"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

DİPTEN EN TEPEYE - 100. Bölüm: O 'Şey' Diğerlerinden Farklı


Artık bir şeylerin açığa çıkması gerektiğini düşünen Tae hemen söze girdi. Karşısındaki kişiye -Babasına?- bakarken hayatında hiç gerilmediği kadar gerilmişti.

"Ben... neden hafızamı kaybettim?" diye sordu yıllardır aklında dolaşan soruyu. Hafızasını kaybedip buraya geldiğinde kendini güçsüz ve yalnız hissetmişti. O zaman karşısındaki kişi neredeydi?

Tong birkaç dakika hiçbir şey demedi. Hala kendini duruma alıştırıyor gibiydi. Oğlunun sorduğu soruyu sonra algılayabildi.

Yutkunurken, "Başından anlatmam gerekecek." diye fısıldadı. Sesi ilk defa güçsüz çıkmıştı. Ortamdaki herkes bu ses tonuna şaşırdı. Bir ruqy'nin güçsüzlüğünü belli etmesi normal bir şey değildi.

Tae bir şey demedi. Anlatmasını bekledi. Herkes gibi.

"Sen aslında... çok daha önce doğdun. Yüz yıldan daha fazla oluyor sen doğalı." Tong'un ağzından çıkan sözcükler Tae'nin suratına bir tokat gibi çarparken ne diyeceğini bilemiyordu. Nasıl yani... O aslında yaşlı bir birey falan mıydı?

"Bu imkansız." dedi yüzünü buruştururken. Tong elini 'Dur' anlamında kaldırdı. Tae ağzına gelen bütün itirazları yutmak zorunda kaldı. "Aslında... Bu garip bir hikaye." Etraftakilere göz attı. Gözlerinde katı bir bakış belirirken, "Bundan sonra anlattıklarımı kimseye söylemeyeceksiniz. Kimseye." dedi. Herkes basit hareketlerle onaylarken karşılarındaki kişinin ne kadar güçlü olduğunu içten içe biliyorlardı.

Anlatacaklar kendisine zor gelse gerek derin bir nefes almak zorunda kaldı. "Yüzlerce yıl önce... bir ailem vardı. Bir karım, bir oğlum ve bir de yolda olan başka bir oğlum, yani sen vardın." Tae kafasını yere eğip ona bakmamakta direndi.

"Laneti biliyorsundur. Biz ruqy'ler lanetlendikten sonra diğer türlerden kaçınmaya başladık. Çünkü herhangi bir sinir krizinde lanetin üzerine yaptığımız mühür zarar görüyor, yok edicileri bize çekiyordu. Diğer türler de bunu kullanıyordu. Aslında en korkulan türlerden biriyken bu duruma gelmek kibrimize büyük bir darbeydi."

Alkar kollarını bağlamış onun dediklerini dinlerken sarsılmış Tae'ye bakmamaya çalışıyordu. Tong daha ana hikayeye girmemişti. Hikayenin sonunda çocuğun ne halde olabileceğini tahmin edemedi.

"Tabi güçlü olduğumuz da bir gerçekti ama yok edicilere olan korkumuzdan tam kapasitemizi bile kullanamıyorduk. Zaten binlerce yıl geçtikçe türümüz azalıyordu, yok olmak istemiyorduk. Her neyse. Küçük bir ruqy topluluğu üyesiydik. Her şey iyiydi. Kendi türümüzün arasında olmak kadar harika bir şey yoktu. Bazen başı boş ruqy'leri bulur, onlara yuva verirdik."

Elindeki bastonu sıktı. "Neyse, bir gün başka bir türe ifşalandık. Onlar da güçlüydü. Maalesef üzerimizde baskı kurdular ve biz de kendimizi tehlikeye atmamak için direnmedik. İlk başlarda kötü değildi ama sonra o kadar arttı ki kibrimiz açığa çıktı. Karşı çıktık, onlar da savaş ilan ettiler. Zaten tek istedikleri buydu."

Her ne kadar Tong normal bir şekilde bunu anlatsa da Alkar biliyordu ki şuan bahsettiği savaş onlarca sistemi yok edebilecek kadar yıkıcı bir savaştı. "Bizim sayımız azdı ayrıca karım hamileydi. Sonra... oğlum savaşta öldürüldü. Ruqy'ler gittikçe azalmaya başladı. Onları yenmezsek tamamen yok olacaktık. En azından karımı ve doğmamış olan seni korumalıydım. Efsanelerdeki diğer metodu bulmak için yolculuğa çıktım."

Alkar diğer metod derken kendisinin seviyeci olduğu metoddan bahsettiğini biliyordu. Dikkatle ona baktı. Tong'un gözünde herhangi bir ifade yoktu. "Buldum da. Ve içimdeki yaşama isteği ile ırkımı kurtarma isteği acıdan ağır bastı. Başardım. Daha da güçlendim. Sonra geri döndüm."

Sesi sona doğru kısılmıştı. "Çok geç kalmıştım. Herkes yok edilmişti. Herkes."

Relian hikayeyi dinlerken kendi hikayesinin bunun yanında bir hiç olduğunu hissediyordu. "Delirdim ve diğer ırkı katlettim. Neredeyse herkesi. Yok ediciyi engelleyen mührü bile umursamadım. Sonunda mührü kırdım ve yem olduğumu ortaya çıkardım ama yine umursamadım. Nasıl olsa düzeltirdim. Keşke biraz daha erken davransaydım."

Tae dudaklarını ısırırken, "Ne oldu?" diye fısıldadı. Bastonunu bir kere yere vuran Tong uzaklara baktı. "O aralar umursamaz olduğum için zaman kavramını yitirmiştim. Tek yaptığım ırkımı katleden ırkı öldürmekti. Ta ki..." Nefesini verdi. "Yok ediciyi hissedene kadar."

Börü, "Hassiktir." diye mırıldanmadan duramadı. Bu cidden korkunçtu. Yok edicinin yakınına gelmesi mi? Bir kara deliğin? Onun verdiği hissi duymuştu. Bu yaşamak istemeyeceği şeylerin başında geliyordu.

"Ne oldu sonra?" diye mırıldandı kaşlarını çatan Alkar. Duyduğu kadar varsa kesinlikle şuan yaşıyor olamazdı. 

Tong acı acı güldü. "Yok edici geldi dediğim binlerce ışık yılı uzaklığındaydı. Ta o kadar mesafeden bile seni yerinde donduran o şey... Nasıl bir his olduğunu bilir misin? Seni avlamak için geldiğini bilmek... Bu en kötü kabustan bile kötü."

"Yani kaçtın." dedi Tae. Tong kafasıyla onayladı. "Mührü yeniden yapıp aynı zamanda kaçmak çok zordu. Mührü yapsam bile o yakınlardaydı. Ruqy olduğum için değil de canlı olduğum için bile beni avlayabilirdi. Neyse ki beni avlamadı. Ama diğer ırk için aynısını söyleyemem. Yok edici oraya gelmiş ve arkasında bir iz bile bırakmamıştı. Bütün sistemi yemişti."

"Yani hem aileni kaybettin, hem de intikamını." diye mırıldandı Relian. Bu kötü bir his olsa gerekti.

"Yıllarca başı boş dolandım. Sonra... Okulu buldum işte. Sıkıntımı gidermek için girmiş, sonunda güçlü olduğum için en üst mertebelere kadar çıkmıştım. Tabi kimse benim insan olmadığımı bilmiyordu."

"Peki ben neredeyim bu hikayede?" dedi Tae sabırsızlıkla. Tong ona bakarak konuştu. "En gariplerinden biri de bu. Okula ilk geldiğinde hiçbir şey anlamamıştım. Büyümüştün ve neredeyse bir insan gibiydin. Kendi oğlum olduğundan bile şüphelendim."

Alkar bu olayın mantıklı bir açıklaması olduğunu umuyordu.

Kaşlarını sorarcasına kaldırdı Tae. Alkar dikkatli bakınca kollarını göğsünde birleştirmiş olsa da hafifçe titrediğini gördü.

"Emin olmam uzun sürdü. Aynı zamanda onların ilgisini üzerime çekmemeliydim. Sonunda gerçekten benim oğlum olduğunu anladığımda nasıl olabileceğini araştırdım. Aklıma gelen tek şey annenin gücüydü. Büyük ihtimalle seni erken doğurup, yaşamını dondurmuştu. Her ne kadar ölü olsan da annenin gücü geçene kadardı bu. Eninde sonunda yine canlanacaktın. Annenin materyalinden sağladığı güçlerden biriydi."

Tong Tae'nin annesinden bahsederken hafifçe dudakları yukarı kıvrılmıştı. Onu gerçekten çok sevmiş olmalıydı.

Tae bir şey diyemedi. Hafifçe yutkundu. Sesinin titremesini engellemeye çalışıyordu. "Peki... ben o zamanlar bebektim. Kim büyüttü beni?" Tong'un duyduğu şeyle yüzü karardı. Bastonunu sıkarken, "İşte bilmediğim kısım o. Kim seni bir insan gibi büyüttü ve neden hafızanı kaybettin? Ben de araştırdım ama pek de sonuç bulduğum söylenemez." dedi.

Yani, kimse Tae'nin yaşarken ki geçmişini bilmiyordu. Kullandığı adı da.

Tae kolunu kendine sardı. Tong'a bakamıyordu. "Ben... bunu hemen kabullenemem. Daha yeni yeni insan olmadığımı kabul ederken bir de bu..." Tong başını salladı onaylarcasına. "Seni de anlıyorum. Sorun değil. Sadece... beni itme." dedi. Oğlum demek istediği her halinden belliydi. Tae başını belli belirsiz sallayarak onayladı.

Sonunda aile buluşmasının sonlandığını anlayan Alkar konuştu. "Tamam... Şimdi sıra diğer olaylara geldi." Elindeki anahtar parçasını sıkarken önce daha başka bir şey sormayı aklına koymuştu. Diğerlerine göz attı ve birkaç saniyeliğine gözünü kapattı. Tong'a yaklaşırken, "Sana sormam gereken önemli bir şey var." dedi. Maskenin ardındaki gözlerle kısıldı.

"Oğluma ettiğin yardımlar için sorabilirsin... sanırım." dedi. Alkar bir kez daha gergince diğerlerine baktı ama umursamamaya karar verdi.

Gömleğini çözmeye başlarken Börü kaşlarını çatmıştı. "Cidden gösterecek misin?" diye sorarken sesi huysuz çıkmıştı. Alkar ona bakış attı. "Şuan danışabileceğim tek kişi o." diyebildi. Börü kürküyle aynı renkte olan saçını karıştırdı. Hafif kızılımsıydı. Sarı gözleri yaptığı şeyi kesinlikle onaylamıyordu.

Relian, "Ne yapıyorsun?" dedi yüzünü buruşturarak. Sesi sona doğru kısılmıştı çünkü vücudundaki kara lekeyi görmüştü. Çatlaklara benzeyen o lekeyi.

"Bu da ne?" diye fısıldayabildi Tae. Kusursuz bir işçilik gibi görünse de lekede canlıyı iten bir şey vardı.

Tong dikkatle ona baktı. Çenesini kaşırken konuşmaya başlamıştı bile. "Sen şu yöntemle seviyeci oldun değil mi?" diye sordu. Alkar sadece kafasını salladı. 

Sıkıntılı bir nefes veren Tong bastonunu Relian'a attı. "Tut şunu evlat." derken şapkasını da ardından göndermişti. Relian zar zor tutabildi. Alkar adamın garip davranışlarına aldırmadı. Çünkü maskesini çıkarmaya başlamıştı.

İlk defa maskesiz onu görecekti. Adam sanki maskeyle doğmuş gibiydi. Herkes ister istemez nefesini tuttu.

Alkar adamın yüzünde siyah bir leke beklemiyordu. Bu çatlaklar ya da dallar gibi değildi. Siyah bir lekeydi işte.

Alkar lekenin neden onun yüzünde olduğunu anlayamadı. "Neden yüzünde?" diye sordu. Leke büyük değildi. Yani... büyüyen lekenin geri küçültülmesi gibi bir durum var mıydı?

Tong yüzünün leke olduğu tarafa dokundu. "Ben onu tam olarak başardığımda yüzümde oluştu. Acısını hala hatırlıyorum." derken homurtulu sesi pek de mutlu değildi.

Alkar kendi lekesine baktı. Sonra oraya. Biraz farklıydı sanki... His olarak.

Merak ettiği şeyleri sordu. "Peki senin dövmen büyümedi mi? Belki de çok fazla büyümüyordur. Büyüdüyse de küçülttün mü?"

Ardı ardına sorduğu sorular yıllardır merak ettiği şeylerdi. Şuan cevabı bulmaya çok yaklaştığını hissediyordu. Ama içinde bir kötü his belirdi... Dediği şeylerle adamın yüzünde anlamaz bir ifade oluşmuştu.

Tong, "Ne büyümesi?" diye sordu. "Bu şey her bunu başaranda oluşur. Yüzünde, omzunda, elinde hatta kıçında. Ama büyümek... bu imkansız. Bu şey canlı değil ki." derken kendinden emindi.

Alkar telaşla, "Bu mümkün değil!" dedi. "Bu şey ben fazladan kendimi zorlayınca büyüyor. Bir çatlak gibi vücuduma yayılıyor ve acı hafifçe artıyor. Şimdi bana gelmiş, 'Bu şey büyümez.' mi diyorsun?!"

Hayır, bu mümkün değildi. Bir yanlışlık olmalıydı. Belki de böyle seviyeci olduğu için büyüyordu? Evet, öyle olmalıydı.

Yutkunarak, "Ben böyle seviyeci olduğum için mi büyüyor yoksa?" dedi. Tong Alkar'ı ilk defa bu kadar telaşlı görüyordu. Az sonra diyeceği şeye ne tepki vereceğini kestiremedi. "Alkar." dedi uysal bir sesle. "Bu alem çok büyük. Devasa. Bir tek ölümlüyken senin mi o metodla seviyeci olduğunu düşünüyorsun? Senin gibi biriyle karşılaştım. Onunki... büyümüyordu."

İçinden, "Hayır!" diye itiraz etti. "Bu mümkün değil, neden ben?" diye isyan ederken dışarıdan sadece öfkeyle dişini sıkıyordu.

Öfkeyle gömleğini ilikledi. İçinden küfürler ederken nasıl bir saçmalığın içinde olduğunu düşünüyordu. Neden garip hissettirdiğini anlamaya çalışıyordu... Bu lekenin diğerlerinden farkı neydi?

Bir süre kimse konuşmadı. Onu en iyi Börü anlıyordu. Bazen bu şey yüzünden acıdan kıvrandığı zamanlar oluyordu. Börü ilk elden görmüştü bütün olanları. Büyümesini de görmüştü. İlk başlarda ne kadar küçük olduğunu hatırlıyordu.

Alkar kendine gelmeliydi. Şimdi bunu düşünmenin sırası değildi. Şu... Kütüphane olayını çözmeleri gerekiyordu. Amenta denen kitaba ulaşmalıydı.

Az önceki halinden tamamen farklı bir şekilde kendisine endişeyle bakan kişilere döndü.

"Artık bir plan yapmamız gerek."




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1257

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1081

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 890

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 822

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 702

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 659

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 644

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 602

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 552

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 523

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 375

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 205

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 195

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 188

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 143

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 141

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 119

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 98

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 15554 Üye Sayısı
  • 507 Seri Sayısı
  • 20922 Bölüm Sayısı


creator
manga tr