Milyonlarca insanın aynı kötülükleri paylaşması o kötülükleri erdeme dönüştürmez; aynı hataları yapmaları, o hataları doğru kılmaz. #Erich Fromm

DİPTEN EN TEPEYE - 97. Bölüm: Garip Bağlantılar


Alkar kapanan kapı sesiyle arkasına baktı hemen. Kaşları çatılırken Relian'a, "Sen mi kapattın?" diye sordu. Relian da şaşkınca kapıya bakarken kafasını 'Ben yapmadım' der gibi salladı. Alkar ilerlemeyi bırakıp kapıya doğru yürüdü ve elini kulpa attı.

Kapı açılmadı.

Gücünü kullansa bile açılmadı. İçinden, 'Bir bu eksikti.' diye yakınırken Relian'a bir şey çaktırmamaya çalışıyordu. Bir daha korku dolu çığlıkları duymak istediğinden emin değildi.

Kapıyı bıraktı ve içeriye doğru adımladı tekrardan. Etrafı daha iyi süzerken Relian'ı geride bırakmıştı. Relian tip tip baktığı eşyadan gözlerini ayırdı ve önde ilerlemiş olan Alkar'ın peşinden koştu.

Kulübe göründüğünden daha büyüktü. İlerledikçe daha çok garip eşyalar görmeye başladılar. Odalara tek tek girip kontrol ederlerken temkinliydiler. Görünürde ilginç bir şey yoktu. Anahtar parçası da. Oysa harita tam olarak burayı gösteriyordu.

Bir saat kadar geçtikten sonra temkinli olmayı kesmişleri her yeri dağıtarak aramaya başlamışlardı. Anahtar parçası denen şeyden eser yoktu. Alkar alnından bir damarın attığına yemin edebilirdi. Şakağından akan teri silerken öfkesini sabit tutmaya çalışıyordu.

Bu gezegen resmen onlarla oynuyordu. İlk önce takım arkadaşlarından ayrılmasını sağlamış sonra günlerce zorluk çıkartmıştı. Şimdi ise küçücük yerde o parçayı arattırıyordu.

Relian sonunda pes ederken, "Yok!" diye bağırdı. Alkar derin bir nefes çekerken bir şey demedi. Şu an burayı yıkası vardı ama hala anahtar parçasının burada olma ihtimali vardı ve onu da yanlışlıkla yok edemezdi.

Yerleri iyice gözlerken herhangi garip bir şey arıyordu. Belki de bir tür bodruma çıkan kapı?

İyi olurdu.

Ama bulamadı. Relian gibi kendisini eski püskü koltuğa attı. Işık iyice azalırken gezegenin yakın zamanda tamamen karanlığına bürüneceğini biliyordu. Yani bu kulübe de zifiri karanlık olacaktı. Anahtarı hiç arayamazlardı.

Maalesef hava tamamen karardı ve anahtarı hala bulamamışlardı. Relian'ın gücü sağolsun küçük bir ışık kaynakları vardı. 

Elinden çıkan ışıkla yeri tarayan Relian kötü görünüyordu. "Bıktım." diye mırıldanırken artık sinirleri tepesine çıkmıştı. Kesinlikle hayalindeki görev böyle değildi.

Kocaman bir canavarla hep birlikte savaşacaklar ve yeneceklerdi. Onun elinden anahtarı alacaklar ve gezegenlerine bir kahraman olarak döneceklerdi. Ödüllendirilip eğleneceklerdi.

Böyle olması gerekiyordu.

Şuan tozlu yerde sürünerek olup olmadığından emin olmadığı şeyi aramak kesinlikle istediği şey değildi.

Alkar sadece oturuyordu. Relian, "Pes mi ettin?" diye sordu yılmışlıkla. Alkar eline aldığı kitabı incelerken -yerde bulmuştu- konuştu. "Benim senin gibi ışık çıkaracak bir gücüm yok. Yani... devam et."

Relian gözlerini devirdi ve yeri taramaya devam etti. Tek bir ipucu. Tek bir şey.

Lütfen, sadece bize yolu göster.

Relian içinden yalvardı. Bir şey değişmedi. Yine her şey aynıydı. Yaklaşık on dakika daha böyle devam etti.

Elleri ile tozları silerken garip bir şekle rastladı. Relian'ın otomatikman kaşları çatılırken göz ucuyla kitaba dalmış Alkar'a baktı. Tekrardan bakışlarını şekle çevirirken üzerine gelmiş eski kilimi kenara çekti. Önüne garip bir şekil çıkarken şaşkınlıkla sabah nasıl bunu fark edemediklerini düşünüyordu. Bu şey fark edilmeyecek gibi değildi.

Alkar onun bir şeye odaklandığını görünce kitabı kapattı ve yanına geldi. Relian gibi şekli görünce şaşırdı. "Nasıl gün aydınken fark edemedik?" diye kısık sesle sordu kendi kendine. İkisi de cevabı bilmiyordu.

Alkar parmaklarını şeklin üzerinde gezdirdi. Odhue enerjisi bile verdi, belki bir şeyleri açar diye. Bir şey olmadı.

Kaşları çatılırken, "Belki de bir anlamı yoktur-" diye konuşacakken Relian garip bir hisle ışık saçan elini şeklin üzerine koydu ve kaydırdı.

Kulübe sallandı.

Alkar şaşkınca Relian'a baktı ama hemen toparlandı. Kulübenin üzerilerinde bulundukları kısmı aşağıya inmeye başladı. Alkar'ın kafası daha da karışsa da karşı çıkmadı. Belki de cevaba gidiyorlardı.

Birkaç dakika sonra durdu. Önlerine baktıklarında bir tapınak vardı. Ya da ona benzeyen bir şey.

Etraf beyaz mermerlerden yapılmıştı. Alkar çöktüğü yerden kalktı. Relian ondan daha önce kalkmış garip bir hisle tapınağa adım atmıştı bile. Böyle ölü bir gezegende kim yapmıştı bu tapınağı?

Mermerlerde çeşitli motifler vardı. Alkar bir tanesine yaklaşıp dokununca garip bir his kapladı içini. Çok kadimdi.

Relian da merakla etrafı süzerken sunağımsı yere doğru yöneltti adımını. Mermerden bir tas vardı. Kenarlarında yine o garip şekillerden vardı ama kötü bir his değildi şuan hissettikleri. Şuan tamamen farklı bir keşfetmiş gibi hissediyorlardı.

Relian yaralı elini oraya koydu. Kazma arama işlemi derken elleri hep yara içinde kalmıştı. Birkaç dakikaya iyileşeceğini biliyordu ama şuan biraz yavaştı. Elindeki küçük kan hüzmesi sunağa sürtündü.

Tapınak titremeye başladı. Relian şokla geriye adımlarken neden böyle bir şey yaptığını düşünüyordu. Alkar da onu görmüştü ama onu engellemek yerine izlemeyi tercih etmişti.

Relian bu gezegene geldiğinden beri kendilerinden daha farklı bir tepki veriyordu. Onun da enerjisi çekiliyordu ama sanki gezegen ona düşman değildi. Alkar bunu görmüştü bu yüzden garip davranışlarını göz ardı ediyor, gezegen onu nereye sürüklüyorsa Relian'ı takip ediyordu.

Bu kadarı beklediği bir şey değildi.

Kenardan başka bir şey yükselmeye başladı. Tahtımsı bir yerdi. Tamamen beyaz renkteydi ve çok şaşalı görünüyordu. Mermerden olmasına rağmen. Kenarlarından bulunan motifler o kadar göz alıcıydı ki üzerinde kim oturursa otursun insanın diz çökesi geliyordu.

Alkar kafasına vurdu. Bu düşünceler iyi değildi. Bilmediği olaylar vardı ve büyük ihtimalle Relian da bilmiyordu.

Aslında Luna ve Raly'nin de tam olarak bilmediğinden emindi. Hatırladığı kadarıyla Relian adını söylediğinden rahatsız olmuşlardı. Tam olayı bilmeseler de birkaç şeyden haberdar olduklarından emindi.

Sonunda taht yukarı geldi. Relian ve Alkar oraya bakmaya devam ettiler. Gözlerini bir kez bile oradan ayırmıyorlardı. Ne olacaksa her bir saniyesi değerliydi.

Alkar'ın hafifçe başı dönmeye başladı. Gözleri kısılırken tahta bakmaya devam etti. Relian'ın şokla bağırdığını ve geriye sendelediğini gördü. Alkar anlamamıştı. Bir kez daha tahta baktı. Bir şey yoktu. Neden korkmuştu?

Başındaki acı arttı. Alkar dişlerini sıkarak ayakta durmaya çalışırken Relian Alkar'ı dürttü. "Bana onu gördüğünü söyle!"

Alkar beyninde yankılan ses yüzünden yüzünü buruşturdu. Relian kesinlikle şuan konuşmamalıydı.

"Neyi?" derken sık nefesler alıyordu. Relian cevap veremedi. Alkar bir kez daha gözlerini oraya odaklamaya çalıştı. Birkaç saniye sonra acı azalmaya başladı. Gözlerindeki bulanıklık geçerken Relian her ne gördüyse o da görmeye başladı.

Tahta oturan bir adam vardı.

Sarımsı neredeyse beyaz saçlı mavi gözlü biri direk onlara bakıyordu. Daha doğrusu Relian'a.

Alkar neden Relian'ın ondan önce onu görebildiğini düşünse de önemli olan karşısındakinin kim olduğuydu. Düşman mıydı? Dost muydu?

Relian derin bir nefes aldı dudaklarını kanatırcasına ısırmamak için direnirken. İçinde garip bir his vardı ve onu görünce daha da artmıştı. Bu da neydi?

Alkar ise tamamen farklı bir şey keşfetti. Şu adam... Relian'a benziyordu biraz. "Siz..." diye mırıldandı istemsizce laflar ağzından çıkarken. Adamın ona dönen bakışlarını umursamadı bile. "Urahante?"

Relian Alkar'ın neden öyle dediğini anlamamıştı. Urahante de kimdi? Bu herifi tanıyor muydu? Kendisine garip bir şekilde benzeyen adamı nereden tanıyor olabilirdi?

Adam hafifçe ayaklandı. Bu arada gözlerini Alkar'dan çekmiş Relian'a çevirmişti.

"Ben..." dedi adam konuşmaya başlarken. Sesindeki güç Alkar'ın neredeyse titremesine neden olacaktı. Neredeyse...

"Urahante'yim." diye devam etti. Alkar istemsizce nefesini tuttu. O efsane doğruydu. Sarı uzun saçlar dalgalanırken devam etti. "Ama uzun zamandır Ewlıp'ım."

Relian hiçbir şey anlamıyordu. Burada neler dönüyordu? Alkar kendisinin bilmediği bir şey biliyordu ki kendisi kadar şaşırmamıştı. Terlediğini hissetti. Buradan gitmek istiyordu.

Alkar çenesini kaşırken mırıldandı. "Demek doğru." dedi. "Kardeşin cidden ruhunu buraya hapsetmiş ve sen de enerjisini hissettiğin her şeyi kininle yok ediyorsun."

Relian'a alık alık bakmakta olan adam Alkar'ın konuşmasıyla ilk önce kaşları çatıldı sonra hışımla ona döndü.

"Ne bildiğini bilmiyorum evlat ama anlatılan her neyse bir tarafı yanlış." dedi. Alkar ani çıkışa şaşırırken neresinin yanlış olduğunu anlamaya çalışıyordu.

"Tam olarak neresi?" derken gözlerinin içine bakıyordu Urahante'nin. Önünde şimdiye kadar görmediği kadar güçlü biri vardı. Kaç yaşındaydı, üç bin?

Urahante hızla etrafı süzerken, "Beni burayan tıkan abim değildi." dedi. Alkar daha da garipleşen olayların hızına nasıl yetişeceğini bilemiyordu. Relian ise sadece Urahante'ye bakıyordu.

Onların konuşmasını umursamadan, "Sen tam olarak kimsin ve neden bana bu kadar benziyorsun?" diye sordu. Urahante bakışlarını Relian'a yöneltti. Alkar bir an için adamın gözlerinde sıcak bir ifade geçtiğinden emindi.

Bir adım Relian'a yaklaştı. Relian bu garip yaklaşımdan rahatsız olmuştu ama cevap istediği için garip bir hareket yapmadı. Urahante elini Relian'ın yüzüne getirirken, "Aynı ona benziyorsun." diye mırıldandı.

Alkar ikisine dikkatle baktı. Cidden benziyorlardı. Relian'ın  yaşını bilmese Urahante'nin çocuğu derdi.

Relian ona sabırsızlık baktı ve, "Kime?" dedi. Urahante gülümsedi. "Ağabeyim, Sauren." dedi.

Sauren yani diğer adıyla Kraiwanther. Alkar kavradığı şeyle içinden küfür etti.

"Enerjinden anladım zaten." diye devam etti Urahante. Relian şaşkınca kalakalmıştı. Neler oluyordu ve bu herif neden Sauren diye birine benzediğini iddia ediyordu?

Gergince yutkunurken, "Enerjimden ne anladın?" diye sordu. Urahante gülümsemeye devam etti.

"Babanın da materyali seninki gibiydi. Aynı onun gibi yeteneklisin. Kanın beni çağırınca emin oldum, yeğenim."

Relian Sauren'in oğlu, Urahante'nin yeğeniydi.

Alkar daha ne kadar şaşıracağından emin olamıyordu.




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1301

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1108

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 916

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 843

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 732

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 683

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 659

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 615

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 561

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 534

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 423

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 208

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 190

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 145

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 143

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 112

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 74

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 16593 Üye Sayısı
  • 452 Seri Sayısı
  • 22362 Bölüm Sayısı


creator
manga tr