"Çok fazla eğilmek kişiyi kambur eder." #Swallowed Star

DİPTEN EN TEPEYE - 93. Bölüm: Börü (4)


Tae sürüyle bakışırken gözleriyle etrafı taradı. Onların kendisini yakalmasına izin veremezdi. Onlara karşı şu anki haliyle kazanması imkansızdı. Hafifçe yutkunurken aniden kendisine gelen üç tane canavardan kaçınmak için havalandı.

Şu işe bakın ki tavan yüksekliği havalanmak için müsait değildi. Tae'ye zor anlar yaşatan mağara sayesinde neredeyse yere çakılıyordu.

Diğer canavarlar ise burada doğup büyüdükleri için ortamı baya hakimlerdi. Uçabilmek onlar için sorun değildi. Bir tanesi, "Hehe." diye güldü. "Basit biri bizim bölgemizde bize karşı mı kazanacak?!"

Tae cevap vermedi ve çok hızlı bir şekilde pençelerini açmış kendisine doğru uçan yaratıktan dikite çarpmasını sağlayarak kaçındı. Bilincinde git gel yaşayan canavar, "Lan!" diye çığırdı. Tiz sesi sayesinde kendi arkadaşları bile yüzünü buruşturdu. "İğrenç şey! Sinek gibi kaçma, bırak da ezelim seni!"

Tae homurdandı, "İzin verirmişim gibi... Ahmak mısınız nesiniz?"

Duymuşlardı ve şuan daha da öfkelilerdi. "Lanet olası! Seni pençelerimle parça pinçik edeceğim ve o ruh yaratığının önüne atacağım!" Tam Tae'ye atlayacakken Tae ani refleksle aşağıya indi. İkili birbirlerine tosladılar ve başlarını tutarak küfür etmeye devam ettiler.

"Bu benim avım ahmak!" diye bağıran canavar diğerini iteklemişti. İteklenen canavar ise, "Hadi oradan beceriksiz! Sinirlenince bizi sen çağırdın!" dedi. Tae bunları ayırt edemiyordu o yüzden ilk karşılaştığının hangisi olduğundan emin değildi. Aynılardı.

Onlar tartışırken diğerlerinden daha olgun olan ve güçlü olan üç kişiyle karşı karşıya kaldı Tae. O kadar kaçmaya odaklanmıştı ki kendisine yaklaşan bu üçlüyü fark edemedi.

PAT! Ani darbeyle kan kusarak duvara çarpan Tae'nin birçok kemiği kırılmıştı. Diğerleri de ciddileşirken hep birlikte yere konup Tae'nin önünde durdular. Ona vuran kişi Tae'nin tek vuruşla kanlar içinde kalan bedenine göz atıp konuştu. "Bu kadar güçsüzken meydan okumak senin neyine?" derken o kadar küçümseyici bakıyordu ki o bakışlara maruz kalan kişi yerin dibine girmek isterdi.

Tae başından kanlar akarken ayaklanmaya çalıştı ama kafasına koyulan pençelerle zorla yerine oturtturuldu.

Yarasamsı canavar, "Ne o? Hani şu son çırpınış dedikleri şeyi mi yapacaksın?" dedi. Tae başı dönerken ve ağzı kanla dolmuşken konuşamadı. Karşılarındaki canavarlara yarı açık gözleriyle bakıyordu. Bu gezegen Tae'nin enerjisini yediği için enerji de toplayamıyordu, aksine kaybediyordu.

"Senin türün nedir?" diye benzer birkaç mırıldanma duyabildi zar zor. Ağzını açsa da sadece kan çıkabildi.

Durumu çok vahimdi. Karşısındakinin tek pençe darbesiyle ölürdü. Pelteklenmiş beyniyle düşünmeye çalılıyordu ama bir çıkış bulamıyordu. İçinden güldü, "Galiba cevap bulabilmek için baya zeki olmak gerekiyor..." derken kendine nefret kusuyordu içten içe.

Yarasa devam etti. "Türünü bilmiyor musun?" derken düşünüyordu. Kimse Tae'yi tutmak için bir girişimde bulunmamıştı çünkü zaten kendilerine bir şey yapabilecek durumda değildi.

Tae düşündü. Neydi o bilmiyordu ama... pek de harika bir tür olmadığı kesindi. Şuana kadar birçok kez kanlar içinde kalmış, ölümle burun buruna gelmişti. Ve o kendi türü birkez bile uyanmamış, kendisine yardım etmemişti.

Tae kendi türünün bencil olduğunu düşünüyordu.

Bir de kibirli...

Ağzından akan kanları umursamadan, "Bilmiyorum..." diye mırıldanabildi zar zor. Yarasalar kendi aralarında mırıldandıkları için tam olarak duyamadılar. Bir tanesi, "Ne dedin?" diyerek ona baktı.

Tae'nin gözünden kanla karışık bir göz yaşı aktı. "Bilmiyorum." derken sesinde öfke ve nefret vardı.

Sonra gözü karardı.

Kaç saniye geçti bilmiyordu ama açtığında yine karanlık bir yerdeydi. Küçük bir ışık hüzmesi hariç hiçbir şey yoktu. O da sadece burayı aydınlatmak içindi. Tae içinden, "Neredeyim?" diye mırıldansa da başka bir ses dışardan cevap verdi.

"Kendi türünün asıl bölgesindesin." diye konuşan garip, pürüzlü ve biraz korkutucu ses Tae'nin donmasına neden oldu. Bu ses... tek kelimeyle boyun eğdiriciydi.

Tae ne yapacağını bilemiyordu. Ölmüş müydü? Belki de ölmüştü ve cehenneme gelmişti. O ses de kendisini başka yere gönderecek üstün bir varlıktı.

Peki neden kendi türünün asıl bölgesindesin desin ki?

"Neden..." diye mırıldandı. Sonra başına birden ağrı saplandı. Nefesi kesilirken aniden bağırarak diz çöktü. Canı çok acıyordu. Sanki kafasında bir şeyler parçalanıyordu.

"Ne neden?" diyen ses Tae üzerindeki baskısından bir haber gibiydi. Ağzından kan akan Tae nefes almak için boğazını tuttu. O sese cevap veremiyordu. Çok kötü hissediyordu.

Neler oluyordu bir fikri yoktu ama çok kötü hissediyordu. Neredeydi, şu ses neydi ve neden bahsediyordu bilmiyordu. Şu an tek isteği şu acıdan kurtulmaktı.

Ses yeniden, "Ne, neden?" diye sordu. Tae cevap vermedikçe ağırlaşan havayı hissetti. Zar zor çıkan sesiyle, "Neden buradayım?" diye mırıldanabildi.

Cevap gelmedi. Tae öfkelendini hissetti. Hayır... şu aralar baya öfkeleniyordu ama bu öfke başkaydı. Acısını siktir etti ve ağzından akan kanları umursamadan, "Neden!!" diye feryat etti.

"Neden kendimi yıllarca insan sanarak büyüdüm? Neden hep ezildim, hor görüldüm? Neden insan olmamam rağmen hala eziliyorum? Neden güçlü değilim?!"

Bütün nefretini kan kusarak boş yere doğru haykırdı. Başka bir şey onu durdurmadı ve sadece dinledi. Tae öfkesini kusmasının verdiği rahatlıkla nefes nefese çöktüğü yere baktı. Bir an çıt bile çıkmadı.

Sonra, "Türümüzün laneti..." diye bir ses geldi. Çok yakındı, aynı zamanda uzak. Ne? Lanet mi? Tae anlamıyordu. Sadece şuan istediği tek bir şey vardı.

"Onları..." dedi canavarları düşünürken. Şuan kendi bedenine bakıyor olmalıydılar. "... Yok edebilecek kadar güçlü bir ırka mı mensubum ben?" derken adını bile bilmediği ırkını sorguluyordu. Hafif, çok hafif bir gülüş çalındı kulağına. Bu gülüş alaycıydı, aynı zamanda keyifli.

"Sen güçlüsün." diyen ses kendinden emindi. "Bizler güçlüyüz." diye devam ettirdi. Tae dudaklarını ısırdı. Metalik tat ağzının her köşesindeydi. O da alayla gülerken mırıldandı. "Ben yanlış adam olmalıyım." derken kahkaha atmamaya çalışıyordu. Devam etti. "Benim bir gücüm yok. O emretme şeysi de nasıl oldu bilmiyorum ama... Ben güçlü değilim."

Işık hüzmesine doğru kaldırdı başını. Böyle düşünüyordu.  Başka bir ırktan olduğu kesindi ama tek bir kelimesiyle kendisini donduran bir ırka mensup olduğunu düşünmüyordu. Tae'ye göre kendisi daha basit bir ırktan gelmekteydi.

O ses konuştu. "Konuşmamız bile bunun kanıtıdır." Tae anlam veremedi bu söze. O kadar güçlüyse herhangi birinin bilinciyle konuşabilirdi, değil mi? Bu nasıl kanıt olabilirdi.

Bunu ona söylemek istedi. "Nasıl konuşmak bir kanıt olsun ki? Eminim benimle konulabilecek kadar güçlüsünüzdür..."

Aldığı tek şey alaycı bir kıkırdamaydı. "Herkes konuşamaz..." derken esrarengiz bir ses tonuna sahipti. Tae anlam veremedi. Tam, "Neden bahsediyorsun-" diyecekken devam etti o sesin sahibi.

"Sözcükleri dinle." 

Tae anlamadı. Ne demek sözcükleri dinle? Sinirle gülerken başkalarının alay konusu olmak istemediğini fark etti. "Yeter be!" dedi. Anlında bir damar atmıştı. Çok berbat hissediyordu. "Dalga geçmeyi kes! Hangi ırktsansın bilmiyorum ama ben zaten bir ölüyüm seni ahmak-"

Aniden durmak zorunda kaldı. İstemsizce sözcükleri dinlemişti. Tae... kendi dilinde konuşmuyordu.

O ses konuştu. "Utran ehanda oun." (Fark ettin.)

Tae gözlerini dehşetle açtı. İlk defa duyduğu bu dili nasıl konuşabilirdi?! Nefesleri sıklaştı ve, "Nasıl mümkün olabilir?" diye mırıldandı. Hiç duymadığı bir dili konuşabilmek... Kendi ırkına ait olduğu için miydi bu?

Cevap gelmedi. Zaten cevap beklemiyordu. "Ben..." dedi içindeki değişik bir şey yeşerirken. "Ölüyorum." diye devam etti. Nedense o sesin de bunu bildiğini hissetti.

Ayaklanırken omuzlarını da dikleştirmişti. "Enerji çekemiyorum." dedi artık bir şeyleri umursamayı bırakırken. Sonra düşünürdü bu garip olayları. İlk önce yapması gereken şey şu canavarları öldürmekti. Anlına düşmüş saçları geriye tararken ışığa bakarak devam etti konuşmasına. "Ne yapabilirim?"

Tae artık kendini daha güvende hissediyordu. Birden bire kendine güveni gelmişti. İçten içe bu canavarları bir bakışıyla yenebileceğini biliyordu. Henüz bunu kabul edebilecek güce sahip değildi.

Kadim ses konuştu. Tae'nin bütün hisleri şahlandı. "Bizim..." dedi eğlence pırıltılar içeren sözleri. "Odhue'den enerji aldığımız doğru... Zaten teknik olarak başka enerji yok. Ama... garip bir şey var. Toparlanmamız ve odhue'yi daha iyi hissedebilmemiz için çok önemli bir şey."

Tae yutkundu. Zihnine bir şeyler doluşuyordu.

O ses son kez konuştu. "Uyan."

Tae gözlerini açtı. Hala kanlar içinde yerdeydi. Canavarlar ise ona bakıyordu. "Neden beş saniyedir bize bakıyor bu?" diyen bir canavar diğerine fısıldamıştı. Tae... ayaklanmaya çalıştı. Hala birçok kırığı vardı. Yeni fark ediyordu ki kollarından biri neredeyse ters dönmüştü. Umursamadı.

Ayaklanmaya çalışan Tae'yi izleyen canavarlar anlamaya çalışıyorlardı. Bu çocuğun sorunu neydi?

Tae sırtını duvara verdi ve az önce soru soran canavara baktı. "Sor." dedi. Emir veren ses tonuyla canavar kekeledi.

"Neyi..?" diye mırıldanırken ani değişimi hissedememişti. Bu çocuk neden kendilerine öyle bakıyordu? Burada neredeyse ölü durumda olan kendisiyken o bakışta neydi?!

Tae, "Sor!" dedi hiddetlice.

Canavarın zihninde beliren soru ağzından çıktı. "Sen hangi türe aitsin?"

Tae sırtını duvardan ayırdı ve birkaç adım attı aksayarak. Yaralarından akan kanlar yerde neredeyse bir göl oluşturmuştu. Yamuk duran kolu ve garip bakan gözleriyle canavarların karşısındaki manzara korkunçtu. Hareket edemiyorlardı.

Tae elini kaldırdı. Soran canavarın boğazına yapıştı aniden. Kimse hareket edemedi. Deliliğin izlerini taşıyan gözlerin sahibi mırıldandı. "Uram En Ruqy."

Aniden canavarın ruhu ellerin sahibine çekilmeye başladı! Gözlerde kitli kalmış gözler... bir şey yapamadı. Ruhun acı feryatları ruhların dünyasında yankılanırken yaşayanların dünyasında hiçbir şey duyulmadı!

Saniyeler geçtikçe kuruyan bedene arkadaşları dehşetle bakabildi. Sonunda Tae ruhu... yedi.

Birkaç yarası saniyeler içinde iyileşirken Tae yamuk kolunu düzeltti bir kez bile duraksamadan. Sanki... o az öncekiyle aynı kişi değildi. İçine ne kaçmıştı bu çocuğun?!

Tae elindeki az önceki bedene ait tozları silkeledi. Yaraların hepsi gitse de öncekinden daha güçlü hissediyordu Tae. Gözlerinde bir şeyler kıpırdanıyordu.

Kendisine dehşetle bakan dörtlüye baktı. "Durun olduğunuz yerde." diye emir verdi. Karşılarındaki canavarlar istemsizce onu dinledi. Tae dudaklarını yalayarak, "Açım..." derken diğerine yönelmişti bile. Geriye kalan ruhları da yedi.

Gözleri tamamen kendi ırkınınkine benzerken ağrıyan başını ovaladı. Odhue'yi eskisinden daha iyi hissederken daha rahat hissediyordu. Uçuşan tozlara bakarken gözleri eski halini aldı ve, "Yemek için teşekkürler." diye mırıldandı.

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1259

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1081

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 890

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 822

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 702

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 659

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 644

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 602

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 552

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 523

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 377

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 205

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 195

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 188

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 143

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 141

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 119

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 99

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 15561 Üye Sayısı
  • 507 Seri Sayısı
  • 20944 Bölüm Sayısı


creator
manga tr