“Dövüşte usta olanlar öfkelenmez, kazanmakta usta olanlarsa korkmazlar. Dolayısıyla akıllılar dövüşmeden önce kazanır, cahiller kazanmak için dövüşürler.” #Zhuge Liang

DİPTEN EN TEPEYE - 96. Bölüm: Gezegenin Merkezi


Alkar artık bıkmıştı.

Yaklaşık beş gündür gece gündüz demeden şu anahtar parçasına ulaşmak için çabalıyorlardı. Anahtar çok uzaktaydı, eğer havada giderlerse bir günde orada olurlardı. Fakat bir sorunları vardı... Bu gezegende havada bile rahat edemiyordun!

Her şey yabancılara karşı gibiydi. Havada gitmek daha çok enerji istiyordu. Alkar için sorun olmasa da Relian için büyük sorundu. Gezegen her an onun enerjisini çekerken çocuk zaman geçtikçe daha da beyazlamaya başlamıştı.

Sanki yavaş yavaş öldürüyordu. Alkar da artık böyle gitmeyeceğini anlayarak sadece iki saatin sonunda yere inmek zorunda kalmıştı. Maalesef indikleri yer bir ormandı. Garip ve baş belası bir orman.

Relian toparlanana kadar önlerine onlarca garip yaratık çıkmış, kendilerine zarar vermişti. Alkar güçlüydü ama bir yere kadar dayanabilirdi. Yara almadan buraları geçmek bir mucize olurdu zaten.

Alkar'ın kafasını karıştıran bir şey daha vardı. Yere inip yola devam ediyorlardı ama canavarların saldırıları ona garip gelmişti. İlk başlarda umursamayacağı bir şey olsa da sonradan dikkatini çekmişti.

Canavarlar Relian'dan çok kendisine saldırıyorlardı.

Bunun nedeni neydi?

Bir ara o kadar kötü durumdaydı ki -bu arada Relian hala yarı baygın gibiydi- Relian'ı bir köşeye bırakmıştı. Tek dileği başka bir canavarın Alkar göremeden çocuğu parçalamamasıydı.

Kimse ona dokunmamıştı.

Gezegen onun enerjisini çekerken aynı zamanda kayırıyor gibiydi. Alkar o zamanlar onu biraz kıskanmıştı. Bilinci yerinde değildi ama yine rahattı. Bütün sorunları çeken kendisiydi. Ne ala!

Neyse ki çocuk iki güne toparlanmış, şimdi ise kendisine eşlik edebiliyordu. Son üç günde Relian'ın yardımlarıyla Alkar ölene kadar yorulmuyordu en azından. Her saniyede yaşam mücadelesi vermek Alkar'ın gelişimine önemli katkılarda bulunsa da risk almak kolay değildi.

Sadece beş günde enerji kontrolü acayip ilerlemiş, daha çok enerji çekebilmeye başlamıştı. Tekniklerini ve dövüş sanatlarını o kadar çok kullanmıştı ki her harekette bir kez daha ustalaştığını anlıyordu.

Farkında olmadan yaptığı hareket dizeleri daha da başkalaşıyor, gücünü yönlendirmede daha da ustalaşıyordu. Bunları yaparken göğsündeki lekede bir değişiklik olmamıştı. Acı hala yerindeydi ama artma gibi bir şey yoktu.

Alkar uykusuzluktan ve yorgunluktan ölecek gibi hissetmese her şey mükemmel gidiyordu kendisi için. Şimdiye kadar yaşadıkları sayesinde bu okula ilk girdiği zamankinden tamamen farklı bir yerde gibiydi.

Güçlenmişti. Eskiden Tong ile savaşsa yenileceğinden emindi. Şimdi bile kazanacağını pek düşünmüyordu ama kesin bir yenilgi almayacağı kesindi. Ruqy olması bir şeyi değiştirmezdi. Alkar pek normal biri değildi.

Üstü başı tamamen yırtık ve kirliyken kendini pek de harika hissetmiyordu. Ayakkabısına bakarken yüzünü buruşturmak istedi. Ayakkabının gerçek rengini unutmuştu. İçinden kahverengi olmasını umdu.

Relian'a bakış atarak konuştu. "Şu bilekliğe bak da ne kadar varmış öğrenelim."

Relian her ne kadar üç gündür kendisine tam olarak katılmış olsa da en az Alkar kadar berbat durumdaydı. Her bir şeyi dağılmış, göz altları çökmüştü.

Kendisi de farkındaydı canavarlar kendisinden çok Alkar'a yöneliyordu ama onu boş bırakacak değildi. Küçük de olsa yardımcı olabilmek için kendisi de dövüşüyordu.

Işığı kendisine materyal olarak almıştı zamanında. Bu biraz garip bir ışıktı gerçi. Aydınlatmaktan çok eritmeye, bozmaya yarıyordu. Kendi ışığını nereye tutarsa tutsun o canlının derisinde korkunç ve hastalıklı yanıklar meydana geliyor, hatta bazıları eriyordu!

Tabii biraz daha güçlü olsaydı bunları tam kapasitesiyle kullanabilirdi ama pek de güçlü sayılmazdı.

Relian'ın şuana kadar fark ettiği şeylerden biri ise hayatı boyunca nasıl kandırıldığıydı. A yurdunda saygı gören güçlü bir öğrenciydi. Yani kendisi öyle düşünüyordu. Şu beş günde Alkar'a bakınca anlıyordu ki asıl güçlü kendisi değil O'ydu.

Ona kafa sallayarak yanıt verdi ve bilekliği çıkardı. Yaklaşık bir gün önce canavarlardan biri Alkar'ın bilekliği yemişti. Bir tek kendisininki kalmıştı. O yüzden bunu çok iyi korumalıydılar.

İçindeki umudu geriye iterek açılmasını ve göstermesini bekledi. Eskiden her açtığında yaklaşmış olduklarını umardı ama bunu bırakalı çok olmuştu. Bir türlü varamıyorlardı lanet olası yere!

Bu sefer biraz geç açılıyordu. Alkar homurdanırken Relian bir kez bilekliğe vurdu. Neyse ki açılmıştı.

Relian gördüğü görüntüyle ağlamak istedi.

Heyecanla bağırdı. "Alkar!" Etrafını gözetleyen Alkar ani sesle kafasını ona çevirdi kaşlarını çatarak. "Ne oldu?" derken sesinden ne düşündüğü belli olmuyordu.

Relian mutluluka haritayı ona gösterirken, "Az kaldı!" dedi. "Bu sefer harbiden yaklaştık!"

Alkar ona inanmak istedi. Artık şu saçma yolculuğun bitmesini istiyordu. Haritaya bir bakış atınca doğru olduğunu anladı.

Yaklaşık bir saate lanet anahtar parçasının yanına varacaklardı.

Alkar az önce yorgun kendisi değilmiş gibi gerindi. Relian ile aynı mutluluğu taşısa da kendisi göstermemeye kararlıydı.

"Gücünü toplar." dedi ciddi bir sesle. Relian'a bakış atarken, "Anahtarın etrafında güçlü bir canavar olabilir. Ya da onun gibi bir şey." Hatırladığı derin bir nefes almak zorunda kaldı. Relian'a bakamazken, "Hatta kesin hazır ol çünkü bizden kat ve kat güçlü bir şey var."

Hatırladığı şey o yemekte Luna'nın söylediği şeylerdi. İkili oraya birkaç kişinin gönderildiğini ve herkesin öldüğünü söylemişti. Orada güçlü kişileri yok edebilecek kadar güçlü bir şey vardı.

Relian'ın kafasını karışmıştı. Bir an rahatladıktan sonra hemen farklı bir ifadeye bürünmesi başka bir şeyi bildiğini gösteriyordu. Merak etse de soramadı. Çünkü Alkar cevap vermezdi.

Alkar etrafa gergin bir ifadeyle bakarken, "Hızlanalım." dedi.

Yarım saat sonra neredeyse varmışlardı. Önlerine herhangi bir canavar çıkmadı, bu fazla şüpheliydi.

Relian derin bir nefes alırken kaşlarını çattı. "Alkar..." derken yüzünü buruşturmuştu. "Ben nedense biraz değişik hissediyorum."

Alkar yürümeye devam ederken sordu, "Nasıl yani?"

Relian anlamdıramıyordu. Farklı hissediyordu işte. Bu hissin kötü mü iyi mi olduğunu söyleyemiyordu ama onu gerdiği kesindi.

"Bilmiyorum." dedi sonunda derin bir nefes dışarı verirken. Alkar göz ucuyla ona baktı ve, "Haritayı bana göster." dedi. 

Relian sıkıntılı bir şekilde yürümeye devam ederken gösterdi. Alkar dikkatle baktı ve etrafı gözetlemeye başladı.

"Buralarda olmalı." derken sesinde herhangi bir ifade yoktu. Hala ormandaydılar ve çıkış falan görünmüyordu.

İkili daha da yavaşlayıp etrafı süzmeye devam ettiler. Haritaya arada bir göz atarken her yeri kolaçan etmeye çalışıyorlardı.

Sonunda gösterdiği yerde durdular.

Hiçbir şey yoktu.

Alkar kocaman ağaçlara bakarken, "Ben yukarıya bakacağım sen de yere falan bak." dedi. Onun da biraz bocaladığı belliydi. Anahtar parçasının kendisini hemen belli edeceğini düşünüyorlardı.

Alkar havaya fırlayıp ağaçların dallarına bakarken Relian yeri aramaya başladı. Yaklaşık yirmi dakika boyunca her yere baktılar. Öyle ki Relian elleriyle yeri bile kazdı ama bir şey yoktu. Yukarıdaki ağacın gövdesini oyan Alkar'a bakarken, "Bir şey var mı?" diye seslendi. Cevap olarak bir avuç homurdanma ve küfür kazandı.

Relian anlından akan teri elinin tersiyle silerken bu haritanın yanlış olma ihtimalini düşünmeye başladı. Bu onu hem korkutuyor hem de sinirlendiriyordu. Boşu boşuna bunca acıyı çekme ihtimali onu sinirlendiriyordu.

Yerdeki ölü yaprakları kenara çekerken gözlerini kısmıştı. Elleri yoklayarak arama yaptığı için garip şeyleri hissedebilirdi. Şu an eline garip bir şey gelmişti.

Bu şey bir ip miydi? Ya da bir sarmaşık. Garip bir rengi vardı.

Onu elinde tutarken ucunu göremedi. İlk önce çekmek istese de bunun sonucunda neler olacağını bilmediği için yapmadı. Yukarıdaki Alkar'a bakarken, "Hey!" diye bağırdı.

Alkar yaptığı işe ara verip ona baktı. Relian biraz ahmaktı aslında. Neden ipi kaldırıp ona gösterme gereği duymuştu ki. Mantık olarak... çekmiş oluyordu.

"Şu şeye de bir bak! Garip bir ip-"

Birden yer yarıldı

Relian sözünü bitiremeden tekrardan düşmeye başladı. Bu sefer su yoktu altında tabii.

Neyse ki çok fazla düşmedi. En fazla on metre kadar. Alkar da o ara boş boş ona bakmıştı sadece. Kurtarma girişiminde bulunmamıştı bile.

Relian düştüğü yerden dolayı kıçını ve başını ovuştururken etrafa bakmaya başladı. Her yerde ışıldayan enerji taşları ve garip şeyler vardı. Kenarda küçük bir göl ve çok yaşlı oldukları belli olan ağaçlar vardı.

Alkar da yavaşça yanına indi.

Relian küfür ederek ayaklanırken etrafa hayranlıkla bakıyordu. Burası... cennet gibiydi. Temiz havayı içine çekerken böyle bir gezegende buranın nasıl olur da var olabildiğini düşünüyordu.

Alkar etrafı gözetlemeyi kesince kulübenin varlığını fark edebildi. Burada bir kulübe mi vardı? Nasıl?

Relian da kulübeye bakmaya başladı. Aniden önünden süzülen bir şey yüzünden geriye sendeledi. "Bu da ne-" Gördüğü şey küçük bir periydi. Yaprak perileri falan mıydı? Relian şuana kadar ilk defa zararsız bir canavar görmüştü.

Alkar onun dikkatini kendisine yönelmesini sağladı. "Bilekliğe bak. Burayı mı gösteriyor?"

Relian farkına vardığı şeyle hemen çıkardı. Haritaya bakarken gözleri istemsizce kulübeye takıldı. Yutkunurken kulübeyi çenesiyle işaret etti ve, "Tam orayı gösteriyor." diye fısıldadı.

Kocaman bir canavar ya da herhangi ürkütücü bir şey bekleyen Alkar bunu beklemiyordu. Bir kulübe mi? Neden?

Kurumuş dudaklarını ıslatırken Relian'a işaret verdi. Eğer merak ediyorlarsa gidip öğrenmeliydiler. "Gidelim o zaman."

Relian hareketlenmiş Alkar'ın kolundan tutarak durdurdu. Endişeyle etrafa bakarken, "Bu ne kadar doğru?" diye mırıldandı. Gözlerini kısa bir süreliğine yumup açan Alkar bıkkınca nefesini üfledi. "Relian." derken çocuğa anlatır gibiydi.

"Burada durup beklemek bize ne kazandıracak? Harekete geçmezsen hiçbir şey ilerlemez." dedi. Relian onun haklı olduğunu bildiği için omuzlarını düşürdü ve garip bir şekilde acayip normal olan kulübeye yürümeye başladılar.

Verandasına çıktılarında hiçbir şey olmadı. Eski olduğu çıkarttığı gıcırtılardan belliydi. Alkar yüzünü ifadesiz tutarak ilk önce tıkladı. Biri var mıydı emin olamıyordu.

Ses gelmedi. Biraz beklediler. Hiç kıpırdanma olmayınca Alkar elini yavaşça kapının kulpuna attı. İçini açınca karşılaştığı manzara beklediği gibiydi.

Terk edilmiş gibi görünüyordu bu kulübe.

Birkaç adımda tamamen içerideydi. Relian da merakla peşinden içeri girdi. Sonra kapı kapandı.

Gezegenin asıl merkezinde olduklarından şuan bir haberdiler. 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1323

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1126

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 940

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 862

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 746

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 699

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 678

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 618

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 574

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 545

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 452

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 210

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 195

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 148

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 144

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 123

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 118

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 118

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 94

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 73

Site İstatistikleri

  • 17481 Üye Sayısı
  • 466 Seri Sayısı
  • 23528 Bölüm Sayısı


creator
manga tr