Korku dağları bekler. #Atasözü

DİPTEN EN TEPEYE - 87. Bölüm: Umduklarımız


Neyse ki odada bir ayna vardı.

Her ne kadar aynadaki görüntü Alkar'ı korkutsa da bundan kaçamayacağını biliyordu. Bilinci kapalıyken yaptığı dövüşlerde aldığı yaralar asıl bedenini etkilemiyordu. Bu yüzden orada olan şeyin gerçek bedenine olacağını düşünmemişti.

Ama her nasılsa orada olan şey aynen bedenine geçmişti. Lekemsi şey biraz daha büyümüş gibiydi. Sanki dalları vardı ve yavaşça tüm vücuduna yayılıyordu. Alkar bundan kesinlikle hoşlanmıyordu çünkü o leke büyüdükçe acısı da artıyordu.

Börü bu lekenin büyüdüğünü bilen tek kişiydi. Her gördüğünde yüzünü buruşturan ruh yaratığı yine aynı tepkiyi verip endişeli gözlerini Alkar'a dikmişti.

"Bu her savaştığında daha da mı büyüyecek?" derken sonunu kestiremediği için sesi hoşnutsuz gibiydi. Alkar da cevabı bilemediği için omuz silkti.

"Emin değilim ama acımı arttırdığı kesin." derken açtığı üstünü tekrardan düzeltti. O siyah lekeye daha fazla bakmak istediğini sanmıyordu. Rakibi o lekeye neden öyle bakmıştı bilmiyordu ama tam olarak ölmeden önce adamın yaptığı dehşet ifadesini görmüştü.

Ne gördü ya da ne hatırladı emin değildi ama kesinlikle iyi bir şey olmadığı kesindi. Alkar aptal değildi. O lekenin bir an da olsa adamın silahına değdiğini görmüştü.

Şuan şimdiye kadar düşünmek istemediği şeyi düşünmek zorundaydı.

Bu leke canlı olabilir miydi?

Bir bilince veya onun gibi bir şeye sahip olabilir miydi?

O tam olarak neydi?

Neden soruları beynini yerken şu görevi bitirir bitirmez her ne kadar Tong denen herife güvenmese de ona danışmalıydı. O da kendisiyle aynı yöntemi kullanıyor sayılırdı. Belki bilgi sahibiydi, bunun önlemini almış olabilirdi, değil mi?

Börü'ye döndü daha fazla düşünmek istemediği için. "İçki mi içtin yine?" derken gözleri suçlayıcıydı. Yerde kaç tane şişe var sayamıyordu bile.

"Bir işine yaramadığı halde neden içki içer ki bir ruh yaratığı?" derken konuyu değiştirmenin verdiği rahatlıkla yerdeki bir şişeye tekme attı. Börü ona tip tip bakarken, "Üzgünüm ama siz insanlar gibi çok da ihtiyacımız yok uykuya. Sıkılınca ve odadan çıkamayınca ister istemez başka şeylere sarıyorum..."

Alkar bir yandan da onu anlıyordu. Neden dışarı çıkmadığını soracak olursanız, ilk gezgin oldukları zamanda bir otelde kalmışlardı yine. O zaman biri dinlenirken diğerinin yanında olması gibi bir zorunlulukları yoktu. Alkar o zamanlar daha sık girerdi diğer evrene. Bir gün neredeyse uyurken öldürülecekken Börü son anda görmüş ve yakalamıştı. Alkar buna rağmen uyanmamıştı bile. Bir de aynısı Börü'nün başına gelince böyle bir kural oluşmuştu. Bu işi genellikle Börü yapsa da eskisi gibi şikayetçi değildi.

Börü hala kabullenemese de aralarında garip bir bağ oluşmuştu. Kaç kere birbirlerinin kıçını kurtardıklarını bilmiyorlardı. Arkadaştan öte dost sayılırlardı. Elbette ikisi de bunu dile getirmiyordu.

"Çıkmalıyız." diye mırıldanan Alkar etrafın dağınık bırakmayı önemsemedi. Aşağıya inmelilerdi. Bu saatlerde toplanmaları gerektiğini yazmışlardı bilekliğe. Börü'nün bilekliğinden görmüştü Alkar.

Zaten pek bir şey yoktu, hemen aşağıya indiler. Sadece Kral ve Kraliçe vardı. İkisine de bakınca baya keyifli olduklarını gördü. Birkaç saniye dik dik baksa da şuan kavga havasında olmadığı için kollarını göğsünde birleştirip beklemeye başladı.

Çok geçmeden diğer ikili de aşağıya indi. Pek de harika görünmüyorlardı. Harika anlaşamamış gibilerdi.

Relian'ın elinin üzerindeki kızarıklığı görünce kaşları havalandı. Sormuş olsun diye, "Ne oldu?" diye sordu. Cevap olarak Tae'ye yönelen öfkeli bakışları gördü. Tae'de baya öfkeli gibiydi.

"Sanki bilmiyorsun..." diye homurdanan Tae Relian'dan uzaklaşmıştı. Alkar cevap vermedi, büyük ihtimalle yine kavga etmişlerdi. Relian'a bakınca rahat bir nefes verdi. Tae kendini açığa çıkarmamıştı belli ki.

Risk ala ala odaya koymuştu ama Tae'nin kendini kontrol edemeyeceğini de düşünmüştü bir ara. Ummaktan başka çaresi yoktu. Neyse ki umduğu gerçekleşmişti.

Kral çıkış işlemleri hemen halledince yola çıkmaya hazırlardı. En geç birkaç saate istedikleri yere varacaklardı. Alkar sayesinde hızlarını arttırdıkları için daha erken varmışlardı buraya. En azından kısa da olsa zaman kazanmışlardı

Daha fazla durmadan yola koyuldular. Alkar her zamanki gibi Kral ve Kraliçeye yakın gitmeye çalışıyordu. Öndeki ikili Alkar'ın amacını anladıkları için homurdandılar.

"Senin varlığına rağmen arkadan iş çevireceğimizi düşünüyorsan yanılıyorsun..." diye mırıldanan Kral'ın sesi dalgacıydı. Alkar bir şey demedi. Açıkcası ne kadar saçma davrandığı umurunda değildi. Risk almak istediği bir şey değildi.

Yolculuk devam ederken bir şey olmadı. Ne garip bir şekilde davranan birini gördü ne de kavga eden birini. Bu ummadığı bir şey olsa da içten içe mutlu olmuştu. Bunla uğraşası yoktu çünkü.

Hızla ilerlemeye devam ederken sıkıntıyla nefesini verdi. Kafasının içindekileri sesi derin enfes verince anca duyabildi. Acaba ne zamandan beri konuşuyorlardı?

"Uzun süredir bununla uğraştıklarından haberim yoktu." diye mırıldanan Alvar'ın sesi heyecanlıydı.

"Bu güzel bir şey mi yani senin için?" diyen Emest bir şeyleri anlayamıyor gibiydi. "Dostum tehlikeli bir yolculuğa çıkmanın neresi eğlenceli? Ayrıca sen daha gençsin! Git otur evinde geliş öyle çıkarsın yolculuğa falan..." derken sesinden huysuzluğu anlaşılıyordu.

Alvar, "Bunu uzun zamandır istiyordum ve ailem bizzat izin verdi yani sorun yok! Ayrıca..." cümlenin sonuna doğru sesinde kendini bilmişlik tonu herkese kendini hissettirdi. "Alkar şuan daha tehlikeli bir yolculukta ama aranızda ona bir şey diyen yok... Yok öyle ayrımcılık." 

Vitale küfür etti. Alkar açıkcası şaşırdı. Adam uzun zamandır küfür etmiyordu çünkü. "Siktir oradan bebe. Sanki onun durumunu bilmiyorsun. Kendisini korumak zorunda. Onu koruyacak birine sahip değil yani bu zorunlu bir yolculuk... Ama seninki mallık?"

Alvar karşı çıktı elbette. "Mallık değil! O efsanevi bitkiyi bulmak benim hayalim!" Alkar olayı anlamıştı.

Mana konuşurken sesinde ekşimsi bir ton vardı. "Ne kadar harika! Hadi olmayan bir şeyi bul da ettiğimiz laflar götümüze girsin!" Garon bu lafla bastı kahkahayı! Garip sesler çıkarırken, "Dostum ilk önce seninkine girsin yoksa ben cesaret edemem!" derken dalgacı sesiyle herkes yüzünü buruşturdu.

Mana, "İğrenç herif..." derken küfür mırıldanmayı da ihmal etmedi. Sonra konuyu değiştirdi. "Ben de işte onunla bir yolculuğa çıkıyorum..." derken sesindeki kendini beğenmiş havayla sanki Tanrı'yı ayartmış gibi konuşmuştu.

Alkar düşündüğü benzetmeyle yüzünü buruşturdu.

O dediği kişi şu yıllardır peşinde koştuğu ama her zaman ilgisinin geri teptiği Mana'nın deyimiyle 'Taş Bebek'ti galiba. Mana öyle bir anlatıyordu ki bazen Garon bile ona yavşamıştı.

Mana tarafından lafla linç edilmişti elbette. Her ne kadar Mana eğlence adamı olsa da dediğine göre birkaç yıldır bu kıza takmıştı. İstediği olmadığı için dediğine göre başkasına odaklanamıyordu. Adam farkında değildi ama Alkar'a göre Mana o kızdan hoşlanmaya başlamıştı bile.

"İkiniz baş başa mı peki?" diye soran Alkar sesindeki imayı gizledi. Mana öksürerek boğazını temizlerken herkes tek olmadıklarını anlamıştı.

"Bir de randevuya çıkıyormuşsunuz gibi anlatıyor, piç." diye mırıldanan Garon dalga geçmeye başladı hemen. Kendisi kadınlar anlamda hiç sıkıntı çekmeyen biri olarak grubun saplarıyla dalga geçmeyi kendine görev edinmişti. Çoğu kendini takmasa da bunu yapmayı kesmiyordu.

Mana, "Puşt herif. Tek olmasak hatta randevu değil görev olsa bile aynı ortamda olacağız. Bu yetmez mi?" derken gayet ciddiydi.

Vitale kahkahasının arasında "Tabii..." diye mırıldandı. Mana homurdanarak küfür etti.

Roald da bu duruma hafifçe gülse de Mana hakkındaki herhangi bir şeye yorum yapmamaya çalışıyordu. Aralarının hala kötü olması bunun nedenlerinden biriydi. Aslında tek neden buydu zaten.

Roald, "Ben de haberlerle geldim." derken yokluğunu açıklamaya girişmişti. Her ne kadar varlığını birkaç kelimeyle belli etse de pek konuştuğu söylenemezdi.

En son en az onlar kadar büyük olan imparatorlukla barış imzalamışlardı ve Roald'ın dediğine göre kendisi karşı imparatorluğun prensesine karşı bir ilgi duymuştu. Diğerleri Alkar da deahil olmak üzere bunu saçma ve gereksiz bulsa da Roald bilmem kaç yıllık hayatında ilk defa gerçek anlamda birinden hoşlandığını söylemişti.

Herhalde o iş hakkında gelişen olayları anlatacaktı. "Eh, kızın bana karşı artık gerçek anlamda ilgisi var." derken sesindeki gururu herkes hissetti. Ne yapmış ne etmiş kızı kendine çekmişti herhalde.

"Dostum bula bula düşman imparatorluğun kızını mı buldun? Hayır heyecan arıyorsan şuan bizle konuşarak heyecanın dibini yaşıyorsun. Ne bu aptallık? Ailede mi var?" diye konuşan Vitale ciddiydi.

Roald'ın sesinden biraz moralinin düştüğü belliydi. "Sevinirsiniz sanmıştım. Sonuçta en çok saplıktan kurtulmaya yakın olan benim." Kimse tebrik etmek için kılını kıpırdatmadı.

"Eh, en azından bunun ardından bir şey çıkmamasını ummalıyız?" diye sorarcasına konuşan Alkar'ı Emest onayladı.

Roald anında itiraz ederken, "Ben kıza yaklaşan tarafım!" dedi. Bu diğerlerini ikna etmezken Roald sözlerine devam etti. "Ayrıca ben üçüncü prensim. Ne veliaht prensim ne de onun yedeği. Yani o kadar da önemli konumda değilim. Birçok bilgiden doğru düzgün haberim bile olmazken o kızın benden bir çıkarı olması mümkün değil!" dedi kararlı bir sesle.

Yaklaşan oydu, ayrıca üçüncü prensti.

Hepsi yanılıyor olabilirdi. Belki de Roald'ın geleceğini istemeden de olsa kapatıyorlardı.

Alvar, "Hemen karar vermek yanlış." dedi. "Sen yine de dikkatli ol, kaptırma. Emin olunca seversin zaten kızı. Hatta evlenirseniz koskoca iki imparatorluk birleşir!" derken sesi coşkuluydu Alvar'ın.

Diğerlerinin de keyfi yerine geldi. Birine olan iyi şey sanki kendilerine olmuş gibi sevinmek hobileri olmuştu artık.

Alkar önündeki ikiliye sonra arkasına baktı. Bir de çok yaklaştığı gezegene. Bir şeyler yaklaşıyordu. Hayır, Alkar bir şeylere yaklaşıyordu.

"Umarım her şey bizler için umduğumuz gibi gider." diye mırıldanan Mana'yı duyunca hafif.e tebessüm etti.

İçinden 'Umarım' diye fısıldarken Ewlıp'e bakıyordu.

Roald, "Şimdi biraz fazla konuşamayabilirim çünkü hazırlanıyorum! Gelecekteki muhtemel yengenizle randevum var." derken sesi mutluydu. Alkar onun mutlu olmasına sevindi.

Bir süre geyik yaptılar. Çoktan evli grubuna koymuştu Roald'ı Garon. "Ah, evlenmeden önce gençliğinizi yaşayın!" diye bağıran adam yüzünden başı tekrardan ağrırken bir şey demedi. Onun yerine Vitale ağzının payını vermişti zaten.

Uzun süren saçma konuşmadan sonra herkes gitti.

Sonra... Roald bir daha konuşmadı.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 979

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 921

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 761

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 723

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 604

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 531

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 519

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 496

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 447

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 426

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 213

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 195

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 159

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 159

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 132

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 96

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 74

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 71

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 63

Site İstatistikleri

  • 8872 Üye Sayısı
  • 223 Seri Sayısı
  • 13798 Bölüm Sayısı


creator
manga tr