Lafla pilav pişerse deniz kadar yağı benden. #Atasözü

DİPTEN EN TEPEYE - 104. Bölüm: 11. Olan


Yrıek mağarası pek de yakın değildi. Herhangi bir geçit kullanmayı tercih etmedikleri için biraz uzun sürmüştü oraya varmaları. Ağaçlık alanın arasında sarmaşıklarla kaplanmış bir yerdi. Kimsenin bilmediği bir yer gibi gözüküyordu ama içeriden gelen enerji hissedilebiliyordu.

Tong, "Bakmayın öyle, içerideki koruyucularla karşılaşınca kaçmak için yer arayacaksınız." dedi. Alkar istemsizce yerinde dikleşti. Zifiri karanlık gibi görünen mağara aşağıya doğru iniyor gibiydi. 

"İçerisi geniş." dedi Tong. "Bir kere buraya gelmiştik kurul üyeleriyle. Kütüphaneye giremesemde kapısını gördüm."

Hafifçe başı ağrıyınca yüzünü buruşturdu Alkar. Kendini iyi hissetmiyordu. "Hava karardı." dedi Börü gökyüzüne göz atıp. "Umarım içeride aydınlatma vardır."

Tae, "Kimsenin olmadığı yere neden aydınlatma koysunlar?" diye sorarken gözlerini devirmişti. Tong itiraz eden bir sesle, "Koruyucular var yani aydınlatma olabilir." dedi.

Dörtlü bir süre mağaranın girişinde durdu. Hafif esen rüzgar  giysilerini dalgalandırırken sıcak havada biraz da olsa serinlemelerine yardımcı oluyordu.

Alkar hafifçe geriye, ağaçlık alana yani yeryüzüne baktı. Az sonra yer altına inecekti büyük ihtimalle. Her ne kadar istediğine çok yakın olsa da her zaman huzursuz olan bir tarafı vardı. İstediği alabilmek için bir şeylerin feda edilmesi gerekir.

Mağaranın içine bir adım attı ve, "Gidelim." dedi.

Bir kez daha arkasına bakmadı ve zifiri karanlığa adımlarını attılar.

"Buradan ne kadar uzakta?" diye mırıldandı karanlıkta önünü görmeye çalışırken Alkar. Neyse ki gözleri gelişmişti yani karanlık ortamda o kadar da zorluk çekmiyordu. Tong düşünürken, "Bir kilometreden daha fazla olabilir." dedi.

Bir kilometre mi?

"Baya büyükmüş." diye mırıldandı Börü isteksiz bir sesle. Kim bilir o bir kilometrede kaç tane koruyucu vardı?

"Karanlığı seviyorum ama böyle bir durumda kalmak pek de harika hissettirmiyor." dedi Tae kenarlara bakarken. Garip şeyler bulmaya çalışıyordu.

Cevap vermediler. "Peki şuan farkına varmışlar mıdır?" diye başka bir soru sordu. "Yani buraya girdiğimizi anlamışlar mıdır?" diye devam etti.

Börü ve Alkar sessiz kalırken Tong, "Büyük ihtimalle evet. En azından emin olana kadar kimseye söylemeyeceklerdir. Yani ilk koruyucuya kadar zamanımız var. İlk koruyucudan sonra," Bu cümleleri Alkar'a hitabendi. "Hızlanmalıyız."

"Anladım." diyebildi Alkar. Kafası başka bir şeye takılmıştı. Her ne kadar önemli bir olayın içinde de olsa hala o konuşma kafasını karıştırıyordu.

İlk koruyucuya gelmeden önce son kez de olsa konuşmak istemişti. Ne olup biteceğini bilemiyordu. "Alvar, Emest." diye mırıldandı kafasının içinde.

Cevap gelmedi.

Ellerini yumruk yaptı. Kimsenin bu halini fark etmesini istemiyordu. "Hey?" dedi olabildiğince tedirginleşmeden. Neden cevap gelmiyordu?

"Buradayım." diye cevap alınca mutlu oldu. Alvar hala buradaydı. "İyi misin?" diye sordu Alkar. Çocuğun kötü bir yerde olduğunu biliyordu. Alkar umuyordu ki Alvar o yerden sağ salim kurtulmuştu.

İstediği cevap, "İyi değilim." değildi. Karanlık mağarada yürümeye devam ederken, "Hala orada mısın?" diye mırıldandı.

Alvar, "Evet." dedi. Sesindeki ton garipti. Çocuğu  nasıl bir ortamda olduğunu tahmin bile edemezdi ama ilk defa onda korkak bir ton duymuştu.

"Üzgünüm." diyebildi Alkar. Ne demeliydi? Onlar sadece kafalarından konuşan ve garip bağlantıları olan bir grup insandı.

'Gerçi grup diye bir şey kalmadı ama...' diye düşündü Alkar. Emest bile cevap vermemişti.

"Üzgün olma. Suçun yok." dedi Alvar. Sonra devam ettirdi cümlelerini. "Sen de her ne kadar anlatmasan da zor durumdasın değil mi?" 

Alkar tırnaklarını eline batırdı. Hafifçe gülümseyerek, "Nasıl anladın?" dedi. Alvar güldü ama bu gülüşte eğlenceli bir tını yoktu. Yorgundu.

"Sen pek anlatmazsın zaten. Bize borçlu olduğunu düşünüyorsun, değil mi?" Alvar şıp diye anlamıştı. Alkar onlardan yardım istemekten kaçınıyordu. Gururundan dolayı değildi. Sohbet ederdi ama konu güçlenme olunca onlardan yardım istemiyordu. Zaten seviyeci olması onların sayesindeydi, daha ne kadar borçlanabilirdi?

"Evet." dedi Alkar sadece. Alvar devam ettirdi sözlerini. "Bunu anlamak zor değil. Diğerleri de anladığı için üstüne gitmedi büyük ihtimalle. Gerçi... şuan burada değiller." 

Alkar ayaklarından çıkan düzeli sesleri dinlerken cevap vermedi. "Biliyor musun?" dedi Alvar mutsuz bir sesle. "Buraya tek gelmeyecektim. Arkadaşlarımla birlikte çıkacaktık. Sonra bir şey oldu ve gelemediler. Bana bunu yalnız başıma başarabileceğime dair bir ton laf ettiler. Şuan burada umutsuzca etrafıma bakarken fark ediyorum ki bunu biliyorlardı. Burada hapsolacağımı biliyorlardı."

Kısık gözlerle ileriye doğru baktı sadece Alkar. Bir şey demedi. "İhanet ettiler. Şimdi fark etmem fazla mı salak olduğum anlamına geliyor?" Sona doğru sesi titremişti. Alvar Alkar'dan sonraki en genç, kibar, yardımsever, bilgili -en azından bitki alanında- ve kaba davranışlardan nefret eden biriydi. Alkar'ın iksir tarifini de Alvar vermişti. 

Şimdi böyle birinin ihanete uğramasını yediremiyordu Alkar. Nasıl olurdu da o kadar yardımsever birini böyle bir şeye sürüklerlerdi? 

'En iyi olma isteği'

Kafasında yankılanan cümle her şeyin cevabıydı.

"Kurtulabilirsin." dedi Alkar. Güçlüydü, zekiydi. Umudunu kaybetmesi ölmesi demekti. Umudunu kaybetmemeliydi.

Alvar bir süre konuşmadı. Gözlerini ovdu Alkar. Karanlığa neredeyse alışmıştı. "Biliyor musun?" diye yeniden konuşunca dikkatini ona yönlendirdi. "Adlarımızdaki sadece bir harf fark var." Alkar elbette bunu fark etmişti. "Nedense hiç karışmıyor." diye cevap verdi. Alvar güldü. "Evet, garip bir şekilde."

Tong daha da dikkatli adımlar atmaya başladı. Alkar göz ucuyla ona baktı. Yaklaşıyorlardı. Hazır olmalıydı. Alkar bir şey demek istemişti ama Alvar yeniden konuştu. "Emest de gitti."

Alkar bu sefer karşı çıkmadı. O da yoktu. Sadece kendisi ve Alvar kalmıştı. "Büyük ihtimalle son konuşmamızdır bu." diye devam ederken sesinde üzüntülü bir ton vardı. Sadece birkaç yıldır konuşuyorlardı. Neredeyse hepsi yüzlerce yıl yaşamıştı. Şu işe bakın ki bu birkaç yıllık deneyim onlar için unutulmazdı.

Alkar yutkundu. Sadece, "Biliyorum." diye fısıldayabildi.

Alvar, "Kendine iyi bak." dedi.

"Sen de." diye cevap verdi Alkar. 

Bundan sonra Alvar bir daha konuşmadı.

Tong, "Biri var." dedi. Alkar hemen son anda hissettiği şeyden kaçındı. Mağara duvarında büyük bir göçük oluştu. Etraf hafifçe aydınladı. Aydınlanma buradan başlamış mağaranın içine doğru ilerlemeye devam etmişti.

Karşılarında bir kadın vardı. At kuyruğu saçları dalgalanıyor, yüzündeki gri dövme parıldıyordu. Topuklu botu mağarada yankılandı.

"Tahmin etmiştim." diye mırıldandı kibirle onlara bakarken. Sonra Tong'a baktı. "Efendi Tong." derken sesinde saygı yoktu. Tong bastonunu bırakmadan ilerledi kıza doğru. "Heplian." derken sesinde esrarengiz bir ton vardı.

Heplian gülümsedi. Tong'a bakmayı kesip kendilerini süzdü. "Her ne kadar Tong beni tanısa da siz bilmiyorsunuzdur." diye konuşmaya girdi. Tong avına odaklanmıştı bile. "Ben kurultaydan 8. sıradaki Heplian."

Kurultay? Çoktan adamlarını yerleştirmişler miydi? Alkar bunları telaşla düşünürken kadın sanki beynini okumuş gibi söylendi. "Bundan şüphelendiğimiz için göreve gönderdiler. Ve...." Bir tilki gibi kurnaz gözleri Tong'a odaklandı. "...Yanılmamışız."

Tong onun imalarına cevap vermeden farklı bir konuya girdi. "Siz gidin." dedi arkadaki gruba yönelik. Alkar bir şey demeden harekete geçti ama kadın gür sesiyle bağırdı. "Bir adım daha atarsanız kelleniz yerlerde sürünür!"

Alkar ona boş bir bakış attı. Kadının dövmesi iyice parladı. Tong güldü. "Devam edin." derken sesi keskindi. Alkar yürümeye devam etti. Tae ve Börü hafifçe duraksasa da onlar da yürümeye başladılar. Kendi lafını dinlemeyenleri gören Heplian sinirlendi ve onlara bir atak yaptı. Neredeyse Alkar'ın yüzüne gelecek olan keskin şey Tong'un bastonu tarafından durduruldu.

"Benim dengim değilsin." diye mırıldandı Tong. Heplian şokla karışık öfkeyle ona bakarken, "Nasıl...?" dedi. "Sen 11.'sin."

Tong ilerlemiş olan çocuklara baktı. Sonra Heplian'a. Onların tamamen uzaklaştığından emin olmak istiyordu.

Heplian çığlığımsı bir ses çıkardı. Bacağını kaldırdığı gibi kızın bacakları bir lastik gibi kıvrıldı, uzadı. Tong bacağın bastonuna dolanmasına izin verdi. Bastonunu kırınca bile sessizliğini korudu.

Heplian, "Konuşsana!" diye bağırınca Tong mağaranın ilerisine bakmayı kesti ve ona döndü.

Hafifçe sırıttı. Heplian sırıtışı görünce neler döndüğünü anlayamadı. "Tong." dedi öfkeyle. "Sen 8.'ye karşı mı geliyorsun? Bunu bir isyan olarak algılamalı mıyım?"

Tong şapkasını kenara fırlattı. Heplian her ne kadar az önceki hamlesine şaşırsa da güçlü olan belliydi. Loş ışıktan dolayı gölgelerde kalan Tong elini maskesine attı.

Heplian maskesini çıkartacağını anlayınca bugün daha ne kadar şaşıracağını düşünemiyordu. Onu ilk gördüğünden beri garip bir maskeyle dolaşıyordu ve şimdi.. onu çıkarıyordu.

5. koltuktaki Clar'la iddia'ya girmişlerdi. Biri bir leke var derken diğeri yara izi demişti. Kendisinin kazanmasını umarken gülümsedi. Tong maskesini çıkardı ve yere attı. Sonra bir adım öne çıkarak gerçek yüzünü görmesini sağladı.

Heplian üzüntüyle iç çekerken, "Hadi be." dedi. "İddia'yı kaybettim." Tong dediğine güldü. Heplian ona ciddiyetle bakarken, "Cidden bunu yapacak mıyız Tong? Sonuç belli." diye homurdandı. O an küçük bir çocuk gibi iddiayı kaybettiği için tepinmek istiyordu.

Tong mavi gözleri kısılacak kadar büyük bir şekilde gülümsedi. Sonra dudaklarını yaladı. Ortam bir anda ağırlaştı. Heplian'ın yüzündeki rahat ifade yok oldu. Bu enerji de neydi? Az önce hissettiği Tong'un enerjisi yok olmuştu. Bir... canavar?

Heplian farkındalıkla gözlerini irileştirdi ve, "Sen!" dedi.

O an boğazına bir el dolandığı gibi mağaranın duvarına yapıştırıldı. Tamamen bir canavara ait olan o gözler direk kendisine odaklanmıştı. 'Ş-şeytan?' diye fısıldadı içinden.

Tong biraz da olsa canavar formuna girebildiği için mutluydu. Havayı kokladı biraz. Heplian donmuştu. Ne kıpırdayabiliyordu ne de farklı bir şey. Tong üstten bakan gözlerini kıza odakladı.

"Ruhun..." dedi fısıltıyla. "Her zaman yemek istemişimdir." 

Lastik olan ayakları çözüldü. Karşısındaki canavar güldü. 

"İstediğimi sonunda yapabileceğim."

  ♛  ♛ ♛ 

An İtibari İle İfşa Edilebilir Bilgiler;

U.W.K.P Nedir?

U.W.K.P bir tür uzaysal yeryüzü bölgesi. Uzayda genelde ne olur? Göktaşları, yıldızlar, kara delikler vs. Yeryüzündeki doğaüstü bölgelerin odhue enerjisi sayesinde uzayda oluşması durumudur. Bu bir şelale olabilir. Ya da nehir, belki de garip bir uçurum, göçük. Farklı olarak sadece canlılara zararlı olan U.W.K.P'lerde vardır. İçine girince zehirli gazdan öldüren, diri diri yakan, nefessiz bırakan, hapseden...

Güzel oldukları kadar tehlikeli bölgelerdir. Bir gezegen üstünde değiller ve çok bulunmazlar. Doğal olan olsa da bazen üstün seviyecilerin veya efsanevi ölümsüzlerin arasındaki savaştan arta kalan enerji yığınından da oluşabilir. Değişir.  




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1323

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1123

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 939

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 861

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 745

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 696

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 676

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 618

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 573

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 545

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 450

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 210

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 195

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 147

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 144

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 121

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 116

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 88

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 73

Site İstatistikleri

  • 17392 Üye Sayısı
  • 465 Seri Sayısı
  • 23448 Bölüm Sayısı


creator
manga tr