Cömert derler maldan ederler, yiğit derler candan ederler. #Atasözü

DİPTEN EN TEPEYE - 113. Bölüm: Neler Oluyor?


Börü çocuğun cidden geri döneceğini düşünmüyordu. Garip aile bağlantılarına sahip olan bu çocuğun babası tarafından alıkonulduğunu öğrendiğinde itiraf etmek gerekirse derin bir nefes almıştı. Ona göre ne kadar az o kadar rahattı. Börü yeni kişilere güvenmekte zorluk çeken biriydi. Tong ve Tae ikilisine güvenmesinin nedeni hayatta kalma şansını arttırmaktı zaten.

Şu işe bakın ki kesinlikle başaramamışlardı.

Hayatta kalması gerekenlerden biri şuan nefes almıyordu. Bir vücudu bile yoktu. En kötü ölümlerden biri de buydu ya...

Arkada bir ceset bile kalmıyordu.

Alkar en azından gömülmeyi hak eden biriydi.

Relian Börü'nün düşüncelerinden bir haber ortamdaki gerginliğin nedenini çözmeye çalışıyordu. Tamam, az sonra cidden büyük olaylar çıkacaktı ve gerginlik gayet normaldi ama farklı şeyler vardı...

Börü'yle göz göze gelmişti. Bundan emindi. Ama ruh yaratığı neden kafasını olumsuz anlamda iki yana sallamıştı? Bir şeyler yanlıştı.

Keskin gözleriyle diz çöktürülmüş grubu süzdü. Tae, Tong, Börü... Biri eksikti. Alkar neredeydi? Kaçmış mıydı? Belki de onlar için yardım çağırmaya falan gitmişti...

Gerçi kimden yardım alabilirdi ki?

Relian'ın kaşları çatıldı ve huzursuzca kıpırdandı. Biraz ötesinde okulun öğrencilerine ait üniformadan giyen bir ceset vardı ve bu onu daha da geriyordu.

Burada neler olmuştu böyle?

Kendisi o zaman kaçırıldığından -ya da alıkonulduğundan? İkisi aynı anlama da gelebilirdi, Relian emin değildi- beri bir şeyler değişmiş gibiydi. Börü insan değildi ama güçsüz olmak yerine daha da güçlü gibiydi. Efendi Tong ve Tae ise baya tartaklanmış olmalarından olsa gerek pek de harika görünmüyorlardı.

O zaman ayrıldığından direk ailesiyle iletişime geçmiş, olanları üstü kapalı aktarmaya çalışmıştı. Altını çizelim, çalışmıştı. Başarılı olamamıştı.

Amcasını ve gerçekten evlatlık gibi bir şey olduğunu öğrenen ailesi ilk başta bir şey dememişlerdi. Kısacası güler yüzleriyle Relian'ı kandırmışlardı. Sonra... birileri gelmiş ve onu bayıltmıştı.

Uyandığında garip bir uzay aletindeydi ve çoktan gezegenden uzaklaşmıştı.

"Neler oluyor?", "Bırakın beni!", "Benim kim olduğumu biliyor musunuz?" gibi tehditlerine aldırmayan birkaç kişi vardı. Defalarca konuşmasına sormasına ve sorun çıkarmasına bir süre sonra dayanamamışlar ve, "Babanıza götürülüyorsunuz." gibi saçma sapan bir cümle kurmuşlardı.

Daha yeni amcasının gezegen olmasını hazmeden Relian bir de efsanelere konu olan babasıyla mı karşılaşacaktı. Bunu istemiyordu. Tek istediği şey inandığı şey uğruna savaşabilmekti.

Bu sefer Sauren adlı herife küfür etmeye başlamıştı. Güçlü olması pek de umurunda değildi o aralar. Ağzı anca onu görene kadar çalışmıştı.

Bu arada babasına ulaşamadan iki kişi daha binmişti gemiye. Adları Raly ve Luna'ydı. Nedense tanıdık gelmişlerdi. Büyük ihtimalle Alkar'la ilişkileri vardı.

Bunu fırsat bilip sormuştu oralarda olanları. Aldığı cevap, "Sensiz plana devam ediyorlar." olmuştu. Neyse ki Relian düşüncesiz bir ergenden daha fazlasıydı ve kafasına onlara yardım etmek için kaçma düşüncesini koymuştu.

Sauren gibi bir elemanın elinden kaçmak imkansızdı.

Bir kere adam acayip kudretliydi ve efsanede gittiği zamanki gibi perişan değildi. Kendine ait bir gezegeni vardı ayrıca ordusu vardı.

Ordusu acayip güçlüydü. Bu da ek bilgi olsun.

Saçma sapan tanışmadan sonra sıra gelmişti geri dönmeye ikna etmeye. Ya tek ya da onunla birlikte. 

İlk bilgi: Babası acayip duygusuz pezevengin tekiydi.

Kardeşi daha duyguluydu o kadar yani. Asıl babasının Urahante olduğundan şüphelenmişti bir ara. Urahante ona daha iyi davranmıştı. Bu ise sadece, "Odasına götürün." gibi saçma emir vermekle yetinmişti.

İkinci bilgi: Burada krallık yoktu. Neredeyse herkes askerdi. Herkes gelişimciydi. Çocuk yoktu. Halk da yoktu. Ve burada prens değil varisti.

Garip garip hocalarla tanışmıştı. Çoktan hayat planını yapmışlardı. Bir ara onlara, "Bu kadar planınız varsa neden daha önce almadınız beni oradan?!" diye bağırmıştı. Aldığı cevap sessizlikti. Onlar da biliyordu bu olay saçmalıktı.

Kim oğlunu yem olarak küçük yaşta atardı oraya? Önceden biliyor gibiydi sanki Relian sayesinde bunların olacağını...

Üçüncü bilgi: Sauren'in intikam adı altında değişik bir takıntısı vardı ve Oplan denen herifi ilk gördüğü yerde parçalamak istiyordu.

Relian buna bir şey dememişti. Biraz işine de gelmiş olabilirdi. Onu alttan alttan kışkırtırsa, Alkar gibi doğru kelimeleri kullanırsa her şey hallolurdu.

Ek bilgi: Relian, Alkar değildi.

Bu yüzden neredeyse batırıyordu. Bir ikna çabasına bir saat uğraşmak çabadan fazlasıydı. Varis veya onun oğlu olmasa kellesi gitmişti.

Neyse ki, "Şuan oradaki güç sistemi ve durum karışık. Eğer saldırırsan anında indirirsin." cümlesine tav olmuştu babası Sauren.

Cidden, babası okulun efsanesindeki Sauren'di.

Şu zenginliğin tadını daha sonra çıkarabilirdi.

İlk önce kaybettiği zamanı telafi etmeli, oradaki işi halletmeliydi. Sonra bir kahraman olarak arkadaşlarını kurtarmalıydı. Belki de en sonunda hepsi buraya gelir kutlama yapardı.

Relian ilk zaferini hayal edip gülümsemişti o zaman.

Sonra ise durum bu işte.

Arkadaşları kesinlikle iyi durumda değildi. Kendisi onları kurtarmaya geldiği için Relian'a sarılacak gibi de görünmüyorlardı. Belki de Relian fazla toz pembe düşünmüştü.

Bir şeyler olmuştu, bir şeyler değişmişti ve büyük ihtimalle bir şey kaybetmişlerdi.

Umarım kaybettikleri şey can falan değildi.

Alkar'ın yokluğu onun şüphelerini arttırdı ama bir şey diyemedi. İstemsizce nefesleri sıkılaşırken sadece gözlerini onlara dikmekle yetinebildi. Onlara ulaşmalı ve konuşmalılardı. Acilen.

Babası Sauren ile birlikte cidden büyük bir orduyla buraya gelirken Sauren, ordunun bir kısmını gezegene yönlendirmişti.

Ordu öğrencilere zarar vermeyecekti. Sadece yönetimi ele geçirecekti.

Oplan şokla Sauren'e bakarken birkaç dakika geçti. Sauren ve Oplan'ın ölümcül bakışması rahatsız ediciydi. Bu bakışmayı bölen şey gezegenden görülen patlamalardı. Ta buradan görülebilecek kadar büyük patlamalar...

Oplan sinirden kızardı. "Sen..." dedi sesi titrerken. "Ne vardı da geldin buraya?! Ölmek mi istiyorsun?!"

Sauren'in gözleri intikamdan kararmışken ellerini kıtlattı. Savaş moduna hazırlandığını görünce yanındaki savaşçılar onu dürttü. 

Bir tanesi Relian'ın kulağına, "Buradan uzaklaşmalısınız efendim." diye fısıldadı. Oplan'ın da hazırlandığı gören herkes yavaşça geri çekilmeye başladı. Bu güçteki iki kişinin savaşı kendilerinden çok etrafa zarar verirdi. Relian ölebilirdi ve oradan gitmeliydi.

Relian savaşçılara baktı ve arkadaşlarının olduğu yeri gösterdi. "Onları da almamız gerek." derken alması gereken cevaplar ve içindeki sıkıntılı hissi bastırmaya çalışıyordu. O sıkıntılı his zihnine pek de güzel şeyler fısıldamıyordu.

En kötü ihtimal beyninde yer edinmeye başlamıştı bile.

Savaşçılar karşı çıksa da Relian'ın inadı fazlaydı. Sonunda pes ettiler.

Oplan ve Sauren savaş için biraz daha uzaklaşırlarken bazıları rehinelerin etrafına konumlanmışlardı.

Bir çoğu gözlerini iki güçlü herife çevirdiği için Relian ve arkasındaki güçlü savaşçılara bakmadılar. 

Arka plandan Sauren ve Oplan'ın konuşma sesleri geliyordu. "Bu da ne demek? Hangi yüzle ve hakla... buradasın?!" diye bağıran Oplan'a bir aslanınki gibi gür sesiyle cevap vermişti Sauren. "Bana ve kardeşime yaptığının bedelini ödeyeceksin..." Birkaç uğultu geldi Relian'ın kulağına. O ara arkadaşlarına ulaşmıştı ve etrafındaki askerleri indirmeye çalışıyordu.

Sauren'in, "Darbe.", "İşin bitti.", "Burada öleceksin." adı altındaki tehditleri algılarken Relian, hızla Tae'ye yardım etmeye başladı. Tae zor durumdaydı. En azından diğerlerinden daha kötüydü. Tong da onları takip etti her ne kadar basıp gitmek istese de. 

Ama Börü gitmedi. Gözlerini savaşmak için kıvılcım bekleyen kalabalığa dikmişti.

Relian ona bakarak, "Hadi ama!" diye sızlandı. "Konuşmamız gereken şeyler var Börü!"

Börü ona bakmadı. Hala yırtıcı gözleri kalabalıktaydı. Bir savaşçı Relian için geride durdu, diğerleri yaralı Tae ve Tong ile birlikte güvenli bölgeye gittiler.

Cevap alamayan Relian kurumuş dudaklarını ıslattı ve Börü'nün görüş açısına girmeye çalıştı. "Bak." dedi sakin tutmaya çalıştığı sesiyle. Ne kadar başardığını bilmiyordu. "Bir şeyler olmuş ve ben de anlam veremiyorum... Sadece..."

Etrafa baktı son kez ve gözlerini Börü'nün iki farklı renkteki gözlerine dikti. "Alkar nerede Börü?"

Börü ilk kez kalabalıktan çekti gözlerini. Daha da şiddetlenen tartışma sesleri hayvansı hırlamalarla harmanlanmış ve önlerine bir savaş ortamı sunmuştu resmen. Börü birkaç saniye Relian'a baktı. Ciddi ve boş gözlerle.

Relian'ın tedirginliği arttı.

Börü sadece, "Öldü." dedi. "İntihar etti."

Relian algılayamadı. Alkar mı intihar etmişti. Gülmeye çalışırken, "Komiksin Börü." dedi. "Ama inanmamı bekleme."

Börü kesinlikle dalga geçecek biri değildi. Birden sinirle kürkü kabardı. Arkadaki savaşçı anında Relian'ın önüne geçti. Relian bir an şokla sinirli Börü'ye ve söylediklerine baktı.

"Şurayı görüyor musun?" demişti ruh yaratığı alev alev yanan U.W.K.P'yi gösterirken. "Oradan atlayıp intihar etmiş. Daha öncesinde neredeyse ölü durumdaymış zaten!"

Relian kocaman gözlerini kırparken buna inanmak istemiyordu. Ama şu da bir gerçekti. Börü'nün gözlerindeki en derin yerde, bir yerde keder vardı.

Relian'ın gözleri yandı. Göz yaşı denen şey acıtıyordu. Cidden... acıtıyordu.

"Hadi ama..." dedi sesi kısılırken. "Dalga geçtiğini söyle. O benim arkadaşım."

Börü ona boş boş baktı tekrardan ve, "-Dı." dedi. "Artık değil."

Sonra Börü de ekledi kendi içinden. "Benim de dostumdu. Artık hayatta olmadığı için..."

Onu koruyamamanın ve pişmanlıkları Börü'nün yüzüne tekrardan vurulurken kalabalığa bir kez daha baktı.

Sadece, onun için son kez bir şey yapabilirdi.

Ortalığın karışması için tek bir kıvılcım bekleyen topluluğa yöneldi. Relian'ın gözlerinde toplanan yaşlar özgürlüğüne kavuşurken, "Nereye?!" diye bağırdı. Savaşçı ileri atılmak isteyen Relian'ı tuttu zorla. Relian çaresizce gitmekte olan Börü'nün arkasından bağırdı. "Neden?!"

Börü ona dönmedi ama dışından. "Eğer onun bu duruma düşmesini sağlayan kişilerden birini bile hayatta bırakırsam..." Tüyler kabardı ve gözlerini birine kitledi. "Asla kendimi affetmem."

Kıvılcım bekleyen topluluğa istediğini verdi. Düşmanlarından birinin üzerine atıldığı gibi parçalarken iki ayrı grup birbirine girdi. Anında kan gölüne dönen uzayda katliam şimdi başlamıştı.

Sonra ne zaman gittiklerini bilmediği bir yerde duran ikili savaşa giriştiler. Tek hamleleri birçok gök taşını paramparça yaparken Hypoiron'daki olaylar da artmıştı.

Relian kana susamış Börü'yü gözden kaybetmeden önce son kez görebildi.

Birinin kafasını parçalamıştı.

Relian göz yaşlarını akıtmaya devam ederken düşündü. "Bu da onun acısını dışarıya yansıtma şekli. Aynı benim göz yaşlarım gibi."

  ♕  ♕ ♕ 

Sessizdi. 

Her yer çok sessizdi.

Neler oluyordu? Neler olmuştu?

Alkar şuan neredeydi?

Karanlıktı. Gözlerini açmamış mıydı yoksa karanlık bir ortamda mıydı?

En son neler olmuştu?

Son yaşadığı şeyler kafasına doldu birden bire. Aciziyetini hatırlamak kendisinden nefret etmesine neden oldu ilk başta. Sonra pişmanlık çöktü üzerine. Bir kitap uğruna arkadaşlarını terk etmişti, değil mi?

En sonunda aklına dank etti. O ölmüştü.

Alkar ölmüştü.

Peki, şuan neredeydi?

İlk başta hiçbir şey olmadı. Bir şey hissetmiyordu. Ses yoktu, görüntü yoktu, hisleri yoktu. Sanki sadece düşünebiliyordu. Bu... korkutucuydu.

Arafta mıydı? Cehennemde miydi yoksa sonsuza kadar kapana falan mı kısılmıştı?

Vücudu tamamen yok olmuştu.

Bunun acısını gerçekten hissetmişti.

Birkaç dakika daha geçti. Alkar sadece düşündü. Kendi kendine sordu. Neredeyim, neden buradayım, onlar ne haldeler, neler oluyor?

Sonra bir takım sesler gelmeye başladı.

Hala gözlerini açamıyor, hissedemiyordu ama biraz da olsa ses gelmeye başlamıştı. Bunlar... konuşma sesleriydi.

"Cidden mi?!" diye bağırdı biri. "Bana vurdun mu sen?"

O da kimdi? Bir başkası, "Mal olduğunu zaten biliyordum." diye homurdandı. Sesinde muzip bir tını vardı. "Onaylamış oldum."

Alkar tedirgin hissetti. Etrafında kaç kişi vardı? Neler dönüyordu burada?

"Buradaki asıl gerizekalı sensin ve herkes tarafından onaylandı!" diye homurdandı diğeri. "Anca taşkınlık çıkar zaten. Neden benimle uğraşıyorsun sen zaten? Defolup gitsene öteye!"

Diğer adam kahkaha attı. Bu...

"Eğlencelisin oğlum. Ayrıca diğerlerinden dayak yeme ihtimalim yüksek." Birkaç boğuşma sesi daha.

Başka bir ses geldi. Bu tamamen başkasına aitti. "Ağzınıza sıçtırmayın." derken sesi tehditkardı. "Oturun oturduğunuz yerde."

Sesler kesildi birkaç saniye. Alkar yavaşça hislerini kazanırken gözlerini aralamaya çalıştı. Hafifçe gözlerini aralamayı başarmıştı sonunda.

Görüş alanına ilk giren şey başka birine bakan kızıl saçlı biriydi. "Bu da ayrı sıkıcı." diye homurdandı kızıl saçlı. Sonra yanındaki maviliye şakasına omuz attı. "Bak ilk defa sana iltifat edeceğim. Sen bundan daha eğlencelisin."

Mavi saçlı adam yüzünü buruşturdu. Kızılın işaret ettiği siyah saçlı, yanları kazıtılmış adam ise kudurmuş gibiydi durduğu yerde. Sinir hastasına benziyordu. Onları öldürmemek için olsa gerek gözlerini kırpıştırarak yukarı baktı.

"Kaşınıyor bu..." diye homurdandı. Alkar kaşlarını çattı. Gözlerini tekrar kapatıp tekrar açtı. Sonra bakışlarını hemen yanında oturan adama çevirdi. Bakır rengi saçlara ve bal rengi gözlere sahip adam üçlüye bakıp yüzünü buruşturuyordu.

"Kesin şunu." dedi onaylamazca. "Bu durumda bile nasıl bu kadar vurdumduymaz olabiliyorsunuz?"

Kızıl saçlı ilk önce yere bakarak güldü ve Alkar'ın yanındaki bakır saçlı elemana baktı. "Hadi ama sen de mi-" Sonra gözü tip tip onlara bakan Alkar'a takıldı.

"Oha!" dedi neşeli bir sesle. Alkar hala mal mal onlara bakıyordu. Tamamen simsiyah bir ortamdaydılar. Orayı aydınlatan şey ise metrelerce yukarıda duran ışık kaynağıydı. Adamın kızıl saçları parlarken, "Uyanmışsın!" diye bağırdı.

Yanındaki adam anında bakışlarını ona çevirdi. Alkar bal gözlere boş boş baktı sonra etrafa baktı. Kesinlikle ölmüş olması gerekiyordu.

Bu da neydi?

Bakır saçlı adam, "İyi misin?" dedi endişeyle ona bakarken. "Baş ağrısı falan...?" diye devam edecekken kızıl saçlı adam bağırarak onlara doğru koşmaya başladı.

"Hadi ama ne dır dır ettiniz uyandı işte. Naber Al-"

Koşması ve susmasının nedeni siyah ve yanları kazıtılmış saçlara sahip elemandı. Kızıl saçlıyı aldığı gibi yere fırlatmıştı. Mavi saçlıysa onun üzerine oturmuştu. Kızıl saçlı acıyla inledi ve tartışmaya başladı.

Bakır saçlı gözlerini onlardan çekti ve Alkar'ın 'Ne oluyor lan?' bakışlarına dikti.

"Çabuk uyandın." diye mırıldandı gülümserken. "Ben daha çok uyumuşum."

Alkar hala anlamıyordu. Boğazını temizlerdi. Arka planda tartışma sesleri gelirken kalbi bilmediği bir histen dolayı hızlanmıştı.

"Siz...?" dedi sorarcasına. Bal gözlerini kocaman açan adam elini alnına vurdu.

"Doğru ya!" dedi yanlış yaptığını vurgulayan bir ses tonu kullanırken. "Her şeye rağmen kendimizi tanıtmamız gerekiyor."

Kızıl saçlı orada dayak yemesine rağmen bağırdı. "Hayır gerekmiyor!" Devam edecekse de kafasına darbe alınca susmak zorunda kaldı.

Bal gözlü onları takmadı ve gülümseyerek Alkar'a baktı.

Ve birçok şey o anda değişti. Söylediği cümleler bütün kurallara aykırıyken Alkar içten içe biliyordu. Birçok şey normal değildi zaten. Ama bu... Anormalliğin ötesindeydi.

"Ben Alvar." dedi bal gözlü kocaman gülümseyerek. Aynı sesi gibi çok kibardı gülümsemesi. Sonra devam etti cümlesine. 

"Gerçek anlamda tanıştığımıza memnun oldum Alkar."  

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 977

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 919

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 760

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 722

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 603

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 531

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 516

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 492

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 446

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 426

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 213

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 195

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 159

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 159

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 132

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 96

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 71

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 63

Site İstatistikleri

  • 8844 Üye Sayısı
  • 223 Seri Sayısı
  • 13721 Bölüm Sayısı


creator
manga tr