz en garibi sizlerdiniz. Öyle pek de harika biri değilim. Kusursuzluktan uzağım. İyi biri bile denmez bana. Sinir hastasıyım, çok zarar verdim."

Alkar bağdaş kurmuş ve dirseklerini ayağına yaslayıp eğilmiş yüzünü ovuyordu. Çok yorulduğunu hissediyordu. Bu bilinmezlik onu çok yormuştu.

"Krallık fena değildi. Yani yaşadığım krallık." diye devam etti tamamen farklı bir konuya girerek. "Güçlü olduğum için potansiyel koruyucu olarak görüldüm, ailem beni ayrı sevdi. Nedense bundan rahatsız olmadım ve kimseyi düşünmedim. Şimdi düşünüyorum da belki de bu yüzden nefret etti herkes benden."

Bazen geçen anlamsızca süreler, boş dakikalar insanı düşünmeye ve kendisini sorgulamaya itiyordu. Daha önce dönmüş olsa Mana, kesinlikle onları öldürmüş olurdu ama şuanki düşüncesi bu yönde değildi.

"Galaksim güçlü. Bulunduğum sistem güçlü. Başta bir amacım olmasa da şu efsaneyi duydum ve güçlenmeye devam ettim. Bilirsiniz ya.... Şu Tanrı'nın Laneti."

Kısık sesli onaylamalar duyunca devam etti. "Saçma sapan bir delinin uydurduğu bir şey de olabilir ama en azından o efsane güçlü olan kişilere bir amaç veriyor. Benim de amacım bu oldu zamanla." Yerinde daha çok yayıldı. "İnsan her ne kadar imkansız olsa da düşünmüyor değil. Belki de bir gün alemlerdeki kapı açılacak, tamamen farklı bir aleme adım atabileceğiz. Benim  alemime başkaları gelecek ve hiç görmediğimiz canlılar görebileceğiz."

Gözleri karanlığa dalmış gibiydi. "Yani, siz de istemez miydiniz? Alemimiz Çandar'da bir kapı açılacak ve diğer alemlere gidebileceğiz-"

Herkesin bakışı bir anda ona döndü. Mana hala yukarı baktığı için devam edecekti ama üzerindeki bakışları hissetmiş gibi tek kaşını kaldırarak onlara baktı. "Ne var be?" dedi sinirle. "Çocukça falan demeyin bana."

Alkar'ın kalp atışları o kadar hızlandı ki canını acıtmaya başladı. Ne demişti o? Çandar mı? Alem olan Çandar mı? 'Bizim alemimiz' mi demişti o?

Alkar Çandar'da değildi. Mengilik'teydi.

Vitale aniden onun kolunu yakaladı ve sıkmaya başladı. Mana garipçe ona bakarken Vitale, "Ne dedin tekrar et." dedi düz bir sesle. Mana kaşlarını çatarken, "Ha?" dedi. "Ne yapıyorsun oğlum sen?"

Vitale kolunu bırakmadı. "Tekrar et. Hangi alem dedin?"

Mana her ne kadar sinirlense de Vitale kolayca sinirlenen ve fiziksel şiddete başvuran biri değildi o yüzden bir seferliğine kendisinden taviz verdi. "Çandar."

Yanlış duymadıklarını anlayan grup insanları daha da karmaşıklaşan olaydan dolayı gözlerini kapattılar.

Roald kafayı sıyırmamaya çalışırken. "Senin alemin." dedi bastırarak. "Bizim değil."

"Ne demek istiyorsun?" diye agresifçe mırıldandı Mana. Alvar kafasını dizlerine gömerken bir daha oradan çıkmak istemiyormuş gibiydi. "Bu Tanrı'nın dediklerine aykırı." dedi Alkar sonunda. Tiny'nin anlattığı hikaye kulağında uğulduyordu.

Herkes bir nevi donmuş bir şekilde kalakaldılar. Alkar hala anlamdıramayan Mana'ya bakarak, "Ben Mengilik'tenim." dedi. "Çandar'dan değil."

Mana sadece ona baktı ve cevap vermedi. "Bir düşünce bile." diye fısıldadı Vitale. "Bir düşünce bile sızamaz alemlerin arasından. Ama biz... bizim durumumuz."

Kimse cevap vermedi çünkü cevapların sahipleri değillerdi.

"Ben Başdu alemindenim." dedi Roald inkar etmenin saçma olacağını düşünerek. Garon gözlerini kimseye çevirmezken, "Idaçu." dedi.

Alvar, "Kakumaklu." diye mırıldandı hala yüzünü dizine gömmüşken.

Vitale sadece, "Ebren." dedi. Son olarak zaten tek bir tane kalmış alem adı Emest'in ağzından döküldü. "Ogan."

Tek bir düşüncenin bir sızması bizzat tanrı tarafından yasaklanmışken kimse daha önce bunu sorgulamayı akıllarına dahi getirmemişti. Hadi ama! Söz konusu Tanrı'ydı.

Şaşırma eylemlerini kaybetmiş gibi hisseden bu grup artık ne yapacaklarını düşünmeyi bile bırakmışlardı. Bazıları hayatında en az bir kere de olsa başka alemden biriyle tanışmayı arzulamışken birden bire dostu olarak görükleri kişilerin farklı alemlerden olduğunu öğrenmişlerdi.

Bu imkansızdı.

Ama imkansız onlar için geçerli değildi.

"Sadece." dedi sonunda Alkar. "Mantıklı bir açıklama aramayı bırakmalıyız. Bizim için mantıksız olan şeyler gerçek hayatta aynı değilmiş."

Yeni yeni öğrendikleri bilgiler kaç yaşında olurlarsa olsun hayatlarının birer yalan olduğunu öğrenmek kadar etkileyiciydi.

Şuan yedisi de büyük bir darbe almış gibi hissediyorlardı.

Yuvarlak bir şekilde yerde otururlarken yaklaşık on dakika kimseden ses çıkmadı.

Sonra garip bir şey oldu.

Işık kaynağı yavaş yavaş inmeye başladı. İlk fark eden Alkar oldu. Zaten ona bakıyordu. Ayaklanırken, "Bu şey iniyor." diye mırıldandı.

Bazıları kendi iç dünyalarından çıktı ve ışık kaynağına baktılar. Herkes yavaşça ayaklandı.

"Neler oluyor?" diye fısıldadı Alvar artık bıkkın bir sesle. Bu kadar şey zaten ağır gelmişti daha fazlasını kaldıramazdı.

Cevap gelmedi. Sadece onun tam ortalarına inmesini izlediler. İndiğinde ilk başta bir şey olmadı. Garon garipçe ona bakarken, "Eee bir bok olmadı-" dedi. Dediği an ışık aniden fazlalaştı ve gözlerini kamaştırdı.

Sonunda ışık onları yuttu.

Gözlerini açtıklarından tamamen farklı bir yerdeydiler. 

  ♕ ♕ ♕

Önceki bölüm yorumlarınız beni mutlu etti hepinize teşekkürler.

Şimdi size bir soru soracağım. Eğlenceli olacağını düşünüyorum. Sizce bu yedi deli şuan dünyada olsalardı, hatta lise öğrencisi olsalardı nasıl olurlardı?

Valla hayalinizdeki hallerini merak etmiyor değilim, yorumlarınızı bekliyorum. Okuduğunuz için teşekkür ederim! 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1301

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1108

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 916

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 843

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 732

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 683

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 659

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 615

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 561

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 534

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 423

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 208

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 190

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 145

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 143

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 112

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 74

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 16593 Üye Sayısı
  • 452 Seri Sayısı
  • 22363 Bölüm Sayısı


creator
manga tr