“Göklerin altında tek şeytan. Yeryüzünün üzerinde basit bir tavuk.. “ #Emperor’s Domination

DİPTEN EN TEPEYE - 110. Bölüm: İşaret (4)


Alkar geçmişi düşününce yaptığı hatalar kendini belli ediyordu. Aslında yaşadıkları gereği her zaman dikkatli olmak zorunda kalmış, işini şansa bırakmamıştı. Yeri geldiğinde yalanlar söylemiş, insanları kışkırtmıştı. Katliamı bile zevkle izlemiş biriydi.

Şuan ise karşısında kendinden üstün olan birçok insan dururken nasıl bu hale düştüğünü sorguluyor, tek suçu kendi dikkatsizliğine atıyordu. Şu kadar yılda yumuşamış mıydı? Eğer Kuzey'i orada öldürseydi böyle olur muydu?

Ya da hatası daha öncesine mi dayanıyordu? Başta planına başkalarını da dahil etmemeliydi. Tek yapması gereken şey saçma sapan davranışlardan kaçınıp gezegene gelmek ve kimseye yakalanmadan cevapları bulmaktı. Ne yurt işlerine bulaşmamalıydı ne de bilgi için tavizler vermemeliydi.

En yakın hatasına gelecek olursak, buraya gelmekti. U.W.K.P'ye gelmek her ne kadar mantıklı olsa da şuan kaçış yolunu kapayan şey az önce kendisine yardımcı olan bu bölgeydi. Arkasında o olmasaydı buradan kurtulma şansı artabilirdi ama oraya yanlışlıkla girme olasılığından dolayı ileri gitmeliydi. İlerisi de... kapatılmıştı zaten.

Anıları tek tek gözünün önünden geçiyordu. O gezegenden Börü'yle birlikte çıktığından beri birçok şey yaşamıştı. Onlarca kütüphaneye girmiş, ailelerle tanışmış, ırklarla sohbet etmişti. Gezgin olmak herkesle dövüşmek anlamına gelmezdi her zaman. Uzayda tehlike olduğu kadar samimiyet de vardı.

Zamanında birçok ruh yaratığı ve canavarla da konuşmuştu. Kendinden güçlü olan seviyecilerle de konuşmuş, onlardan akıl bile almıştı. Kendisini nedensizce yok etmek isteyen manyakların varlığı kadar iyilerde mevcuttu şu hayatta.

Ama buraya geldiğinden beri birçok şey kaybetmişti.

İlk öncesinde... dikkatsizce davranmış, ilk başta Börü'yle ayrılmayı kabul etmişti. Oysa ikisi birlikte cidden güçlüydüler.

Saçma sapan olaylara girmeye göz yummuştu. Sadece o garip his yüzünden. Neden bu kadar ısrarcı olduğunu o da bilmiyordu. Sanki olması gereken buydu. Biri onu yönlendirmese de sanki ipler bu olayda başkasının elindeydi.

Neden ısrar etmişti? Daha önce ona mantıklı gelen şeyler neden şimdi saçma geliyordu?

Sanki aklı yeni yeni kendi eline bırakılırken özgür olmaya başladığını hissediyordu. Şimdiye kadar bir başkası tarafından kontrol edilmemişti... bu hissin nedeni, kaynağı neydi peki?

Neden karşısındaki herifle dövüşmek zorundaydı?

Kaybettiği şeyler bununla sınırlı değildi. Belki de şuan yoldaşını kaybediyordu... Börü ne alemdeydi? Öldürülmek üzere miydi? İçindeki nefret ve karmaşa artarken bilinmezlik onu yutuyordu.

Sıkıntı neredeydi? Yanlış neredeydi? Neden aptalca davranıyordu? 

Neden şimdi bu kadar garip hissediyordu?

Kafasında anılar oynamaya devam etti. Hatırladıkça gariplik artmaya başladı. Buraya gelmeden önce olsa... Kafasındaki altı kişi teker teker kaybolurken bu kadar sakin kalamazdı. Onları geriye atamazdı. Ne olursa olsun böyle yapamazdı. Gerekirse burayı bile terk ederdi.

Ama o ne yapmıştı?

"Şimdi sırası değil, bu olayı halletmeliyim." diye düşünmüştü. Onları geriye atmıştı, sanki en önemli olay o değilmiş gibi. Tek istediği şey o kütüphaneye girmekti.

Girene kadar, girdikten sonra, şimdiye kadar bir kere bile düşünmemişti. Nedense şimdi aklına gelmişti. Sırtından terler süzülürken ağrıyan kalbini tutup yere çökerek bağırmak istedi.

Seçenekleri çoktu şimdiye kadar. Bu olayın buraya gelmesi yaptığı hatalı seçimlerden dolayıydı. Önceden çok mantıklı gelen seçimler aklında bir bir belirirken 'Bunu seçseydim' gibi düşüncelerle kendini yemeye başlamıştı.

Şimdiye döndü.

Karşısına ve olay yerini bir kez daha analiz etti. Eski olaylarda birden fazla seçeneği vardı ama buraya bakınca hiç seçenek yoktu. Karşısındaki herifi yenmek dışında.

Teke teke ikna etse de bir şey değişmezdi. Alkar ondan güçsüzdü. Hele şu anki durumda... Alkar neredeyse yarı ölü durumdayken onu nasıl yenebilirdi? Nasıl onu kötü durumda bırakabilirdi?

'Bu kitabı alamaz.' diye fısıldadı içinden Alkar. Ne olursa olsun almamalıydı. O kadar önemli bir kitapsa eline geçmemesi daha iyi olurdu, değil mi?

Peki bu kitabı koruyan kişi neden Alkar olmak zorundaydı?

Zamanında Börü o canavarla tek başına savaşmak yerine Alkar'la birlikte savaşsaydı daha çabuk hallederlerdi ve kütüphaneye birlikte girmiş olurlardı. Şuan o yanında olabilirdi. Alkar neden öyle yapmamıştı da yalnız girmişti?

O kütüphaneci bilgili gibiydi. Alkar'ın aradığı şey bilgili biri değil miydi? Aklından tek tek silinen kişilikleri ona sorabilirdi. Belki de bir cevap alırdı. Küçük bir ihtimalde olsa. Hiçbir şey bilmese bile Alkar her şeyi deneyen, fırsatı kaçırmayan biriydi.

Peki bu sefer neden yapmamıştı?

Başına ağrı girdi. Gözleri bulanıklaştı hafifçe. Elini alnına koydu. Karşısındaki topluluk bir an silikleşti ama tamamen gitmediler.

Anıları geriye atmaya çalıştı. Yanlışlarına şu durumda farkına varmak istediği bir şey değildi. Tek yapması gereken bu durumdan kurtulmaktı. Umutsuzca önüne baktı. Kurtulması çok ama çok zordu.

Ama kitabı korumalıydı, değil mi? 

'Nasıl?' diye bir fısıldama duyduğuna yemin edebilirdi. Gözlerini kırpıştırdı yine görüşü bulanıklaşırken. Ölüyor muydu? Sanki bütün fonksiyonları yavaşça düşüyordu.

O sesi kendisi mi uydurmuştu? Belki de o ses kendi benliğiydi. Nasıl yapacaktı?

'Belkide...' diye fısıldadı. '...Direnmeliyim.' diye sonlandırdı. Ses bir süre sustu. Gözü tamamen karardı, iki saniye sonra geri geldi. Oplan ve yandaşları aralarından gülüşüyorlardı. Alkar'ın kulakları çınladı. Kuzey'in eğlenen suratını görünce onu öldürmek istedi.

'Ona saldıracak mısın?' diye sordu kısık sesle yine ses. Görüşü sadece Oplan'dayken iyi gibi davranmak Alkar için çok zordu. Arkasından gelen kavurucu sıcaklık onu daha da kötü duruma sokuyordu. Böyle aciz hissetmesinin üzerinden uzun zaman geçmişti.

Aciziyet hissini unuttuğu için mi bu durumdaydı?

Cezalandırılıyor muydu?

Bunun bedeli yol göstericilerin elinden alınması mıydı?

Nerede hata yapmıştı? Düşünmeliydi. Birine, masuma zarar mı vermişti? Birini mi kırmıştı? Açgözlü mü davranmıştı?

Alkar kimseye kötü davranmamıştı, kimseyi zorlamamıştı.

Soru soran sese cevap vermesi uzun sürdü düşüncelerinde boğulmaya başladığı için. Alkar o zamanlarda delirmemişti ama sanki geçmiş benliği geri geliyordu. O zamandan kalan küçük delilik parçası yeşerdiği için mi ses duyuyordu. Aslında ses olmaya da bilirdi. Sadece şuan yalnız hissetmek istemiyordu.

'Saldırmam gerek.' diye fısıldadı kendi iç dünyasına. 'Kurtulmam için yenmem gerek.'

'Ya başaramazsan?' diye ani cevap alması beklediği bir şey değildi. Onun için saatler süren bu durum dışarıda yalnızca yarım dakika bile değildi. Gözlerini kırpıştırdı. 

Ya başaramazsa? Ne olacaktı?

Cevap vermedi.

Oplan'a seslendi. "Artık başlayalım şu savaşa." Gür sesi beklediğinden daha iyi çıkmıştı. Güçlü gibi görünen tavırları en azından onları şüpheye düşürürdü.

Oplan gülümsedi ve tek kaşını kaldırdı. "Çabuk toparlanmışsın bakıyorum..." derken sesinde takdir vardı. Alkar öfkesini saklamadı. "Senin gibi birinin takdirine ihtiyacım yok." derken sesi tükürür gibi çıkmıştı. Oplan'ın bir an kaşı seğirse de kötü bir cevap vermedi.

İkili öne, boşluğa çıktılar. Alkar ilk hamleyi yapması gerektiğinin bilincindeydi. Baştan yeterince zarar verebilirse diğerleri efendisinin durumuna şaşırırdı ve boşluk oluşurdu. Ve hemen tüyerdi.

Evet, güzel plan.

Oplan sırıttı, "Başlayalım o zaman-" Alkar izin vermedi. Direk tekmeyi yapıştırdı. Son gücünü kullandığı için büyük bir enerji patlaması çıkarken tekmenin olduğu taraftaki seyirciler geriye sürüklendi. Birileri, "Hassiktir lan..." diye mırıldanırken bunu beklemedikleri belliydi. 

Alkar Oplan'a bakmadı. Direk yumruğunu insanın zayıf noktalarından birine geçirirken ardından tekrar tekme ve yumruk geçirmişti.

Hamlelerinden çıkan enerji dalgaları seyircileri irkiltirken herkes olayın şaşkınlığında olsa da gardlarını indirmemişlerdi.

Alkar'ın garip hareketler dizisine bakarken neler olduğunu anlamaya çalışıyorlardı. Oplan hala karşılık vermemesini bile takmamışlardı.

Alkar Oplan'ın bileğinden tuttu. Yüzüne hala bakmazken geri kıvırdı ve sırtının dayanıksız kısmına ayaklarına bütün enerjisini toplamış haliyle vurdu. Oplan birkaç metre uçtu ileriye doğru.

Etraftan şaşkınlık nidaları gelse de bir gerçek vardı ki... Oplan hiçbir şey yapmamıştı. Alkar'ın bir an tüyleri diken diken oldu.

Oplan düştüğü yerden doğruldu etrafta sessizlik varken. Bağıranlar susmuş, merakla neler olduğuna bakıyorlardı. Alkar direk gardını alırken adamdan yavaş yavaş yayılan şeytani enerjiyi iliklerine kadar hissetti.

Bir yanı ürperdi.

Diğer yanı ise bundan zevk aldı.

O yanını ilk defa şu an hissediyordu.

Daha önce böyle bir şey hissetmemişti çünkü.

Oplan ağzından akan küçük kan damlasını sildi. "Vay be!" diye konuşurken hayran kalmış gibiydi. "Sadece yirmi bir yaşındaki biri binlerce yıldır seviyeci olan birinin kanını döküyor..." derken bu sefer cidden tebrik ediyor gibiydi. Alkar sadece kısık gözlerle ona baktı. "Helal olsun genç adam." derken aynı zamanda öldürme arzusu artmıştı Oplan'ın.

Alkar hemen etrafını süzdü. Kimsede bir açık bulamazken Oplan'ın hamlesini yapmasını beklemeyi uygun gördü. Eğer o kendisine hamlesini yaparsa diğerleri coşardı ve o ara bir açık... bulurdu.

Oplan'ın gözündeki nefret arttı. "Ne yazık ki bu genç adam bana düşman." Kafasını sağ omzuna eğdi. "O yüzden ölmeli."

Alkar az sonra gelecek o darbeye dayanmalıydı. Dayanmalıydı.

Yeşilimsi bir şey oluştuğu gibi Alkar'ın gövdesine yapıştı! Alkar anında nefessiz kalırken bir saniye her şey durdu. Alkar'ın karnı arkaya, ayakları ve üst bölümü öne büküldü. Ağzı açılırken hayat yeniden hızlandı. Yakına gelmiş olduğu yerden büyük hızla U.W.K.P'nin sınırına yuvarlanırken duramıyordu. Az önceki darbe hayatında aldığı en büyük darbeydi ve kesinlikle az önceki 'Dayanmalıyım' lafı tuzla buz olmuştu.

Bu şeye dayanmak imkansızdı. Kemikleri teker teker kırılma sesi resmen beyninde yankılanmıştı. Belki de bütün gücünü kullanmaz umudu anında sönmüştü. İşte, Alkar'ın yapması gereken şey buydu.

Acımamalıydı. Aynı Oplan'ın ona acımadığı gibi.

Bu bir dövüş bile değildi. Tek taraflıydı. Sonuç belliydi.

Alkar uzay boşluğuna kan kusarken istemsizce öğürdü. Organlarının çok büyük zarar gördüğünden emindi. Ayağa bile kalkabilecek durumda değildi.

Kulakları darbeden dolayı uğulduyordu. Etraftaki sesleri kavraması biraz uzun sürdü. Burnundan akan kan kanlı ağzına dolarken kararmış gözleri tekrardan düzeldi. Herkes gülüyordu. Oplan kendisine durduğu yerde kendisine bakarak bir şeyler diyiyordu.

Ne dediğini bilmiyordu ve bilmek istediğinden emin değildi.

Başaramamıştı.

Aklında yeniden yankılandı. 'Ya başaramazsan?'

Yine cevap vermedi. Bu sefer cevabı bilmediğinden değildi.

Cevabı vermeden önce yapması gereken bir şey vardı. Taa Carlo'nun ölümden beri yapmadığı bir şey. Onu korkuttuğu ve ilk defa şu garip lekeyi büyüttüğü için onu korkutan şey.

Kırılan kemiklerine ve çok zarar gören organlarına rağmen ayaklanmaya çalıştı. Bir an herkes sustu.

Biri, "Yuh." Dedi. "Bu darbeye rağmen ayaklanmaya çalışıyor resmen." Dalgacı sesi yüzünden kısa bir gülüşme daha oldu.

Alkar ağzına dolan kanı yuttu ve yarı ölü bedenine rağmen ayaklandı. Gözünü avına dikti.

Kuzey'e.

Nefreti bütün vücuduna doldu.

"Burada berbat durumda olduğumu biliyorum." diye mırıldandı ağzının kenarından kan akarken. Buna rağmen gülümsedi. "Belki de öleceğim." diye devam ettirdi. Nefreti o kadar fazlaydı ki Kuzey kendisine odaklanan gözler yüzünden yerinde mıhlandı resmen.

"Ama sen de benimle geleceksin." diye fısıldadı Alkar. Bir çoğu duyamadı ama bu fısıltı Kuzey'in beyninde yankılandı.

Oplan ve diğerleri bir şey anlamadı. Yarı ölü durumunda olan bu çocuk aralarında metrelerce mesafe olan Kuzey'i mi öldürecekti? Bu imkansızdı.

Alkar'ın gözlerindeki kızıllık arttı. Lekesindeki acıyla aynı oranda.

Alkar gözlerini korkutucu bir şekilde büyütürken düşündü. Bir kurt başı düşündü. Aynı Börü gibi agresif ve öldürmeyi seven. Dişleri keskin.

Kuzey'e baktı. Daha çok boynuna. "Onu." diye fısıldadı. Kimse kime fısıldadığını anlamadı. Sonra Kuzey'in yanında bir parıltı oluştu.

Herkes oraya çevirdi bakışları. Bazıları geri çekilip uzaklaştı ve izlemeye devam etti. Kuzey yerinden kıpırdayamadı.

Parıltı azaldı. Sonra şekil aldı. Kuzey parıltıdan gözlerini bir kez bile ayırmadı. O şey bir kurt başına dönüşürken boğazında oluşan yumru arttı. 

Kanlar içinde gövdesini tutan Alkar hayatında çekmediği kadar acı çekerken durmadı. Gözlerinden kan geldi yine durmadı. Leke büyümeye devam etti, yavaşça da olsa. Yine durmadı.

Kurdun başı oluştu. Sonra gövdesi. Normal bir kurt boyutundaydı ama şeffaftı neredeyse... sadece hafifçe parıldıyordu. Ama sadece bir figür gibiydi. Sanki gösteriş amaçlı yapılmıştı.

Alkar'ın burnundan, ağzından, gözlerinden ve kulağından kan geldi. Durmadı. Bütün enerjisini oraya yöneltti.

Kurt şeffaf gözünü aniden açtı. Kuzey çığlık atmak için ağzını açtı ama hareket edemedi. Kurt ona baktı. Canlı gibi değildi. Sanki bir kuklaydı. Alkar'ın kuklası.

Alkar bütün vücudu kanlar içindeyken güldü. Başını sağ omzuna yatırırken gülümseyerek konuştu. "Boğazı..." dedi esrarengiz bir sesle. "Parçala." 

Normalde kurtların doğası gereği keskin dişleri vardı. Alkar defalarca kez görmüştü. Börü bir şeyleri hem pençeleriyle hem de dişleriyle parçalamayı severdi. Bundan hoşlandığını ve kürküne bulaşan kanları nadiren de olsa sevdiğini söylerdi.

Kurtlar boğaz parçalamayı severdi.

Şeffaf kurt emri dinledi. Saf odhue'den oluşan kurt sanki gerçekmiş gibi Kuzey'in boğazına atıldı. Kuzey ilk defa bir tepki verirken çığlık attı ama keskin dişler hedefi şaşırmadı. 

Kuzey'in boğazına geçirilen dişler etrafa kan sıçramasına neden oldu. Pençeler kolunu deşerken yere kapaklandı. Kuzey bir an gerçek olmayan kurtla göz göze geldi. Göz olduğundan bile emin değildi. Sadece... boş ve şeffaf gözler çok ama çok korkunçtu.

Kurt onun boğazından büyük bir parça kopardı. Ses telleri giderken Kuzey artık bağıramıyordu. Oplan ve yandaşları bile her şeyi bırakmış sadece garip sahneyi izliyordu.

Kurt durmadı. Pençeleriyle Kuzey'in karnını yardı ve geri kalan boğazına dişlerini geçirdiği gibi kafasıyla gövdesini ayırdı.

Kuzey yaşamını yitirdi. Kurt o öldüğü an ortadan kayboldu.

Alkar her yeri kanlar içindeyken ve ölürken zevkle cesede baktı.

Lekedeki acı artık acıyı geçmişti. Bu çok farklı bir seviyeydi...

Oplan, "Nasıl?" diye mırıldandı şaşkınca. Herkes kendi kendine mırıldandı. Alkar onları duyamadı bile. Bilinci bir gidip bir geliyordu.

Önü hala sarılıydı. Kaçması imkansızdı.

Alayla güldü. Sonra deposunu açtığı gibi Amenta'yı eline aldı. Bütün gözler ona ve elindeki kitaba çevrilirken Alkar aklını tamamen yitirmişti.

"Bunu istiyordunuz değil mi?" diye fısıldadı U.W.K.P'nin yanında dururken. Herkes bir kitaba bir Oplan'a bakıyordu. Oplan gözleri parlayarak kitaba baktı. Kitaptan garip bir enerji yayılmıştı.

Onu istiyorlardı.

Alkar kahkaha attı. "BUNU İSTİYORDUNUZ DEĞİL Mİ?" Bu sefer bağırdı. Bir an herkes irkilirken sonunda onun kafayı sıyırdığına emin olmuşlardı. Garip güçlü çocuğun işi bitmişti.

Cevap gelmedi. Alkar cevap beklemiyordu. Oplan'ın bir adım ileriye geldiğini gördü. Kanlı gözleri hepsinde dolaştı.

Sonra...

"Sikimi alırsınız." diye fısıldadı.

Herkesin gözü büyüdü. Farkındalıkla.

O ses yine fısıldadı. 'Ya başaramazsan?'

Alkar'ın aklında Tong'un dediği şey yankılandı. "Ben bile orada fazla dayanamam."

Alkar mutlulukla kıkırdadı. 

Sonra Amenta'yı U.W.K.P'den aşağıya fırlattı.

Kendisiyle beraber.

"O zaman onu kendimle birlikte yok ederim." diye fısıldadı kendi iç dünyasına.

U.W.K.P'nin sıcaklığı ilk önce bedenini sardı. Herkesin şokla bağırdığını sadece bir saniye duyabildi.

U.W.K.P anında bedenini bir küle çevirmeye başladı. Tamamen Amenta'yla yok olurken gözlerini kapattı.

Kazanan oydu.

  ♛  ♛ ♛ 

Bu ikinci cildin sonudur.




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1302

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1105

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 916

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 844

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 730

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 683

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 659

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 615

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 561

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 534

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 420

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 208

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 190

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 145

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 143

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 121

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 112

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 73

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 16532 Üye Sayısı
  • 452 Seri Sayısı
  • 22335 Bölüm Sayısı


creator
manga tr