“Dövüşte usta olanlar öfkelenmez, kazanmakta usta olanlarsa korkmazlar. Dolayısıyla akıllılar dövüşmeden önce kazanır, cahiller kazanmak için dövüşürler.” #Zhuge Liang

DİPTEN EN TEPEYE - 105. Bölüm: Koruyucular


Tong'u geride bırakırlarken hızlı bir şekilde ilerlemeye başlamışlardı. Büyük ihtimalle koruyucular kendilerinin farkına varmıştı. O yüzden dışarıdan takviye gelmeden işlerini hızlıca halletmeli, buradan tüymelilerdi.

Koşup arkalarında sert bir rüzgar bırakırlarken Börü konuştu. "Hey!" Alkar tamamen etrafına odaklandığı için ona bakmadı. Lafına devam etti Börü. "Karşımıza çıkan düşmanları tek tek alalım! Eğer çok güçlü bir şey çıkarsa bir sonrakini ben alırım, siz yola devam edersiniz!"

Alkar ona baktı. Börü onun bakışını yakalamıştı elbette. "Ne? Tae'ye bırakmayı düşünmüyorum! İlerlemeye devam etmek zorundasınız!"

Zaman denen kavram bu durum için çok önemliydi. Kimsenin tahmin etmediği bir zamanda girdikleri için şans şimdilik onlardan yanaydı ama sonradan başkaları da gelebilirdi. O zamana kadar işlerini halletmeleri herkes için daha iyi olurdu.

"Tamam." dedi Alkar itiraz etmeden. Güçlü birinin karşısına yeni yetme Tae'yi koyamazdı. Her ne kadar Börü'nün de o kütüphaneye girip kendisine yardım etmesini istese de şuan yapabileceği hiçbir şey yoktu. Deposuna koyduğu anahtar aklına doluşurken ağız dolusu küfür ağzına sıralandı. Şuan çok büyük risk altındalardı.

Çok geriden yıkılma sesleri geldi. Bir an duraksayan Tae hafifçe geride kalmıştı. Sonra kendine geldi ve koşmaya devam etti. "Tong işini yapıyor." dedi fısıltıyla. "Belki çabuk halledip bize katılır."

Alkar cevap vermedi. Öyle olması kendisinin işine gelirdi.

Son hız koşmaya devam ederlerken Alkar'ın keskin gözleri hafifçe parlayan bir şeyi yakaladı. Mağaranın bir duvarından diğerine doğru uzanıyordu. Anında diğerlerini de tutarak durdu. Biraz zor olmuştu çünkü neredeyse son hızlarındaydılar. O az önce hafifçe parlayan şeyin tam önündeydiler.

Börü fısıltıyla, "Siktir." dedi. O şey insanı ikiye bölebilecek kadar keskin ve ince bir ipti. Tae sırtından soğuk terler aktığını hissetti.

"Tüh." diye mırıldanan ses mağarada yankılandı. Alkar etrafı gözledi ama kimse yoktu. "Neredeyse elimi sürmeden hepinizi ikiye ayıracaktım."

Börü hırlamasını engelleyemedi. "Piçe bak." derken dudağını yalamıştı. Börü kan istiyordu. "Biraz sonra seni ben ikiye ayıracağım."

Ses, "Oho..." dedi şaşırmış bir sesle. "Bir canavar? Hem de bir Arhant."

Börü kendi ırkını bilmesine bir şey demedi. Belli ki bilgili biriydi. Bu da demek oluyordu ki güçlüydü. "Bir arhant'ı incelemeyi isterim." diye fısıldayan sesin ardında hafifçe deli bir ton vardı. Belki de aklını kaçırmış biriydi.

Önlerinde hafif bir kum toplandı. O kum büyüdü, Alkar ve diğerleri hafifçe geri çekildi. Kum sonunda bir insan bedeni oldu.

Göz bebeğinde çarpı işareti olan şahıs onlara baktı. Sonra sırıttı. "Merhaba, deneklerim."

Alkar ona alttan bir bakış attı. İki metreden biraz daha uzundu. Ayrıca ellerinde dört tane parmak vardı. Bir canavar mıydı? İnsan değildi.

 "Sen de kim oluyorsun?" diye soran Tae sessizliği bozan kişiydi. Onun farkına varmamış olan kişi bakışlarını ona çevirdi. "Garip." dedi bir tane parmağını çenesine götürürken. "Seni gördüm ama fark etmedim. Nesin sen?"

Tae yüzünü buruştururken, "Önemi yok." dedi. "Zaten öleceksin."

Alkar sadece konuşmaları dinliyor, hemen yola çıkmak istiyordu. Burayı Börü'ye bırakmalıydı.

Börü'ye bir bakış attı. Börü anlamıştı. Öne çıkmak için hareketlendiğinde önlerindeki kişi konuşmaya başladı. "Senin enerjin gerideki birine benziyor. Ama daha güçsüzü. Benziyor ama işlenmemişi." Beyaz dişleri görünecek şekilde sırıttı. Bu mide bulandırıcı bir gülümsemeydi. O gülümsemenin arkasındaki mana sadistik bir şiddet içeriyordu.

"Sen en güçsüzüsün." derken gerçeklerden bahsettiğini vurguluyordu. "En işe yaramazı ve kolay elden çıkarılanı." Tae sinirleniyordu. Ama kendini tutmalıydı. Karşısındaki ruhunu yiyemeyeceği kadar güçlü bir manyaktı.

"Cevap yok?" diye mırıldandı alaylı bir ses çıkarırken. "Sessizlik bir kabulleniştir." Diye devam etti. "Sen benim deneğim olmaya layık mısın ki?"

Alkar yanındaki sinir kat sayısı artan Ruqy'e baktı. Karşısındaki şahıs neydi emin değildi ama şuan büyük bir hata yapıyordu. Bir ruqy'i kızdırmak iyi bir fikir değildi.

Börü bu tip davranışından bıkmış olsa gerek bir adım öne çıktı. "Seni ben alacağım." derken sesindeki tehditi saklama gereği duymamıştı. İnsan halindeki kendisi alayla ona baktı ve ellerini bir kez çırptı. 

Önlerindeki kişi güldü. "Memnun olurum." derken kime gönderme yaptığı belliydi. Tae elini kaldırdı ve Börü'nün hareketlenen bedeninin önüne koydu. "Dur." dedi gözlerini ona dikmişken. "Ben halletmek istiyorum."

Önlerindeki kişi alayla, "Ooo.." dedi. "Bu kadar cesaretin varmış. Ama cesaretli olanlar sonunda genellikle ölürler ve cesetleri çiğnenir."

Tae sinirli bir bakış attı ona ama kesinlikle kendini kaybetmedi. Alkar'a yönelik, "Devam edin." dedi. "Bu bende. Hızlıca ilerleyin."

Alkar bir an duraksadı. Bu iyi miydi? Tae bir anlık sinirle ona meydan okumuştu ama karşısındaki kişi Tae'yi ve şimdiye kadar az olan tecrübesini zorlardı. Tae tecrübesizdi.

Neyse ki babası yakınlardaydı. Börü'ye baktı. O da gözleriyle kabul edince, "Sende." diye mırıldandı. Sonra hızla düşmanın önünden geçtiler. Düşman onları durdurmadı. Alkar tam olarak oradan gitmeden önce onunla göz göze gelebildi. Artı şeklinde göz bebeğe sahip bu elemanın sinsi bakışları onların üzerindeydi.

Bilerek izin vermişti. Başka bir koruyucu daha vardı.

Hızlıca ilerlerken mağara daha da ıssızlaşıyor, soğuyordu. Alkar artık ağzındaki nefesin bir buhar olarak dışarı yansıdığını görünce üşüdüğünü fark edebildi. Börü'ye baktı. Kendisi pek de umursuyor gibi değildi.

"Bir tane daha var." dedi Alkar. Börü ayaklarına bakarken, "Evet." diye onayladı onu. "Onu da ben alırım. Bundan sonra başka koruyucu yoktur umarım. Büyük ihtimalle tek takviye baştaki şahıstı."

Alkar, "Umarım." dedi. Ama içinden bir ses onun kütüphanenin önünde başka bir koruyucu olduğunu ve onu geçmesi gerektiğini fısıldıyordu.

Soğuk arttı. Börü, "Keşke kürküm olsaydı." diye hayıflanırken bir kilometreden daha fazla gittiklerini biliyorlardı.

İlerlemeye devam ettikçe yan taraflarda farklı çıkışlar, yollar beliriyordu. Tong'un dediğine göre dümdüz ilerlemeleri gerekiyordu. O yüzden hiçbirine sapmadılar.

Alkar tavandaki taş sarkıtların buz sarkıtlarına dönüşmesini hayretle izledi. Kütüphaneye yaklaştıkça soğuk artıyor, her yer donuyordu. Son koruyucuların gücü soğuklukla ilgili olması muhtemeldi.

Yutkunarak aklına gelen şeyi Börü'ye iletti. "Şu diğer yolları gördün mü?" Börü de ona baktı ve başını salladı. Kaşlarından biri havalanırken, "Evet de ne alaka?" diye sordu. Alkar dalgın gözlerini yere dikerken, "Bilmiyorum, oralardan da birileri gelmesin?" diye sordu.

Derin bir nefes vererek yukarı çıkan buharı geride bırakan Börü, "Fazla düşünüyorsun." dedi. "Kafayı yiyeceksin yakında. Küçükken de böyleydin. Düşünür düşünür kendini yerdin." Alkar ona kötü bir bakış attı. Börü aldırmadı. "Bakma öyle. Aklına sadece bu olay takılmadığını anladım zaten. Şuan o diğer sorunu bir kenara at ve bu işi başarıya ulaştırmayı hedefle. Birçok kişi senin yüzünden girdi biliyorsun, değil mi?"

Alkar başka bir cevap veremezdi. Onaylamak dışında. Kendisinin isteği doğrultusunda giren birçok insan vardı. Arkada kalmış olanlar şuan kendisinin kütüphaneye ulaşabilmesi için dövüşüyordu.

"Başarmam gerek. O kitabı bulmalıyım." Fısıltılı sesini sadece Börü duydu.

İlerlemeye devam ettiler. Ta ki sonu görünmeyen bir göçük yüzünden durana kadar.

"Burayı bilerek böyle bırakmışlar." dedi Börü soğuğu geri itmeye çalışırken. "Sanki üzerinden atlayamayız."

Alkar, "Hadi o zaman." dedi birkaç adım geri çekilirken. Pozisyon aldılar. Sonra koşmaya başladılar. İkiside göçüğün üstünden atladı.

Bir şey Börü'nün bacağını tutana kadar her şey iyiydi. Aşağıda bir şey vardı. Börü o şeyin kendisini çekmesine izin vermedi. Sivrilmiş tırnaklarını o şeye batırırken yüksek sesle hırlamıştı. Kendisini tutan şey can havliyle Börü'yü bıraktı.

Alkar karşı tarafa geçmişti. "Hey!" dedi Börü'yü yoklamak için. Börü aşağıya dikkatle bakıyordu. "Hey Bö-" diye tekrardan seslenmeye niyetlenen Alkar'ı Börü durdurdu.

"Sus." dedi bir şeyi dinlemeye çalışırken. "Duyuyor musun?" Alkar kaşını çattı ve fısıltıyla, "Neyi?" dedi.

Bir süre sustular. "Yem." diye tıslamayla karışık ses geldi. "Bana gönderilen bir köpekçik."

Börü gözlerini sinirle irileştirirken, "Bu koruyucu zımbırtısını geberteceğim." dedi. Alkar gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı. Börü ona bakarak, "Gülme!" diye bağırdı.

Börü kendisinin bir köpeğe benzetilmesinden nefret ederdi. O asil bir kurttu sonuçta.

"Bu nefretle bakışınla gömersin şu şeyi buraya." dedi Alkar gülmesini bastırırken. Börü kızgın bir boğa gibiydi. Burnundan buhar bile çıkıyordu. "Gömeceğim zaten." derken boynunu kıtlatmıştı. Dalış yapmaya hazırlanır gibi bir hali vardı.

"Hey." dedi Alkar şaşkınca. "O yere mi gireceksin?" derken inanamıyordu. Bu manyak cidden o şeyin ayağına mı gidecekti?

"Evet." dedi Börü sadece. "Çok yavaş. Onu yuvasında geberteceğim."

Alkar yüzünü buruşturdu. "Hadi ama bir sinirle sonucunu bilmediğin bir işe kalkışma." 

Börü gözlerini devirdi ve göçüğün diğer tarafındaki Alkar'a baktı. "Bak, arhant formum diğer halimden kat ve kat üstündür. Yani... sorun değil." dedi. 

Alkar yine de emin değildi. Ama Börü'nün ifadesini görünce ne olursa olsun gireceği belliydi. "Tamam." dedi isteksizce.

Börü onaylama almanın verdiği keyifle gülümsedi. "Devam et." dedi neşeli bir sesle. Kanın kokusunu daha çıkarmadan almış olan kurt ziyafetine gidiyordu. "Ben hallederim burayı."

Alkar sadece onayladı. Şuan iyi giden olayı değiştirecek bir değişkenin belirmemesini diledi.

Arkasını döndüğü an Börü aşağıya atlamıştı.

Alkar ilerlemeye devam etti. Yanında kimsenin olmadığını bildiği için biraz daha farklı hissediyordu. O garip hissi geriye itti ve diğerlerini daha çabuk işini halletmesini diledi.

Ne kadar zaman geçti emin değildi ama ilerledikçe mağara daha da soğuklaştı. Önüne kimse çıkmadı.

Alkar yolun sonuna geldiğini hissetti. Daha da hızlandı istemsizce. Hafifçe köşeyi döndü.

Tam karşısında devasa, işlemeli bir kapı vardı.

Kütüphanenin kapısı karşısındaydı.

Anahtar parçasını çıkardı deposundan ve cebine attı. Son koruyucu anahtarla birlikte burada olmalıydı.

"Çık ortaya." diye konuştu. Sesi yankılandı.

Kenardan soğuk bir hava esti. Önünde son koruyucu belirdi.

"Anahtar parçasını taşıyan insan, sonunda geldin."

Sonunda gelmişti.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1216

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1052

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 871

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 812

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 688

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 642

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 625

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 598

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 545

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 517

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 342

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 204

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 191

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 178

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 138

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 114

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 96

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 14762 Üye Sayısı
  • 449 Seri Sayısı
  • 19429 Bölüm Sayısı


creator
manga tr