"Beyin bir paraşüt gibidir, sadece açık olduğunda iyi çalışır." #James Dewar

DİPTEN EN TEPEYE - 101. Bölüm: Kaybolanlar


"Ne planından bahsediyorsun?" Tong sert sesiyle soruyu ortaya attı. Alkar ona bakarak anahtar parçasını salladı. Adam oğluna o kadar odaklanmıştı ki parçayı fark etmemişti bile.

"Kütüphaneye gireceğim. Tabi ki de onların yardımı olmadan. Asıl anahtarın nerede olduğunu eminim biliyorsundur." Tong bu işe sokulduğunu anlayınca pek de memnun olmadığını belli etti. "Bu işe girmiyoruz." Çoğul eki oğlu için geçerliydi.

Tae kaşlarını çatarak ona baktı. "Umarım o ek benim için geçerli değildir." derken sesinde belli bir mesafe vardı. Maskesini hala takmamış olan Tong keskin bir bakışla oğluna baktı. "Seni kastediyordum genç adam. Ruqy tarafın yeni yeni uyandı. Ayrıca bu iş çok tehlikeli. Bulaşmana izin vermiyorum."

Burnundan alaylı bir nefes veren Tae kesinlikle onu dinlemeyi düşünmüyordu. Kurumuş dudağını yaladı. "Sen beni engelleyemezsin." Tong ağzını açtı ama Tae onu durdurdu. "Evet, benden güçlüsün falan filan. Ama şunu bil." Sesini sertleştirdi. "Beni bayıltıp başka yere götürerek olaydan uzaklaşmamı sağlarsan seni ömrüm boyunca babam olarak kabul etmem."

Tong'u en zayıf yerinden vurmuştu işte. Adam uzun zaman sonra ailesinden birini bulmuştu ve kaybetmeye niyetli değildi. Oğlundan başka hiçbir şey umurunda değildi. Tehditini duyunca içini bir sinir kaplasa da kendini tuttu. Alttan almalıydı.

"Tae..." dedi sıkıntılı bir sesle. Alkar sessiz bir şekilde onlara bakıyordu. "Bu iş gerçekten tehlikeli. Kimlerle yüzleşeceğini bilmiyorsun. Cidden tehlikeli." derken sesinde endişeli bir tını vardı. Alkar'ın gözleri kısılırken, "Oplan'ın yaşadığını biliyor musun?" diye sordu. Tong'un gözleri ona çevrildi.

"Evet, gördüm onu." dedi. "Bir tür meditasyondaydı ve emin olun cidden güçlüydü. En az benim kadar. Belki de..." Sesindeki ton adamın sandıklarından daha da güçlü ve canavarımsı olduğunu fısıldıyordu. Alkar bir an derin bir iç çekerek gözlerini kapattı.

"O zaman o uyanmadan halledeceğiz." dedi tereddütle. Belki de kimse yardıma yanaşmayacaktı. Onları zorlamazdı ama anahtarın yerini öğrenmeliydi.

Relian, "Ben varım." dedi. "Çözmem gereken şeyler var. Gerçi... ailemle konuşmalıyım. Ayrıca bunlar gerçekse Oplan denen herif herkesi satabilecek piçin teki." diyerek son noktayı koydu. Alkar çocuğun gözündeki azmi gördü. Relian bir anda aklına gelen şeyle sırıttı. "Ayrıca kız kardeşim de kesinlikle yanımda olacaktır. Abisine baya düşkündür." Göz kırparken sesindeki özlem belli oluyordu. Kız kardeşini seviyor olsa gerekti.

Alkar onunla bir kere karşılaşmıştı ve sinir bozucu kızın tekiydi. Gözlerini devirdi. Börü bir şey deme gereği duymadı. Baştan beri bu iş için buradaydı. Sadece artı bilgi olarak, "Hala ormanın kralıyım. İstersem onları da devreye sokabilirim." dedi. Aynı anda dilini ısırdı. İnsan halini görünce yardım etmeyebilirlerdi. En azından bir kaçını tehdit edebilirdi. Tabi bunu söylemese de olurdu.

Tae, "Ben az önce söyledim söyleyeceğimi." dedi. "Bana olan yardımlarını unutmadım. O-" Tong'u gösterdi. "Sana görevi vermeden de bana yardım etmiştin, değil mi? Bu sefer benim sana yardım etmeme izin ver." Alkar karşı çıkan bir söz söylemedi. Tong mavi gözlerini sinirle kısarken arada kalmıştı. Onun bilincini kaybetmesini sağlayıp çekip gidebilirdi ama oğlunun onu affetmeme gibi bir ihtimali de vardı. 

Bir anda bütün bakışlar ona çevrildi.

Dik dik bir oğluna bir de Alkar'a baktı. Sonunda maskesini aldı ve taktı. Bu arada sessizdi. Sonunda Relian'a doğru yürüdü ve elinden şapkası ile bastonunu aldı. Şimdi tam olarak 'Efendi Tong' olmuştu.

Alkar'a döndü. "Böyle olacağını bilseydim bu görevi sana vermezdim." Bastonuyla Tae'yi gösterdi. "Biraz pişman olsam da o haklı. Biz Ruqy'ler yardımları unutmayız."

Alkar ifadesiz durmaya çalıştı ama içten içe seviniyordu. Sonunda bir şeyleri başarmaya başlıyordu.

"İlk önce, anahtar her zaman kütüphanenin önündeki koruyucuda olur. Yani, bir yerden çalamazsın. İkinci olarak kütüphane bildiğim kadarıyla yrıek mağarasından içeri girdikten sonra dümdüz ilerleyeceksin, zaten önüne devasa bir kapı çıkıyormuş. Tabi bunu görebilmek için güç sınırı var. Yani... yeterli, değilsen göremezsin."

Tong'un söylediklerini bir bir dinlerken bu bilgilerin kolay ulaşılamayacağını biliyordu. Tong aslında onlar gezegendeyken birkaç şey öğrenmeye çalışıyordu. Oğlunun böyle bir şey isteyeceğini biliyordu. Alkar bir kez daha adamın ileri görüşlülüğünü tebrik etti.

Alkar burnundan derin bir nefes verdi ve saçlarını karıştırdı. "Bir ihtimal oraya gidene kadar birçok kişi durdurmaya çalışacak değil mi?"

Tong bilmişlikle gülerken, "Eğer tek başına hepsini yenersen kütüphane koruyucusu tek eliyle seni ezer. Yani... tek kişilik bir şey değil bu. Ayrıca bu kadar büyük bir olayda normal savaşçılar gönderilmeyecektir. Eminim... Benim kurultaydan da birkaç kişi devreye girecektir." dedi.

Kurultay derken sesinde tiksinir bir ton vardı. Relian kaşlarını havalandırırken, "Seni yenebilecek kadar güçlü birileri var mı?" diye sordu. Tong eldivenini düzeltirken çocuğa alaycı bir bakış attı. "Gerçek bir Ruqy'i görmemiş onlar benim dengim değil." Sonra aklına bir şey gelmiş olacak ki başını sağ omzuna yatırdı. "Tabi birkaç kişi aynı anda saldırırsa işler değişir."

Relian düşününce derin bir nefes vermek zorunda kaldı. Adam tam gücüyle dövüşse kimse önünde duramazdı belkide ama öyle bir şey yaptığı an laneti engelleyen mühür bozulabilir ve yok ediciyi buraya çağırabilirdi.

Alkar düşünceli bir şekilde çenesini kaşıdı. "Sizin kurultaydan birkaç kişi daha bizim yanımızda olsa fena olmazdı." Börü ona baktı. "O kadar şerefsiz olmalılar ki yıllarca Oplan'a çalıştıklarını unutmalılar. Bunu kim yapar?"

Alkar düşünmeye başladı. Aklına gelen şey biraz uçarıydı ama denemeye değerdi. "Raly ve Luna." 

Relian ona bakarak güldü. "Ne?" derken gülmesini durduramıyordu. "Hadi ama bu görevi verip bizi öldürmek isteyen onlardı!" Alkar hatırladıklarıyla başını olumsuz anlamda salladı. "Hayır, senin adın geçtiğinde endişelenmişlerdi. Belki de başından beri gerçeğin farkındaydılar... Belki de asla Oplan'a çalışmadılar..."

Aklına gelen teoriler yeni bir gizem sebebiydi. "Yoksa babası aslında her şeyi öğrendi ve Oplan'dan intikam mı almak istiyor? Raly ve Luna onun adamları. Relian'ı bilerek gönderdi."

Tabi sadece düşünmüştü. Bunu söyleyecek değildi.

Sadece galiba Relian'ın sahte ailesine güvenebilirlerdi. 

Tong'a baktı. "Sen onları yoklar mısın? Relian'dan biraz bahset. En azından onun gerçek ailesini bildiğini falan. Tepkilerinden anlarsın zaten." Tong şapkasını düzeltirken bir veletten emir almanın verdiği ezikliği hissediyordu ama kabul etmeliydi ki karşısındaki çocuk plan yapmada kendisinden daha iyiydi.

Ayrıca oğlu ona değer veriyordu. Yıllardır onu izlemişti ama doğru düzgün arkadaşı olmamıştı. Belki de Alkar onun ilk arkadaşıydı. Oğlunun ilk arkadaşını öldürmek istemezdi.

Alkar başını Relian'a çevirdi. "Ailene ulaşmaya çalış. Sakın ulu orta yerlerde bunlardan bahsetme." Relian başıyla onayladı.

Tae'ye bakınca aklına bir şey gelmedi. Babasına yardım edemezdi. "Tae, herhangi birine bahsedemezsin. Y yurdu dahil. Sadece bu olaylar büyük ihtimalle okula yansımayacak. Öğrencilerin haberinin olmamasını sağlayacaklarına eminim." Tae başıyla onayladı.

Börü'ye baktı. "Tong haber getirene kadar senin ormanına uğrayalım. Belki işe yarar birkaç kişi buluruz."

Kafasıyla onaylayan Börü uzun zamandır doğru düzgün savaşmamanın verdiği açlığı yansıtıyordu.

Tong tekniğini bozdu. Yine kendilerini ormanda buldular. Tong bir oğluna bir de diğerlerine baktı. "İfşa etmeyin kendinizi veletler."

Sonra birden bire yok oldu. Resmen ışınlanmıştı herif.

Tae şaşkınca babasının az önce olduğu yere baktı ve, "Ben de böyle şeyler yapmak istiyorum." diye mırıldandı.

Alkar kafasıyla binaların olduğu tarafı gösterdi. "Gidelim." Relian'a dönerek, "Ailene ulaşmayı unutma." diye fısıldadı. Relian başıyla onayladı. Binalara gelir gelmez farklı bir yönden gitmişti.

Tae ve Börü ile birlikte normal öğrenci gibi yürümeye başladılar. Şüphe çekmek istemezlerdi.

Geçit binasına geldiklerinde her şey bıraktıkları gibiydi. Buralar baya kalabalıktı. Alkar Tae'yi takip etti. Birkaç geçitten geçtiler. Bir ara ortak meydanın bulunduğu binaya gelmişlerdi. Tam başka geçitten geçeceklerken uzun zamandır görmediği biri Alkar'ı durdurdu.

"Alkar!" diye şaşkınca soran çocuk Kuzey'di. Alkar kolunu tutan eline baktı. Kuzey hemen elini çekti. Tae ve kızıl saçlı elemana şaşkınca bakarken -Börü olduğunu anlamamıştı-  konuştu. "Seni uzun zamandır göremeyince-" Sesini kıstı farkındalıkla. "Yakalandığını veya öldürüldüğünü düşündüm. Yaşıyormuşsun."

Alkar onu başıyla onaylayarak gözünü kaçırdı. Neyse ki anahtar parçasını deposuna koymuştu. "Evet Kuzey. Ve lütfen bunu kimseye bahsetme."

Kuzey garip istek karşısında kaşlarını çattı. "Neyi?" derken anlamamıştı. Tae sıkıntıyla ona bakınca gerilemek istedi. Bu çocuk Y yurdunun başkanı değil miydi? Hani çöp olan? Nasıl ona öyle bakabilirdi? Önünde Alkar olmasa bir şey derdi ama...

Alkar Kuzey'in omzunu tuttu. "Bak, beni veya şu arkadakileri gördüğünü söyleme. Umursama hatta unut. Tamam mı?" derken acayip ciddiydi. Kuzey sadece, "Neden?" diye fısıldayabildi. Alkar, "İyiliğin için." dedi.

Kuzey biraz sinirlenmişti. O çocuğu buraya yönlendiren kendisiydi. Bir şeyler olduğunu anlıyordu ama bunu başlatan kişi olsa bile hiçbir şeyden haberi yoktu. Açıkcası okuduğu hikayelerde hiç de böyle olmuyordu. Normalde gizemli kişiyle yeniden karşılaşmalı, garip aile bağlantıları falan olmalıydı ama şu işe bakın ki gizemli kişiyi kendisi zorla durduruyordu.

Arkadaki ikiliye küçümseyerek bakarken, "Hadi ama." diye sızlandı. "Bir şeyler olduğu belli. Sadece... Bana güvenebilirsin." dedi. Alkar omzundaki elini sıkılaştırdı. Kuzey ani şeyle bağırmak istedi ama Alkar izin vermedi. "Bak Kuzey. Başka birini daha batırmamak için çabalıyorum, yapma. Tamam mı? Gözündeki ifadeyi sevmedim. Fazla hırslı olma."

Kuzey Alkar'ın dediği şeyle şokla ona baktı. Nasıl bakıyordu ki şuan? Bir an kendisinden utandı sonra tekrardan öfkelendi ama bir şey demedi.

Sadece usulca başını salladı. Alkar onun onayladığını anlayınca gülümsedi.

Üçlü geçitten geçerken Kuzey arkalarından bakmıştı. Nedense burada bırakası yoktu.

Tae Y yurdundaki odasına gizlice girdi. Yaşadıklarını bir kez daha gözden geçirirken farklı şeyler bulmaya, ipucu yakalamaya çalışıyordu.

Börü ve Alkar ise ormana gitmek için uzaktaki geçit binasına yürüyorlardı.

Alkar'ın aklına uzun zaman sonra kafasındaki adamlar geldi. Çok uzun zamandır konuşmuyordu onlarla. Arada konuşmuşlar mıydı acaba? O kadar meşguldü ki duymaması normaldi.

"Hey." diye mırıldandı geçit binasına girerken. İlk birkaç saniye ses gelmedi. Hemen sonra Alvar'ın telaşlı sesini duydu. "Alkar!" derken panik halinde gibiydi. Aynı zamanda arkadaki küçük rahatlama tonunu tanımıştı. Neler oluyordu?

Emest, "Vay canına." dedi. "Hala buradaymış." Alkar anlamamıştı. "Başka bir yerde mi olmam gerekiyordu? O kadar sıkı çalışıyordum ki sizi duyamadım bile."

Alvar derin bir nefes bırakırken, "Ahmak! Unutulacak zaman mıydı!" diye bağırdı. Alkar anlamıyordu. Önemli bir şey olmuş olmalıydı. Kaşları çatılırken, "Ne oldu?" diye sorabildi.

Alvar yerine Emest cevap verdi. "Şu Roald... en son randevuya gideceğim dediğinden beri bir kez bile konuşmadı. Sen arada bir cevap verdin ama o bir kez bile konuşmadı."

Evet, Alkar arada bir buradayım derdi. Günde bir kere demeyi ihmal etmezdi. Onun yok olduğunu düşünmelerini istemiyordu. Ama az önce duyduklarından sonra... Konuşmaları duymayı arzulamıştı.

"Nasıl yani? İşi falan vardır!" dedi o da aynı telaşla. Emest alayla güldü. Alkar o an anladı. "Hey..." dedi sesi kısılırken. "Vitale?" dedi sorar gibi. Vitale neredeydi?

Cevap gelmedi. Sonra, "Mana?" diye sordu. Yine cevap gelmedi. İyice tedirginleşirken, "Garon?" dedi. O cevap verirdi. O her şeye cevap verirdi. Peki bu sefer neden cevap gelmemişti?

Emest, "İlk önce Roald sustu." dedi. Alvar konuşmamayı tercih etmişti. "Sonra Vitale." 

Alvar boğazını temizleyerek Emest'in yerine devam etti. Adamın sesinde telaş başka bir şeyi çağrıştırıyordu. "Daha sonra Mana en son ise Garon." dedi Alvar.

"Mana en son sevdiği kızın içinde olduğu grupla bir göreve gitmişti. Ondan sonra bir kez bile konuşmadı. Garon ise küçük kız ve erkek kardeşiyle gezmeye gitmişti. Ve Vitale... Zaten biliyorsun... O önemli olan dava ile uğraşıyordu." Alvar'ın son sözleri Alkar'ın yüzüne bir tokat gibi çarptı. Emest'in tedirginliğinin nedeni...

"Hey, bu mümkün değil." dedi Alkar. "Bilinçlerini kaybetmişlerdir, derin bir uykuya yatmışlardır ama düşündüğün şey olmamıştır." dedi sert bir sesle. Emest sadece, "Emin ol bende düşündüm." dedi.

Alkar başını iki yana sallarken ne ara ormana girdiğini bilmiyordu. "Alvar, sen neredesin?" dedi. Alvar sadece, "Batırdım." dedi.

Alkar dişlerini sıktı. Ne demek batırdım?

"Ben... bitki için çıktım yolculuğa ama bu kadarını beklemiyordum... İki gündür garip bir yerde dönüp duruyorum. Sonu yok gibi." derken sesinden korktuğu anlaşılıyordu. Alvar, Alkar dışındaki en genç ve tecrübesiz kişiydi. Ayrıca diğerlerinin tek tek suskunlaşması onu pek iyi etkilememişti. Alkar'ın sesini duyunca sevinmesi bu yüzdendi.

"Emest sen?" dedi Alkar sorarcasına. Emest normal bir sesle, "Her gün yaptığımı yapıyorum." dedi.

Börü saniyeler geçtikçe Alkar'daki değişimleri fark ediyordu. Alkar tedirgindi. Büyük ihtimalle şu kafasındaki olaylar yüzündendi o yüzden karışmıyordu.

Alkar, "Tek bir kelime bile mi?" diye sorabildi. Tek bir kelime bile mi söylememişlerdi? Alvar, "Siktiğimin tek bir kelimesi bile." dedi.

Alkar sinirle gözlerini kapattı. "Eğer bu şakaysa komik değil." dedi. "Uzun zamandır konuşmadığımı ben de biliyorum ama saçma sapan işler yapmayın, sinirleniyorum." diye devam etti. Garon'un kurduğu bir şaka olabilirdi. Roald ve Mana'yı nasıl ikna etti bilmiyordu ama şaka olması gerekiyordu.

Emest kahkaha attı. Bu mutlu değildi. Kesinlikle mutlu bir kahkaha değildi. "Alkar..." dedi huzursuz bir ses tonuyla. "Sikeyim. Böyle bir şaka yapsak uzun süre bizle konuşmayacağını biliyoruz. Manyak mıyız lan biz?!" derken siniri sesinden belliydi.

Alkar da sinirle, "Ne lan o zaman?!" diye bağırdı. "Ne düşüneyim... O saçma ihtimali mi?"

Alvar sadece, "Sikeyim." diye fısıldadı. Sesindeki hafif bir pes etmişlik Alkar'ı şok etti. Emest ise resmen haykırarak Alkar'ın düşünmediği gerçeği söyledi.

"Sikeyim! Ölmüş olabilirler Alkar! Siktiğimin piç kuruları gebermiş olabilir! Korkak gibi kaçmamızı mı istiyorsun?!"

Alkar yüzüne çarpılan şeyle duraksadı. Börü'nün ona bakmasını umursamadı.

Onlar gerçekten ölmüş olabilir miydi? 

"Hayır, yakın zamanda ölme ihtimallerini kabul etmiyorum." derken sesi keskindi Alkar'ın.

Alvar ise bir diğer gerçeği attı ortaya. Bu da en az diğeri kadar sarsıcıydı. "O zaman..." dedi fısıldayarak. "Bağımız kopuyor." diye devam etti.

'Bağımız kopuyor.' cümlesi Alkar'ın beyninde yankılandı. "Yakın zamanda artık biz bile konuşamayabiliriz." diye başka bir cümle ekledi Emest.

Alkar bir şey demedi. Bağ gerçekten yok oluyor olabilir miydi?

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1257

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1081

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 890

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 822

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 702

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 659

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 644

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 602

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 552

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 523

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 375

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 205

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 195

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 188

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 143

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 141

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 119

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 98

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 15554 Üye Sayısı
  • 507 Seri Sayısı
  • 20922 Bölüm Sayısı


creator
manga tr