"Beyin bir paraşüt gibidir, sadece açık olduğunda iyi çalışır." #James Dewar

DİPTEN EN TEPEYE - 106. Bölüm: Giriş


Amacıyla arasında duran kişiye bakarken ne hissedeceğini kestiremiyordu. Karşısındaki kendisine herhangi bir düşünceye kapılma izni vermiyor gibiydi.

"Anahtar parçasını hissedebiliyorum." diye mırıldandı koruyucu. Bir seksenden daha uzun boyu vardı, bir insan gibi hissettirse de dış görünüşü insan olmadığını vurguluyordu.

Alkar, "Anahtar sende mi?" diye sordu her şeyi geriye atarak. Düşünmek bir girdap gibiydi ve çok soru işareti olunca seni yutuyordu. Düşünmenin zamanı değildi.

"Öyle." diye mırıldandı koruyucu. "Bu bölgenin anahtarı her zaman bende bulunur. Koruyucuda." Alkar kısık gözlerini ona dikti. Koruyucu herhangi bir art niyet gösterisi yapmadan adımlamaya başladı. Alkar olduğu yerde onu izledi. Koruyucu buz kristallerine bakıyordu.

"Bir parçası çalındı gerçi. Neyse ki getirdin." diye devam etti. Onun soluklanma süresi fazla olduğu için Alkar ilk başta ilk cümlesini devam ettirdiğini fark edemedi.

"İyilik olsun diye değil." dedi sert bir ses tonuyla. Elinden zorla almaya çalışırsa ona karşılık verirdi. Koruyucu buz kristallerine dokunmayı bırakıp Alkar'a döndü.

"Fark etmiştim. Savaşmak için geldiğin duruşundan belli." Şaşırmamış bir ifadeyle Alkar'a bakan koruyucu hala rahattı. Alkar her an gelebilecek saldırıya karşı tetikteydi. Bu koruyucunun özelliği neydi? Belki de kandırmaktı.

İfadesizce koruyucuya bakmaya devam edince, koruyucu durduğu yerden hareketlendi ve tekrardan kapıya yaklaştı. Kapı işlemeliydi. Bu öyle abartılı değildi. Canlı bakınca nostaljik bir havaya kapılıyor, hayranlık duyuyordu.

"Ben bu kütüphanenin koruyucusuyum." dedi kapıdaki işlemelere dokunurken. Sonra gözlerini yumdu. Bir şeyler hissedebiliyor gibiydi. Arkasındaki bölgeden...

"Sadece kütüphane için varım." Alkar kaşlarını çattı. Ne demek istiyordu?

Koruyucu ona bakmadan konuşmasına devam etti. "Benim bir efendim yok. Ne okulun kurulundaki kişiler bana emir verebilir ne de Oplan."

Oplan'ın varlığı bir kez daha kabul edilirken Alkar bu işin sonunun nereye gideceğini kestiremiyor gibiydi. Ne yapmalıydı? Ne demesi gerekiyordu?

"Amacın ne?" diye sordu en sonunda koruyucuya. Koruyucu ona dönmedi ama kapının üzerinde hareket eden eli durdu. "Amacım mı? Sadece neden buraya girmek istediğini merak ediyorum."

Neden kütüphaneye girmek istediğini mi merak ediyordu? Neden? Eğer vereceği cevap tatmin edici olursa izin mi verecekti yani? Bu koruyucunun amacı da neydi?

"Amacımı söylemem bir şeyleri değiştirecek mi?" diyebildi sonunda. En azından işine yarayacak birkaç şey yakalamalıydı. Laf arasında birkaç ipucu yakalayabilse bile o kelimeler hayati derecede önem taşıyabilirdi.

"Neden denemiyorsun? Belki değiştirir belki değiştirmez?" diye sordu sonunda koruyucu. Alkar'ın aslında belli ve somut bir nedeni yoktu. Sadece girmek istiyordu işte... Girmesi gerekiyordu. Orada bir şeyler vardı.

"Sadece..." diye fısıldadı. Sessizdi, kendisi de nedenini bilmiyordu. "Girmem gerek. İçimden bir his öyle fısıldıyor."

Koruyucu birkaç saniye ona baktı. Sonra hafifçe sırıttı. "Sadece his?" derken buna anlam veremiyor gibiydi. "Sadece his doğrultusunda bu kadar kişiyi mi tehlikeye atıyorsun?"

Alkar bunu doğru olduğunu bildiği için kafasıyla onayladı. Kapıdan bir adım uzaklaşan koruyucu kendisine bu hareketle bir adım yaklaşmıştı. "Yani eğer hiçbir şey bulamazsan pişman hissetmeyeceksin?" derken Alkar'ı deniyor gibiydi. Alkar bu sözlere karşı kaşlarını çattı. "Böyle bir şey demedim. Büyük ihtimalle biraz da olsa pişmanlık hissederim ama eninde sonunda unuturum."

Garip gözler tam olarak kendisine odaklanınca yerinde rahatsızca kıpırdandı. "Yani suçluluk hissedersin ama çok da değil?" dedi onaylamak istercesine. Alkar ne demeliydi? Adam belki de lafı beğenmeyip kendisine hayatta giriş izni vermezdi. Ama Alkar yalan söylemek istemiyordu. Özellikle böyle kritik anlarda. Sonunda o yalanların kendi boynuna dolanmasını istemezdi.

"Aynen." dedi. "Ben onları zorlamadım. İsterse kaçabileceklerini de söyledim. Vicdan azabı çekmem için bir neden yok." Dediklerine sadece kafa sallayan adamın yüzünde herhangi bir ifade yoktu.

"En azından dürüstsün." diye mırıldandı. "Ama bunun yeterli olduğunu düşünmüyorum." Alkar tek kaşını kaldırdı. Az önce o koruyucu kendisine 'Yetesizsin' mi demek istemişti?

"Peki..." dedi alayla Alkar. "Yeterli olabilmem için ne yapmam gerekiyor?"

Koruyucu onun kendisine bir atak yapmasını bekliyordu ama sadece bir çift cümle alınca şaşırdı. "Yeterli olabilmek için mi?" diye mırıldandı şaşkınca. Alkar sinsice gülümsedi.

"Aklıma nedense farklı bir şey geldi, koruyucu." dedi Alkar başını dikleştirirken. Az sonra söyleyeceklerinde doğruluk payı olmasını umuyordu. "Bence sana göre kimse buraya girebilecek kadar kıdemli veya senin tabirinle 'Yeterli' değil. Sen kimsenin oraya girmesini istemiyorsun ve önüne gelen herkesi farklı bahanelerle kovuyorsun."

Koruyucu her bir cümlesinden sonra daha da kötü bakmaya başlayınca doğru yolda olduğundan emin oldu. Büyük ihtimalle kusursuz olsa bile izin vermeyecekti. Tek giriş yolu onu dövüşte yenmesi ve anahtarı zorla almasıydı.

"Diyelim ki doğru." dedi soğuk bir sesle koruyucu. Tam olarak kendisinin gözlerinin içine bakmaya başlamıştı. "Ne yapacaksın?"

Alkar boynunu kıtlattı. "Gerekirse zor kullanmak durumunda kalacağım. Buraya gelebilmek için harcadığım onca emeğin..." Sert sert bakan gözlerini korkusuzca koruyucuya dikti. "...boşa gitmesine izin veremem."

Koruyucu sırıttı. "Hodri meydan."

Alkar deposundaki sopayı çıkarttı. Koruyucu da iki elinden hançer çıkarttı. Birbirlerine saldırdılar.

Alkar yüksek hızla kendisine doğrultulan silahtan kaçındığı gibi sopasıyla koruyucunun mide boşluğuna vurdu. Bir an bile duraksamayan koruyucu kendi gövdesine bıçağını saplamak için hamle yaptı ama Alkar bir anda bir iki adım çekildi. O anda sopasını uzatmış, omzuna sertçe çarpmasını sağlamıştı. Koruyucu sopanın gücü sayesinde geriye sürüklendi ve duvara yapıştı.

Anında kendini toparladı ve birden ortadan kayboldu. Alkar'ın ensesindeki tüyler havalandı. Arkasına döndüğü gibi sopayı baş hizasına kendine paralel olacak şekilde kaldırdı. İki tane hançer ve sopa çarpıştı.

Alkar koruyucunun ayağını tekmeledi ama düşmesini sağlayamadı. Koruyucu yine gözden kayboldu. Sağında belirdi ve omzuna hamle yaptı. Sopasını ucuyla onu engellediği gibi diz arkasına vurdu. Koruyucu ani sert darbeyle diz çökmek zorunda kaldı.

"Siktir." diye fısıldayan sesle beraber yine ortadan kayboldu. Alkar hafifçe geriye sıçradığı an yere bir hançer saplandı. Hançer garip bir şekilde parladı ve söndü. Saplandığı yerdeki kayalar ufalanarak yok oldu.

"Şu pislik..." diye mırıldanırken hançerlerin kendisine gelmesini engellemesi gerektiğini daha iyi anlamıştı.

Sopayı aniden önünde beliren adama savurdu. İki metalin çarpışma sesi bütün mağarada yankılandı. Koruyucu bütün gücünü hançerlerine vermişti. Alkar'ın bir an dizleri titredi. Ama yığılmadı.

"Pes et." dedi sadece koruyucu onun gözlerine bakarken. Şakağından bir ter tanesi akan Alkar inatla gücünü arttırdı ve, "Asla." dedi.

Koruyucu sert bir nefes verdi. "Bunu sen istedin." diye mırıldanırken silahı parlamaya başlamıştı. Kırmızı, beyaz renkteki damarlar bütün silahın gövdesine yayıldı, sonra Alkar'ın sopasına sıçradı.

Alkar'ın sopası birden bire paslanmaya başlarken şokla koruyucuya baktı. Sopa yamulmaya başlamış, Alkar geri çekilmeye zorlanmıştı.

Sonunda sopa ortadan ikiye ayrıldı ve iki hançer kendisine yöneldi. Paslanmış sopayı kenara fırlattı ve dövüş pozisyonu aldı Alkar.

"Bu da ne?" dedi koruyucu garip bir sesle. "Teknik falan mı kullanacaksın?" Alkar adamın dediği şey ile hafifçe gülümsedi. Sesinde herhangi bir ton bulunmazken, "Bir nevi." dedi.

Sonra ona karşı atağa geçti.

Hançerli bileği tuttuğu gibi parmağıyla baskı yaptı ve kıvırdı. İnsan vücudunun hassas noktalarından biri olan yere daha fazla güç uygularken koruyucuyu tekmelemişti.

Koruyucu hemen kaçındı. Yine ortalıktan kaybolurken Alkar sadece içgüdülerini dinledi. Sola doğru ayağını kaldırdığı gibi hançerlere odhue enerjisi patlayarak yayılacak şekilde vurdu. Alkar'ın enerjisi bir fırtına gibi hançerleri geriye fırlatırken koruyucunun bileği hafifçe yamuldu.

Şokla ona bakarak, "Siktir!" dedi. "Bu da ne? Nasıl?" diye mırıldanırken derin derin nefesler alıyordu. Alkar durmadı adama bir yumruk geçirdi. Geriye doğru sendeleyen adam yine ışınlanmak için harekete geçiyordu ki Alkar onun kolundan tuttuğu gibi kendine çekti. Eğilmesini sağlarken dizini koruyucunun kafasına geçirmişti bile.

"Lanet!" diye boğuk sesle bağırdı koruyucu. "Bu siktiğimin hareketleri de ne?" Aynı anda birçok farklı harekete yetişemeyen koruyucu ilk defa böyle bir şey görüyordu. Genellikle garip tekniklere maruz kalırdı ve onları çözerek rakiplerini alaşağı ederdi. Ama o kadar hızlı bir şekilde kendisine darbe vuruluyordu ki -göremiyordu bile- çözüm üretemiyordu.

Kendisi direk fiziksel temasta berbattı. Tek iyi olduğu şey diğerinin silahını yok eden hançerleri ve ışınlanmaydı. Bir de bilgeydi. O kadar.

Ama bu kombinasyon kendisini diğerlerinden daha üstün yapıyordu. O yüzden yüzlerce yıldır kapıyı koruyordu.

Burnundan akan kan dururken, "Dur." dedi. Çenesinin altına yediği darbeyle kafasında birkaç şey patladı. Şuan sarhoş gibi hisseddiyordu. Gözü kararmıştı.

Alkar kafasını sağa yatırdı ve, "Bitti mi şu gereksiz inadın?" diye sordu. Işınlanmayı bu sefer kullanmayan -aslında aklı yerinde olmadığı için kullanamıyordu- adam kafasıyla onayladı.

"Cidden güçlüymüşsün." diye mırıldandı hafifçe sırıtırken. Aynı zamanda dişlerindeki kan gözükmüştü. Alkar onu iyi yumruklamıştı. Bir de tekmelemişti.

Alkar daha fazla zaman kaybetmemek için hafifçe eğilmiş koruyucuyla aynı hizaya geldi. "Bak." dedi ciddi bir şekilde. "Ben Ewlıp'e gittim ve Urahante ile karşılaştım. Bir kitap almam gerek. Çaktın?"

Kısık gözleri kocaman olan Koruyucu, "Urahante mi?!" dedi. "Bizim Urahante mi?" diye devam etti. Büyük ihtimalle aynı şeylerden bahsediyorlardı. Alkar başıyla onayladı. Koruyucu daha dikkatli Alkar'a bakarken, "İsim verdi mi?" diye sordu. Alkar söylemek ile söylememek arasında kaldı ama sonunda pes edercesine derin bir nefes verdi. "Amenta." diye fısıldadı birilerinin duymasını engellemek istercesine.

Koruyucu, "Lanet olsun neden daha önce söylemedin?!" diye homurdandı. Alkar kafa karışıklığı ile ona baktı. "Urahante o kitabın burada durmasını istemiyordu ama hiçbir zaman alamadı. O kitabı almanı ve buradan götürmeni istedi değil mi?" diye sordu kapıya yaklaşırken.

Alkar kafasıyla onayladı. "Evet..." dedi her şey daha da iyi giderken. "Onu almam gerek."

Kapıya bakan adam cebinden bir şey çıkardı ve elini arkaya bakmadan uzattı. Alkar garipçe ele bakarken adam huzursuzca söylendi. "Ver şu parçayı, içeri girmen için gerek." dedi.

Alkar şaşkınca baksa da hemen toparlandı ve parçayı aldığı gibi adamın avucuna koydu. Hızla anahtar ve son parçayı birleştiren koruyucunun eli parıldadı. Az önce üzerinde elini gezdirdiği işlemelerinden birine anahtarı soktu.

"Şanslı mısın şansız mısın emin değilim." diye mırıldandı koruyucu dişlerini sıkarken. Kapıyı ittirmeye çalışıyordu. "Uzun zamandır açılmadı bu kapı." diye açıklamak için konuşma ihtiyacı hissetti.

Alkar devasa kapıya bakarken ne hissedeceğini bilemiyordu. Kapı az sonra açılacaktı ve içeri girecekti...

"He!" diye hafifçe yükseltti sesini koruyucu. "Açılıyor."

Kapı aralanmaya başladı. İçerinden gelen mistik hava ikilinin yüzüne çarptı. Koruyucu gülümsedi. "Uzun zaman oldu."

Alkar aralanan devasa kapının ardına baktı. Koruyucu yetirince açınca elini kapıya koydu ve Alkar'a baktı. "Sen kitabı değil kitap seni bulacak, evlat." diye mırıldandı. Alkar gözlerini açılmış kapıdan çekti. Ona bakarak ağzını açtı ama tek bir kelime çıkmadı.

"Teşekkürler." diyebildi.

Koruyucunun yanından geçerken onun kendisine hitaben, "Erken davranıp teşekkür etme." diye mırıldandığını duydu. "Buraya girmek teşekkürlük bir şey değil."

Alkar içeriye adımını attı ve kapı ardından kapandı.

Kütüphanenin içindeydi.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1259

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1081

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 890

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 822

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 702

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 659

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 644

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 602

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 552

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 523

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 377

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 205

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 195

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 188

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 143

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 141

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 119

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 99

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 15561 Üye Sayısı
  • 507 Seri Sayısı
  • 20944 Bölüm Sayısı


creator
manga tr